Yüklerinden kurtul

YÜKÜNÜ ATMANIN 5 ÖDÜLÜ

1-Hafiflersin

2-Hayatın kolaylaşır

3-Sırtındaki keneler gider

4-Ekonomin düzelir

5-Daha hızlı koşarsın

Kuşa kanadı ağır gelmez ama sana kanat

olmayan, sırtındaki en ağır yük olacaktır.

Yük; taşıdığın şeylerin tümü… Ağırlıkların, altında ezildiğin, isteksizliğin, sıkıntıların, yapmak istemediklerin, ağzına, boğazına dek dolmuşluğun, zorunluluklarınSırtındakiler

Bu yükleri sırtından indirdiğin kadar karışırsın hayata…

Göremediklerini görür, işitmediklerini işitir, tatmadıklarını tadarsın. Yürüdüğün yol kısalır, omuzların daha dik durur.

Cebindeki yük, borçlarındır. Ekonomideki yük; işsizliktir, enflasyondur, üretememenin, kendi kendine yetememenin fukaralığıdır.

Bunu hissetmen kolaydır da bu yükleri sana yükleyeni idrak etmen zordur. Seni taşısın diye seçtiğin, omuzundaki en ağır yük olur.

Çözdüğünden daha fazla sorun çıkaranlar da yük olur sana…

Sürekli yük altında ezilenler, gelişemez. S

eni taşıma iddiasındakiler, senin yükün olmuştur.

Ülkenin sırtına yük olanlar senin de yükün halini alınca; çare üretmek kaçınılmaz olacaktır. Çare; yüklerini sırtından atmaktır.

Bu yükleri sırtından atmak senin kurtuluşun, refahın, hafiflemenin, sağlığın olacaktır.

        SIRTINA YÜK OLANLARIN FARKINDA MISIN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Kayıkçı kavgası

KAVGAYI İZLERKEN BİZ DAYAK YİYORUZ

Ekranlar, göstermelik kavga edenlerle dolu.

Kayıkçıların sahte kavgalarını seyrederken

kafamıza küreği yiyen biz oluyoruz.

Bu süreçte ufkumuz kararıyor, zamanımız çalınıyor.

Kayıkçı kavgası, göstermelik tartışmalar için kullanılan deyiş… Çift taraflı takiyye diyebiliriz. Öyküsü şöyle; Galata Köprüsü henüz yokken, Karaköy-Eminönü arası ulaşımı sağlayan kayıkçılar sıkça kavgaya tutuşurmuş.

Sebepsiz çıkan kavgada sesler yükselir, kürekler havaya kalkar, sağa sola savrulurmuş. Etrafta toplanan halktan bazıları küreği kafasına yer ve ilginçtir kavganın taraflarının başına hiç biri gelmezmiş.

Bu düzmece kavgayı izleyenler, yankesicilerin potansiyel hedef kitlesi olurmuş. Daha sonraları Galata Köprüsü yapılınca kayıkçılar kaybolmuş ama düzmece kavgaları karaya taşınmış, kavgayı seyredenleri soymak adet olmuş. Tıpkı ekranlardaki gibi…

Bugün Türkiye, hiçbir yere varmayan kısır çekişmelerle yapılan kavgaları izler hale geldi. Çoğumuz, bize izlettirilen kavgalarda saf tutuyor, ekranlardaki kayıkçı kavgalarını seyrederken, zihnimizi kirletiyor, zamanımızı harcıyoruz.

Oysa kavgacı kayıkçılar kendi görünürlükleri derdinde…

         KAVGAYI İZLERKEN KAYBEDİYOR OLMAYASIN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Veriyi bilgiye çevir!

BİLGİ HER YERDE BİZE BİLGELİK GEREK

Ortalık veriden geçilmiyor.

Üstelik bizler evrene adeta veri saçıyoruz.

Büyük Veri #BigData bize ne kazandırıyor?

Acaba verilerimizle kimleri zenginleştiriyoruz?

Büyük Veri (Big Data) herkesin, her kesimin dilinde…

Attığımız her adımda gigabaytlarca veri üretiyoruz.

Sosyal medya üzerinden evrene adeta veri saçıyoruz.

Bu verileri birileri alıp kullanacak diye de ödümüz patlıyor.

Veri bu kadar değerliyse neden onu biz kullanamıyoruz?

Kendi zenginlik alanlarımız için işe yarar kılamıyoruz?

Aklımız mı kıt yoksa zekamız mı yetmiyor? Ya da ne?

Bana göre yediden yetmişe sorgulanması gereken budur.

Veriyi bilgiye çevirmek hayatla ilişkilendirmek kazançlı..
Oysa bizlerin yaptığı; ortalığa veri yağdırmaktan ibaret…

Önerim şudur; veriye güzelleme yapmaktan vazgeçmektir.

Dataları bilgiye çevirecek yetkinlikler oluşturmaktır.

Elin insanı bu verilerle bizi annemizden daha iyi tanıyor.

Bir sonraki adımımızı kestiriyor, orada bizi hazır bekliyor.

İşletmelerimiz verileri zenginliğe çevirecek yol bulmalı.

Kamu elindeki değerli veriyi bilgileştirmeli değerlendirmeli.

Aksi halde bizim verilerle kendine bilgi üreten kazanacak.
GÜNDE KAÇ VERİ SAÇTIĞINI BİLİYOR MUSUN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Sanal toplantı adabı

HERKES CANLI YAYINDA

Evden çalışma bize sanal toplantı davranışı kazandırdı.

İnternet üzerinden seminer, eğitim, ders, sunum çağındayız.

Hepimiz Chatab-ı Muaşeret öğreniyoruz.

Korona sürecinde hayatımıza yeni alışkanlıklar girer oldu. Sanal toplantılar, bunların başında geliyor. İster evinden çalışan biri ol ister bir patron; uzaktan yüz yüze görüşme yapma ihtiyacını, sanal toplantılar yaparak karşılıyorsunuz.

İnternet üzerinden düzenlenen seminer tele konferans gibi eylemlere; webinar deniyor. Ağ üzerinden seminer anlamı taşıyan webinar için yığınca program var; Skype, Zoom gibi.

Sadece iş veya eğitim amaçlı değil, sohbetler de webinar üzerinden yapılıyor. Instagram, Youtube, Webex gibileri, bu amaçla üretilmiş programlar. Fiziksel mesafeyi böylece ortada kaldırabiliyorsun. Bedenin ekranın berisinde kalarak dilediğin yere gidebiliyorsun, Covid-19 tehdidi olmadan

Sanal toplantıların güzel tarafı; gerçeğinden daha kısa sürmesi… Zira daha uzunu için webinar programlarına para ödemelisin. İkinci avantajı, zamanı daha iyi kullanmamız. Çay kahve faslını geçiyor, doğrudan konuya odaklanıyorsun.

Birbirinin sözünü kesmemeyi, monolog yerine diyalog erdemini fark ediyorsun.

BUGÜN WEBİNARIN VAR MI?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Paydaşını ikna et

AKIL AKILDAN ÜSTÜNDÜR AMA

AKLI TUTULMUŞA ÇARE YOKTUR

Ekonomide alınan kararlar, katılımcılıktan uzak,

tek beyin ürünü olunca, işe yaramıyor.

Oysa sağlık Bilim Kurulu modeli,

karar süreçleri için başarılı.

Yöneticimsen, bana dair karar alabilirsin ama bana rağmen aldığın karar, işe yarar mı? Her birimiz yasalar, kurallar ve alınan kararların paydaşıyız ve bunlara ikna edilmemiz şart.

Batı dillerinde hatır, gönül, vefa kelimeleri yoktur. Zira bu dili var eden sosyolojide bunların karşılığı yoktur. Bizim dilimizde de ‘plan, vizyon, misyon, strateji’ kelimelerinin tam karşılığı yoktur. Çünkü bizde kervan yolda düzülür, gözümüzle düşünür, Önce ateş eder; sonra nişan alırız.

Ekonomiye dair alınan kararlara bakıyorum. Çok azı derin düşüncenin eseriydi. Çoğu panik atak psikolojisiyle, acele alınmış kararlardı. Hal böyle olunca tedbir diye getirilen pek çok uygulama, yarattığı sonuçlar itibariyle yeni tedbir gerektiriyordu.

Kamuda durum böyle iken özel sektörde durum farklı değildi. Ben bunu, karar süreçlerindeki kibre bağlıyorum. Masanın en güçlü sesi, diğer görüşlere sesini duyurma imkanı vermezse, katılımcılık sağlanamaz. Bu da kararın kalitesizliğini belirler. Paydaşını ikna etmelisin.

        TEK KAFADAN ÇIKAN KARAR NİTELİKLİ MİDİR?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Yanı başındaki haydut

TOPLUM ZARARLILARI

#Korona sürecinde daha fazla göze batar oldular.

İşlerini kötü yapanlar.

Sen çalışırken yan gelip yatanlar.

Aldığı parayı hak etmeyenler.

Kötü yönetenler.

Kötüleri kollayanlar.

Bezdirimciler.

Ürüne zarar veren kımıl ya da süne zararlısı gibi,

işini kötü yapanları toplum zararlıları diye niteliyorum.

Kamu, özel fark etmez; üretenin baş belalarıdır bunlar….

Onları her yerde görebilirsin. Bazen gişede bilet satandır, garson, banka görevlisi, taksi şoförü veya devlet memuru

Azami ücret talebiyle asgari iş yapma kurnazlığındadır.

Bazen bizzat sizin yöneticinizdir. Hem işi bilmez hem de kurumun kaynaklarını, makamının gücü sayesinde sömürür.

İşletmeye değer katmadığı gibi üreteni de bizar eder

İki adım ötedeki spor salonuna  kurumun arabasıyla gider. Bazen işletmenizin insan kaynaklarının başıdır. İş tanımının gerektirmediği yetkinlikleri arar durur iş başvurularında…

Bazen çağrı servisindekidir. Seni özensiz dinler, düzensiz cevaplar, çözdüğünü sandığından fazla dert açar başınıza…

Bazen bu haydutlar, çalışma arkadaşınızdır.  Siz işinizi tam yapabilmek için çırpınırken, o takım oyununu savsaklar. Sizi yarı yolda bırakır, hayatın ritmini aksatır. Sorum şudur;

      KÖTÜLERİ NEDEN HAYATIMIZDA TUTUYORUZ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Hukuk varsa hayat var

HUKUK; SEN NE İYİ ŞEYSİN…

Hukuk reformu, hayatın en büyük ihtiyacı.

Hukukun olmadığı yerde;

demokrasi de ekonomi de gelişemez.

Hukuk temelli yapısal reformlar,

orta gelir tuzağından kurtarır.

Türkiye’yi; orta gelir ve orta demokrasi tuzağından kurtaracak reformların başında hukuk geliyor. Aslında yeni yasalardan ziyade mevcutların iyi işletilmesine ihtiyaç var.

Hukuk yoksa, ne hayatın akışını, ne devletin işleyişini ne de ekonomiyi düzenleyemiyorsunuz. Hukuk reformu kim için?

HALK; Zorba, hak yiyen kural tanımayana direnebilecek.

KADIN; Kadına şiddet uygulayanlar cesaret bulamayacak.

ÇOCUK; istismarcıları elini kolunu sallayıp dolaşamayacak.

İŞÇİ; iş kazasına göz yuman mevcut sistem düzeltilecek.

PATRON; bilecek ki girişimlerinin üzerine çökülmeyecek.

YATIRIMCI; geleceğe dair güven odaklı plan yapabilecek.

YABANCI; kârından, yatırımından, malından emin olacak.

TRAFİK; yollarda motorize haydutların hakimiyeti bitecek.

KOBİ; rekabet, gücü gücü yetene anlayışından uzaklaşacak.

MAHKEMELER; daha hızlı, adil, faydalı karar verebilecek.

ENGELLİLER; onları istismar eden alanlar temizlenecek.

BİZLER; daha iyi ve mutlu Türkiye’de yaşıyor olacağız.

        SENİN DAHA İYİ HUKUK TALEBİN YOK MU?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Yapısal reform mu?

DEMOKRASİ, HUKUK, EKONOMİ

Topluma; yapısal reform sözü verildi.

Demokrasiden hukuk ve ekonomiye dek

sistemin yeniden yapılandırılması nasıl olacak?

Bir dizi kamu spotunda bunları irdeleyeceğim

Yapısal reform: bir sistemin daha verimli çalışabilmesi ve şoklara karşı daha dayanıklı hale getirilebilmesi için o sistemin yeniden yapılandırılması olarak tanımlanabilir.

Yapısal değişim: bir ekonomide tarımdan sanayiye ve hizmetler sektörüne geçişi anlatır. Kendiliğinden ortaya çıkar. Toplum gelişip, kalkınma ilerledikçe tarımsal üretimin ağırlığını kaybedip; sanayi hizmet sektörüne kayması gibi…

Şimdi herkesin dilinden yapısal reform sözcüğü var.

Peki, nedir bu yapısal reformlar? En sade ifadeyle yapısal değişime ayak uyduramayan mevcut sistemin; demokrasi, hukuk ve ekonomi alanlarında yeninde yapılandırılmasıdır.

Kamu Spotunda ihtiyaç duyduğumuz bu uyumsuzlukları anlatacak ve yapısal reformların, halka, yönetime, işçi, memur, emekli, iş dünyası, esnaf, çiftçi ve öğrencilere ne gibi etkileri olduğunu irdeleyeceğim.

Amaç; dilimizden düşürmediğimiz fakat birilerinin de çıkıp, ‘yapısal reform’ derken neyi kastettiğini anlatmadığı bu reformları yazmak.

         SEN YAPISAL REFORMDAN NE ANLIYORSUN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Umutlar yeşeriyor

HER GÜN AZARLANMAK NEREYE KADAR?

Dünyayı tehditleriyle yöneten küresel haydut kaybetti.

Dünya, bu umutla resetlenme sürecine girebilir.

Hoyrat liderlik sandığa gömülebiliyormuş.

Keyfi yönetimin sonu varmış.

Kaybetsem de gitmem… Sokağı kan gölüne çeviririm… Beni kimse koltuğumdan edemez…Bu ve daha ağır tehditlerin sahibi Trump, kaybedebildi. Türkiye dahil sataşmadığı ülke kalmayan küresel haydudun kaybediyor olması, dünyada umutların yeşermesini de beraberinde getirdi. Umutlar?

Haydutluk, nobranlık; sürgit kazandıramayabiliyor.

Hoyratlıkla insanları sindirmek ancak bir yere kadar…

İnsanları azarlayıp, korkutarak siyaset yapılamıyormuş.

Ülkeyi, ülkeleri, elindeki güçle sindirmek mümkün değilmiş.

Nezaket; devlet yönetirken gerekli bir haslet imiş.

Medya ile inatlaşmak, halkı kutuplaştırmak kötüymüş.

Kendisi gibi düşünmeyenlere hakaret etmenin sonu varmış.

Farklı düşünceleri aşağılamak, muhalefeti küçümsemek, ona buna ceza kesmek, küresel eşkıyalık işe yaramıyormuş.

Ülkeyi keyfine göre yönetmeye kalkmak, iyi değilmiş.

Liyakat yerine sadakati öncelemek doğru bir yol değilmiş.

Sürekli halkını azarlamanın, esip savurmanın sonu varmış.

      TRUMPLAŞMIŞ YÖNETİCİNİ DESTEKLER MİSİN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Kolonlarını kestirme

EV ALIRKEN BODRUMUNA BAK

Herkesin gözü evinin manzarasında.

Balkonu var mı, salonu nereye bakıyor?

İyi de bakalım o bina sağlam mı?

Konut alırken bodrumuna baksan?

Kolonları kesilmiş, demirleri paslanmış mı?

Ne tuhaf bir başlık… Ama deprem gerçeğimizİzmir’deki depremde yine gündeme geldi. Bir yanı çöküveren binanın altındaki işyerlerinde kolonların kesildiği iddiası var.

İddialar nereye varır bilinmez ama binaların alt katlarında kolonları kesildiğini bizzat gördüm. 2011 Van Depremi sırasında bölgedeydim. Hasarlı binanın alt katı otopark idi. Giriş-çıkış rahat olsun diye 4 taşıyıcı kolon kesilmişti.

Benzer manzaraları deprem olmadan da gözleme fırsatım oldu. İşyerinde vitrin oluşsun, mekan geniş görünsün diye kolon eksilten dahi var. Daha da vahimi, iç duvarları yıkıp alan kazananlar söz konusu…

Oysa kolon kadar hayati olmasa da duvarlar, deprem anında birkaç saniye direnç ile hasarın şiddetini azaltabiliyor. Altları pasaj binalar acaba yeterince kolon sahibi mi? İnşaatta elektrik kabloları ve su tesisatı geçirmek için kolon zayıflatanlar hatta boruları kolonu kırıp içinden geçirenleri biliyoruz.

Önerim şu; bodrum katınızdaki kolonlara sahip çıkın, onları kesmiş olabilirler. Tadilat sesi duyan daha da dikkat etsin.

         KOLON OLMADAN BİNA AYAKTA DURUR MU?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU