e-devlet dersi konulsun

SANAL HAYAT BİLGİSİ
e-devlet uygulaması harika kolaylık getirdi.
Sorun; bunu yetkin kullanma becerimizde…
Okullara e-devlet dersi konulsun;
Hem kamu hem yurttaş bu imkandan yararlanabilsin.

Teknolojinin sunduğu imkân ve kolaylıklardan biri e-devlet uygulaması oldu. Bu sayede devlet dairesi ekranımıza geldi. Pek çok zaman öldürücü rutin, parmak marifetiyle çözüldü.

Ancak e-devlet uygulamaları, kimine rahat gelirken kimileri ise bu hizmeti kullanmakta güçlük çekiyor. Daha da önemli olanı, e-devlet sayesinde ne tür imkânlara sahip olduğunun bilemiyor.

Uzun yıllar; devlet kapısında ‘bugün git yarın gel’ savsaklaması yaşayanlar, zahmetli süreçlerin e-devlet ile ortadan kalktığından haberdar bile değil. Bu yüzden önerim; ilkokul müfredatına e-devlet dersi konulsun.

Hayat Bilgisi veya Yurttaşlık Bilgisi gibi dersler zaten insanları hayata hazırlamak, yurttaşlık hak ve sorumluluklarını öğretmekti.

Şimdi bu yeni dünyanın hayatımızdaki artan önemine paralel olarak ya hayat bilgisi veya yurttaşlık dersleri güncellensin ya da başlı başına e-devlet dersleri oluşturulsun. Buna dair akademik çalışmalar başladı bile…

Yapılacak olan; eğiticileri eğiterek e-devlet dersinin içeriğini hızlıca oluşturmaktır.

        ÇOK DAHA AZ BÜROKRASİYİ KİM İSTEMEZ Kİ?

DEVAMINI OKU

Zihin tembelliğine dikkat

AKILLI TELEFONUM BENDEN AKILLI MI?
Teknoloji, yapay zekayı organik zekamızın yerine koyma becerisi kazandı.
Biz bu süreçte hayat konforu içinde zihin tembeli oluyoruz.
Oysa sorun çözme yetimizi kaybetmemeliyiz.

Her konfor alanı, kendine has tembellik üretir. Eskiden 4 işlemi, kağıt kalemle ancak zihinle yapma uğraşını, hesap makinelerine devrettikten bu yana makine olmadan hesap yapamaz duruma geldik.

Çarpım tablosunu bilmeden mezun olanlarımız giderek artıyor. Bugün üniversite mezunlarının karekök almayı beceremediği görülüyor. Denilebilir ki cep telefonu varken buna ihtiyaç yoktur. Söz cepten açılmışken unutulmaması gereken şu; cebimiz bizden daha akıllı mı?

Eğer öyleyse, başımız fena halde belada demektir. Zira sorun çözme kabiliyetini yitiriyor, zihnimizi tembelleştirip hayat karşında tutunma yetimizi zayıflatıyoruz demek bu…

Özü sakat olan, uzantılara muhtaçtır. Kabiliyeti yiten ve gelişmeyen, zihnini tembelleştirmekle kalmaz, başkasının çözümlerine muhtaç hale gelir. Bu da hayatın dizginlerini kendi elimizle başkasına devir anlamı taşır ki bağımsızlığımız artık söz konusu olamaz. Zihin tembel olursa ne mi olur? Şu olur; biat gelişir. Biat; beyni devre dışı bırakmanın adıdır.

         BEYNİNİ KULLANMADAN YAŞAYABİLİR MİSİN?

DEVAMINI OKU

Dijital lanete son!

ONLINE ALIŞVERİŞ MAHREMİYETİ ŞART
Dijitalleşme sürecinde kişisel bilgilerimiz risk altında.
Alışverişte firmaya verdiğimiz bilgilere saygı duyulmalı.
Sürekli arama, mesaj, e-posta ile tacize son verilmeli.

Korona sürecinde online alışverişte patlama yaşanıyor. Bu yüzden pek çok firmaya telefon numaranız veya adresinizi emanet etmeyi gerektiriyor.

Dikkat edin, ‘emanet etmek’ dedim, vermek demedim. Ancak bu bilgilere saygı duyanlar kadar bunları özensizce kullanan, satan, sizi sürekli taciz edenler de var.

Bir kez cebiniz ve adresinizi verince dijital lanete uğramış gibi oluyorsunuz. Kredi kartı iptal etmeyen, cebi reklam panosu haline dönüştüren, müşteri sadakati adı altında her an mesaj ve çağrı ile taciz eden…

Elektronik postası dijital teröristlerce kirletilenler, online dünyasının yeni mağdurlarını oluşturuyor. Yasalar var ama uygulamalar ne yazık ki dijital laneti önleyemiyor.

Mahremiyetin online satış bahanesiyle hiçe sayılması karşısında bilinçli olmalıyız.

Size, rızanız dışında tele satış aramaları, reklam, mesaj ve e-posta gönderenlerin müşterisi olmaktan vazgeçmeliyiz.

Online satış geliştikçe, kişisel bilgilerimizi ortalığa saçma riski de artıyor. Kamu otoritesini dahi takmayanlara dur diyelim.  

ONLINE SATIŞ ONLINE TACİZ MİDİR

DEVAMINI OKU

Başarabiliyormuşuz

GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEM
Bu söz; Büyük İskender’in ziyaret ettiği;
fıçının içinde yaşayan Dijojen’e ait.
Elinde fenerle dolaşıp, ‘adam arıyorum’ diyen bilgeden mesaj var; farklı olanınızı, engellemeyin, yeter…

Yıllardır AR-GE’ye milyarlarca dolar para akıtan bizlerin, arzulanan başarıya neden ulaşamadığımızı sorguladım.

Yasa sorunu vardı, çözdük, kaynak sorunu vardı, hallettik, teşvik eksikti verdik. Peki, neden AR’aştırdığımız kadar GE’liştiremiyoruz? Kaçımız bu açmazın farkında bilmiyorum ancak emin olduğum şudur ki idrak gecikmesi var bizde…

Farklı olandan KORKU,

bize benzemeyenden NEFRET,

rakiple düello yerine PUSU,

akıl yerine KURNAZLIK,

sabır yerine TELÂŞ,

merak yerine BİAT,

bilgi yerine KANAAT ve

özgün yerine TAKLİT,

ödül yerine CEZA

İnovasyon, “eski köye yeni adet” getirmek ise, “yeni” alternatifleri üretmeye izin verilmesi gerekmez mi? Bizler eğer idrak gecikmesi sorununu aşabilirsek, ihtiyaçları daha erken fark edecek, bunun doğal neticesinde gereken icatları  daha sık çıkarabiliriz.

100 gencimizin 1.8 milyar $’lık unicornu ile başarabildiğimizi gösterdik. Şimdi bize düşen; daha niceleri başarı yolunda koşarken, gençlerimizin önünü kesmemektir.

      FARKLI DÜŞÜNEN GENÇLERDEN BU KORKU NİYE?

DEVAMINI OKU

1,8 milyar $’lık oyun

YÖRÜNGEDE BİR TÜRK ŞİRKETİ
Peak 100 gencimizin oyun ürettiği şirketimiz.
İlk Türk unicornu olmakla kalmamış;
oyun sektöründe rekor satışa imza atmış.
Daha nice farkında olmadığımız;
başarılara koşan gençlerimiz var.

Bizim çocuklar, geliştirdikleri Toy Blast ve Toon Blast ile uzun süredir cep telefonum, tabletimde ilgi odağım oldular. Derken, dünya oyun devi Zynga, 100 gencimizin kurduğu Peak şirketini 1.8 milyar dolara satın aldı.

Böylece Unicorn evreninde bir Türk şirketi var artık. Unicorn, tek boynuzlu demek. Bu mitolojik yaratık, yeni girişimciliğin sembolü… 1 milyar $’ı aşan girişimler, yörüngeye çıkan Unicorn olarak adlandırılıyor. Peak; bu başarısı ile hepimizi gururlandırdı.

Bu gençler, başarana dek ortalıkta yoktuk. Dikkatlerimizi ancak küresel başarılarıyla çekebildiler. Şimdi herkes bu başarıya yapışma yarışında. Oyun diye küçümsenen sektör, ülkenin en büyük ticari başarısı. İçimizde henüz yörüngeye çıkmamış nice Unicorn adayları var.

Misal uzay alanında çalışan, tarımda benzer gayretleri olan, savunma sanayiinde parlak sonuçlar alan gençlerimiz var. Bırakın onlara destek olmayı, köstek olmasak yeter. Ama öncelikle içimizdeki bu zenginliğin farkına varalım. Onlara engel değil destek olalım.

      CEBİNDEKİ OYUNU YAPAN KİM BİLİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Neden eller aya biz yaya?

BİZİM ANALARIMIZ GÖKMEN DOĞURAMAZ MI?
Uzay artık dolmuş mesafesinde.
Girişimci Elon Musk, uzayı devlet tekelinden çıkardı.
Astronotları uzay dolmuşuyla götürdü, döndü.
Bizler gökmen neslimizi yetiştiremez miyiz?

Elon Musk’un Falcon 9’u astronotları bıraktı, dünyaya döndü.

Bir girişimcinin devletlerüstü olabileceğini gösterip tarihe geçti. Uzay dolmuşu artık hayal değil ve bir sonrasında ay var mars ve diğerleri var. Peki, bu bizi neden ilgilendirsin?

Çünkü, uzay yarışında eller aya giderken biz yaya kalıyoruz.

Türkiye Uzay Ajansı’nın kuruluş kararnamesi iptali için Anayasa Mahkemesi’ne gidecek kadar olan bitenin farkında değiliz.

Çünkü kendi kısır gündemimizle öylesine mest olmuş durumdayız ki kafamızı kaldırıp yukarıda neler olup bittiğine bakmıyoruz.

Çünkü uzayın parsellendiği günümüzde bunu dert edinenlerimizin sayısı son derece az.

Çünkü geleceğin zenginlik alanı uzayda olmayı, fantezi sayan yığınca okumuş okumamış cahilimiz var.

Çünkü 209 üniversitemizi bilimin ürediği yer değil, diploma fabrikasına çevirdik. Çünkü merak etmiyoruz.

Çünkü merak edenimizi sindiriyoruz.

Çünkü biat batağına zihnimizi gömdük.

Çünkü matematik sevmiyoruz.

Çünkü içimizdeki Elon Musk’ları daha doğmadan boğuyoruz.

Çünkü farklı düşünenden korkuyor, ona mobbing yapıyoruz.

         ASTRONOT KELİMESİ YERİNE GÖKMEN DESEK?

DEVAMINI OKU

Tohumda milliyetçilik

ELDEN GELEN ÖĞÜN OLMAZ
O DA VAKTİNDE BULUNMAZ
Tıpkı savunmada olduğu gibi…
Elin silahıyla ülkeyi savunamaz,
Elin tohumu ile karın doyuramazsın.
Yerli tohum, gıda güvenliğimizin anahtarı…

Küresel salgın, Türk tarımı için bir fırsat. Yerli tohum ile gıda güvenliğimizi sağlayıp, Avrupa’yı doyurabiliriz. Bu söz; Türkiye Tohumcular Birliği Başkanı Savaş Akçan’a ait. Bize söylediği; tohumda milliyetçilik, gıdada egemenlik getirir.

55 ülkede 135 milyon kişi gıda güvencesinde kötü durumda.

Önemli olan; gıda egemenliğimiz için yerli tohum kullanmak. Çiftçimiz; yerli tohum kullanarak krizi fırsata çevirebilir.

Bugün 19 Mayıs; Yeni Türkiye’nin Samsun’da atılan tohumu bugün Cumhuriyetimizi var etti. Geldiğimiz noktada ülkeyi korumak için yeniden kendi değerlerimize sahip çıkmak ve tohum da bunlardan biri.

Her şeyin dijitalleşiyor ama bizler yine acıkacağız. Bitkisel üretimin temeli; fide fidan, tohum gibi kendi öz varlıklarına dayanır. Savaş Akçan’a; ülkedeki tohum çalışmalarını sordum; ‘2008’de 290 bin ton olan sertifikalı tohum üretimi, 2019’da 1 milyon 135 bin ton oldu.  İhracat ise 70 milyon $’dan 168 milyon $’a yükseldi. Ama bizler; tohum Ar-Ge’sine daha çok kaynak aktarmalıyız.

       KENDİ TOHUMUN VARKEN ELİN TOHUMU NİYE?

DEVAMINI OKU

Soğuk Savaş 2.0 dönemi

KORONA SONRASI SÜPER GERİLİM
Çin-ABD gerilimi dünyayı yeni bir soğuk savaşa sürükledi.
ABD, virüsten Çin’i sorumlu tutarken, Batı dünyası trilyonlarca $’lık tazminat talebine hazırlanıyor.

İkinci Dünya Savaşı ardından, 45 yıl süren gerilim dönemi; soğuk savaş olarak bilinir. 1947’den 1991’e dek ABD ile Sovyetler Birliği önderliğinde doğu bloku arasında siyasi ve askeri gerilime bu ad verilmişti.

Bugün dünya Koronanın tetiklediği yeni bir soğuk savaş dönemine giriyormuş gibi görünüyor. Bu defa blokların iki süper gücü olarak Çin ile ABD önderliğinde Batı dünyasını görüyoruz.

Bu yeni sürüm soğuk savaşın safları da netleşmeye başladı. ABD Devlet Başkanı Trump, küreselleşmenin bittiğini, korumacılık çağı başladığını savunurken Çin Lideri Şi Cinping aksi fikirde…

Aslında kapışma, Çin’in yeni süper güç olarak ABD’den pek çok alanda pay koparmaya başladı. Tehditsiz yaşayamayan ABD ise Çin’i doğrudan kendisine hedef alıyor.

Tarihte ilk siyasi rehine olan Huawei Finans direktörünü tutuklatması, ticaret savaşı yanı sıra siber kapışmalar, vergi dayatmaları ile gerilim giderek tırmanıyor.

Şimdi de dananın kuyruğunu; Çin’den trilyonlarca $’lık virüs tazminatı talebi koparacak…

TÜRKİYE SOĞUK SAVAŞ 2.0’IN HANGİ TARAFINDA?

DEVAMINI OKU

Sanal toplantı adabı

HERKES CANLI YAYINDA
Evden çalışma bize sanal toplantı davranışı kazandırdı.
İnternet kullanarak seminer, eğitim, ders, sunum çağına girdik.
Hepimiz bu tarzın adabını öğreniyoruz.

Korona sürecinde hayatımıza yeni alışkanlıklar girer oldu. Sanal toplantılar, bunların başında geliyor. İster evinden çalışan biri ol ister bir patron; uzaktan yüz yüze görüşme yapma ihtiyacını, sanal toplantılar yaparak karşılıyorsunuz.

İnternet üzerinden düzenlenen seminer tele konferans gibi eylemlere; webinar deniyor. Ağ üzerinden seminer anlamı taşıyan webinar için yığınca program var; Skype, Zoom gibi.

Sadece iş veya eğitim amaçlı değil, sohbetler de webinar üzerinden yapılıyor. Instagram, Youtube, Webex gibileri, bu amaçla üretilmiş programlar. Fiziksel mesafeyi böylece ortada kaldırabiliyorsun. Bedenin ekranın berisinde kalarak dilediğin yere gidebiliyorsun, Covid-19 tehdidi olmadan

Sanal toplantıların güzel tarafı; gerçeğinden daha kısa sürmesi… Zira daha uzunu için webinar programlarına para ödemelisin. İkinci avantajı, zamanı daha iyi kullanmamız. Çay kahve faslını geçiyor, doğrudan konuya odaklanıyorsun.

Birbirinin sözünü kesmemeyi, monolog yerine diyalog erdemini fark ediyorsun.

BUGÜN WEBİNARIN VAR MI?

DEVAMINI OKU