Göğü soğutamazsın

GİZLİ KAYNAĞIMIZ ENERJİ VERİMLİLİĞİ
Aydınlatma, elektrik faturasının %5’i tutuyor.
Asıl maliyet; soğutma ve ısıtmadan geliyor.
Üstelik soğutma, ısıtmanın 3 katı…
Yalıtım sayesinde faturayı %50 azaltmak mümkün.

Yaz aylarında klimaların, kış aylarında ısıtıcıların elektrik faturası can yakar. Buzdolabı ve aydınlatma ise 7/24 ve 52 hafta boyunca enerji harcar.

Hani enerji tasarrufu her gündeme geldiğinde, iki ampulden birini söndürüyorduk ya meğer toplam faturanın %5’ine denk  gelen aydınlatma masrafından kısıyormuşuz. Üstelik ışık konforumuzu daraltarak…

Oysa bir evin enerji faturasının %80’ini, ısıtma ve soğutma enerjisi oluşturuyor. Enerji obur binaların asıl büyük derdi; soğutma ve ısıtma giderleri ve bir alanı soğutmak için harcadığımız enerji, ısıtmandan 3 kat fazla!

Hal böyle olunca enerji verimliliğinin omurgasına ısı yalıtımı oturuyor. Yetmiyor; aynı omurgada verimli teknolojileri kullanmama, binaları, tesisleri enerji verimini gözeterek tasarlamama gafletimiz söz konusu…

Kentsel dönüşüm gündemde… Halen üçüncü sürüm konutlarda oturuyoruz ama kötü yalıtım yüzünden enerji israfımız zıplayıveriyor.

Elektrik faturasını %50 azaltmak elimizde…

         ISI YALITIMI YAPSAK GÖĞÜ ISITMASAK?

DEVAMINI OKU

Merakıma dokunma

AR’aştırıyoruz ama neden GE’liştiremiyoruz?
Farklı olandan KORKU
Bize benzemeyenden NEFRET
Rakiple düello yerine PUSU
Akıl yerine KURNAZLIK
Sabır yerine TELÂŞ
Merak yerine BİAT
Bilgi yerine KANAAT
Özgün yerine TAKLİT
Ödül yerine CEZA
Oysa icat çıkaran gencimiz çok.
@serefoguz

Ben çocuğum… Merak benim işim. Her gün yüzlerce soru sorarım ebeveynime; ‘Bu NE?’ diye… Bıktırırım bazen onları.

Dedim ya ben çocuğum; Merak benim var olma biçimim…

Biraz büyüyünce ana sorum; ‘NASIL?’ olur. Bu sayede evren nasıl çalıştığını öğretir bana. Mühendislik sürecim başlar.

Genç olurum, merakım hala benimle ise bu defa sorularım değişir; ‘NEDEN?’ halini alır. Bu süreçte evrenin mimarisi şekillenir zihnimde. Ben gencim ve MERAK hala elimden alınmamışsa nihai soruya ulaşırım; ‘NEDEN OLMASIN?’

Tek isteğim vardır; merakımı elimden alma! Ama sen ey eğitim sistemi; önce ana-babam merakımı zedeler; ‘sorma, yapma, uslu dur.’ Sonra sen devreye girersin. Günde 400 soru soran ben; ilköğretim-lise eğitimi ardından üniversite kapısında tek soruya indirgenirim; ‘Sınavda ne çıkacak?’

Oysa bıraksan, merakımı elimden almasan; Lagari olurum, Fatih olurum, Vecihi olurum, Killigil olurum, Devrim olurum, Bandırma Feza Kulübü olurum, mucit olurum, BEN olurum.

         MERAK EDİYORUM; MERAKIMLA DERDİN NE?

DEVAMINI OKU

Ekmek bilginin ağzında

NEYİ BESLERSEN ONU BÜYÜTÜRSÜN
İnterneti ilkelliğinin emrine verirsen daha donanımlı ilkel olursun.
Cehalet boş bilgiyle giderilmez.
İşte senin hayatta kalman için gerekenler;
Günde 3 litre su 3 bin kalori ve 3 GB bilgi.

Bilgi toplumu; yürürken bile öğrenebilen birey yetiştirmek ile mümkün. Bilgiye talip olmayanları eğitmek ise dünyanın en verimsiz işi. Çocukların merakını kamçılamak ve onları ‘hızlı öğrenen, öğrendiğini hayata geçiren’ insan haline getirmek için illa ki Milli Eğitim reformu mu bekleyeceğiz?

Kitap okumayan ile okuma yazma bilmeyen arasında aslında hiçbir fark yoktur. Evlerde kitap okumamızı engelleyen ne bir yasa ne de bir gelenek mevcut değildir. Çocuklarımızda merakı beslersek, yarını inşa ederler. Bunun için yetişkinin  bilgiye talip olması gerekir. Ekmek, aslanın ağzında değil bilginin ağzında… Eğitim, bireysel sorumluluğumuz artık…

Aksi halde kuru ekmeğe talim eden ve açlıkla terbiye olan sıradan bir ulus kalacağız. Cehaletimizden eğitim sistemi ve okullar değil, bizler sorumluyuz. Okumayan, okuduğu şeyi anlamayan; fareli köyün kavalcısı gibi, küresel arenanın marabası olacaktır. Neyi beslersen; ancak onu geliştirirsin.

Beslediğin kadar da gelişebilirsin zaten. Gerisi hikâye…

     BUGÜN İŞE YARAR NE OKUDUN, NE ÖĞRENDİN?

DEVAMINI OKU

Kentini çek kendini çek

FOTOĞRAF EKONOMİSİNE KATKI
Dün; bakmak için fotoğraf çektiriyorduk.
Bugün, bakılmak için çekiyor ve paylaşıyoruz.
Ancak KENDİMİZİ çektiğimiz kadar KENTİMİZİ çeksek turizme büyük katkı sağlayabiliriz.

İlk fotoğraf, bundan 200 yıl önce çekilmişti. Eskiden fazla yaygın değildi. Bugün her cep telefonu, fotoğraf makinesi ve günde 1.8 milyar fotoğraf çekiliyor.

Söz konusu turizm olduğunda fotoğraf, inanılmaz önemli hale gelir. İnsanlar gördüğünü benimser, benimsediğine gider. Bugün New York diye aradığında milyarlarca fotoğrafa erişirsin. İstanbul diye aradığında, milyonla yetinmelisin ve çoğunu da bizler değil, turistler çekip paylaşmıştır.

Önerim şudur; mademki hepimizin cebinde en az 1 kamera var; kendimizi çektiğimiz kadar kentimizi de çekip, sosyal medyada paylaşsak? Bu sayede kentimizin etkin tanıtımına hizmet eder, bilinirlik sağlayabiliriz.

Özçekim merakımız had safhada. Adım başı kendimizin fotoğraf ve videosunu çekip duruyoruz. Bizler narsist miyiz ki bizi kucaklayan kentimizi görüntülerimize dahil etmiyoruz?

Böyle davrandığınızda, kentinizin dünyaya tanıtımını sağlamış olacaksınız. Kenan Yavuz Etnografya Müzesi’nde ben öyle yaptım, kendim kadar müzeyi çektim.

  FOTOLARINA KENTİNİ DE KATSAN, ÖLÜR MÜSÜN?        

DEVAMINI OKU

Bedava; en pahalı şey!

BEDAVAYA NE ÖDEDİĞİNİ BİLİYOR MUSUN?
Bir yerde “bedava internet” görürsen veya free wifi işareti gözüne çarparsa, bil ki bunun bedeli mahremiyetindir.
Bedava peynir; yalnızca fare kapanında bulunur.

Bedelsiz olana bedava diyoruz. Oysa bedava peynir sadece kapanında bulunur. Çoğu kez, bedava sandığımız bize çok pahalıya mal olabilir. Hele ki söz konusu bilgi ise…

Bilgi; güçtür ve elinde tutana avantaj sağlar. Fakat daha önemlisi mahremiyete dair bilginin, başkası elinde silaha, avantaja dönüşeceği gerçeğidir. Şu anda 7,5 milyar insanın yaşadığı gezegende sim kart ve tablet sayısı, dünya nüfusunu aştı.

Öyle ki her saniye 2 çocuk doğarken 10 simkart aktif hale geliyor. Bunun anlamı, giderek bütün insanlık kapsama alanı içinde. Sadece para işlemi değil, sosyal medya paylaşımı ve konum cihazları sayesinde ardınızda bıraktığınız iz zaten sizin mahremiyetinizi ‘kendi elinizle ifşa’ niteliğinde…

Bunun dışında bir olgu; size ait bilgilerin ticarileştirilmesi, mahremiyetinizin pazarlanmasıdır. Bir yerde bedava wifi görürseniz bilin ki ödemeyi mahremiyetinizle yapacaksınız. Bedelini göremiyorsan, o şey bedava olmak zorunda değil.

Sorun şu ki siz bunun farkında mısınız yoksa değil misiniz…

        BEDAVANIN BEDELİNİ ÖDEYEBİLECEK MİSİN?

DEVAMINI OKU

Kamu Spotu 1 yaşında

KAMU SPOTUNU SİZCE NASIL GELİŞTİREBİLİRİM?
Tam 1 yıldır her sabah kamu spotları ürettim.
Kısa ve öz olsun istedim.
Bu sürede çok fazla tepki aldım.
Beğenen de oldu eleştiren de.
Acaba daha iyisi için ne yapmalıyım?

Geçen yıl 26 Temmuz’da başlattığım spotlar, birinci yılını doldurdu. Bu sürede her sabah kamu spotu ürettim. Günlük hayatta karşılaşılan tehditlere dikkat çekmeye çalıştım. Fırsatlara işaret ettim. Kamuya, özel sektöre, yöneticiye, yönetilene ve ziyadesiyle kendimize dair konuları işledim.

Kriterim şu oldu; yazdıklarımın hayatta karşılığı olmalı ve bir fayda üretme iddiası bulunmalı… Bazı kamu spotlarım çok fazla ilgi gördü, paylaşıldı. Bazı kamu spotlarımla tenkit edildim. Bazıları için alkışlandım. Ancak eleştirileri daha çok benimsedim.

Zaten 1 yılda günde en az 1 saatimi alan bu kısa yazılar, beni de eğitti. Hayatımda deneyimlemediğim hiçbir şeyi; kamu spotu yapmadım. Genel geçer ezberlerden kaçındım, ihtiyaç avcılığı yaparak dert edilesi sorunların ve peşinden koşulası cevapların arayıcısı oldum.

Öğrendim ki başarı; sabır, sebat, süreklilik, iyi niyet ve samimiyet ile geliyor. Fayda üretmenin kısa yolu yoktur. İnandığın şeyi aktardığında ise mutlaka onu dikkate alanlarımız olacaktır.

        KAMU SPOTU SİZE YARARLI OLABİLİYOR MU?

DEVAMINI OKU

Bilgi yoksulu olmayın

SİBER VAROŞ TEHLİKESİ
Gezegen; daha bilgililerin yönetimine giriyor.
Makineler bile giderek akıllanıyor.
Bilgiyi reddedenler uygarlığın taşrasına düşecek.
Bilgisizler; siber varoşların habitatı olacaklar.

İnsanların zengin ya da yoksul olduğunu anlamak için hangi coğrafyada yaşadıkları önemlidir. İbni Haldun; ‘coğrafyanız kaderinizdir’ der.

Ancak bilginin etkisiyle bu önem yerini; bulunduğu eğitime bırakmaya başladı. Bill Gates ile bundan 23 yıl önce Londra’da bir söyleşi yapmıştım. Bilgiye erişimin zenginlik ilişkisine dair sorumu şöyle cevaplamıştı; ‘bir insanın zenginliğini anlamak için eskiden küredeki yerine bakardık. Eğer bu kişi Somali’de ise fakir, Londra’da ise  zengin idi.

Ancak şimdi bir kişinin zenginliğini anlamak için, bulunduğu eğitim düzeyine bakıyoruz. Londra’daki kişi eğer eğitimsizse aynı aile içinde, Somalili birinden daha fakir olabilir.

Burada işaret edilen nokta; bilgi uçurumunun, gelir uçurumunu derinleştirdiğidir. Zengin ile yoksulun derinleşen refah farkı, bilgi ile ölçülür hale geldi artık. Bilgi; üretim faktörü olarak tanımlanıyor.

Üretemiyorsan siber varoş olacak, uygarlığın taşrasına düşecek, başkasına bağımlı yaşayacak, dijital uçurumdan yuvarlanıp marabalaşaksın…

    KENDİNİ BİLGİ YOKSULU HİSSEDİYOR MUSUN

DEVAMINI OKU

Üretmeyen teknoloji

KLAVYE Mİ yoksa MOUSE MU?
Soru: “en fazla mouse’u mu yoksa klavyeyi mi kullanıyorsun?”
Cevapların dağılımı ilginç; %80 mouse, %20 klavye.
Klavye; genelde ÜRETİMİ, mouse ise TÜKETİMİ temsil ediyor.

Neredeyse bütün dünya; kimi yoğun kimi kısmen teknoloji kullanıyor. Ama teknolojiyi üretmiyorsanız büyük ihtimalle tüketicisi olmuşsunuz demektir. Bizde; üretim süreçlerinde akıllı ve gereği kadar teknoloji kullananlarımız çoğunlukta. Sorun, üretmeyen teknolojinin tüketicisi olanlarımızda…

Çeyrek asır önce bilişim konferanslarında sıkça uyguladığım test şuydu; ‘Bilgisayarı olan el kaldırsın.’ Önceleri  tek tük ama sonraları, salonun neredeyse tamamı el kaldırır oldu. Bilgisayarı olanlara şunu sorardım; ‘En fazla mouse’u mu yoksa klavyeyi mi kullanıyorsunuz?’ 

Gelen cevapların genel dağılımı ilginçti; %80 mouse, %20 klavye. Benim bu duruma yaptığım yorum klavyenin üretimi mouse’un tüketimi temsil ettiğiydi.

Gerçi mouse ile üretim yapan tasarımcı benzeri işler de söz konusu ama geneli fazlaca etkilemez. Bugün cep telefonları bilgisayarlaştıkça mouse’un yerini parmak aldı.

Şimdi soru şu; o parmaklar ile katma değeri olan ne gibi üretim yapıyoruz? Üretmeyen teknoloji bizi tüketiyordur.

     TEKNOLOJİ İLE ÜRETİCİ MİSİN TÜKETİCİ Mİ?

DEVAMINI OKU

Kirli bilgi ne işe yarar?

BİLGİNİN EFENDİSİ DEĞİLSEN KÖLESİSİN
Üzerimize sağanak halinde bilgi yağıyor.
Şuur şemsiyen yoksa bu yağmur seni eritir.
Yönetemediğin bilgi seni yönetir.
Sen de kararları kendin verdiğini sanırsın.

Bilgi güçtür. Doğru. Ama hangi bilgi? Bu güç kimden yana?

Gezegende 7.5 milyar insan yaşıyor. İlginçtir, dünyadaki sim kart ve tablet sayısı dünya nüfusunu aştı. Her saniye 2 çocuk doğarken 10 sim kart aktif hale geliyor. Gezegende bütün insanlık kapsama alanında. Herkesin, her yerden, her şeyle, her zaman bağlanabildiği dünyada oluşan riskler ve doğan fırsatlar bilinmez ise başımıza neler gelir? Bilgi kirliliğinin mağduru ve başkasının bilgisinin kurbanı oluruz.

Kapsama alanında iseniz aynı zamanda kapsanıyorsunuzdur.

Yalnızca para işlemlerinde değil, sosyal medya paylaşımları konum cihazları sayesinde ardınızda bıraktığınız iz zaten sizin mahremiyetinizi; ‘kendi elinizle ifşa’ niteliği taşıyor.

Bilgi olmadan işlerin yürümediği günümüzde, işe yarayacak bilgiyi nasıl ayırt edeceğiz? Öncelikle kendi ürettiğin bilgi korunacak sonra çer çöp bilgiden uzak durulacak. Hayatını kolaylaştıracak olan bilgiyi eğer bedava sanıyorsan, sanma…

Karşılığını büyük ihtimalle mahremiyetinle ödüyorsundur.

DEVEYİ YARDAN UÇURAN BİR TUTAM OT DEĞİL Mİ?

DEVAMINI OKU

Matematikte yoksan ilk 10’da da yoksun

İYİ MATEMATİK BİLMEYEN TOPLUMLARDA ADALET YOKTUR
Akıl Oyunları filmine konu olan Oyun Teorisi kurucusu John Nash diyor ki;
Matematik hayatın pratiğinin belirleyicisi.
İyi matematik bilmeyen toplumlarda adalet yoktur.

Matematikten yoksun ülkelerin teknoloji ve nitelikli üretim yapması, söz konusu olamaz. Mantığın dili matematik, insana gerçeği ve doğruyu bulmada kılavuzluk yapar. PISA raporu uyarıyor bizi; Türkiye’de alt yeterlilik düzeyindeki öğrenci oranı tavan yapmış durumda..

Bu çocuklar matematikte %37 fende %25 ve okumada %26 başarılı. Matematikte ezber rutinlerle çok basit işlemler yapılabilir ancak. Hayatı hesap dilinde çözümlemeyi başaramazlar ise bu büyük sorun olur.

Soru şudur; OECD ülkeleri arasında matematikte, fende ve okuduğunu anlamakta son sıralardaki Türkiye, milli gelirde dünyanın ilk 10’unda olabilir mi? Olamaz.

Çocuklarımıza matematiği sevdirmenin bir yolunu bulmalıyız. Çocuk 5’i tanıyor, seslendiriyor hatta onu bazı rutin ezberiyle çarpıp bölüyor ama hayattaki karşılığını bilemiyor. Böylesi bir nesille gel dünyada ilk 10 ekonomi arasına gir. Mümkün mü?

4       DÜNYAMIZI KAVRAMAYA 4 İŞLEM YETER Mİ?

DEVAMINI OKU