Rakamların gürültüsü

5 RAKAMLA GERÇEĞİN FERYADI

1-Gerçekler, rakamlara dökülüyor.

2-Rakamların sesini kısamazsın.

3-Mızrak çuvala, rakam TÜİK’e sığmaz.

4-Ülkede herkes sana alkış tutsa bile faydasız.

5-Rakamlar gerçeği haykıracaktır.

Rakamlar; ifadesi ve anlamı net olan anlatım dili

Hükümet her attığı adımda beğenmediği bir rakam gördüğünde; ‘bu rakamı nasıl ortadan kaldırırım, hangi yönü ile görünmez hale getirir, sesini kısarım’ diyerek atraksiyonlara başladı.

Enflasyonu aşama aşama gizledi.

Bunu öyle gizli de yapmadı.

Ülkenin en önemli, en bilindik, en itibarlı kurumları aracılığı ile yaptı.

Yönetimini değiştirdi, sepetini değiştirdi.

Adı enflasyon olan, göstergesi, ibresi aynı noktalarda dalgalanan aletler üretti.

Sonuç; mızrak çuvallara sığmayınca ‘hissedilen enflasyon’ kavramı ortaya çıktı, ‘ENAG’lar türedi.

Ülkede öylesine büyük körlük ve sağırlık yaşanıyor ki…

Artık rakamlar şişeden çıkan Cin gibi ortalığa saçılıyor.

Nasıl mı?

CDS’ler 240’larda, dolar 47 Liralarda tutuluyor.

Faizler koşu halinde.

Ülkenin saray söylentilerini yabancı kurumlar, TV’ler, bankalar, dile getiriyor.

Herkesin önünde gerçekleşmesi adeta meşruymuş gibi ekonomi yönetimi ‘%32 enflasyon var ama sokağa çıkabiliyorum’ noktasına gelebildi.

Böylesi bir gerçeklik yaşanırken rakamlar çıldırmayı sürdürecek.

RAKAMLARIN SESİNİ DUYABİLİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Sokağa çıkabilmek

SOKAĞIN DİLİYLE 5 UYARI

1-Açlık en büyük kitle imha silahıdır

2-Sokak bu silahın yankılandığı yerdir

3-Sokağa kulağını tıkayan kaybeder

4-Sokağı sindirmiş olman yetmez

5-Sessizliğin sağır ediciliği seni bulur

Evden adım attığında, pencereni araladığında, hayata dokunduğunda; sokaktasındır.

Sokak; iki yanında ev olan, caddeden dar ve kısa olan yoldur.

Sokak, halkın sesini duyabildiğin dinamik mekandır.

Ekonomideki büyük çöküş dalgaları, sokağın sesi ile inler.

Zira sokak artık bir ses olmuştur.

Kulak veren için uyarı, kulağını sokağa tıkayan için ise gaflet…

Sokağa çıkmak daha önce kıyafetinle, sözünle güçlü bir duruş gerektirirdi.

Pazara geç giden, çöpten beslenen, kıt kanaat geçinmeye çalışan insanlar sokaktan çekilince…

Ağzını açamayan, konuşamayan insanlar haline gelince…

Kendi söylediği sözleri bir gün sonra ‘yanlış söylemişim’ diye yalanlayan insanlar dolmaya başlayınca, sokağın da anlamı değişti.

Enflasyonun %32’ye dayandığı, gerçek enflasyonun ise %50’ye koştuğu ortamda, bunun sorumlularının sokağa çıkabilme cüreti göstermesi, tam da bu yüzdendir.

Sokak sessizleştirildi, ses çıkarana haddi(!) bildirildi.

Sokak, buna rağmen açlığın sessiz çığlığıyla yankılandığı yerdir hâlâ…

SESSİZ ÇIĞLIKLARI DUYABİLİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Sokağa çıkabilmek

SOKAĞIN DİLİYLE 5 UYARI

1-Açlık en büyük kitle imha silahıdır

2-Sokak bu silahın yankılandığı yerdir

3-Sokağa kulağını tıkayan kaybeder

4-Sokağı sindirmiş olman yetmez

5-Sessizliğin sağır ediciliği seni bulur

Evden adım attığında, pencereni araladığında, hayata dokunduğunda; sokaktasındır.

Sokak; iki yanında ev olan, caddeden dar ve kısa olan yoldur.

Sokak, halkın sesini duyabildiğin dinamik mekandır.

Ekonomideki büyük çöküş dalgaları, sokağın sesi ile inler.

Zira sokak artık bir ses olmuştur.

Kulak veren için uyarı, kulağını sokağa tıkayan için ise gaflet…

Sokağa çıkmak daha önce kıyafetinle, sözünle güçlü bir duruş gerektirirdi.

Pazara geç giden, çöpten beslenen, kıt kanaat geçinmeye çalışan insanlar sokaktan çekilince…

Ağzını açamayan, konuşamayan insanlar haline gelince…

Kendi söylediği sözleri bir gün sonra ‘yanlış söylemişim’ diye yalanlayan insanlar dolmaya başlayınca, sokağın da anlamı değişti.

Enflasyonun %32’ye dayandığı, gerçek enflasyonun ise %50’ye koştuğu ortamda, bunun sorumlularının sokağa çıkabilme cüreti göstermesi, tam da bu yüzdendir.

Sokak sessizleştirildi, ses çıkarana haddi(!) bildirildi.

Sokak, buna rağmen açlığın sessiz çığlığıyla yankılandığı yerdir hâlâ…

SESSİZ ÇIĞLIKLARI DUYABİLİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

İşte büyümenin gerçek formülü

ORTAKLIK KÜLTÜRÜ KAZANDIRIYOR

1-Bölgesel güç, küresel marka olmak için;

2-Güç birliği, ortaklık şart.

3-Üstelik birleşerek büyümek,

4-Büyüyünce ittifak kurmaktan,

5-Çok daha fazlasını sağlıyor bizlere.

Aslında formül sade; Birleşip büyümek, büyüyüp birleşmekten çok daha iyidir.

2 ile 5 hacmindeki iki şirket, ayrı ayrı 3’e katlanıp birleşirlerse, ulaşacağı değer 133 birim ise…

Bu iki şirket önce birleşip 7 hacmine ulaştıktan sonra 3’e katlandığında ulaşacağı değer; 343 birim olur.

İlkokul matematiği kadar basit bu.

Mademki dünya bizi yenilenmeye zorluyor, bu yeni yolda yeni ayakkabılarla yürümek daha akıllıca olmaz mı?

Zihin yapımızı “azıcık aşım, kaygusuz başım” ölçeğinden taşısak?

Misal; daha fazla işbirliği ve işbölümüne gitsek?

Birlikte iş yapma becerisi, bir yandan ölçek ekonomisini oluştururken diğer yanda kabiliyet havuzunu geliştiriyor.

Pazar risklerini azaltıyor ve rakiplere karşı üstünlük sağlıyor.

Sorun; iyiler ittifakı olmayışında…

Ortaklık KOBİ dolu ama işbirliği yapanlar çabucak BOBİ (büyük ve orta boy işletme) olabiliyor.

Gelişiyor, serpiliyor ve hızla büyüyor.

Ortaklık kültürünü benimsesek diyorum.

BÜYÜMEK İSTEMİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Yüksek enflasyon kader mi?

HALİMİZ; KADER DEĞİL, TERCİH

1-Ürettiğinden fazlasını tüketir,

2-Kazandığından fazlasını harcar,

3-Nimet-külfet dengesini bozarsan;

4-Enflasyonun da 10 kat fazla olur.

5-Kötü halimiz; bizim yaşam tercihimizdir.

Yolunda gidenlerden ziyade aksayan, yürümeyen ve başarısızlıkla sonuçlanan şeyleri, kader bağlamak, adeta bizim geleneğimiz…

Başarıyı; çalışkanlığa, bilgi ve sabra bağlamak yerine, onu kaderle ilişkilendiren toplumların genelde geri kaldığını pekala görebiliriz.

Misal dünya ekonomisinde zaman zaman kriz çıkar, kuraklık olur, işler yolunda gitmez ve sorun yaşanır.

Bu sorunu çözmek için akil insanlar bir araya gelir,

kök soruna erişir, yöntem geliştirir ve çözüm gelir.

Enflasyon şimdilerde dünyanın baş belası

İyi de bizim enflasyon baş belasından fazlası…

Onlarda %3 -%5 arasındaki enflasyonun, bizde %30 – %50 arasında olması, sizce kader midir?

Yoksa tercih mi?

Su, her coğrafyada 100 derecede kaynar.

Biz su 1000 derecede kaynamıyor.

Her coğrafyada kimya, fizik, biyoloji kuralları aynı oluyor da neden bizde enflasyon 10 kat fazla?

Yerçekimi Türkiye’de diğer ülkelerden kat be kat ayrışıyor mu? Burada sorun, bizim enflasyona bakışımızdır.

Kaderle filan ilgisi yok.

Bu; bizim kötü yönetim tercihimizdir.

Bu bizim nimet-külfet dengesini bozma tercihimizdir.

  BATI’DA SU 1000 DERECEDE Mİ KAYNAR?

DEVAMINI OKU

ARaştırıyoruz ama GEliştiremiyoruz…

KAYNAK DEĞİL İDRAK SORUNU

1-Başarılı AR-GE projelerine bakın;

2-Buradaki düşünceler özgür,

3-Gençleri meraklı,

4-Farklı fikirleri cezasız.

5-Bırakın çocuklar merak etsin, onların merak repertuvarını daraltmayın, genişletin.

Eğitim sistemi, günde 400 soru soran çocuğun elinden merakı alınca sorular teke iner; ‘sınavda ne çıkacak?’

Hal böyle olunca araştırma, geliştirme işi kültürel dirençle karşılaşır.

Yıllarca soru sordum:

‘Neden AR’aştırdığımız kadar GE’liştiremiyoruz?

Vardığım sonuçları objektif olarak inceleyin derim:

1-Farklı olandan KORKU,

2-Bize benzemeyene NEFRET,

3-Rakiple düello yerine PUSU,

4-Akıl yerine KURNAZLIK,

5-Sabır yerine TELAŞ,

6-Merak yerine BİAT,

7-Bilgi yerine KANAAT,

8-Özgün yerine TAKLİT,

9– Kazan yerine KAYBET,

10-Ödül yerine CEZA

Hal böyle olunca AR-GE; ‘Arakla, Getir’ halini alıyor.

  ARAMAYI BİLMEZSEN BULABİLİR MİSİN?

DEVAMINI OKU

Etiketlerde sıfır salgını

UTANMIYOR MUYUZ?

1-Enflasyonu saldık gitti.

2-Herkes enflasyondan beslenir oldu.

3-Etiketleri keyfi sıfırlarla donattık.

4-Fiyatlandırma davranışını bozduk

5-Sıfır, liranın da etiketin de vebasıdır

Enflasyonun en büyük yıkımı, ahlak üzerinde olur.

Nimeti alıp külfeti bir başkasına yıkma, yaygın hale gelir.

Fiyatlandırma davranışı bozulur.

Maliyetler ile fiyat arasındaki bağ kopar, keyfi hale geliverir.

Nitekim bizde de öyle oldu.

Dikkat ettiniz mi; fiyat etiketlerinde çok sayıda sıralı sıfır oluştu. E

tin fiyatı 800 idi, derken 1200 oluverdi, biftek filan ise anından 1900 liraya fırlayıverdi.

Ette durum böyle de giyimde farklı mı?

Geçenlerde ucuzluğun kalesi olan Tahtakale’de dolaşıyordum;

Bir sıra etiketler aynen şöyle sıralanıyordu; 200, 400, 600, 800

Bu nasıl bir fiyatlandırma davranışıdır? 

Etiketlerdeki veba gibi bu sıfırlar

Önce fiyat etiketlerine dadanıyorlar, sonra da liranın üzerine kuruluyorlar.

Kayıp yıllar dediğim 90’larda; yüksek enflasyon zamanlarında her 3-4 yılda bir, liramız fazladan sıfır alıyordu.

Bugün 20 liranın karşılığı olan 20,000,000 lira dahi vardı.

Şimdi aynı sıfırlar, kurnazların eliyle etiketlerde kendini göstermeye başladı.

Enflasyon bugün artık ekonomiden ziyade sosyolojinin konusu ve toplumsal çürümenin ifadesi.

Sıfırı tüketeceğiz bu gidişle

SIFIRLARINDAN UTANMIYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Raylarımıza akıl gerek

TREN GELMEZ HOŞ GELMEZ

1-Biz yolcuları hızlandırdık ama,

2-Yüklerimiz ise kağnı hızında…

3-TCDD’nin rayları devletin ama,

4-İşletmesini THY Kargo gibi çağdaş hale getirsek?

5-Bu sayede lojistik maliyetimizi ucuzlatalım.

Merak ediyorum, 12 bin km’de daha uzun tren rayı olmasına rağmen demiryolunu bizim kadar  kötü kullanan başka ülke var mıdır?

Raylarımız var ama aklımız mı yok?

Oysa tren, özellikle lojistikte bize inanılmaz imkânlar sunabilir.

Aslında TCDD sanki bizim hizmetimizde değil de hepimizin ona hizmet için var imişiz gibi davranıyor.

Biz, yüksek hızlı tren ile yolcuları hızlandırdık ama yükler hâlâ ağırlıklı karayoluyla taşınıyor.

Bu da lojistik maliyetini 9-13 kat daha pahalı hale getiriyor.

Peki, neden biz bu durumdayız?

Gördüğüm şudur;

TCDD sanki bir demiryolu tarikatı gibi

Ona teslim ettiğin yükü, zamanında ulaştırmak diye bir gayreti yok.

Halbuki Türkiye’nin lojistik şansı çok yüksek ama demiryolu taşımacılığı, kötü işletme yüzünden neredeyse yok.

Oysa THY, kargo taşımacılığında dünyaya parlak bir örnek olmuş ve dış ticaretimizin lojistik ayağında parlak başarı sağlamış durumda.

Neden TCDD tıpkı THY gibi olamıyor?

Nedir burada çöreklenmiş KİT kafası?

Neden bizim rayımız var da aklımız eksik?

Dünya, raylarında maglev var biz ise kağnı çağında…

TREN İMKÂNIMIZI TIKAYANLAR KİM?

DEVAMINI OKU

Enerjiyi israf etme

ENERJİYİ NASIL TASARRUF EDERİM?

1-Eski anlayış;

2-İki ampulden birini söndürmekti.

3-Yeni anlayış;

4-Kendini karanlıkta bırakmak yerine,

5-Zihnini aydınlatmak; kullanmadığın enerjiyi

harcamamaktır.

Gezegenin kaynaklarını iyi kullanmak, yeni modern fikirdir.

Cari açığın baş sebebi enerjiyi “tasarruf etmek” de öyle…

Hatta bu fikirlere uygun düzenlemeler getirebilirsiniz.

Sonuçta “insanı eğitemiyorsan, malzemeyi eğit” prensibi işe yarayabiliyor.

Bir şartla…

O da insanları bu yeni fikrin gerektirdiği “alışkanlıklara” taşımaktır.

Zor olan budur.

Biliyoruz ki petrolü olmayan Türkiye, enerjide dışa bağımlılığını azaltabilmek için yeni ve alternatif kaynaklar geliştirmek zorunda.

Ancak en az bu kadar hayati olan, mevcudu iyi kullanmaktır.

Buna “enerji verimliliği” diyoruz.

Enerji verimliliği; yeni bir kaynak olarak tanımlanabilir.

Öyle bir kaynak ki cari açığa çare, zenginliğe katkı ve kalkınmaya ivme olabilecek kaynak…

Gereken, farkındalık oluşturmak ve insanları bu zihin yapısına ulaştırmaktır.

Eskiden 2 ampulden birini söndürerek tasarruf ederdik.

Şimdi ise kendimizi karanlıkta bırakmak yerine zihnimizi aydınlatarak tasarruf edebiliyoruz.

Buna enerjiyi israf etmemek diyoruz. 

ENERJİNİN FARKINDA MISIN?

DEVAMINI OKU

Yıkıcı rekabete dikkat

YIKICI REKABETİN 5 TETİKÇİSİ

1-Taklit kolaycılığı.

2-“Ben de isterem” kurnazlığı.

3-Mevcudu çoğaltmak.

4-Fiyat kırmak.

5-Müşteri çalmak.

Rakip seni geliştirir ancak yıkıcı rekabet

rakipten önce seni yıkacaktır.

Sanayi daima yeniliklere açık durur.

Zira arkasından yıkıcı rekabet koşmaktadır.

 İnovasyonu eksik sanayi, çok çabuk fersude (solmak) olmakta ve silinip gidebilmektedir.

Sanayinin en büyük yetersizliği, kabiliyet havuzları kuramamasıdır. 

İnsan kaynaklarının sıkça çuvalladığı alandır sanayi…

Zira mühendis takıntılı yaklaşımıyla kadroları; diploma avcılığı yapmakta, kabiliyetten anlayacak düzeyde üstün kabiliyetlileri olmayınca, geçmişi satın almakta, kullanılmış geleceğe doğru koşmaktadırlar. 

Bir sanayiciyi zayıflatan, “ben de isterim” yaklaşımıdır.

 Taklitçiliktir, sektöre sonradan girip mevcudu çoğaltmaktır.

Bu da yıkıcı rekabeti tetikleyecek, daha yüksek ölçekli sanayicinin lokması haline getirecektir kendisini…

Rekabetin anahtarı, rakibin varlığı ve onunla paylaşmak olmalıdır.

Ancak bu sayede uzak olanı yakınyakın olanı uzak tutabilirsin.

Sanayi, bir şeyden çok üretmek ise rekabet bu çok şeyi üretirken rakibi de var etmek, yönetebilmektir.

RAKİBİNİ YIKMAK YERİNE İŞBİRLİĞİ YAPSAN?

DEVAMINI OKU