Kitlenin huzursuzluğu paydaşın yarın kaygısı

HUZUR VARSA HER ŞEY TAMAM

HUZURUN YOKSA ÇOK ŞEY EKSİK

Huzursuz olmak; ya geçmişin pişmanlığında

veya yarının kaygısında yaşamaktır.

Bir kitlenin huzursuzluğu, paydaşlarının yarın kaygısıdır.

Huzur; Arapça hazır olma kökünden gelir. Huzur; kişinin anda olması ise huzursuzluk, ya geçmişin pişmanlığında veya yarının kaygısında olmaktır.

Hazır değilse, kendisini şimdi burada hissetmiyorsa, yerleşik değil göçebe olduğu duygusunda ise huzursuzdur, rahat değildir, asayiş yoktur.

Bir kitlenin huzursuzluğu, paydaşlarının yarın kaygısıdır. Geçim sıkıntısıdır. Ekonomik krizdir. Savaşta olma halidir.

Salgın, afet, düşman ve kıtlık tehditleriyle karşı karşıya kalma halidir. Bir dağın huzursuzluğu; heyelan, karla kaplı yamacın huzursuzluğu çığ, denizin huzursuzluğu dev dalgalardır.

Huzursuz yönetici, topluluğu gerer. Huzurunu kaçıracak olan; arkasını dönüp baktığında izleyicilerinin giderek azalıyor olmasıdır.

Huzursuzluğu; daha fazla güç talebi ve daha fazla yetki devşirmiş tek adamlık olacaktır.

SEN HUZURLU OLDUĞUNU HİSSEDİYOR MUSUN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Uyarıları alıyor musun?

“ÜŞÜTME OĞLUM, ÜSTÜNÜ İYİ GİYİN KIZIM”

Ana&Baba uyarıları; rüzgara siper,

hastalıklara karşı koruyucu hekimliktir.

Yasakların kalkıyor olması, kendimize

kural koymanın önemini arttıracaktır.

Üşütmek; soğuk havanın saldırısına maruz kalmaktır.. Hastalıkların kol gezdiği bu dönemde anne sözü çınlar kulaklarda; ‘Üşütme oğlum’, ‘Üstünü sıkı giyin kızım.’

Üstünü örten bu sıcak ses… Rüzgara siperdir annenin bu uyarısı. Aslında büyüklerin yaşanmışlıkları, uyaranlarıdır.

Kulağımıza dolan, duyduğumuzda fazlaca aldırış etmeyip geçiştirdiğimiz uyarılar, sağlıklı kalmaya yönelik altın değerinde ikazlar, koruyucu hekimlik tavsiyeleridir.

Koronanın kol gezdiği bugünlerde, yasakların da kalkıyor olması, kendimize kural koymanın önemini arttıracaktır.

Tam da bu noktada, bize değer verenlerin uyarılarını duyabiliyor olmak, ileri farkındalık kabiliyeti olacaktır.

TV ekranından kamu otoritesinin uyarılarına aldırmazsın.

Maske, Mesafe, Temizlik… Sana slogan gibi gelirse…

Seni, senden daha fazla düşünen ebeveyninin uyarılarına aldırmaz isen, risklere açık hale gelirsin. Başkalarında istatistik gibi duran, senin başında hastalık halini alacaktır.

       UYARILARA GAFİL OLMAK İYİ BİR ŞEY MİDİR?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Liyakatte yarışalım

ÇOKLUKLA BÖBÜRLENME KALİTEYLE ÖVÜN

Nerede çokluk varsa orada aslında yokluk olabilir.

Nicelik yerine niteliğe odaklanan kaliteyi yüceltir.

#Korona süreci niteliğe ne çok ihtiyaç olduğunu öğretti.

Neyi beslersen onu büyütürsün. Bilgiyi büyüteceksen, onu üreteni beslemelisin…

90’larda, teknolojiyi eğitimde yaygın hale getirmek, kara tahtayı internet ile değiştirmek amacıyla bilgisayar derslikleri açtık.

Bilgisayarı “demirbaş” olmaktan çıkaramayınca, yeni cihazlar, el dahi değmeden eskimeye terk edilirdi. Cemil Meriç’in “katedrali kazlar, manastırı kızlar bekler” cümlesindeki gibi okul yönetimleri, demirbaş bilgisayarı hasardan korumak için kilit altında tutardı.

Olması gereken; bilgisayarı “sarf malzemesi” haline getirmekti. Bugün değil her okul, neredeyse her öğrencide bilgisayar var ve Fatih Projesi ile çocuklarımızın her birinin elinde tablet var olsun istedik.

Ancak benzer yatırımı öğretmenlere yapmadığımızdan fayda oluşmadı. Zira Fatih projesi aslında Molla Gürani, Akşemseddin projesiydi.

Türkiye’de üniversite sayısı 200’ü aştı. Nicelik sorununu çözdük nitelikte yaya kaldık. Korona sürecinde bize bilim ve liyakatin gerektiğini gördük.

Liyakat olmadan asla ve asla…

         NİCELİKLİ MİSİNİZ, NİTELİKLİ MİSİNİZ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Paramparça tarım

TARLAYI DEĞİL ÜRÜNÜ BÖLELİM

Her nesilde 4’e bölünen tarım arazisi

eninde sonunda halı saha boyutuna iniyor

tarım yapılamıyor, mirasçıları fakirleşiyor.

Tarlayı bölmeyelim, üstündeki ürünü paylaşalım…

Türkiye’de 23,8 milyon hektar tarım arazisi, 3 milyon tarımsal işletme ve bunların 40 milyon hissedarı var.

Ortalama işletme büyüklüğü 5,9 hektar ve işletme başına düşen parsel sayısı 10, her parselin 13 hissedar bulunuyor.

Hissedar olup arazileri kullanmayan kişi sayısı 37 milyon.

Oysa Avrupa Birliği’nde misal Fransa, Almanya, İspanya’da ortalama işletme büyüklükleri 52 ilâ 13 hektar arasında değişiyor.

Bizde  5.9 hektarlık ölçek, paramparça bir tarımın ifadesi… Türkiye şu anda miras yasasını, arazi toplulaştırması odağına çekmediği sürece, geleceğinden yiyor, torunlarına kötülük ediyor.

Zira parçalı ve hisseli araziler modern işletmecilik esaslarıyla bütünleşmedikçe, ölçek ekonomi şansımız kalmıyor.

Yapılması gereken, toprak paydaşlığı ile ürün paydaşlığını ayrıştırmak… Tarımsal işletmenin ölçeğini korurken, miras üzerinden “ürünü” yani bu işletmenin zenginliğini pay etmek…

Ölüm hak miras helal diyorsan; paramparça tarımı bütünleştir.

        HALI SAHA KADAR TARLADA TARIM OLUR MU?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Hoyratlığın yükselişi

KİBAR İNSANLAR ATLARINA BİNİP GİTTİLER

Ortalık Recep İvedik’lerle dolu…

Kaba, hoyrat, saldırganlık; genel tavır olmuş.

Eline güç geçiren, ötekini azarlar olmuş.

Oysa bize insanca davranmak gerekiyor.

Size de tuhaf gelmiyor mu? Nezaket ortadan kalktı, zarif insanlar buharlaştı adeta. Ortalık Recep İvedik’lerle doldu.

Kibar davranmak yerine saldıran, yasalara saygı duymaz, kurala uymaz bir tutum geliştirdik.

Hoyratlığın yaşı filan da yok. Genç-yaşlı, kadın-erkek, kentli-köylü hemen her kesimden insan, ötekine ya hoyratça davranıyor veya onu azarlıyor

Kırmızı ışıkta geçen araca ‘ne yapıyorsun?’ demeye gör; inip gelip sizi dövebiliyor. Yere çöp atanı ikaz edince sizi darp edebiliyor.

Trafik, eline güç verilmişlerin içindeki ilkelliği ortaya çıkaran en önemli ortam. Zira bir zırh içinde dolaşıyor ve ilk zulmünü yayalara yapabiliyor.

Ceza? Aksine; ödüllendirilir gibi ya takipsizliğe uğruyor ya da karakol kapısında sırtları sıvazlanıyor.

İşini yapmayan memura mı denk geldiniz? ‘İstediğin yere şikayet et’ lafı ile küstahlaşabiliyor.

Haklı da… Onu şikayet edeceğin üst makam, ondan da hoyrat davranabiliyor. Özetle, hoyratlık yükselen değer oldu.

Oysa biz görgü dersi konulsun istedik.

        SİZ DE AZARLANMAKTAN BIKMADINIZ MI?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Diyalog mu tebliğ mi?

2 MONOLOG 1 DİYALOG ETMEZ

Sen konuşurken seni dinlemiyor ve sıra bana

geldiğinde ne söyleyeceğimi düşünüyorsam

buna diyalog diyemeyiz.

Diyalog; dinlemekle başlar.

Monolog dinlemeden konuşmaktır.

Çoğumuz, diyalog yerine monoloğu tercih ediyoruz.

Diyalog etkileşimli (karşılıklı olan) iletişimin adıdır.

Sen konuşurken dinlemek ve söylediklerinden yola çıkarak benim senden duyduklarım hakkında konuşuyor olmaktır.

Diyalog; ancak bu etkileşimli iletişim ile  gerçekleşebilir.

Fakat genelde olan biten şudur; sen konuşurken seni dinlemek yerine, söz sırası bana geldiğinde sana ne söyleyeceğimi düşünmek…. Böyle olunca tek taraflı tebliğ (monolog) ile çift taraflı iletişim (diyalog) gerçekleşmiyor.

Zaten iletişimin doğal zorluk kademeleri ortadadır;

1-Düşündüğün 2-Söylemek istediğin, 3-Söylediğini sandığın, 4-Söylediğin, 5-Karşınızdakinin duymak istediği,

6-Duyduğu, 7-Anlamak istediği, 8-Anladığını sandığı

9-Anladığı… Üstüne bir de monolog saplantısı gelince?

Konuşmak (monolog) kolay; bildiğini seslendirirsin.

Dinlemek (diyalog) zor; yeni şeyler öğrenirsin. Tebliğ; sözü karşındakine dayatmak ise diyalog onu anlamaktan geçer.

      SAHİ, KONUŞTUKLARIMI DİNLİYOR MUSUN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Korona terbiye ediyor

SALGIN EN PAHALI EĞİTİM

#Korona her birimize özel eğitim

programı uyguluyor gibi.

Aşırılıklarımızı törpülüyor.

Hatalarımızı gösteriyor.

Ders üstüne ders veriyor.

Ancak bize en pahalı faturayı ödeterek…

Korona salgını yaşam tarzımızı derinden etkilemeye başladı.

Artık evde kalmak yadırganmıyor. Maskeli dolaşmaya alıştık ve daha az şeye ihtiyaç duyduğumuzun farkına vardık.

Bize haddimizi bildiren korona, eğitim maliyetini aldığı canlarla ödetiyor. Fiziksel mesafeye ihtiyacımız vardı, öğrendik.

Ellerimizi yıkamamız zaten gerekliydi, öğrendik. Çok fazla şeyi aynı anda istemenin gereksizliğinin farkına vardık. Ev bize yuva imiş; anladık.

Ailemize zaman ayırmak gerektiğini kavradık. Aşırıya kaçmanın maliyetini hatırladık. Tasarruf bilincinin hayati önemini hissettik.

Futbolcuya azamı ücret öderken sağlıkçıya asgari ücret lâyık görme hatasını bildik.

Daha fazla hastane, daha fazla silahtan daha hayatiymiş. Sürekli bizden vergi tahsil eden, bize ceza kesen kamunun; halka destek olması gereğini dünya örneklerinden gördük.

Fakirin yanında malından söz etmemeyi, hastanın yanında sağlığına övünmemeyi, dertlinin yanında ne kadar çok mutlu olduğunu haykırmamanın edep olduğunu gördük. İsrafın haram olduğunu anladık.

SEN NE DERSLER ÇIKARDIN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Görgü eğitimi şart

GÖRGÜ KURALLARI DERSİ KONULSUN

Kuralsız toplum, çürümeye mahkûmdur.

Ortalık kaba, hoyrat davranışlarla dolu.

Okullarımıza görgü kuralları dersi konulsun.

Bu sayede ötekine saygılı bireyler yetiştirebiliriz.

Hoyratlık, her yeri kaplamış durumda… Sokakta, iş yerinde, evde, her yerde, görgü kurallarına duyulan ihtiyaç artıyor.

Okullarımızda şiir, musiki, estetik, resim, felsefe, beden terbiyesi ve güzel sanatları çıkardı. Böylece bugünkü hoyratlığımızı inşa ettik.

Medeniyet talebinden vazgeçtik. Zarafeti kovduk, sanatı harcadık. Musikiye sağırlaştık. Estetiği katlettik. Görgü kurallarını unuttuk.

BENcilleştik. ÖTEKİne yabancılaştık, Nihayet Recep İvedik 6’ya vardık.

Oysa eskiden okullarda görgü kuralları öğretilirdi. İşte birkaç örnek; Ayakta bir şeyler yiyip içilmez. Başkasının kusuru ile alay edilmez.

Emanet eşyalar geciktirilmez. Pazarlık yaparken mal kötülenmez.

Telefon eden önce kendini tanıtır. Hiçbir yere ağızda sigara ile girilmez.

Alay ve kötüleme ima ile bile yapılmaz. Toplu yerlerde yüksek sesle konuşulmaz. Başkasının lafı kesilmez.

Aksırırken ağız elle kapatılır. Yere tükürülmez. Araba kullanırken sinyal verilir. Çekirdek kabuğu yere atılmaz. Hoyratlık çürümedir.

          MUTLU MUYUZ BU HOYRATLIKLARIMIZDAN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Bırak çocuğun konuşsun

18 YAŞIMA DEK BENİ ANNEM SESLENDİRDİ
‘Sus küçüğün söz büyüğün.’
İyi de küçüğü susturup onun adına siz konuşursanız,
o nasıl büyüyecek?
Hem ona; ‘annesi’ diye hitap etmek niye?
Bir adı yok mu? Adını siz koymadınız mı?

Eğer konuşabiliyorsa, neden onun yerine sen konuşuyorsun?

Ağzı var dili yok çocuk yetiştirmek başarı mı? Örnek mi?

-Nasılsın yavrum? –İyi amcası, okuyor.

-Aç mısın? –Yedi geldi. –Çay içer misin? –Yok, sevmez.

Çocuğuna sorulana sürekli kendisi cevap veren ailelere birkaç kelâmım var; Öncelikle çocuğunuza adıyla hitap edin;

Anne; ‘annesi’ diye sesleniyor. Abla; ‘ablası’ diyor. Teyze; ‘teyzesi’ diye seviyor yeğenini… Oysa onun bir adı var ve o çocuğun nesi olduğunuz üzerinden iletişimi kurmak, yanlış…

Unutmayın ki bir kızı hanımefendi yapacak olan; onun bize davranışlarından ziyade bizim ona nasıl davrandığımızdır.

Bir erkeğe beyefendi gibi davranırsan beyefendi olacaktır.

Çocuk, kendini ifade edebilme becerisini bebeklik çağından öğrenmiştir ve ona sorulan sorulara, ana babasının cevap vermesine gerek yoktur. 

Bırakınız çocuğunuza sorulanlara kendisi cevap versin, sizin dublajınıza ihtiyacı yoktur. Onun yerine konuşursanız, büyüdüğünde de sesini keseceklerdir.

       NEDEN ÇOCUĞUNA ALTYAZISI GEÇİYORSUN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU