Yanı başındaki haydut

TOPLUM ZARARLILARI

#Korona sürecinde daha fazla göze batar oldular.

İşlerini kötü yapanlar.

Sen çalışırken yan gelip yatanlar.

Aldığı parayı hak etmeyenler.

Kötü yönetenler.

Kötüleri kollayanlar.

Bezdirimciler.

Ürüne zarar veren kımıl ya da süne zararlısı gibi,

işini kötü yapanları toplum zararlıları diye niteliyorum.

Kamu, özel fark etmez; üretenin baş belalarıdır bunlar….

Onları her yerde görebilirsin. Bazen gişede bilet satandır, garson, banka görevlisi, taksi şoförü veya devlet memuru

Azami ücret talebiyle asgari iş yapma kurnazlığındadır.

Bazen bizzat sizin yöneticinizdir. Hem işi bilmez hem de kurumun kaynaklarını, makamının gücü sayesinde sömürür.

İşletmeye değer katmadığı gibi üreteni de bizar eder

İki adım ötedeki spor salonuna  kurumun arabasıyla gider. Bazen işletmenizin insan kaynaklarının başıdır. İş tanımının gerektirmediği yetkinlikleri arar durur iş başvurularında…

Bazen çağrı servisindekidir. Seni özensiz dinler, düzensiz cevaplar, çözdüğünü sandığından fazla dert açar başınıza…

Bazen bu haydutlar, çalışma arkadaşınızdır.  Siz işinizi tam yapabilmek için çırpınırken, o takım oyununu savsaklar. Sizi yarı yolda bırakır, hayatın ritmini aksatır. Sorum şudur;

      KÖTÜLERİ NEDEN HAYATIMIZDA TUTUYORUZ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Hukuk varsa hayat var

HUKUK; SEN NE İYİ ŞEYSİN…

Hukuk reformu, hayatın en büyük ihtiyacı.

Hukukun olmadığı yerde;

demokrasi de ekonomi de gelişemez.

Hukuk temelli yapısal reformlar,

orta gelir tuzağından kurtarır.

Türkiye’yi; orta gelir ve orta demokrasi tuzağından kurtaracak reformların başında hukuk geliyor. Aslında yeni yasalardan ziyade mevcutların iyi işletilmesine ihtiyaç var.

Hukuk yoksa, ne hayatın akışını, ne devletin işleyişini ne de ekonomiyi düzenleyemiyorsunuz. Hukuk reformu kim için?

HALK; Zorba, hak yiyen kural tanımayana direnebilecek.

KADIN; Kadına şiddet uygulayanlar cesaret bulamayacak.

ÇOCUK; istismarcıları elini kolunu sallayıp dolaşamayacak.

İŞÇİ; iş kazasına göz yuman mevcut sistem düzeltilecek.

PATRON; bilecek ki girişimlerinin üzerine çökülmeyecek.

YATIRIMCI; geleceğe dair güven odaklı plan yapabilecek.

YABANCI; kârından, yatırımından, malından emin olacak.

TRAFİK; yollarda motorize haydutların hakimiyeti bitecek.

KOBİ; rekabet, gücü gücü yetene anlayışından uzaklaşacak.

MAHKEMELER; daha hızlı, adil, faydalı karar verebilecek.

ENGELLİLER; onları istismar eden alanlar temizlenecek.

BİZLER; daha iyi ve mutlu Türkiye’de yaşıyor olacağız.

        SENİN DAHA İYİ HUKUK TALEBİN YOK MU?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Yapısal reform mu?

DEMOKRASİ, HUKUK, EKONOMİ

Topluma; yapısal reform sözü verildi.

Demokrasiden hukuk ve ekonomiye dek

sistemin yeniden yapılandırılması nasıl olacak?

Bir dizi kamu spotunda bunları irdeleyeceğim

Yapısal reform: bir sistemin daha verimli çalışabilmesi ve şoklara karşı daha dayanıklı hale getirilebilmesi için o sistemin yeniden yapılandırılması olarak tanımlanabilir.

Yapısal değişim: bir ekonomide tarımdan sanayiye ve hizmetler sektörüne geçişi anlatır. Kendiliğinden ortaya çıkar. Toplum gelişip, kalkınma ilerledikçe tarımsal üretimin ağırlığını kaybedip; sanayi hizmet sektörüne kayması gibi…

Şimdi herkesin dilinden yapısal reform sözcüğü var.

Peki, nedir bu yapısal reformlar? En sade ifadeyle yapısal değişime ayak uyduramayan mevcut sistemin; demokrasi, hukuk ve ekonomi alanlarında yeninde yapılandırılmasıdır.

Kamu Spotunda ihtiyaç duyduğumuz bu uyumsuzlukları anlatacak ve yapısal reformların, halka, yönetime, işçi, memur, emekli, iş dünyası, esnaf, çiftçi ve öğrencilere ne gibi etkileri olduğunu irdeleyeceğim.

Amaç; dilimizden düşürmediğimiz fakat birilerinin de çıkıp, ‘yapısal reform’ derken neyi kastettiğini anlatmadığı bu reformları yazmak.

         SEN YAPISAL REFORMDAN NE ANLIYORSUN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Aynayı tuttum yüzüme

SAHİ, GERÇEK VİRÜS KİMMİŞ?

Aynayı tuttum yüzüme. Kendim göründüm gözüme…

Gördüm ki Korona işin bahanesiymiş;

Ben halimizi düzeltmedikçe dünya düzelemiyormuş.

Dünyayı tüketirken aslında kendimizi tüketiyormuşuz.

Korona, artık kullanışsız hale gelen ezberlerimizi bozdu.

İnancımız bize; ‘aşırıya kaçma’ dedi, kaçtık.

İhtiyacından fazlasına talip olma dedi, olduk.

Eline, diline, beline sahip çık dedi, aldırmadık.

Bencil olma, ötekine saygı duy dedi, tınmadık.

Bir sabah Korona kapıya dayandı, tüm benliğimiz tehdit altındayken, kendimize çekidüzen verme gereğini anladık.

Covid-19; bize haddimizi bildirdi, gerçekleri görebildik:

Gördük ki haddimizi bilince, gezegen daha yaşanılırmış.

Gördük ki silahtan çok sağlık için para harcamalıymışız.

Gördük ki ötekine düşmanlık beslemek gerekmiyormuş.

Gördük ki uğruna onca insanın öldüğü petrol, içilmezmiş.

Gördük ki rahat bırakırsak tabiat düzelebiliyormuş.

Gördük ki şahla geda, başkanla yurttaş, fakirle zengin bir.

Gördük ki hatada ısrar edince ikinci dalga gelebiliyormuş.

Gördük ki yıldızlar yerde yürekler gökte hüzünler serde…

Gördük ki aynada gördüğümüzün halimizi düzeltmeliymişiz.

 SALGIN SENİN HALİNİ NE KADAR DÜZELTEBİLDİ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Depremi unutuverdik

ÇÜRÜK BİNADAN SAĞLAM ÇIKAMAZSIN

İzmir depremi üzerinden ay geçmedi, unutuluverdi.

Oysa deprem unutmuyor ve yine gelecek.

Çürük binalar da unutmuyor, ilk depremde yıkılacaklar.

Sorun şu ki bizde tespit var da tedbir yok…

Deprem ile yaşama gerçeğini yıllardır kabullenemiyoruz.

Ancak şunu öğrendik ki bina değil, deprem öldürür.

Öğrendik ama gereğini yapıyor muyuz? Netice ortada…

Sadece İstanbul’da ilk depremde yıkılması beklenen 48 bin bina var. Bu acı gerçeği tespite rağmen, hala tedbir yok.

Bütünleşik bakış açısıyla Afet Çerçeve Kanunu çıkarabilir ve afet yönetimini ‘toplum tabanlı’ hale getirebilmeliydik.

Vatandaşı paydaşımız değil, depremzede kabul ediyoruz.

Şimdi ağlayıp sızlamak için (Allah korusun) yeni depremi bekliyoruz. Yine seferber olacak, enkaz altındaki canları çıkarmak için didineceğiz.

Yaraları sarmada gösterdiğimiz gayreti, yaralar olmasın diye gösterebilsek, bu acıları asla yaşamayacağız.

Türk Meteoroloji ve Afet Yönetimi Prof’u Mikdat Kadıoğlu; ‘deprem sırasında insan, okuduğunu değil, yaptığını hatırlar’ diyor.

Japonya’da 1 Ekim günü; tüm ülkede imparator dahil herkes için deprem tatbikatı günüdür. İstanbul depremi yaklaşıyor; tatbikat yapalım!

         İMAR AFFEDER DE DEPREM AFFEDER Mİ?   

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Görme duyma söyleme

3 MAYMUNU OYNAMAK

Doğuda: şeytanı görme, yalanını duyma ve onunla konuşma anlamındadır.

Batıda: Trajediyi görme, feryadı duyma, gerçeği söyleme duyarsızlığını anlatır.

Hayata bakışın; doğulu mu batılı mı?

3 MAYMUN efsanesi, Doğuda ve Batıda çok farklı bilinir.

Doğuda; başkalarına karşı saygı ve özeni temsil eder.

GÖRME; Ayıbı ört, kusuru görme, mahreme bakma…

DUYMA: Gıybete kulağını kapa, dedikoduyu, iftirayı işitme.

SÖYLEME; Kötü söz sarf etme, yalan söyleme, sır tut.

Batıda ise durum bunun tam tersidir 3 maymun efsanesi…

GÖRME; Trajediyi görmezden gel, haksızlığı fark etme…

DUYMA; Yardım talebine duyarsız ol, çığlıkları işitme…

SÖYLEME; Gerçek karşısında sus, haklı olanı dillendirme…

Türkiye’de biz, 3 maymun efsanesini, batılılar gibi algılarız.

Gerçek karşısında duyarsız, ilgisiz, kaygısız davrananlar söz konusu olduğunda; ‘3 MAYMUNU OYNAMA’ deriz.

3 maymun figürü Japon kökenlidir ve isimleri şöyledir: Mizaru, Kikazaru ve Iwazaru… Japonca’da sırasıyla (şeytanı) görmemek, işitmemek ve konuşmamak taşır.

Hayata bakış açısına göre erdem; Doğudaki 3 maymun gibi davranmak ise Batıda, 3 maymun gibi duyarsız olmamaktır.

       GÖRDÜN MÜ, DUYDUN MU, SÖYLEDİN Mİ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Aynı ufka bakmak

ZEYTİNYAĞI İLE SU

İŞBİRLİĞİ YAPAR MI?

Yapmaz, yapamıyor.

Çünkü özgül ağırlıkları farklı.

Üniversite ile sanayi işbirliği yapacaksa:

aynı ufka bakmalı, egolarını bir kenara bırakmalı.

Eğer aynı ufka bakmıyorsak, ayrı yönlerde yol alıyoruz demektir. Aynı yöne gitmiyorsak, işbirliği ve işbölümüne gerek duymaz, her birimiz kendi başımızın çaresine bakmak zorunda kalırız. Tıpkı üniversite ve sanayimiz gibi…

Şu üniversite-sanayi işbirliğini ben, zeytinyağı ile su ilişkisine benzetiyorum. Aynı kavanoza koyup karıştırsanız dahi; işbirliği-işbölümü üretmek yerine, kimin zeytinyağı olarak üste çıkacağı çekişmesi ortaya çıkıveriyor.

Hal böyle olunca verim alınamıyor, zaman heba ediliyor, kaynaklar israf, umutlar ziyan ediliyor. Ancak lafla peynir gemisi yürümüyor, işbirliğine muhtaç alanda nal topluyoruz.

Peki, sorun nedir? Sorun, özgül ağırlıklarının arasındaki fark, aynı ufka bakmıyor olmaları… Özgül ağırlık; amaç birlikteliğidir. Aynı ufuk; daha iyi bir Türkiye özlemidir.

Bilime inanan sanayici azlığıdır. Endüstriyi küçümsemeyen bilim insanı kıtlığıdır. Çare? Akıl ve vicdan tutulmasını bir yana bırakmak, işbirliğine gitmektir. YÖK başka çaresi…

         DAHA İYİ BİR TÜRKİYE TALEBİNİZ YOK MU?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Öğretilemez cahiller

BİLMEYE DAİR:

1- Bildiğini bilmiyorsa UYANDIR

2- Bilmediğini biliyorsa ÖĞRET

3- Bildiğini biliyorsa İZLE

4- Bilmediğini bilmiyorsa KAÇ

Cahil olduğunu bilmeyen, en tehlikeli türdür.

Hele ki yöneten ise…

Cehalet; giderilebilir. Bilmediğini kabul edersin, öğrenirsin.

Ancak cehaletin bir de giderilemeyeni vardır. Bunlara öğretilemez cahiller diyoruz. Ne yazık ki sayıları fazla…

1-Bildiğini sandığı için öğretemezsin. Çünkü her şeyi bilir(!)

2-Diploma sahibidir, sormaya çekinir, bilir gibi davranır.

3-Koca prof olmuştur, bu kadar cehalet ancak tahsille olur.

4-Bilmediği halde o alanda kendini otorite sanır, öğrenmez.

5-Şöhret, makam, mevki sahibidir, cahilliğini saklayabilir.

Etrafınıza bakın, bildiğini sandığından dolayı, öğrenmeye son vermiş nice insan görürsünüz. Öğretilemez cahillerdir.

Misal çoğu USTA, bu durumdadır. Usta; öğrenmeye son verme halidir. Bu yüzdendir ki usta diye yücelttiklerimiz; çözdüklerinden daha fazla sorun üretiyorlardır bizlere…

Kalfa; öğrenme sürecindeki insanın adıdır. Usta; ‘bildim’ dedi, cehaleti seçti. Kalfa; ‘öğreniyorum’ dedi, yücelebildi.

Bilgide tam olduğunu sanan, cehaletin doruğuna çıkmıştır.

Bugün etrafımız, öğretilemez cahillerle dolu ne yazık ki…

        -BEN BİLMİYORUM, BANA ÖĞRETİR MİSİNİZ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Patron nitelikli mi?

NE İŞ OLSA YAPARIMCI PATRONLAR

“Ne iş olsa yaparımcı eleman” ile

“ne iş olsa girişirim” diyen patronlar arasında sıkıştık.

Nitelik sadece iş gücünde mi aranmalı?

Patronların nitelik sorunu yok mudur?

Eskimeye yüz tutan bir ezberimiz var; nitelikli işgücü ihtiyacı… Sanki bu nitelik sadece çalışanda eksikmiş gibi davranıyor, girişimcinin niteliğini sorgulamıyoruz.

Katma değeri düşük işler kuran girişimci, katma değeri düşük çalışandan şikayet hakkı yoktur. Değer üretmeyen iş süreçlerinde nitelikli işgücü çalıştırmak ne derece anlamlı?

Ara eleman aranan eleman sloganı, özünde doğru olmakla birlikte niteliksiz patronların elinde bu ara elemanlar, arada derede kalıyor. Ne iş gelişiyor ne de işçi niteliği…

Sen patron olarak kendini geliştirmez isen kullandığın işgücünde nitelik artışı olur mu? Ara eleman yetiştirmek için yoğun gayret başladı şükür.

Milli Eğitim Bakanlığı ile sanayi ticaret odaları elbirliği yapıyor, meslek liseleri gibi çözümleri yaygınlaştırıp aranan eleman dediğimiz kabiliyet havuzunu genişletmeye çalışıyorlar. Ancak bu yetmez. Bize nitelikli girişimci gerekiyor.

Ne iş olsa yaparımcı eleman kadar ne iş olsa girişirim patronların varlığın da bir sorun.

    NİTELİK ARAYAN; PEKİ SEN NİTELİKLİ MİSİN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Kötü sürücüye dair…

KÖTÜLER NE BİLSİN BİZİ

İYİLERE SELAM OLSUN…

Birinin gerçek karakterini öğrenmek istiyorsan;

Onu trafiğe çıkar ve ardından izle.

Ona güç verilince nasıl davrandığına bak.

Hak yiyor mu, kural tanıyor mu?

Sağa dönüşte, en sol şeritten gelir ve önüne geçer. Kötü.

Sinyal kolu vardır, önünde aniden döner, bildirmez. Kötü.

Camı açar, şişeyi sokağa fırlatır, gaza basar gider. Kötü.

Sağ şerit kenesidir. Önünde araç yoktur, hızlanmaz. Kötü.

Kırmızı ışık yanıyordur. Yaya geçerken üzerine sürer. Kötü.

Direksiyonda telefonuna yazı yazar, trafiği aksatır. Kötü.

Egzozundan siyah duman çıkar, bakıma götürmez. Kötü.

Emniyet şeridinden gider, trafiğe polise aldırmaz. Kötü.

Çakarlı çakaldır. Kural ihlal eder, üzerine sürer. Kötü.

Bebeğini ön koltukta tutarak seyahatten korkmaz. Kötü.

Hak çiğner, kural tanımaz, uyarırsan tehdit eder. Kötü.

Polis durdurur, ‘benim kim olduğunu…’ tehdit eder. Kötü.

Uyarırsın, pompalısı bagajındadır, seni çeker vurur. Kötü.

Önüne dalar, korna çalarsın, senin arabana saldırır. Kötü.

Ambulansa yol vermez, ardına takılır ve sürat yapar. Kötü.

Işık yeşile döndüğüne aldırmaz; ardındakini bekletir. Kötü.

Trafikte yavaş giderler, zamanına saygıları yoktur. Kötü

     BU KADAR KÖTÜ SÜRÜCÜYÜ HAKEDİYOR MUYUZ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU