Kovmak mı veda mı?

HOŞÇA KAL DEMENİN DE BİR ADABI OLMALI

1-İşe alırken adeta iğne deliğinden geçir.

2-İşten çıkarırken edebiyle değil, adeta kovala…

3-Bu tutum kovulanı üzer.

4-Kalanı da tedirgin eder…

5-Veda ederken onur kırmak niye?

Ekonomik kriz yüzünden kapanan, geliri düşen  işletmeler çok sayıda insanı evine gönderdi.

Her ne kadar işçi bulunamıyorsa da çalışanı işsiz bırakma yaygın.

İşe alım kadar işten çıkarma da o kurumun kalibresini belirler.

İnsan Kaynakların (İK) kalitesi de bu süreçte ortaya çıkar. 

Çalışanından korkan, onunla gönül bağı kurmamış işletmeler, işten çıkarmayı; ‘pusu kültürüne’ indirger. 

Tuzak kurar, habersiz giriş kartını iptal eder.  

Evine tebligat gönderir, süt izninde kovar.

Böylesi şirket çalışanı da kurumuna sadakat beslemez; ‘ben zamanınım şu kadarını bunlara kiralıyorum.

Bunlar da bana genişletilmiş alım gücü sağlıyor.’ 

İşinin hakkını veren İK’cılar ise işten çıkarmayı, yasaya, edebe göre yapar, yüz yüze konuşur

Sebep bildirirel sıkışır.

Yönetim danışmanı Hülya Mutlu hoşça kal demenin de bir adabı olmalı’ diyor.

Zaten işsiz bıraktığın insanın özgüvenini sarsmaya, utanca boğmaya, onun ruhunda yara açmaya ne gerek var ki? 

En edep, sen ne güzel şeysin…

Edep Ya Hû…

BÖYLESİ PATRON BİR GÜN   İŞİNDEN OLMAZ MI?

DEVAMINI OKU

Çok yerine verimli

SÜREÇLERİ SORGULAMALI

1-Değer yaratmayan her şeyi sorgula.

2-İş, iletişim, ilişki ve bilgi süreçlerini yenile.

3-Bu sayede ‘daha çok çalışma’ yerine;

4-Daha verimli çalışmaya geçersin.

5-Nicelik yetmez, nitelik gerek.

Türkiye nihayet dikkatini nicelikten niteliğe kaydırmaya başladı.

Şükür ki bugün ihracatın ciro hedefi yanı sıra katma değeri konuşabiliyoruz.

Turist sayısından, turist başına geliri arttırmayı düşünebiliyoruz.

Şimdi paralel adımın; istihdamda atılması gerekiyor. 

Nicelik odağından bakınca görebildiğimiz; işgücüne katılma, istihdamın cinsiyet ayrımı veya işsizin genç olup olmadığı…

Oysa nitelik odağı bize; işçi sayısı, çalışma saati kadar, işgücü verimini sorgulatıyor. 

Sorguluyoruz

Gördüğümüz; iç açıcı değil. En azından şimdilik…

Kendimize sürekli 2023 yılı hedefleri koyuyoruz ama çalışan başına verim artışı henüz ajandamıza girmiş değil.

Misal Almanya.

Verimlilikte en tepelerde…

Peki, bunu nasıl başarmışlar?

Eğitim diyenlere şunu hatırlatalım.

Sistem ve süreçler eğitimden daha önemli…

Zira siz değer yaratmayan iş süreçlerine sahipseniz, emeğin bu süreçteki verimi, eğitimi ne olursa olsun, sınırlı gelişecektir. T

ürkiye, ‘çok’ yerine ‘verimli’ olmayı başarmalı.

SİZ, VERİMLİ BİRİ MİSİNİZ?

DEVAMINI OKU

Tembel memur zulmü

BUGÜN GİT YARIN GELME ÖRGÜTÜ

1-e-Devlet çözümleri var ama,

2-Kimlik pasaport için ayağına gidiyoruz.

3-Yasadan aldığı güçle tiranlaşıyorlar

4-Bugün git yarın gel diyorlar.

5-Memurun vatandaşa zulmü kaderimiz mi?

Memur denince akan sular durur.

Derhal savunmaya geçilir, neredeyse vekiller kadar dokunulmazdırlar.

İşini eksik veya kötü yapsa da…

Hatta yan gelip yatsa da…

Bugün git, yarın gel’ dese de…

Devlet dairesine işiniz düşmesin, o noktada Allah size yardım etsin

E-Devlet çözümlerine rağmen memurun ayağına gitmek zorunda kalıyorsunuz.

Misal kimlik çıkaracaksınız; online randevu filan iyi de…

Oraya vardığınızda ya bir güvenlik görevlisi veya bir tembel memur; hayatı size zindan edebilir.

Ya da pasaport için illa ki devlet kapısına gidilecek.

Tam da bu noktada o tembel memur, size hayatı zindan etmek için hazır bekliyor olacaktır.

Tembel memura hesap soramazsın.

Çalışırken size vereceği zarar, çakma raporlu iken devlete bindirdiği yükten daha az değildir.

İş güvencesi, katsayısı, zammı, mesaisi, 9 günlük bayram tatili, ikramiyesi, yeşil pasaportu her şeyi vardır.

Ama size acıması yoktur.

Tembel memurun zulmüne bizi muhatap etmemek için e-devlet çözümlerine rağmen bizi ezebiliyorlar.

NEDEN BUGÜN GİDİP YARIN GELİYORUZ?

DEVAMINI OKU

Emeğin sermayesi alın teri

EMEĞİN 5 GETİRİSİ

1-Hak edilmiş başarı

2-Bedensel gayret

3-Ruhsal olgunluk

4-Değer üretmek

5-Mutluluk

Emeksiz yemek olmaz.

Alın teri kurumadan emeğin hakkını verin.

1 Mayıs Emek ve Dayanışma günü kutlu olsun.

Emek; bir amaca yönelik harcanan güç

İnsanın bilinçli olarak giriştiği çalışma süreci

Beden veya zihin ile bir hedefe ulaşmaya yönelik gösterilen gayretin ifadesi

Ekonomide üretim faktörleri içinde, sermayehammadde dışındaki üçüncüsü…

Emeksiz yemek olmaz

Eğer hasıla söz konusu ise bunun için gayret sarf edilmelidir.

Yorucu, uzun, özenli, özverili çalışmanın en özlü ifadesidir emek.

Zaman kavramı ile gayretin bileşkesinde emeği tanımlarız. 

Emeğin verimi, en kısa sürede en fazla hasılayla ölçülür.

Emeğin karşılığı vardır.

Boşa harcanmış emek dahi, bunu sarf edene bedensel gayret, ruhsal olgunluk kazandırabilir.

Emek çekilmiş her şey, olduğundan da değerli hale gelir.

İster özenle örülmüş bir duvar, ister özenle davranılmış bir ilişki, emeğin ödülüyle gelir.

Emeğin sermayesi alın teri, ödemesi zaman, ödülü; hak edilmiş başarıdır. 

Mutluluktur.

Emeği dışarıda bırakan hiçbir sistem; sürdürülebilir olmaz.

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü herkese kutlu olsun.

SEN EMEĞİNLE DEĞER ÜRETENLERDEN MİSİN?

DEVAMINI OKU

Kayırmacılık belâsı

NEPOTİZM KURUM BATIRIR

1-Kayırmacılık yüzünden;

2-Aile şirketlerinin 3’üncü kuşağa geçme şansı: %20

3-Ömürleri de en fazla 25 yıl sürüyor.

4-“Hamili kart yakinimdir” diyerek işe alma,

5-Yoksa batarsın.

Nepotizm; yakınını, kan bağın olanı kayırmanın adı.

Yönetim bilimi bu olguyu, kurumun ömrünü kısaltan bela kabul eder.

Kayırmacılık yüzünden şirket, ihtiyaç duyduğu nitelikleri bünyesinde tutamaz.

Şirket nepotizm tutumu yüzünden ailenin oyun bahçesi haline gelir.

Kabiliyetler dışarıda kalırken , dostakraba işletme kadrolarını doldurur.

Sürdürülebilirlik kaygısında olan şirketlerimizde patron, kendi ailesini dahi yönetim kademesine tepeden koymaz.

Liyakat, aile bireyi olmanın çok daha üstünde kabul edilir.

En iyi tahsili dahi yapsa, kurum değerleri ve süreçleri sahada öğrenmeden yönetim kademelerinde ilerleyemez.

Olsa olsa, eşitler arasında birinci yapılır.

Mirasta hakkı olması, yönetimde pozisyon avantajı olacağını sağlayamaz.

Hamili kart yakınımdır diye kartvizitle kuruma dayatılan niteliksizlerin, bir süre sonra o kurumu zarar soktuğunu biliyoruz.

Gerek devlet yönetimi gerek şirket kademeleri kayırmacılık belası yüzünden zaafa düşer ve o kurumun batması mukadderdir.     S

SEN DE KENDİ İŞYERİNDE YAKININI KAYIRIYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

İşe alırken kandır çıkarırken pusu kur

HOŞÇA KAL DEMENİN DE ADABI OLMALI…

1-Çalışanına değer vermeyen,

2-İşten insan çıkarırken;

3-Teknolojiye başvurur,

4-İletişim araçlarını kullanır.

5-Mertlik, ilkeli olmak yoktur hanelerinde…

İşe alım kadar işten çıkarma da o kurumun kalibresini belirler.

İnsan kaynaklarının (İK) kalitesi de bu süreçte ortaya çıkar… 

Çalışanından korkan, onunla gönül bağı kurmamış işletmeler, işten çıkarmayı; “pusu” kültürüne indirger.

Tuzak kurar, habersiz giriş kartını iptal eder.

 Evine tebligat gönderir, süt izninde kovar.

Böylesi şirket çalışanı da kuruma sadakat beslemez; ”ben zamanımın şu kadarını bunlara kiralıyorum.

Bunlar da bana ‘genişletilmiş alım gücü’ sağlıyor.”

İşinin hakkını veren İK’cılar ise işten çıkarmayı yasaya, edebe göre yapar, yüz yüze konuşur.

Sebebini bildirir, el sıkışır.

Yönetim danışmanı Hülya Mutlu; ‘hoşça kal demenin de bir adabı olmalı’ diyor.

Zaten işsiz bıraktığın insanın özgüvenini sarsmaya, utanca boğmaya, onun ruhunda yar açmaya ne gerek vardı?

Bu tutum çalışan sadakati geliştirmez, kalan personeli de tedirgin eder sadece.

   İLKELİ, KURUMSAL PATRONLUK BU MUDUR?

DEVAMINI OKU

Sessiz istifa sessiz kovma

İSTİFASIZ İSTİFA, KOVMADAN KOVULMA

1-İşyeri toksik hale geldiğinde;

2-Çalışan; kovulmayacak kadar çalışır.

3-Patron; çalışanı istifaya zorlar.

4-Ölmeyecek kadar ücret verirsen,

5-Kovulmayacak kadar iş alırsın.

Sessiz istifa, “belirlenen mesai saatleri içinde sadece tanımlanan işi yapmak”, “başka ek sorumluluk almamak”, “iş-yaşam dengesini korumak” ve “çalışma sınırlarını belirlemek” diye tanımlanıyor ve yaygın.

Sessiz işten çıkarma; işverenlerin çalışanlarını doğrudan işten çıkarmak yerine kendi kendilerine işten ayrılmalarını sağlamak amacıyla zorlayıcı davranması anlamına gelir.

Bu da yaygınlaşıyor.

Sessiz istifanın en büyük sebebi, işyerinin toksik ortama dönüşmesi…

Liderlik olmayışı ve ücretlerin beklentilerin çok altında kalması…

Özellikle kamuda; ‘kaçma, karışma, çalışma’ kelimeleriyle tanımlanıyor. İşgücü verimsizliği bu sessiz istifalarla sağlanıyor.

Sessiz kovmanın da bir tür psikolojik şiddet olduğu söylenebilir.

Doğrudan işten çıkarmadığı elemanını ya iş vermeyerek veya kötü işlere atayarak, tazminat ödememek için kendisinin istifa etmesini sağlıyor.

Her ikisine de çalışma hayatının kanseri diyebiliriz.

Aslında patronun çalışana ve çalışanın da patrona yönelik mobbingi dahi sayılabilir.

Çare; işyerine yeni baştan tasarlamak ve değer üretmeye odaklanmak.

Aksi halde istifa da kovma da sessiz gerçekleşecek.

İŞYERİNDEKİ BU SESSİZLİĞİNİZ NİYE?

DEVAMINI OKU

Patron, İK’na dikkat!

BİLEN İNSAN MI, BİZDEN İNSAN MI?

1-Kurumların İnsan Kaynakları birimleri var

2-Personel müdürünü kovduk İK’cıları getirdik

3-Başarı; kabiliyetsiz diploma mı?

4-Yoksa yetenek avcılığı mı?

5-Patronlar İK’nız sizi batırabilir.

Eskiden Personel Müdürü vardı. Babacan bir tavırla çalışanları yönetirdi.

Avans, harçlık, sağlık, taşınma, sorun çözme noktasında çalışanın hamisi gibiydi.

Sonra kurumsallaşalım dedik.

Batılı artık ‘insan kaynakları’ diyor o halde biz de personel müdürünü kovup yerine Human Resources birimi inşa edelim.

Ettik de…

Artık kurumlarda çalışanları seçen, yöneten, eğiten, kariyerlerini planlayan koca bir ekip var.

Ee, bunda neden sorun olsun ki?

İyi de İK birimi acaba insan kaynağı üretiyor mu diye sormak gerek.

İşini iyi yapan İK’cıları özenle ayrı tutup diyorum ki;

Türkiye’deki pek çok işletme, kendi İK’sının esareti altındadır.

İşin ihtiyaç duyduğu kabiliyeti bilme, bulma ve onu işe almak yerine…

Patronu çalışandan koruyan(!) ruh haline evirilmişler.

Başarı, yıl sonu kaç kelleyi en az tazminatla işten çıkardığı mıdır?

Başarı, personel bütçesinden ne kadar tasarruf ettiği midir?

Başarı, diplomayı işe alıp kabiliyeti kovalamak mıdır?

Başarı, kabiliyetleri tutma yerine, onları tazminatsız kovmak mıdır?

Başarı; kurum sadakatinin katili olmak mıdır?

İNSAN KAYNAĞI MISIN YETENEK KATİLİ Mİ?

DEVAMINI OKU

Yeni mezun giremez!

DİPLOMAYA ÇÖP MUAMELESİ

1-Önce diploma talep ediliyor.

2-Sonra yüzüne dahi bakılmıyor.

3-Yıllarca okulda neden oyalandık peki?

4-Hele ki “yeni mezun” isen işin daha da zor.

5-’Git tecrübe kazan ve gel’ diyorlar.

Ne mi demek istiyorum?

Baştan yazayım; İnsan Kaynakları birimleri…

Eğer siz tecrübe maddesini abartıp iş vermez iseniz yeni mezunlar nasıl tecrübe kazanacak?

İş ilanlarına bakıyor musunuz?

İşsizlerin cv’leriyle gömüldüğü insan kaynakları sitelerinde ve iş mülakatlarında giderek artan tuhaflıklar oluşmaya başladı.

Nitelikli işsizleri mi ti’ye alıyorlar yoksa bulundukları kurumu mu sabote ediyorlar, anlayan beri gelsin…

TECRÜBE: İşte en paradoksal kısım bu…

Yeni mezun yapsa yapsa ancak staj yapar ve tecrübe bununla sınırlıdır.

Fakat gel gör ki yeni mezundan bunu istiyorlar.

Bir eleman aranıyor ilanı hatırlıyorum;

İlanda bir yazılımın son sürümü uzmanı arıyorlardı.

Ancak sorun şuydu ki; ‘en az 5 yıl tecrübe’ şartı…

Burada temel sıkıntı; özensiz personel ilanları kadar yeni mezuna bakıştaki sakatlık söz konusu…

Eğer yeni mezundan tecrübe isteyecek kadar embesil bir İK’nız varsa, oturun ağlayın derim.

Oysa ki yeni mezun, işletmenin alıp işleyeceği, kurum kültürüyle yoğuracağı en uygun kariyer basamağının adıdır.

SEN İŞ VERMEZSEN TECRÜBE NASIL OLACAK?

DEVAMINI OKU

Elaman ararken abartma

UMUT SÖMÜRÜSÜ ELEMAN İLANLARI

1-İş ve kariyer peşindeki gençleri aşağılayan,

2-Umutlarını sömüren, alay eden,

3-Cesaretlerini kıran züppelikler…

4-Eleman aramak asla bu değil.

5-İtibar açlığını bu yoldan giderme.

Eleman ararken talep edilen nitelikleri abartanlar; amacınız nedir?

İş ilanı üzerinden itibar açlığınızı gidermek mi?

Şayet aradığın eleman ise bunu yapma.

Ancak bunu deneyenler var. İş ilanlarına bakın; çok sayıda gereksiz nitelik sıralayan var.

İngilizceden bihaber misiniz?

İş ilanında “ileri derecece” bilenini arayınız.

Pozisyon ambar sayımı olsa bile.

Sebep?

“Herkes bilenini arıyor, biz de yazalım dedik.”

Peki, işe yarıyor mu bu ilanlar?

Bir eczane ilanı dolanıyor internette;

“ECZANEDEN ÇALIŞACAK  15-16 yaşlarında, tercihen bayan, 4 yıllık kimya, biyoloji veya sağlık bölümünden mezun bayan eleman alınacaktır. Mür; … Eczanesi…

Bu 11 yaşında üniversiteye girmiş olması gereken bayan elemana, asgari ücret önerecektir üstelik…

Peki ya özgeçmiş kuyusu kariyer sitelerine ne demeli?

Yeni mezunlara iş ilanları üzerinden uygulanan zulme bakın; “en az 5 yıl iş tecrübesi…”

İyi de ilk işvereni sen olmaz isen bu genç nasıl “tecrübe” sahibi olacak?

anaat budur ki böylesi sapkın iş ilanlarını, eleman arayanlardan ziyade, itibar açlığı çekenler veriyor.

  SİZİN İK’NIZ BÖYLE İLAN VERİYOR MU?

DEVAMINI OKU