Ahlaksız yapay zekâ sanal iblisler üretir

ORGANİK ZEKAN NE İSE…

1-Yapay zekan da odur

2-Kod yazanların etik kodları olmalı

3-Makinenin ahlakı yoktur, öğretilmeli

4-Yapay zekadan geri kalamayız

5-Ancak yandaş, ahlaksız da olmamalı

Bencil bir yapay zekâ, insanlığın başına bela olabilir mi? “hem de çok büyük bela” olabilir.

Makineler bir kez zeki olmaya başlarsa, bu zekânın insanlığa faydasını iyi kontrol etmek temel şart olacak.

Aksi halde yapay zekâ, çağımızın en büyük risk unsuru halini alır.

Yapay zekânın neleri kapsadığına bakalım; Makine öğrenimi, ihtimal hesaplama, planlama, gerçek zamanlı kritik karar alma, çoklu hedef izleme, işlemsel biyolojinin temel felsefesi…

Robotik ve biyo-enformatik alanlarındaki çalışmalar, akıllı silahlarla kitlesel kıyım risklerini, bencil bir zekanın insanlığa vereceği zararları, yeni nesil terminatörleri gündeme getiriyor. Peki, bu işlere hiç bulaşmamak?

Bu, artık mümkün değil. Karşıtı veya yandaşı olsanız dahi, yapay zekâ çağında bu alanda geri kalamayız.

Aksi halde başkasının hizmetindeki yapay zeka bizi esiri yapacaktır.

        KENDİ YAPAY ZEKAMIZI ÜRETİYOR MUYUZ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Çürük toplum hapishanesi

ÇÜRÜMENİN 5 EMARESİ

1-Vicdanı dinlemez olursun

2-Çıkarların değerlerinin önüne geçer

3-Haklıyı değil güçlüyü tutarsın

4-Sana dokunmayan yılan bin yıl yaşar

5-Ahlak yük olmaya başlar

Çürüme tepeden başlar, tabana yayılır. Çürüme bir kez tetiklenince, toplumsal değerler ihlal edilir.

Demokrasi talebi değil, imtiyaz talebi vardır. Otorite talebi de eşanlı yükselir. Ancak otoritenden beklenti, çıkar olur.

Aile yapısı bozulur, ortak değerler yok olunca aile bireyleri menfaat yığınlarına dönüşür.

Bireyin çürümesi de değer kaybıyla oluşur. Önce içindeki tanrıyı (vicdanı) susturur. Sonra konfor devreye girer. Konfor, çürütür. Hem de lime lime yapar tüm benliğini insanın…

Aklı dumura uğratır, organları işlevsiz kılar, mücadele etmeyi unutur ve çürüme hükmünü icra eder.

Sebep-sonuç ilişkisi yok olur. Doğru-yanlış ekseni silikleşir, iyi-kötü ayırtı bulanıklaşır, güzel-çirkin aynı gri bulamaçta buluşuverir.

Neticede çürük toplum, bireylerinin içinde çürüdüğü hapishaneye dönüşecektir.

Çürümeye dair akılda kalmasını umduğum şudur ki çürüme, bir kez başladığında durdurulamayacağıdır.

Bu yüzden senin sağlam olman yetmez, çürüklerden de uzak durman gerekecektir.

Bu hapishaneden başka kurtuluş yoktur.

           ÖZ DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKIYOR MUSUN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Davası yok tasası yok

DAVASI OLANIN 5 ERDEMİ

1-Uygarlık talebi vardır

2-İz bırakmak ister

3-İyi, güzel ve doğrudan yanadır

4-Davası barış olan savaş istemez

5-Dava; olgunlaştırır

Davası büyük olmayan, küçük dertlerde boğulur.

Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olur.

Dert; dava ettiğin her şeydir.

Çözüme ihtiyaç duyulan sorunlar, dava konusu demektir.

Dava; çözüm aranandır.

Hukuk; bir yargı organına başvurmak olarak tanımlar.

Felsefede dava; öne sürülerek savunulan düşüncedir. İnançla çerçevelenmiş amaç, gerektiğinde uğrunda ölünecek gaye

Özünde sorun vardır davanın. Sorun yoksa dava yoktur. Davası olmayanın tasası da yok demektir.

Kimi açlığı dava eder kendine, kimi de ahlâkı

Ülkü diye dilimizde fazla tutunamayan kelime vardı, unuttuk, kullanmaz olduk.

Argoda dava; ‘adı bende saklı’ sevgilidir. Dillendirilmesi risk taşıyan mevzudan bahsederken ‘o davadan…’ söz edersin.

Dava; çözüm iddiası taşımalıdır. Davası yok tasası yok insanlar, genelde konfor tuzağında çürüme riskine sahip olanlardır.

Sorun, kendine neyi dava edeceğindir. Eğer memleketin selametini dava edersen, onun için çaba sarf edersin.

Dava öylesine kutsal bir kavramdır ki davadan dönen sevilmez, değersizleşir.

      KENDİNE DAVA ETTİĞİN BİR ŞEY VAR MI?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Pazarlık gücümüz düşüyor

PAZARLIK GÜCÜNÜN 5 FAYDASI

1-Ürettiğin değerini bulur

2-Refahın artar

3-Sözün dinlenir

4-Şirketlerin kıymetlenir

5-Ülke risklerin azalır

Ahlakı, bilimi, liyakati dışlarsan

pazarlık gücünü zayıflatırsın

Fark ettiniz mi? Ülke olarak pazarlık gücümüz sürekli düşüyor. Bu, hiç te iyi bir gelişme değil

Pazarlık gücü; içinde bulunduğu şartların alıcıya veya satıcıya sağlamış olduğu güçtür.

Güçlü yönlerden doğan fiyat veya satış şartlarının kendi lehine değiştirebilmektir.

Peki, ülkemizin pazarlık gücü neden düşüyor? Birincil sebep; risklerimizi yönetememek.

G-20 ülke grubunun en sonundayız. İhracat kilogram fiyatımız yerlerde.

Bilimi, liyakati boşladık. Bize gereken kaynağı, başkalarından sağlama gailesine düştük.

Oysa cennet vatanda yığınca rekabet üstünlüğüne sahip idik ama şimdi güç kaybediyoruz. 7 milyon ev genci, yarını olmadan umutsuz…

Eğitimde bir arpa boyu yol alamadık. Bilim insanları, sanatçılar, zeki ve kabiliyetlilerimiz atıl…

Şirketlerimiz çok ucuzladı. Pazarlık gücümüz artmış olsa bunu kullanarak refahımızı arttırabilir, ürünlerimizi değerinden satabiliriz.

Halkın pazarlık gücünü enflasyon buduyor, liderlerin pazarlık gücü kalmadı. Siyaset kirli, toplum çürüyor ve azalan gücümüz risklerimizi arttırıyor.

          SENİN PAZARLIK EDECEK GÜCÜN KALDI MI?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Ahlâksızı tolere etme

TOLERE EDİLEMEZ 5 ŞEY

1-Ahlaksızlık; çünkü toplumu çürütür

2-Şiddet; çünkü insanı çürütür

3-Adaletsizlik; çünkü devleti çürütür

4-Yalan; çünkü güveni çürütür

5-İhanet; çünkü ruhu çürütür

Ahlâksızlık; değerlerin variyet yitirmesidir. Ne bireylerin ne toplumun, ne de ülken gelişemez. Sürekli az gelişmişlik kulvarında döner durursun. Hele ki üzerinde yükseleceğin ahlâki değerleri tolere edilebilir bir keseye koydu isen…

Her dağıtmaya kalktığında çoğalmak yerine bindiğin kayığa bir delik te açarsın. Tırmandığın merdivenin  basamakları, toleransın kadar dayanıklıdır.

Tolere etmek; hoşgörü ifadesi olsa da değerlerin tolere edilebildiği nokta; çürümüşlüğün başladığı yerdir.

Bataklığın içerisinde ne kadar yol alınabilirse ancak o kadar yol alırsın. Çürükleri atarak ayıkladığında çoğu zaman sebzeleri kurtarabilirsin.

Ancak kanser hücresinin çürüklerini attığında kanserden kurtulamayabilirsin. Yeri gelir; şiddeti ‘tolere edilebilir’ noktada görürsün. Kadına şiddeti tolere edip onaylarsın.

Ahlâksızlığı tolere etmek, toplumsal yükselişin baltalanması, ilerlemenin ihaneti, yükselişin bilinçli yerle yeksan edilişidir.

Şiddeti tolere et, hırsızı tolere et… Çürüme budur işte…

 AHLÂKSIZLIĞI TOLERE EDENLERE BAKIŞIN NEDİR?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Güçperest olmayın

BENİ GÜCÜMDE DENE

Zayıfken adilim zira adalet beni korur.

Ama bana güç ver ve bak; hala adil miyim diye…

Ezilmişlikten sonra güce erişmiş isem etrafımı güçperestler saracak, ben de onları gücümle ezeceğim.

Güçperest; güce tapan demek… Ezilmişliğin kötü yanı; insanı nesne konumuna indirgemesidir. Nesne konumuna indirgendiğiniz andan itibaren sizin ciddi bir insanlaşma sürecine ihtiyaç vardır.

Eğer insanlaşmayı yaşamadan güçle tanışırsanız, sadece güçperest olursunuz. Sizi insan yapan hasletlerinizi kaybedersiniz. Bu durumda gücü olanlar hoyrat davranır, o gücün ezdikleri veya o güce yanaşanlar da güçperest olur çıkar.

Etrafınıza bakın, güç sahiplerinin her yanı, o güce tapanlarla çevrilmiş durumda… Güç sahipleri, ezilmişlikleri ardından ele geçirdikleri gücü hoyratça kullanma eğilimindeler.

Zira o gücün getirdiği ağır sorumlulukları öğrenememişlerdir henüz. Güç; para, mevki, siyasi ikbal veya nüfuz olabilir. Sorun, güç sahiplerinin kötü davranışı kadar o güce tapan güçperestlerin ahlaki erozyon yaşamalarıdır.

Ahlak öğütücü güçten uzak durun. Taptığınız güç, daha fazla biat talep edecek, siz güçperest oldukça ahlaki çürüme artacak, toplum; değerlerinden uzaklaşacak.

        GÜCE TAPAN MISIN, GÜCÜNLE EZEN MİSİN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Sen niye dürüstsün?

SİLGİ DİYARINDA KALEM OLMAK

İş etiğine uyan, kurnazlığa sapmayıp yasal davranan enayi yerine konuluyorsa, o toplumda dürüstler hırpalanıyor demektir.

Dürüstlük, olması gerekendir.

Yanlış olan dürüstü enayi zannetmektir.

Şener Şen; ‘Namuslu’ filminde, söyleniyor; ‘En namuslu sözler, en namussuzların dilinde…’ Biz namusu, dürüstlük olarak alıp günümüzde olan bitene göz gezdirelim; Acaba dürüstlük niçin bu kadar değerli hale geldi? Zaten normal olan dürüstlük değil midir? Madalya mı takmalı dürüste?

Sorun, etik olmanın, namuslu tutumun, dürüstlüğün rekabet zaafı gibi algılanmasında…

Vergisini zamanında ödeyeni, aflarla enayi yerine koyar, hazine arazisini işgal etmeyip yasal davrananı ahmak sayarsan, borcuna sadık olanı; işini bilmez kabul edersen, çalıp çırpmayana değersizleştirirsen dürüst nadir olur.

Şener Şen filmde parasını soyguncuya kaptıran bir mutemedi canlandırır. Çevresi, ailesi dahi onun dürüst olabileceğini düşünmez.

Parayı zimmetine geçirdiğini savunurlar. Üstelik bu inançla ona olan itibarları artıverir.

Namussuz diye bilinmek bir anda tüm ilgiyi üzerine toplar.

Yıllardır onu hakir görüp alay edenler saygıda kusur etmez. Gerçeğine kimseyi inandıramaz parayı çalmış gibi davranır.

   SENCE DÜRÜSTLÜK NEDEN ENAYİLİK OLUVERDİ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Bindiğin dalı kesme

VİCDANSIZLAŞMA
Korona bize ayna tutuyor.
Piyasada etik dışı davranışlar çoğaldıkça sosyal hayat bozuluyor.
Biz; halimizi güzelleştirmedikçe işlerimiz de düzelmez.
Vicdan; bedendeki yük değil, içimizdeki sigortadır.

İş dünyasındaki ilişkilerin evrensel kabul görmüş değerler üzerinden yürümesini savunan iş etiği yaklaşımı var. Bizde de pek çok kurum, uygulamasa dahi iş etiğini reddetmeyen algı düzeyine ulaştı. Zaten mayamızdaki ahilik, lonca gibi kurumlar, kadim zamanlarımızda iş yapma kültürümüzün DNA’sıydı.

Fakat temel sorun; iş etiğinin ‘yavaşlattığı’ etik olmayan rakipler karşısında ‘rekabet dezavantajı’ yarattığı ve ‘masraflı’ olduğu önyargısıdır. Öyle ya bir yandan vergini ödeyecek, çalışanını soymayacak müşteri kazıklamayacaksın.

Öte yandan bunları yapmayan rakibinle, iç-dış pazarlarda fiyat rekabeti yapacaksın. Kabaca; etiğin bir külfet olduğu söylenebilir. Dinin de vicdanın da etik davranmayı, ahlaki ve toplumsal değerlere saygıyı emretse bile ‘rekabet şartları

 gerekçesiyle, ‘başkasında güzel ama biz yapamayız’ çıkmazına saplanıyoruz. Oysa biliyoruz ki serbest piyasa vicdansızlaşırsa vahşileşir ve çözdüğünden daha fazla sorun çıkarır. Bu da insanın bindiği dalı kesmesi demektir.

         İŞ DÜNYASINDA SEN VİCDANLI BİRİ MİSİN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Güçperest olmayın

BENİ GÜCÜMDE DENE
Zayıfken adilim zira adalet beni korur.
Ama bana güç ver ve bak; hala adil miyim diye…
Ezilmişlikten sonra güce erişmiş isem etrafımı güçperestler saracak, ben de onları gücümle ezeceğim.

Güçperest; yani güce tapan demek. ‘Ezilmişliğin kötü yanı; insanı nesne konumuna indirgemesidir’ der Hasan Onat.

Nesne konumuna indirgendiğiniz andan itibaren sizin ciddi bir insanlaşma sürecine ihtiyaç vardır. Eğer insanlaşmayı yaşamadan güçle tanışırsanız, sadece güçperest olursunuz.

Sizi insan yapan hasletlerinizi kaybedersiniz. Bu durumda gücü olanlar hoyrat davranır, o gücün ezdikleri veya o güce yanaşanlar da güçperest olur çıkar.

Etrafınıza bakın, güç sahiplerinin her yanı, o güce tapanlarla çevrilmişi durumda… Güç sahipleri, ezilmişlikleri ardından ele geçirdikleri gücü hoyratça kullanma eğilimindeler. Zira o gücün getirdiği ağır sorumlulukları öğrenememişlerdir henüz.

Güç; para, mevki, siyasi ikbal veya nüfuz olabilir. Sorun, güç sahiplerinin kötü davranışı kadar o güce tapan güçperestlerin ahlaki erozyon yaşamalarıdır.

Ahlak öğütücü güçten uzak durun. Taptığınız güç, daha fazla biat talep edecek, siz güçperest oldukça ahlaki çürüme artacak, toplum; değerlerinden uzaklaşacak.

        GÜCE TAPAN MISIN, GÜCÜNLE EZEN MİSİN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Vicdanlı ekonomi mümkün

ZOR ZAMANLARDA VİCDANI TERK ETME
#Korona bahanesiyle vicdanı külfet sayma.
Serbest piyasa, kural tanımazlık değildir.
Vicdan yoksa ekonomi vahşileşir.
Vicdansızlaşmak, çözdüğünden(!) fazla sorun çıkarır.

Ekonomi ile vicdan, yan yana gelebilir mi? Google’a sorarsan gelmez; ‘vicdanlı ekonomi’ yazdım, ‘tırnakları at öyle ara’ dedi ve beni; ‘vicdanlı kapitalizm yoktur’ başlıklı sitelere attı. Kapitalizmin vicdanı olmasa da bizim var ve iş etiği ile bunu ekonomik hayatta kullanabiliyoruz. ‘Ahlaklı, insaflı olmak rekabette dezavantaj doğurur’ söylemi doğru değil.

Yaygın ezber; vicdanlı olmanın iş hayatında işleri yavaşlatıp rekabeti olumsuz etkilediğidir. Vicdanın ‘külfet’ olduğunu savunanlar, kısa dönemde başarılı olsalar da uzun dönemde sürdürülebilir olamıyorlar.

Din ve vicdan, ahlaki değerlere saygıyı emretse de “rekabet şartları” diyerek “başkasında güzel ama biz yapamayız” çıkmazına saplanıyoruz. Yanlış!

Bazı kurumlarımız iş etiğine dair gayret gösterse de zor zamanlarda, mesela kriz anlarında etik ve vicdan bir tarafa atılabiliyor. Müşteriyi kandırmaktan, çalışanını istismara, devleti dolandırmaya, ortağını batırmaya kadar gemi azıya alabiliyoruz. Oysa vicdanlı ekonomi mümkündür, gereklidir.

AHİLİK, LONCALAR İŞ KÜLTÜRÜMÜZ DEĞİL MİYDİ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU