Salgın günlerinde iş

DAHA AZ ÇALIŞ, İYİ DİNLEN
ÇOK ÖĞREN; VERİM ARTSIN
Verimsiz sistemler, fazla mesai mi üretiyor?
Salgında evdeydim, verimim azaldı mı?
Daha az çalışarak daha çok iş üretmek mümkün müdür?

Covid-19 bizi evden çalışmayla tanıştırdı. Verim arttı mı? Çok çalışmak yerine daha az ama verimli çalışabilir miyiz?

Japonya’da 4 gün iş 3 gün izin denendi verim %40 arttı.

Microsoft Japonya çalışanlarına bir süre için haftada 3  gün izin vermiş, sadece 4 gün çalışmalarını istemiş.

Sonuç çok çarpıcı; Şirkette çalışan 2300 kişi önceki yaz boyunca Cuma-Cumartesi-Pazar izin yapmış ama bu 2300 kişinin ürettikleri iş miktarı 4 gün çalışmalarına rağmen %40 artış göstermiş. İnanılmaz bir üretkenlik artışı. CEO Takuya Hirono; ‘daha az çalış, daha iyi dinlen ve çok şey öğren’ sloganıyla yola çıkıldığını ve başardıklarını söylüyor.

Denemenin başka ilginç sonuçları da var; Çalışanlar bu süre boyunca geçmişe oranla %25 daha az gün için dinlenme ihtiyacı duymuş, şirketin elektrikten tasarrufu %23 olmuş, %59 daha az şey kağıda basılmış… Memnuniyet; %92

Sistemleri yeniden tasarlasak, daha verimli olur muyuz?

     BİZDE DE BU YÖNTEMİ DENESEK NASIL OLUR?

Facebooktwitterlinkedinrssyoutubeby feather
DEVAMINI OKU

Karşılıklı bağımlıyız

KOVARIM TEHDİDİNE BOYUN EĞME
İşten atılma şantajı, emeği evde daha çok çalıştırıyor.
Oysa haklarını savunma cesareti gösteren;
patronu da şekillendirebiliyor.
Çünkü senin işe ihtiyacın kadar patronun da sana var.

Evden çalışma, emeğin istismarına sebep oldu ve çalışana külfetler getirdi. Ofis masrafları azaldı, mesainin süreleri uzadı, angarya daha da arttı. Patron, yakıttan, yemekten, servisten kurtulurken, evin elektrik, internet faturası arttı.

Bu durumu sadece patrona bağlamak, madalyonun tek yüzü üzerinden hayatı okumaktır. Diğer yüzünde, çalışanın kendi haklarına bakışı yatıyor. Eğer ‘atarım seni’ tehdidine boyun eğip, bir işe olan bağımlık üzerinden hayatı okuyorsan doğal olarak daha fazla sömürüleceksindir.

Kendi evinin işyeri gibi kullanılmasına göz yummuş, 7/24 çalıştırılmayı kabul etmiş, geceboyu telefon başında talimat bekler duruma gelmişsin.

Oysa itiraz etme hakkın var. Bilmelisin ki senin işe ihtiyacın kadar patronun sana ihtiyacı var. Karşılıklı bağımlılık hali bu ve sen de patron gibi kendi prensiplerini savunabilirsin.

Batı’da pek çok ülkede mesai saati dışında değil telefona bakmak, elektronik posta atmak dahi suçtur. Yöneticinin seni istismarına itiraz hakkın var. Onlar da buna uyacaktır.

          EMEĞİNİN İSTİSMARINA KİM İZİN VERİYOR?

Facebooktwitterlinkedinrssyoutubeby feather
DEVAMINI OKU

Korona sömürüsü

ÇALIŞIYORSA DAHA ÇOK ÇALIŞTIR
Evden çalışmak, yeni sömürü alanı doğurdu.
Mesai süresi, telefon trafiği 24 saate uzadı.
Patronlar, servis, yemek, ofis giderlerinden kurtuldu.
#Korona emeğin istismarına yol açtı.

Korona bize ayna tutunca, kendi eksiklerimizi göreceğimizi ve halimizi düzelteceğimizi ummuştuk. Kimimiz öyle yaptı fakat genelde manzara şu; Korona, kendi sömürü düzenini pekiştirmek isteyenlere yaramış.

Misal mi? Evde çalışmanın oluşturduğu yeni sömürü alanları… Zaten salgın yüzünden iş kaybı yaşanmıştı. Çoğu şirket ise evden çalışma düzenine geçti. Bu süreçte korona mobbingi yanı sıra, pek çok yeni angarya icat edildi.

Evden çalışanların belirlediğim temel şikayetleri şöyle; Sıkça; ‘atarım seni’ tehdidi aldık. Yetmedi ne servis, ne yemek, ne tatil imkanı bulabildik. Öğle vaktine dahi toplantı konuldu. Hafta sonu çalıştırıldık. Gece boyu çalıştırıldık. Telefon tacizi de cabası…

Çoğu kez toplantı yapılacağı dahi söylenmeden kendimizi webinar yaparken bulduk. İşyerinde iken daha az yoruluyorduk. Gerçi trafik almadık fakat evde 3 ay süresince en az 1 yıl çalıştırıldık.

Kısaca; korona sürecinden evde çalışma keşfedilmesiyle yeni sömürü düzeni doğmuş oldu. Bazılarımız koronolaştı…

        HANİ DAHA ADİL VE PAYLAŞIMCI OLACAKTIK?

Facebooktwitterlinkedinrssyoutubeby feather
DEVAMINI OKU

Gram akıllandık mı?

PEKİ BİZ BUNCA EZİYETİ NİYE ÇEKTİK?
Koronadan ders çıkarmamız gerekirdi.
Oysa açılalım derken saçılıverdik.
Yeni normal oluşamadan eski normalimize dönüverdik.
Gram akıllandık mı? Hayır!

Zannederdik servet ile rahat artar / Umardık ki rahat ile taat artar / Bulduk bir ehli tahkik sorduk hakikatinden /
Dedi; Servetle gaflet, rahatla illet artar. Şairi meçhul bu dörtlük diyor ki; rahat ile illet artar. Konfora düşen kişinin sorunları çoğalır. Mücadele, sağlıklı kalmanın bildik yöntemi.

Söylemek istediğim şu; 1 Haziran’da resmi açılışı yapılan Korona süreci; bazılarımız hariç çoğumuzu eksi normalin içine getiriverdi. Olayı; sosyal mesafe & maske üzerinden değil de ekonomi dahil daha geniş çerçeveden okuduğumda gördüğüm şudur; gram akıllanmadık.

Hani isteklerimiz ile ihtiyaçlarımızı ayırt etmiştik? Hani fazla hırsın bünyeye zarar verdiğini kavramıştık? Hani komşusu açken uyumamak gerekirmiş? Hani diğerine yardım, kendimize yardımmış?

3 ay kapalı kalan; açılır açılmaz kaçırdığı tüm kazançların peşinden doludizgin koşmaya, zamsız geçen günlerini acısını çıkarmaya başladı bile. Şimdi; korona zamları yağmur gibi.

Görünen o ki rahata erdiğimiz an, illetler artmaya başladı.

   VİRÜS BİLE AKILLANDIRAMIYORSA ÇARE NEDİR?

Facebooktwitterlinkedinrssyoutubeby feather
DEVAMINI OKU

Sen bitti dediğinde

TEDBİR AZALDIKÇA TEHDİT ARTIYOR
Koronadan bıktık fakat #korona henüz bıkmadı.
Oysa çoğumuz bitmiş gibi anında normalleşmiş(!)
Virüs kafada değil bedende bitmeli.
Aşısı bile bulunmadı ki.

Korona tedbirleri kapsamında 10 Nisan’dan beri uygulanan sokağa çıkma kısıtlamalarının olmadığı ilk hafta sonunda İstanbullular, güneşli havada sokaklarda idi. Çoğunun maske kullanmadığı, fiziki mesafe kuralına  uymadığını gördük.

Burada sorun, sen bitti dediğinde Covid19’un bitmeyişidir.

Herkes fazla normalleşmiş görünse de Korona süreci kendi doğal seyrinde devam ediyor. Virüs etkisini azaltmış olsa da pusuya yatmış bekliyor.

Bakan; ‘tedbir azaldıkça tehdit artıyor’ uyarısında fakat dinleyen yok. Bu durum sağlıkçılar için ilave külfetler çıkaracak. Zira takılmayan her maske onlara yeni vaka riski yüklüyor.

Ekonominin açılma süreci de adeta doludizgin… Henüz talep tarafı canlanmamış fakat işletmelere, kapalı kaldıkları ayların acısını, haftalar içinde çıkarmak için adeta yarış halindeler.

Etiketlerini anında değiştirenler, verdiği hizmete zam yapanlar ve henüz az olan müşteriye korona eziyeti yapanlar türedi.

Sen bitti dediğinde bitmiyor oysa. Tedbiri boşlamanın cezası olacak.

      SENİN İÇİN KORONA SÜRECİ SONA ERDİ Mİ?

Facebooktwitterlinkedinrssyoutubeby feather
DEVAMINI OKU

Halkı aşağılamayın

NORMALE DÖNME HEYECANINI KÜÇÜMSEME
Bugünden itibaren normalleşme hızlanıyor.
Maske, hijyen, mesafe kuralına uyarak;
çocuklar, yaşlılar normalleşemez mi?
Onların hayata dönme heyecanlarını
küçümsemek kötücül tutumdur.

Korona salgını etkisi zayıflarken hayat, normale dönmeye başladı. Bu süreçte en fazla kısıtlamaya tabi olan 20 yaş altı ve 65 yaş üstü insanlarımızın hayata dönme heyecanını küçümseyenler de çoğaldı.

Oysa herkesin moral bulmaya ihtiyacı var. Korona kısıtlarının getirdiği psikolojik travma söz konusu iken bir de normal hayat taleplerini aşağılamak, son derece kötü bir tutum.

Sosyal medya, TV’ler, böylesi sorumsuzların ürettikleriyle dolup taşıyor. Verilen izin süresince kendisini sokağa atan yaşlılar, küçümseniyor. İzin süresini sokakta değerlendiren gençlerin normal hayata dönme arzusuyla alay ediliyor.

Şüphesiz fiziksel mesafe kuralına uymamız şart. Covid-19’un kötücül etkisiyle başka türlü baş edilemeyeceğini artık öğrendik. Yine de maske kuralına, sosyal, fiziksel mesafeye uymayanların sorumsuz davranışları söz konusudur.

Bunlara yönelik yaptırımları destekliyoruz. Bugünden itibaren normalleşme adımlarına çocuklar ve yaşlıların katılmasını küçümsemek köhneliktir.

        ÇOCUKLAR VE YAŞLILAR NORMALLEŞEMEZ Mİ?

Facebooktwitterlinkedinrssyoutubeby feather
DEVAMINI OKU

Koronadan ne öğrendin?

AYNAYI TUTTUM YÜZÜME
NELER GÖRÜNDÜ GÖZÜME
Salgın, hayatımızı gözden geçirmemizi sağladı.
Hatalarımız, noksanlarımızı daha net gördük.
Şimdi etkisi geçiyor, ekonomiler açılıyor.
Peki; hayatımızda neleri değiştirdik?

Salgının kapattığı ekonomiler yavaş yavaş açılıyor. Korona etkisini kaybederken hayat yeniden, normale(!) dönüyor.

Fakat bu; yeni normal. Koronanın bize tuttuğu ayna ile bazı kusurlarımızı gördük, eksiklerimizin farkına vardık.

Hayata yeni gözlüklerle bakar olduk. İhtiyacından fazlası peşinde koşma, aşırıya kaçma, ellerini daha sık yıka, fiziki mesafe kuralına uy, evde hayat var ve evinden de çalışabilirsin.

İhtiyaçların sınırlı ama seni zora sokan, sonsuz isteklerin

Rahat bırakırsan, tabiat düzeliyormuş, daha az tüketerek daha mutlu gezegen mümkün. Bilim olmadan yapamayız.

Dışarıda çalışmak zorunda olanlara saygı duymak gerekir.

Daha fazla hastane, daha çok silahtan daha önemli imiş.

Düşmanlıklar unutulabilirmiş. Başkasına yardım, kendimize yardımın en etkin yolu imiş. İnsan, lüks ve aşırı tüketmeden de hayatta kalabilirmiş. Komşu açken uyumak iyi değilmiş.

Virüs zengin-fakir, yaşlı-genç, sağcı-solcu ayırt etmezmiş.

Çare; politikacıdan şöhretten değil, bilimden gelebilirmiş.

      SALGINDAN SENİN ÇIKARDIĞIN DERS NEDİR?

Facebooktwitterlinkedinrssyoutubeby feather
DEVAMINI OKU

Gölgelerin gücü adına

BIRAK GÜNEŞ İÇERİ GİRSİN
Daha şeffaf yapılar,
hesap verebilirlik,
kurumsal yönetişim…
İhtiyacımız bunlaradır.
Belalar, gölge karanlığını sever.
Gerçeğin ışığına yol aç ki gölgeler yeşermesin.
#korona kötülükleri sana ulaşamasın.

Dostoyevski’nin ilginç bir duası vardır; “Allah’ım bana baş edemeyeceğim bir şey vermeyeceğini biliyorum. Sadece bana bu kadar güvenmeseydin diyorum.”

Baş edip edememe gücüne dair kaygı değil de maliyetine, ancak böylesi güzel vurgu yapılırdı. Kurumun ilk yıllarında baş edebildiğiniz dertler, büyüme sürecinde dönüşecek, belalar da ölçek değiştirecektir.

Bu dertlerin terazisi, diğer kefedeki talip olduğunuz güçle eşleniktir. Yolsuzluk, rüşvet, irtikâp ve benzeri belalar, her iklimde, her inanç sisteminde, her coğrafya ve gücün geliştiği her yapıda var olagelmiştir.

Tedbiri alınmadıkça büyümüş, ülkeleri, kurumları helak etmiştir. Bunların özrü olmaz. Risk gerçekleşir, tedbir devreye girer ve bir sonraki aşamada bu kirlenme, daha yüksek standartlı düzenlemeleri mutlaka davet eder.

Kayıp yılları hatırlıyorum; 1990’larda bu gerçeği en uzun yoldan öğrendik. Maliyetini 2001 kriziyle herkes ve her kesim ödedi. Şimdi korona var ve gölgelerin gücü devrede…

  KENDİ GÖLGELERİNDE YAŞAMAK ZORUNDA MISIN?

Facebooktwitterlinkedinrssyoutubeby feather
DEVAMINI OKU

Durma, dağı taşı ek…

TARIMDA TÜRKİYE ŞANSLI ÜLKE AMA
Ülkemizde 4 mevsim, 7 iklim, hava, su, fauna, flora, endemik, biyo çeşitlilik var fakat tarım aklımız eksik.
Dünya koronada gıdanın önemini anladı.
Biz ise henüz slogan düzeyinden öteye geçemedik.

Korona bize, tarımın önemini bir kez daha hatırlattı. Gıda ihtiyacının önemi ortada ve Türkiye tarımdaki avantajlarını henüz kullanabilmiş değil. Bakanlık, ‘dağı taşı ekelim’ diyor ama henüz düz ovaları ekemedik. Bize gereken akıllı tarım ancak bizim yapabildiğimiz geçimlik tarım. Henüz tarlalara bile ne ekeceğimiz konusunu çözemedik. Oysa bilim bize ne yapacağımızı söylüyor.

1-Önce bilime kulak verip ülkenin tarım arazilerinde hangi ürünlerin ekileceğine, piyasa talep şartlarına göre karar verilmeli,

2-araziler bütünleştirilmeli,

3-miras hukuku değiştirilip, miras ürünü bölüştürmeli ama tarım arazisinin bütünlüğü korunmalı.

4-Üreticilerin birlikte hareket etmesi sağlanmalı, örgütlenmeli.

5– Perakende yasası çıkartılarak kârın %80’inin marketlere ve aracılara gitmesi önlenmeli.

6-toprağa tohum yanı sıra bilgi ekilmeli.

7-atama bekleyen binlerce ziraat mühendisi, tarım alanında kullanılmalı.

8-tarladan mutfağa giden yolda lojistik ağı iyileştirilmeli,

9– Haller, aracılar yeniden düzenlenmeli.

       DARI AMBARI ÜZERİNDE AÇLIK ÇEKİLİR Mİ?

Facebooktwitterlinkedinrssyoutubeby feather
DEVAMINI OKU

Normalleşiyor muyuz?

ONCA KORONA EZİYETİNİ BOŞUNA MI ÇEKTİK?
Ekonomiler giderek açılıyor ancak çoğumuz salgından gram akıllanmadan geçmişiz gibi görünüyor.
Eski ihtiraslar, birbirini yemeler, aşırılıklara kaldığı yerden devam.

Koronanın afrası tafrası geçiyor gibi… Bu da tüm ülkeleri, kapanan ekonomileri açma, hayatı normalleştirme sürecine soktu. Şimdi sorun, hangi normale dönüleceği. Sorun zaten normalin kendisiydi. Yeniden sorunlu normale mi dönüyoruz?

Çok ciddi çatışma ile başladık yeni hayata… Trafikten tut işyerindeki işleyişe dek… İşler kapalı iken bu kadar rekabet yoktu. Gördüğüm; pek çoğumuzun birbirini yeme gayreti…

Evde kaldığımız sürede kafalarımız hangi yönde değişti ki? Oysa korona ile hayatın işleyişinde köklü değişiklikler var. Görünen o ki uyum sürecinde  herkesin rehabilitasyondan geçmesi gerekecek.

Çoğu kişi, kurum, şirket, kaldığı yerden devam iddiasında. Eskisi gibi sürdürmek, ötekinin hakkına tecavüz, rakibini yok etme, yandaşını kayırma ve hayatını bıraktığı yerden devam ettirebileceği inadında, iddiasında…

Oysa olağanüstü bir dönemden geçtik ve akıllanmalıydık.

Sanki kapalı kaldığı sürece kaçırdığı tüm imkanları yeniden ve tümünü birden yakalama paniği, kaotik yarışı başlamış…

     NORMALLEŞME; BİRBİRİMİZİ HARCAMAK MIDIR?

Facebooktwitterlinkedinrssyoutubeby feather
DEVAMINI OKU