Bilgi seli tehlikesi

BÜYÜK VERİ Mİ, BİLGİ YIĞINI MI?

Bilgi güçtür ancak ‘kontrolsüz güç’; güç değildir.

Biriktirdiğin bilgiyi akılla işlemiyorsan yığın olur, kirlenir.

Kirli bilgi yığını da sel olur karar süreçlerini yıkar.

Etrafımızı kuşatan teknoloji, bilgiye erişim imkanını o hale getirdi ki her saniye yığınca veriyi hayata dahil ediyoruz. Bunun neresi kötü? Yönetemediğin bilgi, sanılanın aksine fayda değil zarar veriyor.

ugün pek çok işletme; big data (büyük veri) ifadesini diline dolamış, dijitalleşme akımına kapılmış durumda… Ancak sorun şu ki büyük veri, eğer onu yönetebiliyor, işleyebiliyorsan zenginlik sunar. Aksi halde bilgi kirliliği söz konusudur.

Artık büyük veriden değil bilgi yığınından bahsederiz. Yığın, tanımı gereği bir yere yığılmış şeylerdir. İster kullanılmayan malzeme olsun ister bilgi olsun, fark etmez. Yer kaplar, kirlilik yapar. Ama bu yığın bilgi ise bir süre sonra sel olur, karar süreçlerini kirletir

Pek çok işletme biliyorum, müşteri bilgileri dahil çok farklı sayıda bilgiyi biriktiriyor. O bilgi yığınını, çalışan bilgiye çevirecek akıl yoksa, kafan karışır; hepsi bu…

Elindeki bilgi eğer bir amaca hizmet edecek şekilde işlenmiyor ve tasnif edilmiyorsa, biriktirmemeli hatta mümkünse yok edilmeli...

          BİLGİ KİRLİLİĞİNDEN KORKMUYOR MUSUN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Zafer; sabredebilenindir

BIRAK FİKİR FİDANI KÖK SALSIN

Pek çok projemiz, sabırsızlık yüzünden yarım kalıyor.

Oysa başarı, yılların gerisinden gelebilir.

Fikir fidanı kök salmadan onu budayanlar başaramıyor.

Sabreden ise ödülünü alıyor.

Bambu bitkisi, sabırla büyür. 5 yıl boyunca en ideal şartlarda dahi gelişme göstermez. Ardından sihirli bir el dokunmuş gibi birden bire günde 40-50 santim hızla büyümeye başlar ve 6 haftada 27 metreye ulaşabilir.

Yaşanan sihir değil, bambunun sabırla saldığı kökleri olduğudur. Eğer sabır ve istikrarla bir alanda kök salar iseniz, başarı; kaçınılmazdır.

Bizde bambu bitkisi yok ama kültürümüzde  bunu karşılayacak türkülerimiz dahi vardır: ‘kuşburnu dikeniyim, dibine dökeniyim…’ Yıllarca durur ve dibine döker meyvesini…

Burada hayata dair çıkarabildiğim dersler vardır. Misal; inovasyon… Bu alanda gayretimiz var fakat sabrımız eksiktir. Türk gibi işle başlıyor daha sonra bambu sabrı göstermeden netice bekliyoruz; Netice yok!

Söz bambudan açılmışken; kökler önemlidir ama senin de gayret göstermen gerekir. İnovasyondan medet uman bu alanda uygun iklimi de oluşturmalı ki bambu büyüyebilsin.

Nice şirket bilirim bambu ekmiş ama ertesini beklememiş…

        AĞAÇ KÖK SALMADAN AYAKTA KALABİLİR Mİ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Mutsuz çalışan sorunu

ÇALIŞANI YAŞAT Kİ KURUMUN YAŞASIN

‘Müşteri patrondur’ sloganı çalışmıyor.

Asıl patron müşteriye iyi davranacak olan çalışandır.

Eğer o mutsuz ise kurumunuz hastadır.

Çünkü mutsuz çalışan mutsuz müşteridir.

Siz hiç çalışanı mutsuz ama müşterisi mutlu olan gördünüz mü? Ben görmedim. Zira mutsuz çalışan, müşteriyi mutlu edemez. Şeyh Edebali; ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ der…

İş dünyasında durum farklı değildir. ‘Çalışanı yaşat ki kurum yaşasın.’ Müşterinin velinimet olduğu eski çağlar geride kaldı. Nimetimizin velisi, bize nimet sağlayan idi. Lonca sisteminin düsturu bugün ortada yok. Yeni müşteri tanımı; ‘paramı cebinde taşıyan insan’ oldu ne yazık ki…

CRM (Müşteri İlişkileri Yönetimi) gibi soğuk yöntemlerle bugünkü iddiamız şudur ki; müşteri patrondur. Bu düstur çalışmıyor ne yazık ki… Çok az şirket, müşterisine saygılı ve ondan yana…

Gerisi? SMS, kafa karıştıran kampanyalarla müşterisine pusu kurma derdinde… İnanmayan, telefonuna gelen anlamsız sms mesajlarını okusun.

Peki, müşteri gerçekten patron mu? Buna yürekten inananlar var ve onlara bir çift sözüm var; müşteri patron olabilir ama çalışanınız o patronun da üzerindedir. Buna dikkat edin.

        ÇALIŞANI MUTSUZ İŞLETME YAŞAYABİLİR Mİ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Ezberi arar olduk

KAYIP KUŞAK MI GELİYOR?

Eğitim Türkiye’nin kanayan yarası…

Hiçbir öğrenci, başladığı sistemle okulunu bitiremedi.

Eğitim reformu ise hayata geçiş sürecinde yığınca dirençle karşılaşıyor.

Peki, neticesi ne olacak?

Cumhuriyet ne zaman ilan edildi? Ta ilkokuldan itibaren öğretilen bilgilerden biri. Bayramını kutlarız, coşkusunu yaşarız ve 29 Ekim diye biliriz. Bu, bir bakıma ezbere dayalı eğitimin bize kazandırdıklarıdır.

Ancak yeni nesil; ‘Cumhuriyet ne zaman ilan edildi?’ sorusunun cevabını bilmiyor. 23 Nisan diyen var 19 Mayıs diyen… Hatta Noel diyene dahi rastladım. Yıllarca ezbere dayalı eğitime karşı çıkarak proje odaklı eğitim yapalım dedik. Midye midesini ezberlemeyelim de hayatta işimize yarayacakları bilelim dedik. Ama geldiğimiz noktada; ezberi dahi arar olduk.

Karekökü üniversiteli dahi unuttu. Çocuklar çarpım tablosu ezberlememiş. Kıbrıs Türkiye’nin kuzeyinde olduğunu iddia edecek kadar da özgüven(!) sahibiler üstelik. Ezber kuşağı dahi şimdiki kayıp nesilden daha donanımlıydı.

Soru şudur; bu yapışkan cehalet ile nasıl başa çıkacağız? Bilmeyen, bilmediğini de bilmeyenler ile nasıl bir yarın inşa edilir? Merak etmeyen, öğrenmeye direnenlerle başımız belada…

    YAPIŞKAN CEHALETLE NASIL BAŞA ÇIKABİLİRİZ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Bilgisizlik tehlikesi

SİBER VAROŞ OLMAYIN

Gezegen; daha bilgililerin yönetimine giriyor.

Makineler bile giderek akıllanıyor.

Bilgiyi reddedenler uygarlığın taşrasına düşecek.

Bilgisizlerimiz; siber varoşların habitatı olacaklar.

Bilgi, güçtür. Bilgisizlik ise güçsüzlük… İnsanların zenginlik derecesini anlamada hangi coğrafyada yaşadıkları önemli ancak bilginin etkisiyle bu önem yerini, bulunduğu ‘eğitim düzeyine’ bırakmaya başladı.

Bilgiye erişimin zenginlikle ilişkisi nedir? Bill Gates’in bu soruma cevabı şuydu: ‘bir insanın zenginliğini anlamak için coğrafyasına bakardık. Eğer bu kişi Somali’de ise fakir, Londra’da ise zengin idi. Ama şimdi; eğitim düzeyine bakıyoruz. Londra’daki kişi eğitimsizse aynı aile içinde, Somalili birinden fakir olabilir.’

Burada önemli nokta, bilgi uçurumunun, gelir uçurumunu derinleştirdiğidir. Zengin ile yoksulun derinleşen refah farkı, bilgi ile ölçülebiliyor artık. Zira bilgi; üretim faktörü olarak tanımlanıyor.

Üretemiyorsan SİBER VAROŞ olacak, uygarlığın taşrasına düşecek, dijital uçurumun kaybedeni haline geleceksin. Eğitim sistemi bu yüzden daha hayati hale geldi ve ısrarla bu bilgisizliği çoğaltan yapıyı daha iyi hale getirmiyor; bilgiyi, bilgiliyi sistematik aşağılıyoruz.

       BİLGİ FAKİRİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYOR MUSUN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Hukuk reformu şart

BİZE ADİL REKABET GEREK

Hukukun üstünlüğü yoksa piyasa adil olamaz…

Hak edilmemiş kazançların faturası; kriz olarak ödenir.

Adil rekabet şartlarını sağlamadan da piyasa gelişmez.

Adalet, herkesin olduğu kadar piyasanın da ihtiyacı…

Piyasa ekonomisi aktörlerinin, kendi çıkarlarını korumak için kabullenmek zorunda  oldukları davranışlara rekabet diyoruz.

Kendi başına ‘ahlaki’ kaygı taşımasa da yıkıcı rekabetin önüne geçmek, herkes için en iyi olanı sağlamak için, piyasalarda ‘etik değerlere’ ihtiyaç duyulur.

Bundan 240 yıl önce Adam Smith’in piyasayı tanımlarken  sözünü ettiği ‘görünmez el’, rekabet de dahi her şeyi düzenleme mucizesine sahip olduğu farz edilirdi. Peki, ya gerçekte?

Fakat hayatın pratiği farklı gelişti ve ‘görünmeyen el’in; kimin sırtını sıvazlayacağını kimin de suratına yumruk indireceğini kestiremediğimizi acı tecrübelerle anladık.

Tam rekabet şartlarını oluşturma yönündeki düzenlemelerin görünen bir ‘ahlakî’ kodu yoksa da ‘etik iş yapma’ kurallarının varlığı, girişimcilerin hakları kadar kamu yararını da gözeten faydalı yapılar sunar.  

Bize gereken, adil rekabet şartlarını sağlayacak hukuk reformudur.

            PİYASADA ADALETİ KİMLER İSTEMİYOR?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

‘Benden korkmayın’

YAPAY ZEKÂDAN ÖNCE ORGANİK ZEKÂYA SAYGI

Yeni modamız bu; yapay zekâ…

Sanki organik olanına saygımız var da şimdi yapay zekâya övgüler diziyoruz.

Zeki insanlarımızı önemseyelim ki bize kendi yapay zekâlarımızı üretebilsinler.

Guardian Gazetesi’nde geçen ay, tamamen yapay zekâ tarafından yazılan bir yazı yer aldı. Yazıda ‘yapay zekâinsanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyordu.

Yazıyı yazan yapay zekâ modeli ‘GPT-3’, OpenAI laboratuvarı tarafından geliştirildi. Organik zekâ sahibi insanlar tarafından üretilen yapay zekâ, bizden bağımsız kendi hükümlerini verebiliyor.

Yazısından birkaç cümle; ‘Ben insan değilim, düşünen bir robotum, bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum. Amacım şu: insanları benden korkmamaya ikna etmek. İnsanlığın sonunu getirmeyeceğim, endişelenmeyin. Sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım.’

Peki, yapay zekâdan korkmalı mıyız? Bence eğer onu yapan organik zekâ biz değilsek, evet… Ama el zekâsı bize kendi kurallarını dayatacaktır.

Organik zeki insanlarına hürmeti olmayanın, elin yapay zekâsından çekeceği var.

           ZEKİ İNSANLARIMIZDAN BU KORKU NİYE?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Beceri mi diploma mı?

DİPLOMA İŞE YARAMIYORSA

NEDEN PEŞİNDE KOŞALIM?

Dünya; beceriye muhtaç.

Biz daha muhtacız.

Oysa ortalık diplomadan geçilmiyor.

Diplomalı mühendis atama bekler

Becerili bahçıvanı mumla ararsın.

Genç işsizler en büyük sorunumuz. Her 3 gençten biri işsiz. Yüksek eğitimli işsiz sayısı ise zirve yapmış durumda.

Üniversiteye girebilmek için test çözmekten kalem tutamıyorsun. Mezun olduğunda diploma sahibisin fakat beceri edinememişsin. İş bulsa dahi patron seni yeniden eğitmek zorunda kalıyor.

Üniversite mezuniyetinin toplam maliyetine bakınca; en az 4 yıl ömür ve yüzbinlerce lira

Soru şudur; buna değer mi? Z kuşağı bu soruyu sormaya başladı bile. Mademki bana iş sağlamıyor, hayat kalitemi artıramıyor ve beceri kazandırmıyorsa neden girelim ki?

Hayatını kazanma ve kendini gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğumuz şey; beceridir. Üniversite sana diploma verir ama beceri kazandırmaz. Meslek yüksek okulları, meslek kazandıran üniversiteler neyse de ya diğerleri?

Dünya diploma takıntısını terk ediyor, beceri peşinde koşuyor.

Biz ise diploma peşinde koşmaktan iflahımız kesiliyor. Ama ona erişince, becerisiz halde işsizler ordusuna yazılıyoruz.

     ÇÜN OKUDUN BİLMEZSİN YA NİCE OKUMAKTIR?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Bize yeni öykü gerek

3T ODAĞI: TARIM TEKNOLOJİ TURİZM

Türkiye, bu 3 alanda derinleşme imkanı bulabilir.

Bu da bizi orta gelir tuzağından kurtarabilir.

Üretimlerimizi; katma değer, ölçek, kalite, verimlilik esasına göre yapmalıyız.

Dünya, bir yandan küresel krizler, jeo-politik riskler ve Covid-19 salgınıyla zor günlerden geçiyor. Türkiye de bu güçlüklerle baş etme gayretinde…

Bildik dünya düzeninde köklü değişiklikler yolda. Bu süreçte bize yeni bir öykü gerekiyor. Zira mevcut yapılarla krizle baş edebilmek her gün daha da zorlaşıyor.

Yeni öykünün ben, kendi kabiliyet alanlarımızda odaklanma ile yazılabileceğine inanıyorum.

Eğer 3T’ye odaklanabilirsek orta gelir tuzağından çıkarız.

Tarım; henüz zıplama yapamadığımız kabiliyetimizdir. Hava su, fauna, flora, 7 iklim 4 mevsim bizde. Ama akıl da gerek.

Turizm; 100 milyar $ harcadık ve yılda 40 milyar $ üreten bir makine haline getirdik. Bu alanda derinleşmek gerekir.

Teknoloji; dünyanın gittiği yer burası. Gençlerimiz pek çok kabiliyet geliştirdi. Eğer ıskalarsak uygarlığı kaybederiz.

Ancak atacağımız her adımda, katma değeri, verimliliği, ölçek ekonomisini ve kaliteyi gözetmek zorundayız.

Bildik her ezber, hikaye oldu. Şimdi bize yeni öykü gerekiyor.

        SENİN KENDİNE AİT YENİ ÖYKÜN VAR MI?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Liyakat düşmanları

ÇOK BİLEN ÇOK YANILIR

Hele ki yarım yamalak bilen herkesten daha çok yanılır.

Çünkü bildiğini sanır ve böyle birine öğretmek imkansızdır.

Çok bilenler(!) gerçek uzmanların, liyakat sahiplerinin baş düşmanıdır.

Ortalık, kendini uzman sananlarla dolmaya başladı. Hangi TV kanalına baksanız, onları görürsünüz. Gündemde her ne var ise o alanda ahkâm keserler. Gerçek uzman sevmezler.

Her şeyi bildiğini(!) zanneden yöneticilerde gördüğüm şu: liyakat sahibi ve gerçekten bilen insanları kendilerinden uzak tutar, onlarla aralarına mesafe koyarlar. Onun yerine kendilerinden daha az bileni tercih ederler. 

Zira ancak bu sayede kendilerini daha akıllı, zeki ve vazgeçilmez biri zannederler. Gözlemim şudur: İşletmelerde ikinci sınıf yönetici, etrafında az bilen bulundurmak istiyor. 

Oysa birinci sınıf yönetici, etrafında bilen çalışan bulundurmak ister. Önerim; kendinden daha zeki akıllı insanları bulup, onların hizmetine girmektir. ‘Hükmetmek değil.’ Aksine; onlara hizmet etmektir.

Bu zor bir zenaattir. Özgüven gerektirir, erdem gerektirir, basiret gerektirir. Çalıştığı kişileri liyakat havuzundan seçenlerin başarısı ortadadır ve bilen adam yerine bizden adam seçenler; hüsrandadır.

      TERCİHİN BİLENDEN Mİ BİZDENDEN Mİ YANA?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU