Çok bilen çok yanılır

BİNDİĞİM AT BENDEN AKILLI OLMASIN

Hayat bir yarış ve akılsız atlarla yarış kazanılmaz.

Akılsız at seçme çabasını, kendinden akıllıları keşfetmekte gösteren yönetici için başarı; kader olur.

Hele ki yarım yamalak bilen herkesten daha da çok yanılır. Çünkü bildiğini sanır ve böyle birine öğretmek imkansızdır.

Yöneticilerde gördüğüm şudur; liyakat sahibi ve gerçekten bilen insanları nedense kendilerinden uzak tutar, onlarla aralarına mesafe koyarlar. Onun yerine kendilerinden daha az bilenleri tercih ederler. Zira ancak bu sayede kendini daha değerli, akıllı, zeki ve vazgeçilmez biri zannederler.

Gözlemim şudur; işletmelerde ikinci sınıf yönetici, etrafına üçüncü sınıf kadro edinir. İtibarını bu sayede koruduğunu sanır. Oysa birinci sınıf yönetici, etrafında bilen çalışan bulundurmak ister.

Önerim; kendinden daha zeki ve akıllı insanları bulup, onların hizmetine girmektir. ‘Hükmetmek’ değil, onların hizmetine girmek… Bu, zor bir zenaattir zira özgüven gerektirir, erdem gerektirir, basiret gerektirir.

Çalıştığı kişileri liyakat havuzundan seçenlerin başarısı ortadadır ve bilen adam yerine bizden adam seçenlerin hüsranı; daha da ortadadır. Çok bilen çok yanılır zira…

       ÖNCELİĞİN BİZDEN ADAM MI BİLEN ADAM MI?

DEVAMINI OKU

Çalışkan memur ile çalışmayan ayrışsın

TESTİYİ KIRANLA SUYU GETİREN BİR TUTULAMAZ
Çalışkan memur da yan gelip yatanından şikayetçi.
Kamu çarkını yavaşlatan memur; devleti itibarsızlaştırır.
Memurların performans sistemi güncellensin.
Daha etkin işletilsin.

Kamuda performans sistemi yeterince iyi çalışıyor mu?

Daha önemli soru; çalışmalı mı? Bence evet… Yıllar boyu getirilen değişikliklerden gördüğüm; her 5 memurdan ancak 1’i bu performans sisteminden memnun. 5 maddelik öneri;

1-performans ölçütleri mutlaka güncellensin. Mesleği için fedakarlık yapan ile yapmayan farkı; kesin ortaya çıksın.

2-Memur artık şu kravat-ceket-takım elbise kalıbından kurtarılsın. Boyun kartı sistemi gelsin. Örneğin Kırşehir gibi kışları soğuk yazları sıcak bir yerde görev yapan; kışın kazak, kadife pantolon giyemez, yazın tişörtle gidemez.

3-Eşit işe eşit maaş ilkesi kamuda mutlaka uygulansın.

4- Çalışma hayatında kadın-erkek eşitliği dikkate alınsın.

5-Liyakat sistemi, gerçek manada, her yerde çalıştırılsın.

Daha nitelikli kamu hizmeti için memuru dönüştürmek şart.

         YAN GELİP YATAN MEMURLARDAN MISINIZ?

DEVAMINI OKU

Kim, neyi tamamlıyor?

TAMAMLAYICI EMEKLİLİK KİME YARAYACAK?
İşçi istemiyor, işveren istemiyor, emekli istemiyor.
Kıdem tazminatına el konulacağı kaygısı var.
Durduk yerde gündem haline geldi.
Faydası muğlak proje; kimin yararına?

Durduk yerde gündem, tamamlayıcı emekliliğe kilitlendi.

Kıdem tazminatlarına el koymak isteniyor kaygısı yayıldı. Gerekçesi; emekliye fazladan gelir, kıdem tazminatı fonu kurmak… İlginç olan; bu düzenlemenin muhataplarının buna rıza göstermemesi…

Çalışan istemiyor; sendikalar karşı. Kıdeme dokunma diye feryat ediyorlar. İşveren istemiyor; prim ödemesinin %2’den %6’ya çıkacağının farkında. Ayrıca

Kıdem üzerinden çalışanın kuruma sadakati de yok ediliyor.

Emekli istemiyor zira onun aleyhine olacağından adeta emin.

Peki; o halde kim istiyor? Bu cin fikir kimden çıktı ve amacı nedir? Dere geçerken at değiştirme niye? Koronadan çıkış sürecinden neden gündem bu tuhaf teklifle doluverdi?

1991’de sigorta prim affı çıkmış, oy uğruna erken emeklilik getirilmişti. O dönemden bu yana sistem hala düzeltilemedi.

Hal böyle iken ‘emekliyi tamamlıyoruz’ diye sistemi yeniden bozmanın gerekçesini anlamış değiliz. İşe başlarken girilen sistemle emekli olamadık, sürgit değiştirip durduk. Neden?

    İŞÇİ, İŞVEREN İSTEMİYORSA; GERÇEK AMAÇ NE?

DEVAMINI OKU

Korona kurnazları

KÂRSIZLIK MI ARSIZLIK MI?
#koronavirus salgınında piyasalar durma noktasında.
Bu süreçte kendini kurtarmak için ötekini zora sokan var.
‘Herkes bana ödesin ama ben hiç kimseye ödemeyeyim.’
Koronadan beter bunlar.

Korona virüsü, bizlerin ahlakını insanlık terazisine koydu.

Kimimiz külfeti bölüşürken kimileri; şirketini korumak için kurnazca tutum içine girdi. Piyasalar durma noktasında ve nakit akışını yönetmek zor. Stokları, alacak ve borçlar yanı sıra maliyetleri kontrol etmek güçleşti.

Aslında şimdi KÂR değil AR zamanı. İşini doğru yapan akıllı firmalar, öncelikle çalışanını korumak, müşteri ve tedarikçisini yaşatmak için gayret sarf ediyor.

Ancak bazı uyanık geçinenler, aptalca davranıyor. Misal çalışanını ücretsiz izne postalıyor, kendi alacağına ŞAHİN iken borcuna KARGA oluyor, ödemiyor.

İstiyor ki diğer herkes ona ödesin ama kendisi hiç kimseye ödeme yapmasın… Bu; mümkün mü? Halbuki tedarik zinciri içinde o da bir başkasının müşterisi. Eğer kendisi ödemez ise ona da ödenmeyecek.

Hem kurnaz hem de panik atak davrananlara önerim şudur; herkes aynı teknede. Kişilerin bencilleşmesi, toplumları çökertir.

Koronadan beter olan bu kurnazların  tutumları. Onları akıllı olmaya çağırıyorum.

         DALGALI DENİZDE MOTOR KAPATILIR MI?

DEVAMINI OKU

İşsizlik en ağır iş

İŞİNİ KAYBETMİŞ BİRİ NE DÜŞÜNÜR?
Ekonomik güvencesi kaybolur.
Ailesinin rızkını sağlayamaz.
Temel ihtiyaçlarını karşılayamaz.
Zaman ve düzen algısı yiter.
İşsizini görmezden gelirsen sosyal sorunlarla boğuşursun.

İşsizlik bir siyasetçi için büyük sorun olarak tanımlanabilir. Ancak önceliği değilse, “popülist” bir söylemdir sadece….

Ekonomi bürokratı için işsizlik, bir istatistikten başka bir şey olmayabilir. Kendisi işsiz kalmadığı sürece, bu rakamın “makul ölçülere indirilmesini” pekâlâ mırıldanabilir.

Kamu güvenliği açısından işsizlik, potansiyel suçlu anlamıdır.

Kaybedecek bir şeyi kalmamışsa toplumsal bomba olabilir.

İşi olanlar için işsizlik, “ben de kalabilirim” kaygısıdır.

Sendikacı için işsiz, dayanışma aidatı ödemiyorsa; yoktur. Akıllı işveren için işsiz, “henüz  veremediği” kişidir.

Akılsız işveren için işsiz, “daha önce işten kovduğu” kişidir.

Peki işsiz için durum nedir? Örgütsüz, sahipsiz ve toplumsal zenginliğin taşrasına itilmiş bu kesim kendini nasıl görür? Söyleyeyim; işsizlik aslında en ağır iştir.

Öyle ki sana ödeme yapmazlar, özgüvenin erir gider.

Her sabah bir umutsuzluğa uyanırsın, iç disiplinin bozulur.

Gelirden Mahrumiyet ve tecrit duygusu kaplar bedenini…

      İŞSİZLİK YALNIZCA İŞSİZİN SORUNU MUDUR?

DEVAMINI OKU

Çalışanı yaşat ki kurumun yaşasın

ÇALIŞANI MUTSUZ FAKAT ŞİRKETİ MUTLU
PATRON GÖRMEDİM HENÜZ
‘Müşteri patrondur’ sloganı çalışmıyor.
Asıl patron, müşteriye iyi davranacak olan çalışandır.
Eğer o mutsuz ise kurumunuz hastadır.

Şeyh Edebâli; “insanı yaşat ki devlet yaşasın” der…

İş dünyasında durum farklı değildir; “çalışanı yaşat ki kurum yaşasın.” Müşterinin velinimet olduğu o eski çağlar geride kaldı. Nimetimizin velisi, bize nimet sağlayan idi.

Lonca sisteminin düsturu bugün ortada yok. Yeni müşteri tanımı; “paramızı cebinde taşıyan insan” oldu.

CRM (Müşteri İlişkileri Yönetimi) gibi soğuk yöntemlerle bugünkü iddiamız şudur ki; müşteri patrondur. Bu düstur çalışmıyor ne yazık ki. Çok az şirket, müşterisine saygılı ve ondan yana… Gerisi? sms, kafa karıştıran kampanyalarla müşterisine pusu kurma derdinde… İnanmayan, telefonuna gelen anlamsız sms mesajlarını okusun. Peki, müşteri gerçekten patron mu? Buna yürekten inananlar var ve onlara bir çift sözüm var… Müşteri patron olabilir ama çalışanınız o patronun da üzerindedir.

MUTLU MUSUN?

DEVAMINI OKU

İşe alırken kandır Çıkarırken pusu kur

HOŞÇA KAL DEMENİN DE ADABI OLMALI
Çalışanına değer vermeyen, işten insan çıkarırken;
Teknolojiye başvurur, iletişim araçlarını kullanır.
Mertlik, ilkeli olmak yoktur hanelerinde…

İşe alım kadar işten çıkarma da o kurumun kalibresini belirler. İnsan kaynaklarının (İK) kalitesi de bu süreçte ortaya çıkar… Çalışanından korkan, onunla gönül bağı kurmamış işletmeler, işten çıkarmayı; “pusu” kültürüne indirger. Tuzak kurar, habersiz giriş kartını iptal eder. Evine tebligat gönderir, süt izninde kovar. Böylesi şirket çalışanı da kuruma sadakat beslemez; ”ben zamanımın şu kadarını bunlara kiralıyorum. Bunlar da bana ‘genişletilmiş alım gücü’ sağlıyor.” İşinin hakkını veren İK’cılar ise işten çıkarmayı yasaya, edebe göre yapar, yüz yüze konuşur. Sebebini bildirir, el sıkışır. Yönetim danışmanı Hülya Mutlu; ‘hoşça kal demenin de bir adabı olmalı’ diyor.

Zaten işsiz bıraktığın insanın özgüvenini sarsmaya, utanca boğmaya, onun ruhunda yar açmaya ne gerek vardı?

Bu tutum çalışan sadakati geliştirmez, kalan personeli de

        tedirgin eder sadece… PATRONLUK BU MUDUR?

DEVAMINI OKU