Varlık içinde yokluk

TARIMDA 5 REÇETE

1-Arazileri bütünleştir

2-Nereye ne ekeceğini bil

3-Üreticiyi örgütle

4-Akıllı ve iyi tarım yap

5-Gıda zincirini iyileştir

Kendi hazinemizin dilencisi olduk.

Elden gelen öğün olmaz

O da vaktinde bulunmaz

Yerli ve milli salatalık çöpe giderken Çin’den salatalık ithal etmek, nasıl bir tarım politikasıdır? İthalat kamçısıyla neyi terbiye ediyoruz ki Çin’in ürünlerine muhtaç hale getirildik?

Türkiye, 4 mevsim, 7 iklim, havası, suyu, fauna, florası ile cennet vatan iken nasıl oldu da böylesi cinnet vatan oldu?

Tarım; bangır bangır bağırıyor; ‘kıtlığı, dışa bağımlılığı yola çıkardım, sorunlarımla tepenize yığılmaya geliyorum’ diye…

Peki, biz ne yapıyoruz? Darı ambarı üzerinde açlık çeken tavuklara döndük. Varlık içinde yokluk çekmemize sebep; toprağa ihanetimiz… Hayvancılık da öyle…

Enflasyonumuz tarımsızlıktan beslenir, bizde olanı tarladan mutfağa doğru ulaştıramayıp saçar döker, gıda komiteleri kurup etiketleri dövmekten başka çözüm üretmez isek olacağı zaten buydu.

Oysa Türkiye, tarım kartını henüz oynamadı ve tarımımız, işsizliğe, açlığa, dışa bağımlılığa çare olacak imkân taşıyor.

Bakanlık, salatalık ithalatını yalanlıyor ama sosyal medya dahil herkesin dilinde, ithal bağımlısı olduk gerçeği var.

         TARIM FIRSATINI GÖREMEMEK KADER MİDİR?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Paramparça tarım

TARLAYI DEĞİL ÜRÜNÜ BÖLELİM

Her nesilde 4’e bölünen tarım arazisi

eninde sonunda halı saha boyutuna iniyor

tarım yapılamıyor, mirasçıları fakirleşiyor.

Tarlayı bölmeyelim, üstündeki ürünü paylaşalım…

Türkiye’de 23,8 milyon hektar tarım arazisi, 3 milyon tarımsal işletme ve bunların 40 milyon hissedarı var.

Ortalama işletme büyüklüğü 5,9 hektar ve işletme başına düşen parsel sayısı 10, her parselin 13 hissedar bulunuyor.

Hissedar olup arazileri kullanmayan kişi sayısı 37 milyon.

Oysa Avrupa Birliği’nde misal Fransa, Almanya, İspanya’da ortalama işletme büyüklükleri 52 ilâ 13 hektar arasında değişiyor.

Bizde  5.9 hektarlık ölçek, paramparça bir tarımın ifadesi… Türkiye şu anda miras yasasını, arazi toplulaştırması odağına çekmediği sürece, geleceğinden yiyor, torunlarına kötülük ediyor.

Zira parçalı ve hisseli araziler modern işletmecilik esaslarıyla bütünleşmedikçe, ölçek ekonomi şansımız kalmıyor.

Yapılması gereken, toprak paydaşlığı ile ürün paydaşlığını ayrıştırmak… Tarımsal işletmenin ölçeğini korurken, miras üzerinden “ürünü” yani bu işletmenin zenginliğini pay etmek…

Ölüm hak miras helal diyorsan; paramparça tarımı bütünleştir.

        HALI SAHA KADAR TARLADA TARIM OLUR MU?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Paramparça tarım

TARLAYI DEĞİL ÜRÜNÜ BÖLELİM

Her nesilde 4’e bölünen tarım arazisi;

eninde sonunda halı saha boyutuna iniyor,

tarım yapılamıyor, mirasçıları fakirleşiyor.

Gelin tarlayı bölmeyelim.

Üstündeki ürünü paylaşalım.

Türkiye’de 23,8 milyon hektar tarım arazisi, 3 milyon tarımsal işletme ve bunların 40 milyon hissedarı var.

Ortalama işletme büyüklüğü 5,9 hektar ve işletme başına düşen parsel sayısı 10, her parselin 13 hissedar bulunuyor.

Hissedar olup arazileri kullanmayan kişi sayısı 37 milyon.

Oysa Avrupa Birliği’nde misal Fransa, Almanya, İspanya’da ortalama işletme büyüklükleri 52 ilâ 13 hektar arasında değişiyor. Bizde  5.9 hektarlık ölçek, paramparça bir tarımın ifadesi…

Türkiye şu anda miras yasasını, arazi toplulaştırması odağına çekmediği sürece, geleceğinden yiyor, torunlarına kötülük ediyor. Zira parçalı ve hisseli araziler modern işletmecilik esaslarıyla bütünleşmedikçe, ölçek ekonomi şansımız kalmıyor.

Yapılması gereken, toprak paydaşlığı ile ürün paydaşlığını ayrıştırmak… Tarımsal işletmenin ölçeğini korurken, miras üzerinden “ürünü” yani bu işletmenin zenginliğini pay etmek…

Ölüm hak miras helal diyorsan; paramparça tarımı bütünleştir.

        HALI SAHA KADAR TARLADA TARIM OLUR MU?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Ekonomiye öykü gerek

KAYNAK SORUNU YOK İDRAK SORUNU VAR

Türkiye; 3T ile ekonomide atılım yapabilir.

1-Turizm, 2-Tarım, 3-Teknoloji…

Kaynakları üretmeden tüketen zombilere harcamayalım.

Bu 3 alanda kullanalım, ülkeyi uçuralım.

Yeni Ekonomik Programı (YEP) açıklandı. İçi ‘cek’ ve ‘cak’ ile dolu. Programın MASALI çok ama ÖYKÜSÜ yok. Oysa bize ekonomiye dair öykü gerek.

YEP’in her satırında büyümeye dair umut pompalanmış. Umut, her şey olabilir ama asla bir yöntem olamaz.

Öykü dediğim, bu umutları hayata geçiren yöntemlerdir. Enflasyon düşecek, büyüme artacak, işsizlik azalacak, yatırım çoğalacak

İyi de NASIL? Benim önerim 3T =Turizm, Tarım ve Teknoloji ile Türkiye kendine yeni bir öykü yazabilir.

Turizme 100 milyar $ harcadık ve yılda 35 milyar $ kazanacak hale geldik.

Tarım kartımızı henüz kullanmadık ama bu alanda alınacak çok yol var. Hem istihdam dostu hem de gıda temininde işe yarar.

Teknoloji ise özellikle gençlerimizin ilgi alanına girdi. Teknofest’te 100 bin gencimiz yarışıyor, yazılımcılarımız milyar $’lık anlaşmalar yapabiliyor.

Bize düşen kaynakları, zombi şirketleri yüzdürmek için değil bu 3T alanlarında kullanmak. Kaynak bol da idrak kıt…

        ORTA GELİR TUZAĞINDA DEBELENMEK NİYE?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Paramparça tarım

TARLAYI DEĞİL ÜRÜNÜ BÖLELİM

Her nesilde 4’e bölünen tarım arazisi;

eninde sonunda halı saha boyutuna iniyor,

tarım yapılamıyor, mirasçıları fakirleşiyor.

Gelin; tarlayı bölmeyelim üstündeki ürünü paylaşalım.

Türkiye’de 23,8 milyon hektar tarım arazisi, 3 milyon tarımsal işletme ve bunların 40 milyon hissedarı var.

Ortalama işletme büyüklüğü 5,9 hektar ve işletme başına düşen parsel sayısı 10, her parselin 13 hissedar bulunuyor.

Hissedar olup arazileri kullanmayan kişi sayısı 37 milyon.

Oysa Avrupa Birliği’nde misal Fransa, Almanya, İspanya’da ortalama işletme büyüklükleri 52 ilâ 13 hektar arasında değişiyor. Bizde  5.9 hektarlık ölçek, paramparça bir tarımın ifadesi…

Türkiye şu anda miras yasasını, arazi toplulaştırması odağına çekmediği sürece, geleceğinden yiyor, torunlarına kötülük ediyor.

Zira parçalı ve hisseli araziler modern işletmecilik esaslarıyla bütünleşmedikçe, ölçek ekonomi şansımız kalmıyor.

Yapılması gereken, toprak paydaşlığı ile ürün paydaşlığını ayrıştırmak…

Tarımsal işletmenin ölçeğini korurken, miras üzerinden “ürünü” yani bu işletmenin zenginliğini pay etmek…

Ölüm hak miras helal diyorsan; paramparça tarımı bütünleştir.

        HALI SAHA KADAR TARLADA TARIM OLUR MU?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

İnekler sağılmıyor

SEN AĞA BEN AĞA… İNEĞİ KİM SAĞA?
Yaylaya Yeşil Yol yaptık, beton arttı…
Oysa amacımız; turist gelsin üretim artsın idi.
Yaylaya süt götürülür mü? Götürüyoruz artık.
Meralar; inekleri değil, betonu otlatıyor.

15 yıldır yazın en az 1 ayımı yaylalarda geçiririm. İnternet sayesinde burada çalışırken dağ bayır dolaşır, tabiattaki değişimi, sosyo-kültürel farklılaşmayı gözlemlerim.

Son 10 yıldan bu yana gördüğümü şudur; hayvan sayısı azalmış beton sayısı çoğalmış. Beton da bize süt vermiyor. Bunun için inek gerek, koyun keçi gerek

Artık İnek sağılmıyor, daha doğrusu onları sağıyoruz da sayıları azalıyor. Merayı, yemi bahane edip süte hasret ulus haline geliyoruz. Tarım sanki utanılacak bir şeymiş gibi; ‘efendim zengin olmak için bilişimde teknolojide üretici olmak bize yeter’ gibi tuhaf fantezilere saplanıyoruz.

Oysa Korona, gıdanın ne denli hayati olduğunu bir kez daha gösterdi bize. Ülkede güçlü sanayi mutlaka olmalı fakat yalnızca makineler ile çocuklarımıza sofra donatamayız. Silahla vatanı koruruz ama içecek suya da ihtiyaç var.

Sorum şu; Biz tarımdan uzaklaşmalı mıyız? Yaylamıza şehirden süt götürülür mü?

İnek sağamıyorsak bizi inek gibi sağan yabancılar çıkar.

         BİZ ÜRETMEZSEK BESİN NEREDEN GELECEK?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

İsteyince oluyormuş

KABALI KÖYÜ MUCİZESİ
Mirasın parçaladığı arazileri bütünleştirdiler.
2 yılda 500 ton tahıl alırken şimdi yılda 5 bin ton meyve üretiyorlar.
Köylüler kendi arazilerinin marabası değil efendisi artık.

Korona bize tarımın önemini hatırlatmakla kalmayıp tarım ilgiyi de arttırdı. Ancak yeni nesil çiftçiliğin de örneklerini gündeme getirerek… Kabalı köyü örneğinden aktaracağım:

Arazi toplulaştırma, Cumhuriyet tarihimizin en önemli adımı. Yeterince uygulansa, tarımda zirvelere varacağız.

Köyde birleştirilen tarlalar sayesinde 5 bin dönümlük meyve bahçesi oluşturuluyor, ölçek ekonomisinin nimetleri yağmaya başlıyor; Yozgat göç verirken 476 olan köy nüfusu 563’e çıkıyor, kentten göç geri geliyor.

Köydeki 230 olan traktör sayısı, toplulaştırma sayesinde 14’e iniyor. Daha önce köy parçalı arazisinden 2 yılda bir alınan 500 ton buğday hasadı yerine şimdi; 15 bin ton meyve, yılın 12 ayı çalışan 45 kişi, günlük 600 istihdam…

Peki, nasıl oldu? Kaymakam İsmail Şanlı, Muhtar Hüseyin Ünal, meyve bahçesi müdürü Fahrettin Aksakal üçlüsü… 350 kişiye ait, miras yoluyla halı saha  boyutuna inmiş parçalı arazileri bütünleştiriyor, tarımsal kalkınma mucizesi gerçekleşiyor.

   ONLAR BAŞARDI, SİZ NEDEN DENEMİYORSUNUZ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Tarım olmadan asla!

SEN AĞA BEN AĞA… İNEĞİ KİM SAĞA?
İnekler sağılmıyor.
Olanları sağıyoruz da sayıları azalıyor.
Herkes sağmadan süt, üretmeden gıda talebinde…
#Korona diyor ki; gıda hayatidir.
Tüket! Ama üreterek!

Koronadan insanoğluna kalabilecek öğretiler arasında gıda en hayati olanların başında geliyor. Tıpkı sağlığın önemi gibi.

Salgın sürecinde tüm ekonomiler kapanmışken dahi gıdaya dair işler, durmadı hatta arttı. Tarım meğer ne kadar da önemliymiş… Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, maddiyat dilediğince artsın, yine de sağlık ve gıda ihtiyacı sürecektir.

Temel sorun, gıdayı kimin üreteceğidir. Eğer bunu başkası sizin için yapıyorsa, gelecek riskiniz vardır. Bu da herkesin gıda teminine dair duyarlılığı olması gerektiğini gösteriyor.

Gıda sektörün işidir, ben neden düşüneyim?’ Salgına dek geçerli olan bu görüş şimdi değişiyor. Eğitim içeriklerinde gıdaya ve tarıma daha fazla yer vermek zorundayız.

Çocuk, etin süpermarket raflarında yetiştiğini sanıyor. O market bir gün kapandığında, gıdayı nasıl temin edebileceğiz? Çok kişi biliyorum salgınla birlikte tarıma ilgi duymaya başladı. Bu, bence harika haber. Bilgi toplumunda da acıkacağız.

Üstelik, elden gelen öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz…

         BİZ ÜRETMEZSEK BİZİM İÇİN KİM ÜRETECEK?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Tarlaya dönüş yolunda

EKMEDEN BİÇEMEZSİN
Tarım, #korona sürecinde önemini gösterdi.
Geçimlik tarım yerine bilgi yoğun tarım gelişiyor.
Bitler baytlar iyi de onları yiyemiyoruz.
Ekmeden biçilmiyor ve tarımsal üretim şart.

Artık yayladayım. Kaçkarlar’ın tepelerindeki kulübemdeyim.

Korona sürecinde uzaktan çalışma hayatımıza girdiğinden beri, koca ofis binalarının, otoparkların, asansör, toplantı odaları, kafeterya ve ofislerin, evdeki bir yemek masasına sığabildiğini fark ettik… Ben de şimdi internet erişimi olan her yerin, ofis olabileceği kolaylığıyla yayla kulübemdeyim.

7 iklim, 4 mevsim, faunası, florası, suyu, havasıyla Cennet Vatanın her yanında hayat var. Ancak çalışmak, üretmek şartıyla…

Pek çok insan, tarıma yönelmeye başladı. Parasını değerlendirmek isteyenlere, döviz, altın, borsa, konut, oto seçenekleri dışına taşmalarını, tarıma uygun arazilere yönelmelerini tavsiye edip duruyorum.

Gördüğüm, tarlaya dönüş yolunda pek çok insanın arayışta olduğudur. Tarım, daha da önem kazandı ve geleneksel geçimlik tarım yerine bilgi odaklı tarımın özellikle genç kuşaklar tarafından ilgi görmesi, Türkiye’nin şansı

Daha şimdiden arazi arayanlar, arazisine müşteri arayanlar çoğalmaya başladı. Bu bir şans.

    TARIMSAL ÜRETİM OLMADAN DOYABİLİR MİYİZ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

İşsizlik büyük dert

İŞSİZLİĞE ÇARE YENİ ZENGİNLİK ALANLARI
Yeni iş pozisyonları üretmek zorlaştı
#Korona zaten yeni işsiz doğuruyor
Tarım gibi farklı sektörlerde;
kamu-özel işbirliğiyle iş alanları geliştirmek zorundayız.

Korona sürecinin en büyük yıkımı, belki de ardında bıraktığı işsizlik olacaktır. Şimdiye dek rapor edilmişler dahil işsiz kalanların sayısı, dünya genelinde 100 milyona yaklaştı. Bu daha başlangıç üstelik. Zira virüsün biyolojik etkisi geçse dahi ekonomideki yıkım süreci henüz başladı gibi görünüyor.

Peki, bu kadar işsiz ne olacak? Bütün yönetimler bu soruya cevap arıyor. Kimi, kayıt dışı olmanın sahte avantajıyla inkar ederek. Kimi ölçüp biçip bilerek ama hiçbir şey yapmayarak.

Kimi de bunu en büyük dert diye tanımlayıp çare arayarak.

Biz neler yapıyoruz? Nüfus artışına paralel, yer yıl 1 milyon gence iş bulmak zorundayız. Oysa işsizliğimiz çift haneli ve giderek artıyor. Salgında 1.2 milyon ilave işsizimiz oldu.

Türkiye, mevcut ezberler içerisinde işsizini eritemez. Bu yüzden bizlerin geniş istihdam alanları oluşturmak, yeni iş pozisyonları üretmek mecburiyetimiz var. Buda ancak özel sektör ve kamu işbirliğiyle olabilecektir. Bana göre tarım, istihdamın gelişeceği, iş üretilebilecek en uygun sektördür.

         İŞİ OLMAYANLARIN YAŞAMA HAKKI YOK MU?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU