Liyakat düşmanları

ÇOK BİLEN ÇOK YANILIR

Hele ki yarım yamalak bilen herkesten daha çok yanılır.

Çünkü bildiğini sanır ve böyle birine öğretmek imkansızdır.

Çok bilenler(!) gerçek uzmanların, liyakat sahiplerinin baş düşmanıdır.

Ortalık, kendini uzman sananlarla dolmaya başladı. Hangi TV kanalına baksanız, onları görürsünüz. Gündemde her ne var ise o alanda ahkâm keserler. Gerçek uzman sevmezler.

Her şeyi bildiğini(!) zanneden yöneticilerde gördüğüm şu: liyakat sahibi ve gerçekten bilen insanları kendilerinden uzak tutar, onlarla aralarına mesafe koyarlar. Onun yerine kendilerinden daha az bileni tercih ederler. 

Zira ancak bu sayede kendilerini daha akıllı, zeki ve vazgeçilmez biri zannederler. Gözlemim şudur: İşletmelerde ikinci sınıf yönetici, etrafında az bilen bulundurmak istiyor. 

Oysa birinci sınıf yönetici, etrafında bilen çalışan bulundurmak ister. Önerim; kendinden daha zeki akıllı insanları bulup, onların hizmetine girmektir. ‘Hükmetmek değil.’ Aksine; onlara hizmet etmektir.

Bu zor bir zenaattir. Özgüven gerektirir, erdem gerektirir, basiret gerektirir. Çalıştığı kişileri liyakat havuzundan seçenlerin başarısı ortadadır ve bilen adam yerine bizden adam seçenler; hüsrandadır.

      TERCİHİN BİLENDEN Mİ BİZDENDEN Mİ YANA?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Bezdiri yaygınlaşmasın

EN İYİ KIRBAÇLAYANI TERFİ ETTİRME

Salgın sebebiyle dayanışma artacaktı dedik,

neredeyse aksi oldu, mobbing (BEZDİRİ) artıverdi.

Patronlar; çalışanları disiplinde tuttuğunu sandığınız kamçılılardan işletmenizi koruyun.

Korona bize ayna tuttu ve pek çok hatamızı yüzümüze vurdu. Bencilliğin zararlarını gösterdi, dayanışmanın bize sağlayacağı faydalara işaret etti. Kimimiz bundan ders çıkardır ama kimileri de zora girince, zulmünü artırmayı seçti.

Bunlardan biri de işyerlerindeki korona atamaları

En iyi kırbaçlayanı terfi ettirmek gibi…

Hal böyle olunca kırbaçlı yöneticiler yüzünden insan kaynakları eriyor, zaten çalışma hayatının krizde olduğu süreçte işyeri gerilim alanı haline geliyor.

Liyakati; kırbaçlı sadakatin emrine verirsen; eninden sonunda batarsın. Mobbing ya da bezdiri, bir grup insanın bir kimseye, bir başka gruba sosyal kabadayılık yapması anlamını taşır.

Bugün mobbing işyerinin baş belası olmaya başladı. Patronların yanılgısı, çalışanı disiplinde tutan kırbaçlı yöneticileri atadıklarında, kendileri için tehdit oluşturan liyakati, hedef almaları…

İlk iş olarak şirketin en kabiliyetlilerini bezdirmeleri

Kurumda; ‘gücü güce yetene’ ortamı oluşturma: batarsın!

       NEDEN MOBBİNGCİYE YÖNETTİRİYORSUN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Kayırmacılık belası

NEPOTİZM KURUM BATIRIR

Kayırmacılık yüzünden aile şirketlerinin 3’üncü kuşağa geçme şansı %20, ömürleri de en fazla 25 yıl sürüyor.

“Hamili kart yakinimdir” diyerek işe alıyorsan; batarsın.

Nepotizm; yakınını, kan bağın olanı kayırmanın adı. Yönetim bilimi bu olguyu, kurumun ömrünü kısaltan bela kabul eder.

Kayırmacılık yüzünden şirket, ihtiyaç duyduğu nitelikleri bünyesinde tutamaz. Şirket nepotizm tutumu yüzünden ailenin oyun bahçesi haline gelir. Kabiliyetler dışarıda kalırken , dost, akraba işletme kadrolarını doldurur.

Sürdürülebilirlik kaygısında olan şirketlerimizde patron, kendi ailesini dahi yönetim kademesine tepeden koymaz.

Liyakat, aile bireyi olmanın çok daha üstünde kabul edilir.

En iyi tahsili dahi yapsa, kurum değerleri ve süreçleri sahada öğrenmeden yönetim kademelerinde ilerleyemez.

Olsa olsa, eşitler arasında birinci yapılır. Mirasta hakkı olması, yönetimde pozisyon avantajı olacağını sağlayamaz.

Hamili kart yakınımdır diye kartvizitle kuruma dayatılan niteliksizlerin, bir süre sonra o kurumu zarar soktuğunu biliyoruz. Gerek devlet yönetimi gerek şirket kademeleri kayırmacılık belası yüzünden zaafa düşer ve o kurumun batması mukadderdir.

YAKININI KAYIRIYOR MUSUN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Çok bilen çok yanılır

BİNDİĞİM AT BENDEN AKILLI OLMASIN

Hayat bir yarış ve akılsız atlarla yarış kazanılmaz.

Akılsız at seçme çabasını, kendinden akıllıları keşfetmekte gösteren yönetici için başarı; kader olur.

Hele ki yarım yamalak bilen herkesten daha da çok yanılır. Çünkü bildiğini sanır ve böyle birine öğretmek imkansızdır.

Yöneticilerde gördüğüm şudur; liyakat sahibi ve gerçekten bilen insanları nedense kendilerinden uzak tutar, onlarla aralarına mesafe koyarlar. Onun yerine kendilerinden daha az bilenleri tercih ederler. Zira ancak bu sayede kendini daha değerli, akıllı, zeki ve vazgeçilmez biri zannederler.

Gözlemim şudur; işletmelerde ikinci sınıf yönetici, etrafına üçüncü sınıf kadro edinir. İtibarını bu sayede koruduğunu sanır. Oysa birinci sınıf yönetici, etrafında bilen çalışan bulundurmak ister.

Önerim; kendinden daha zeki ve akıllı insanları bulup, onların hizmetine girmektir. ‘Hükmetmek’ değil, onların hizmetine girmek… Bu, zor bir zenaattir zira özgüven gerektirir, erdem gerektirir, basiret gerektirir.

Çalıştığı kişileri liyakat havuzundan seçenlerin başarısı ortadadır ve bilen adam yerine bizden adam seçenlerin hüsranı; daha da ortadadır. Çok bilen çok yanılır zira…

       ÖNCELİĞİN BİZDEN ADAM MI BİLEN ADAM MI?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Çokluk yeterli midir?

NİCELİK DOLUDİZGİN FAKAT NİTELİK YAYA
Ortalık çokluktan geçilmiyor.
Niceliği övelim fakat niteliği de bilelim.
209 üniversitede binlerce diploma üretiyoruz.
Ancak beceri ve bilim üretenimiz ne kadar?

Gereklidir ama yeterli değildir. Eğer bir kavramın hacmini büyütürken içini boşaltırsan ne olur? Olacağı şudur; sayısını abartır, şişirir, değersizleştirirsin. Buna niteliksiz büyüme diyoruz.

Misal enflasyon böyle bir şeydir. Fiyatlar şişmiştir ama cebindeki para yetersizleşmiştir.

Eğitimden bir örnek; Mühendislik fakültesindeki profesörün itibarı, 1970’lerdeki endüstri meslek lisesi öğretmeninin itibarından  düşüktür.

Bugün iktisadi ve idari bilimler fakültelerinde görev yapan öğretim üyesi sayısı, ülkedeki liselerde görevli öğretmen  sayısından hayli fazladır.

lahiyat fakültelerindeki öğretim üyesi sayısı, 1970’lerde imam hatip liselerindeki meslek dersi öğretmenlerinden fazladır.

Sayılar doludizgin artmış ancak kalite yaya kalmıştır. Zira eğitim kalitesinin ölçüm değerleri, nicelik rakamlarından ayrı düşmüştür.

Okulları diploma fabrikasına dönüştürdük ama beceri kazandırma geride kaldı. Bize düşen, niceliği değil niteliği arttırmaktır.

  ARAMIZDA LİYAKATİ ARAYIP SORANIMIZ VAR MI?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Ey liyakat neredesin?

BEYNİNİ KULLAN, KORKMA; BİTMEZ…
Zor zamanlar; ne yaptığını bilen güçlü beyinlerle aşılabilir.
#Korona krizinden az hasarla çıkmak istiyor musun?
O halde liyakati ara, bul, kabiliyetlerle çalış…

İddiam odur ki beyin açığı, cari açıktan daha önemlidir ve eğer liyakati bulup yüceltirsek daha mutlu bireyler haline gelebiliriz. Beyin göçünü önler, kabiliyeti bulup yüceltiriz.

Ancak sorun şu ki liyakatten ziyade sadakati önceliyoruz.

Sadakat kötü bir şey değildir. Ama sadakat sahipleri eğer liyakatli değilse, bugün sana sadık olan, yarın bir başkasına sadık olabilir. Oysa liyakat sahibi, aynı zamanda işine sadık insanlardır.

Şu anda dünya ekonomileri Korona yüzünden zor durumda. Yalnızca devletler değil, kurumlar, şirketler zor zamanlardan geçiyor. Biliyoruz ki zor süreçler ancak bilimle, liyakatle aşılabilecek.

Cahil sadıklar yerine liyakat sahiplerini arayıp bulmalı ve yönetimin tüm kademelerine onları taşımalıyız. Aksi halde? Olacağı şudur; cahil insanlar her şeyi bildiklerinden, öğretilemezler de… İşletmen batar sen de kriz içinde daha derin kendi krizinin kurbanı olursun.

Şayet olağanüstü zamanlarda bilimi, bileni, liyakati arayıp bulmaz isen başın büyük belaya girer. Benden söylemesi…

         KABİLİYETLİ KAÇ İNSANLA ÇALIŞIYORSUN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Liyakatte yarışalım

ÇOKLUKLA BÖBÜRLENME KALİTEYLE ÖVÜN
Nerede çokluk varsa orada aslında yokluk olabilir.
Nicelik yerine niteliğe odaklanan kaliteyi yüceltir.
#Korona süreci bize niteliğe, kaliteye ne çok ihtiyaç olduğunu öğretti.

Neyi beslersen onu büyütürsün. Bilgiyi büyüteceksen, onu üreteni beslemelisin… 90’larda, teknolojiyi eğitimde yaygın hale getirmek, kara tahtayı internet ile değiştirmek amacıyla bilgisayar derslikleri açtık.

Bilgisayarı “demirbaş” olmaktan çıkaramayınca, yeni cihazlar, el dahi değmeden eskimeye terk edilirdi. Cemil Meriç’in “katedrali kazlar, manastırı kızlar bekler” cümlesindeki gibi okul yönetimleri, demirbaş bilgisayarı hasardan korumak için kilit altında tutardı. lması gereken; bilgisayarı “sarf malzemesi” haline getirmekti.

Bugün değil her okul, neredeyse her öğrencide bilgisayar var ve Fatih Projesi ile çocuklarımızın her birinin elinde tablet var olsun istedik. Ancak benzer yatırımı öğretmenlere yapmadığımızdan fayda oluşmadı. Zira Fatih projesi aslında Molla Gürani, Akşemseddin projesiydi.

Türkiye’de üniversite sayısı 200’ü aştı. Nicelik sorununu çözdük nitelikte yaya kaldık. Korona sürecinde bize bilim ve liyakatin gerektiğini gördük. Liyakat olmadan asla ve asla…

         NİCELİKLİ MİSİNİZ, NİTELİKLİ MİSİNİZ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Kötüden vazgeçmedikçe İyileri yeşertemiyoruz

LİYAKAT ŞART
Anladık ki lafla gemisi yürümüyormuş.
Milyonları kazanan şöhretlere değil;
asgari ücretle dahi hayatını riske atıp,
bizi hayatta tutan liyakat sahibi
sağlık çalışanına ihtiyacımız varmış.

Korona sürecinden bir kez daha anladık ki neyi beslersen o büyütürsün. Misal; bilgiyi büyüteceksen, onu üreteni beslemelisin. Ancak bilgiye öncelikle yer açmalı, kötülerden vazgeçmelisin. Zira aynı anda ikisini birlikte tutamazsın.

Bilimin bir keyfiyet değil, zorunluluk olduğunu daha net gördüğümüz salgın günlerinde, bize gerekenin, boş şöhret veya ekran şarlatanları değil, bilim insanları imiş.

Giderek daha fazla itibar ettiğimiz bu insanların ortak özelliği, her biri kendi alanında bilgi sahibi iyiler olduğudur. Eski kötü alışkanlıklarımızın eseri olanlardan vazgeçebildiğimi ölçüde bu iyi insanlara kulak kabartır, bilime itibar eder olduk.

Gördük ki bizi sağlıklı tutmak için canla başla çalışanlara, milyonlar ödediğimiz futbolculardan daha fazla itibar etmeliymişiz. Asgari ücretle geçinmeye çalışan bir sağlık çalışanının insanlığa katkısı ile milyonları akıttığımız ekran şöhretleri bir değilmiş.

SENİN TERCİHİN KİMLER?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Bilime itibar artıyor

NEWTON MU ÖNEMLİ, HİLTON MU?
Korona öncesi; ‘Hilton, yanında kırt tane Newton çalıştırır’ diye alay edenlerimiz vardı.
Şimdi Newton’ların önemi anlaşıldı.
Ancak bilim, #korona ile başa çıkacaktır.

Korona, insanlara unuttukları insanlığı hatırlatmada önemli rol oynuyor. Haddini aşana haddini bildiren, isteklerini ihtiyaç sayana hırslarından uzak durmayı öğreten Korona…

Her birimizin kendini eve kapattığı süreçte bir başka olgu, bilime bakışımızdaki dramatik değişikliktir. Her ne kadar hala ekranlarda bazı zevzekler boy gösterse de bilimsel verilere daha fazla kulak kabartır olduk.

Dilimize bilimsel kelimeler girmeye başladı. Özellikle tıp alanında otorite bilim insanlarını dinler, onların kayıplarına bir başka üzülür olduk. Bunlar, şüphesiz güzel gelişmeler.

Neticede bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan, her konuda konuşan ve cehaletini yayanları teşhis etmeye başladık. Vatandaş ölümün kol gezdiği dünyada bilimin ne kadar değerli olduğu gerçeğini fark etti.

Çünkü insanlığı tehdit eden bu virüsü, siyasetçinin veya her şeyi dine bağlayanların, şöhretlerin değil ancak bilimin çözebileceğini kavrayabildik. Mesleği inancı ne olursa olsun hepimiz;  umudumuzu bilime bağladık.

              HİÇ BİLENLE BİLMEYEN BİR OLUR MU?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Beyinler yağmalanıyor

AKLIMI YAĞMAYA VERDİM FİKRİMİ ŞAŞTIM
Beyin gücüne randevu dahi vermiyoruz.
Sonra da beyin göçüne şaşırıyoruz.
Nitelikli beyinlerimizi dünya yağmalıyor.
Bu yüzden vasat beyinlere mahkûm oluyoruz.

Bildik bir öyküdür; Hattatın biri, pirinç tanesine Kur’an-ı Kerim’i yazar ve padişaha hediye eder. Padişah hattata böylesi bir beceri sahibi olduğu için 30 altın verir. Ancak boş işlerle uğraştığı için de 30 kırbaç ile cezalandırır.

Pirinç tanesine Kur’an’ı yazmak, o devrin nanoteknoloji idi. Eğer padişah, bunu yapana 30 kırbaç yerine 30 alkış ve 30 akçe yerine 30 dönümlük medrese verseydi ne olurdu?

Olimpiyatlarda başarılı olanlara, halter kaldırıp altın madalya kazananlara 2 bin Cumhuriyet Altını veriyoruz. Matematik, fizik olimpiyatlarında başarılı olanlara randevu bile vermiyoruz. Ancak liyakate değer veren ülkeler, beyin peşinde koşuyor, dine, dile, ırka, renge bakmaksızın onları kendi ülkelerine davet ediyor.

Son 5 yılda ülkeyi terk eden nitelikli beyinlerimiz on binleri aştı. Ben bu beyin yağmasına ses çıkarmayışımızı anlamıyorum. Nitelikli beyinleri içeride vasat yöneticiler mobbing (bezdirim) ile kaçıra dursun, elin oğlu onları baş tacı ediyor, kapılarda karşılıyor, yüceltiyor.

        BEYİNSİZ TOPLUMLARIN AKİBETİ N’İCOLUR?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU