Sözün; senedindir

SÖZE DAİR 5 KURAL

1-Söz ola kese savaşı

2-Söz ola kestire başı

3-Söz ola ağulu aşı

4-Yağ ile bal ede bir söz

5-Tutulan söz itibar getirir tutulmayan söz itibar yitirir Ağzından çıkanı; kulağın duysun ve gereğini yap.

Tutamayacağın sözü verme. Verdiğin sözü de tut.

Enflasyon inecek diyorsan; indir

Döviz düşecek diyorsan; düşür

Ülke büyüyecek diyorsan; büyüt

Ne söz verdiysen yerine getir.

Zira verdiğin sözü bizler hatırlayabiliyoruz.

En ummadığın keşf eder esrar-ı derûnun / Sen herkesi kör âlemi sersem mi sanırsın.’

Ziya Paşa böyle sesleniyor; İçindeki sırları bazen en ummadığın kişi keşfeder. Sen herkesi kör ve bütün insanları sersem mi zannediyorsun?

Verdiğin söz, senin senedindir. Her senet; vadesi geldiğinde ödenecektir.

Eğer ödenmezse, bir şekilde senden tahsil edilecek.

Siyasetçi isen sandıkta bu sözün hesabı sorulacaktır.

Ticaret erbabıysan mahkemede soluğu alırsın, kapına icra dayanacaktır.

İnsan olarak ağzından çıkanı kulağın duymalı, aksi halde sana bunu duyururlar.

Sözü senet olanın verdiği sözü yerine getirmesi halinde güvenilirliği artar.

İtibarı yükselir.

Ancak verdiği sözü tutmayanın saygınlığı yiter, itibarı gider, çer çöp olur.

              VERDİĞİ SÖZÜ TUTANLARDAN MISIN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Ortağını dolandırma

ÖTEKİNE GÜVENEBİLMEK

1-Allah buyuruyor ki:

2-“Biri diğerine ihanet etmediği müddetçe,

3-İki ortağın üçüncüsü ben olurum.

4-Biri arkadaşına ihanet etti mi ben aralarından çekilirim.”

5-Ortaklık; ötekine güvenmeyi gerektirir.

Dünya Değerler Araştırması Türkiye sonuçları diyor ki; Başkalarına güvenmiyoruz! Hatta öyle ki bırakın komşumuzu, kardeşimize karşı “güven” sorunumuz var.

Beylik söylemi biraz değiştirirsek; bizim, bizden başka dostu yok! Bu algı düzeyi, küresel oyuncu iddiasıyla çelişiyor. Ç

ünkü küresel arenada “ölçek sorunu” belirleyici oluyor ve ortaklık kültürüne sahip olamayanlar, kendilerini “küçük” ve “mutlu” dünyalarına hapsediyorlar.

Temel sorun; küçük ölçekli yatırım zihin yapısındaki direnç… “Ortakla kim uğraşacak” kaygısı, birlikte iş yapma kültürünün gelişmesine “set” vuruyor.

Oysa zenginliğin yolu, “ölçekten” geçiyor. Bu da ötekine güvenin fonksiyonu…

Sanayiden hizmet sektörüne dek farklı alanlarda ülkemiz, uygun ölçeğe varabilmek için, ailesi, arkadaşı, yerli, yabancı ortağı, hatta rakibi ile işbirliği yapmak zorunda…

Halbuki ortağımıza güvenmiyor, ilk fırsatta onu dolandırıyoruz.

Ortağına güvenenin başarılarını da gururla okuyabiliyoruz.

         ORTAKLIĞIN; HASILATI PAYLAŞANA DEK Mİ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Şeffaflığın gücü

HESAP VEREBİLİR OLMAK ŞART

1-Şeffaflık; gereklidir

2-Sırların ortalığa saçılması değildir

3-Şeffaflık; hesap verebilir olmanın gereğidir

4-Şeffaflık; güven duyulan şirketi var eder

5-Paydaşlarına hesap verebilmelisin

Halka açık şirketlerin yönetim kurullarında en az 2 bağımsız üye bulundurma prensibi var.

Şartları uygun yaklaşık 500 şirket için, 500’ü kadın, toplam 1000 yabancı üye, şirketin tepe yönetim katında olması demek.

Buna itiraz edenlerin gerekçelerini hatırlıyorum; “sırlarım ortalığa dökülecek” diyeninden; “şirketim yabancıların eline geçecek” paranoyasına dek kaygılar manzumesi…

Bu itirazları dinledikçe akla takılan soru şu oluyordu; Şeffaflıktan kime ne zarar gelir?

Sır dediğin bilgiye, küçük ortaklar adına vakıf olacak bağımsız üyelerden neden korkuluyor?

Bu durum aslında Yeni Ticaret Kanunu’ndaki, “ortaklar cari hesabına itiraz” argümanıyla aynı yerde buluşuyor; “hesap vermekten hoşlanmıyorum.”

İster büyük ortağın ister hissedarın, küçük ortağın olsun; hesap vermeye yanaşmamak, artık kabul edilemezdir.

Halka açık olmasan da şeffaf ve hesap verebilir olmalısın.

      PAYDAŞLARINDAN SAKLADIĞIN SIRRIN NEDİR?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Saygı yoksa ikna olmaz

GÜVENİLİR OLMANIN 5 ŞARTI

1-Sözün ile özün bir olsun

2-Söylediğini yap ve yapabileceğini söyle

3-Sen kani değilsen beni iknaya çalışma

4-Saygıyı güven oluşturur, sevgi pekiştirir.

5-Önce sen bana güvenmelisin.

İkna; başkalarını, fikirlerini, düşüncelerini, eylem ve kararlarını değiştirmeye razı etme becerisidir.

Kanaat ettirme, kanaat verebilme, güven aşılayabilme, sözünü dinletebilme, kısaca inandırma başarısı

İkna, tek başına uzlaşma değildir ama uzlaşmanın ön şartıdır. Uzlaşma için paylaştığımız fikre dair daha yığınca detay vardır.

Fakat ikna olmadan ön kabul sağlanamayacak gerisi, tüm taraflar için zaman kaybından ibaret olacaktır.

Karşılıklı uyum sağlayabilenler arasında bir fikre kani olmak (ikna edilmişlik) daha kolaydır. Zira can kulağı ile dinleyebilmek, içtenlikle onay istemek, tutarlılık devrededir.

Saygı, ikna sürecinin ayrılmaz parçasıdır. Saygı yoksa ikna olmaz. Olan; tek taraflı dayatmadır.

İknayı; güven, kararlılık ve heyecan getirir. Çatışmacı, saygısız, hoşgörüsüz, kasıntı, kalitesiz insanlar ikna edici olamaz.

Usul, esasa mukaddemdir der eskiler. Yani, usul, yöntem, esastan önce gelir ve iknanın usulü, saygıdır.

    SAYGI DUYMADIĞIN, SENİ İKNA EDEBİLİR Mİ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Güven yok ikna yok

İKNA OLMANIN 5 ŞARTI

1-Güvenmelisin

2-Dil birliğiniz olmalı

3-Fayda ortaklığı gerek

4-Fikir olgun, talep uygun

5-Israr etmek ikna getirmez

İkna edemeyen; emir, güç, nüfuz kullanma, satın almayı dener. Aldanma.

Herkes ikna edilemez. Bunun için ikna eden ile ikna edilmek istenen arasında; 1-dil birliği, 2-fayda ortaklığı ve 3-güven olmalıdır.

Güven yoksa, ilk ikisi olsa da işe yaramayacaktır. İnsan güvenmiyorsa, ikna olmaz. Her ne kadar söylenen apaçık gerçek dahi olsa, söyleyene güven yoksa, ikna da olmayacaktır.

Benim karşımdakini ikna etmeye yönelik soru kalıbım şudur; “anlattıklarım sana makul ve inandırıcı geldi mi?

Eğer, “henüz değil” ise cevap, baştan ve daha farklı cümleler ile diğer açılarıyla tekrarlarım.

Cevap hayır ise; devam etmem zira bu ikna girişimi önerimdi ve ikinci kez tekrarım; ısrara girecektir.

Birinden bir şey talep ederken, onu bu talebi karşılamaya ikna etmek gerekecek.

Eğer bu sağlanmamışsa süreç, emir, güç, nüfuz kullanma veya satın almaya dönüşecektir.

Neticede hayat; ikna edilmişliktir. Beden ikna olmamışsa kendini ölüme sunar. İkna etmek için önce kendin kani olmalısın.

Değilse; kırk yıllık kâni; olur mu yani… Kısaca güven yoksa ikna olamaz.

       GÜVENMEDİĞİN BİRİ SENİ İKNA EDEBİLİR Mİ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Yastıkaltı servet sığınağı

ATIL BİRİKİM YASTIK ALTINDA

Sisteme güven azaldıkça yastık altı,

birikimin sığınağı halini alır.

Servetin orada güvendedir ama

enflasyonun kolu ilk oraya uzanacaktır.

Güven yoksa yarın yok…

Yastıkaltı, adını hanlardaki yolcunun davranışından alsa da ekonomideki karşılığı, uykuya yatırılmış servet demektir.

Özellikle yükte hafif, pahada ağır en değerli altının ekonomiden çekilmesini ifade eder. Özel kelimesi dahi vardır; iddihar… Yani, yastığın altı; paranın dolaşımdan çekilmesi, gömüleme… Servet orada uykuya çekilir, değer üretmez ama değerini korumaya gayret eder.

Piyasalarda sisteme güven azaldıkça, servetlerin sığınma yeri olur yastıkaltı… Orada atıldır ama hayattadır.

Yastığa sarılmak, insana uykusunda güven veren bir eyleme dönüşür. Eylemsiz kalırsın ama yastığın varlığı, dayanılacak baş kadar sarılacak bir nesne oluverir.

Yastık değil kafan rahat olacak / Döşek değil vicdan rahat olacak / Ve insan / Yorgana değil huzura sarılıp uyuyacak.”

Servetin her neyse, yastık altında güvende olabilir ama enflasyon canavarının ilk yoklayacağı yerdir.

Gemi limanda güvendedir ama geminin amacı bu değildir.

   PARANI ENFLASYONDAN KORUYABİLİR MİSİN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Ötekine güvenebilmek

ORTAĞINI DOLANDIRMA

Allah buyuruyor ki: biri diğerine ihanet etmediği müddetçe, iki ortağın üçüncüsü ben olurum.

Biri arkadaşına ihanet etti mi ben aralarından çekilirim.”

Ortaklık, ötekine güvenmeyi gerektirir.

Dünya Değerler Araştırması Türkiye sonuçları diyor ki; Başkalarına güvenmiyoruz! Hatta öyle ki bırakın komşumuzu, kardeşimize karşı “güven” sorunumuz var.

Beylik söylemi biraz değiştirirsek; bizim, bizden başka dostu yok! Bu algı düzeyi, küresel oyuncu iddiasıyla çelişiyor.

Çünkü küresel arenada “ölçek sorunu” belirleyici oluyor ve ortaklık kültürüne sahip olamayanlar, kendilerini “küçük” ve “mutlu” dünyalarına hapsediyorlar.

Temel sorun; küçük ölçekli yatırım zihin yapısındaki direnç… “Ortakla kim uğraşacak” kaygısı, birlikte iş yapma kültürünün gelişmesine “set” vuruyor.

Oysa zenginliğin yolu, “ölçekten” geçiyor. Bu da ötekine güvenin fonksiyonu… Sanayiden hizmet sektörüne dek farklı alanlarda ülkemiz, uygun ölçeğe varabilmek için, ailesi, arkadaşı, yerli, yabancı ortağı, hatta rakibi ile işbirliği yapmak zorunda…

Halbuki ortağımıza güvenmiyor, ilk fırsatta onu dolandırıyoruz. Ortağına güvenenin başarılarını da gururla okuyabiliyoruz.

         ORTAKLIĞIN; HASILATI PAYLAŞANA DEK Mİ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Ötekine güvenebilmek

ORTAĞINI DOLANDIRMA!

Allah buyuruyor ki: biri diğerine ihanet etmediği müddetçe, iki ortağın üçüncüsü ben olurum.

Biri arkadaşına ihanet etti mi ben aralarından çekilirim.”

Ortaklık, ötekine güvenmeyi gerektirir.

Dünya Değerler Araştırması Türkiye sonuçları diyor ki; Başkalarına güvenmiyoruz! Hatta öyle ki bırakın komşumuzu, kardeşimize karşı “güven” sorunumuz var.

Beylik söylemi biraz değiştirirsek; bizim, bizden başka dostu yok! Bu algı düzeyi, küresel oyuncu iddiasıyla çelişiyor. Çünkü küresel arenada “ölçek sorunu” belirleyici oluyor ve ortaklık kültürüne sahip olamayanlar, kendilerini “küçük” ve “mutlu” dünyalarına hapsediyorlar.

Temel sorun; küçük ölçekli yatırım zihin yapısındaki direnç… “Ortakla kim uğraşacak” kaygısı, birlikte iş yapma kültürünün gelişmesine “set” vuruyor. Oysa zenginliğin yolu, “ölçekten” geçiyor. Bu da ötekine güvenin fonksiyonu…

Sanayiden hizmet sektörüne dek farklı alanlarda ülkemiz, uygun ölçeğe varabilmek için, ailesi, arkadaşı, yerli, yabancı ortağı, hatta rakibi ile işbirliği yapmak zorunda… Halbuki ortağımıza güvenmiyor,

ilk fırsatta onu dolandırıyoruz. Ortağına güvenenin başarılarını da gururla okuyabiliyoruz.

         ORTAKLIĞIN; HASILATI PAYLAŞANA DEK Mİ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Liradan kaçışı durdurun

LİRADAN KAÇIP DOLARA SIĞINIYORUZ

Enflasyon bizi dolar obezi yaptı.

Bankalarda 217 milyar $ mevduat var.

Getirisi enflasyona yetmeyince Liramıza güven kalmadı.

Çare; enflasyonla topyekun mücadele.

Bir ulus kendi parasından kaçar mı? Eğer parası durduk yerde değer kaybediyorsa kaçar. Hem de çok hızlı kaçar.

Kayıp Yıllar 1990’larda enflasyon yüzünden liramızı öyle hızlı terk ettik ki bugünkü 1 lira değerinde 6 sıfırlı banknotumuz oluştu.

Bugün enflasyon yine tırmanışta ve Türk Lirası mevduatı, enflasyonun ancak yarısı kadar gelir sağlayabiliyor.

Hangi kanalı açsak, gazeteye baksak benzer başlıklar; Dolara hücum, altına hücum, borsaya hücum, konuta hücum, otoya hücum… İ

şin doğrusu bir yere hücum filan yok, liradan kaçış var. Belki de başlıklar, dolara sığınma, altına sığınma vs. diye atılmalı.

Bizlere düşen, kendi liramıza itibar etmektir. Banka mevduatının yarıdan fazlası döviz olmuş.

İlan edilenin çok üzerinde hissedilen enflasyon karşısında Liramız erirken, onu değerli kılacak eylem ortada yok.

Bazı bebek adımları atılmış ancak onlar da yılbaşına dek. Kalıcı soruna geçici çözüm işe yaramaz.

Dolarizasyondan şikayet edenlerin çare üretmesi gerekir.

YÖNETİME GÜVEN YOKSA LİRAYA GÜVENİLİR Mİ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Sivil Toplum sivil mi?

YAPTIĞIM YARDIM DOĞRU İHTİYACA ULAŞTI MI?
Açları doyuralım derken gözü açları beslemeyelim.
Aç doyar da gözü aç doymaz zira…
Güven oluşturmayan STK, hayırsevere zulümdür.
Hesap verebilir, şeffaf, denetlenebilen STK lazım bize; Organize Çıkar Örgütü değil.

Sivil toplum örgütüne güven, sürekli azalıyor. Acaba neden?

Bireysel Bağışçılık Hayırseverlik Araştırmasına göre STK faaliyetlerine katılma oranı; %20’lerden %10’lara gerilemiş.

Görünen ilk etki, desteğin öncelikle; aile, yöresel veya hemşerilik bağları alanlarına gittiğidir. STK’lara değil

Hayırseverlerin en büyük hayal kırıklığı, hayrının amaç dışı kullanımıdır. Bu, zekâtını emanet ettiğin birinin, fitreni zimmetine geçirmesi olabilir. Plastik tabak desteğinin engelliye gitmeyişi de… Tekerlekli sandalye için aldığın engelli tiyatro biletinin sahteliği de…

Okul diye bağışladığın arsanın, birilerinin cebine gitmesi de… İlkokulda fitre zarfları içinde Türk Hava Kurumu bağışının, yöneticilerin uçakla tatil finansmanına gittiğini hatırlıyorum.

Düzenli kan bağışçısı olduğum Kızılay’ın kan toplama çadırlarının yanına artık yaklaşmıyorum. Neden? Çünkü 17 Ağustos depreminde öğrendik ki bir Kızılay’ımız yokmuş meğer. Şimdi de bağışın nereye gittiğinin denetimsizliği, bende güvensizlik üretiyor.

        SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜNE GÜVENİYOR MUSUN?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU