Güncelle ya da yükselt

İYİLEŞTİREMİYORSAN YENİDEN TASARLA
Mevcut yapı, gün gelir işlemez olur.
Çünkü güncelleme ile yapılacakların bitmiştir.
O halde sistemi yükseltmek gerekecektir.
Salgın, bu fırsatı sundu bile…

Korona, ekonomileri kapatmakla kalmadı, mevcut yapıları da yeniden düşünmemizi sağladı. Neremiz çürük, hangi alanlar iyi ve neyi güncellemeliyiz neyi de yeniden tasarlamalıyız?

Bilgisayarı olanlar bilir. Zamanla sizin yazılımınız güncelleme (update) gerektirir, yaparsınız. Ancak bilgisayarınız yazılımı kaldırmadığı zaman, donanımınızı yükseltmeniz (upgrage) gerekecektir.

Salgın sürecinde pek çok güncelleme ihtiyacı doğdu… İsteklerimiz ile ihtiyaçlarımızı gözden geçirmemizi sağladı. Gördük ki bazı isteklerimiz abartı, bazı ihtiyaçlar ise sandığımızdan da önemliymiş. İşletmelerimizde değer üretmeyen süreçleri fark ettik.

Giderebildiklerimizi vardı fakat bazıları ancak yeniden yapılanmayla çözülebilecekti.

Güncelle derken korona restorasyonunu, yükselt derken ise sil baştan tasarımı kastediyorum.

Günlük hayata dokunan yüzlerce kavram içinde dört dörtlük strateji önerim şudur; 1-korunasılar 2-güncellenesiler 3-yeniden tasarlanasılar ve 4-terkedilesiler.

Aklın ve yüreğin birlikte karar verecektir.

     SENİ HAYATTA TUTAN SİSTEMİN GÜNCEL Mİ?

DEVAMINI OKU

Ey liyakat neredesin?

BEYNİNİ KULLAN, KORKMA; BİTMEZ…
Zor zamanlar; ne yaptığını bilen güçlü beyinlerle aşılabilir.
#Korona krizinden az hasarla çıkmak istiyor musun?
O halde liyakati ara, bul, kabiliyetlerle çalış…

İddiam odur ki beyin açığı, cari açıktan daha önemlidir ve eğer liyakati bulup yüceltirsek daha mutlu bireyler haline gelebiliriz. Beyin göçünü önler, kabiliyeti bulup yüceltiriz.

Ancak sorun şu ki liyakatten ziyade sadakati önceliyoruz.

Sadakat kötü bir şey değildir. Ama sadakat sahipleri eğer liyakatli değilse, bugün sana sadık olan, yarın bir başkasına sadık olabilir. Oysa liyakat sahibi, aynı zamanda işine sadık insanlardır.

Şu anda dünya ekonomileri Korona yüzünden zor durumda. Yalnızca devletler değil, kurumlar, şirketler zor zamanlardan geçiyor. Biliyoruz ki zor süreçler ancak bilimle, liyakatle aşılabilecek.

Cahil sadıklar yerine liyakat sahiplerini arayıp bulmalı ve yönetimin tüm kademelerine onları taşımalıyız. Aksi halde? Olacağı şudur; cahil insanlar her şeyi bildiklerinden, öğretilemezler de… İşletmen batar sen de kriz içinde daha derin kendi krizinin kurbanı olursun.

Şayet olağanüstü zamanlarda bilimi, bileni, liyakati arayıp bulmaz isen başın büyük belaya girer. Benden söylemesi…

         KABİLİYETLİ KAÇ İNSANLA ÇALIŞIYORSUN?

DEVAMINI OKU

Kovmak mı veda mı?

HOŞÇA KAL DEMENİN DE BİR ADABI OLMALI
İşe alırken adeta iğne deliğinden geçir.
İşten çıkarırken edebiyle değil adeta kovala.
Bu tutum kovulanı üzer, kalanı da tedirgin eder.
Veda ederken onur kırmak niye?

Korona işsizliği patlattı. Kapanan, geliri düşen  işletmeler çok sayıda insanı evine gönderdi. Her ne kadar işçi çıkarma geçici olarak yasaklansa da çalışanı işsiz bırakma yaygın.

İşe alım kadar işten çıkarma da o kurumun kalibresini belirler. İnsan Kaynakların (İK) kalitesi de bu süreçte ortaya çıkar. Çalışanından korkan, onunla gönül bağı kurmamış işletmeler, işten çıkarmayı; ‘pusu kültürüne’ indirger. Tuzak kurar, habersiz giriş kartını iptal eder. Evine tebligat gönderir, süt izninde kovar.

Böylesi şirket çalışanı da kurumuna sadakat beslemez; ‘ben zamanınım şu kadarını bunlara kiralıyorum. Bunlar da bana genişletilmiş alım gücü sağlıyor.’ İşinin hakkını veren İK’cılar ise işten  çıkarmayı, yasaya, edebe göre yapar, yüz yüze konuşur. Sebep bildirir, el sıkışır.

Yönetim danışmanı Hülya Mutlu ‘hoşça kal demenin de bir adabı olmalı’ diyor. Zaten işsiz bıraktığın insanın özgüvenini sarsmaya, utanca boğmaya, onun ruhunda yara açmaya ne gerek var ki? Edep Ya Hû…

   BÖYLESİ PATRON BİR GÜN İŞİNDEN OLMAZ MI?

DEVAMINI OKU

Antivirüsün var mı?

ACABA KAÇ VİRÜS BARINDIRIYORUM?
Dünya #korona antivirüsü peşinde.
Firmanda işletme virüslerin var mı?
Değer üretmeyen süreçler; senin ölümcül virüslerin aslında. Önce envanter çıkar sonra antivirüsünü geliştir. Yoksa?

Koronavirüs, gezegenin ortak tehdidi… Küreselleşmeyi tersine çevirecek derecede etkili olacağını gördük. Virüs tehdidi geçse dahi pek çok şirket, sektör, ülke ve kurum, Koronavirüs uyarısıyla kendi süreçlerini gözden geçirmek zorunda kalacak. Bize düşen ev ödevlerinden bazıları şöyle;

1– Bütün yumurtaları aynı sepete koyma. Dünya üretiminin %28’i Çin’de…

2-Kaynak sağlama güvenliği ilk sorun.

3-Kritik stok önem kazanıyor. Elinin altında olmayan girdi, iflasına yol açabilir.

4-Tedarikçilerinin başı dertte ise sen de güvende değilsin.

5– Ucuz emek diye ülkeni terk edersen, kendi ülkenin sosyal güvenlik ayarlarını bozarsın, gittiğin ülke çökünce sen de batarsın.

6– İş, ilişki, iletişim ve bilgi süreçlerinin verimliliğini sorgulamak için mükemmel fırsat sunuyor Koronavirüs.

Şimdiden kendi verimsizlik virüslerin için antivirüs üretmeye başlasan iyi olacak. Ekonomiler açılma sürecinde iken acaba senin işletmende kaç ölümcül virüs, pusuda bekliyor? Virüs envanterini çıkarabildin mi?

 FİRMANDA NE ZAMAN VİRÜS TARAMASI YAPTIN?

DEVAMINI OKU

Mikro Kredi zamanı

KADIN GİRİŞİMİ YOKSULLUĞU BİTİRİR
Mikro Kredi sayesinde özellikle yoksul kadınlara zenginlik koridoru açılabiliyor.
Dünyada örnekleri çok.
Bizde de var ama cılız.
Ortalığa kredi saça dururken mikro krediyi unutmasak?

Düşük faizli kredilerle doludizgin borçlanma, geleceğimizi ipotek altına alıyor. İhtiyacı olsun olmasın herkes, krediye girme telaşında… Oysa kaynakların üretime yönlendirilmesi gerekir ki ekonomi; içine düştüğü çıkmazdan kurtulabilsin.

Mikro Kredi, üretime ve iş kurmaya yönelik çalışan yöntem. Yoksul kesimlere, bir iş kurarak gelir elde etmeleri amacı güder. Düşük miktarda verilen başlangıç sermayesidir. İlk olarak Muhammed Yusuf tarafından önerilmiş, bugüne dek milyonlarca insanı ekonomiye kazandırmıştır.

Türkiye, uzun yıllardır bu krediyi kullanıyor. Ancak mikro kredi sağlayan kurum sayısını ve kamu desteğini arttırmak gerekiyor.

Mikro krediye nasıl başvurulacağı, şartlarına dair bilgiler internette mevcut. Ben bu spotu; kamuya hatırlatma için yazdım.

Nasıl ki tüm kaynaklar şu anda tüketimin emrine verildiyse, yoksulluğu ortadan kaldıracak ve üretime katkı sunacak mikro krediye kamu desteği arttırılamaz mı? Bu sayede özellikle kadın girişimcilerimizin sayısı artabilecek.

YOKSULU DIŞARIDA BIRAKAN SİSTEM ÇALIŞIR MI?

DEVAMINI OKU

Değer üreten kazanır

ŞEYTAN; KAYBETMEYE MAHKÛM OYUNUN KURUCUSUDUR
Bu yüzden kaybetmek, şeytanın tanımında vardır.
Temel prensip, fırsatları şeytanca tutumlarla heba etmek yerine, etik prensiplerle değer üreterek kazanan olmaktır.

Akıllı olmak yerine kurnazlığı tercih eder, ürettiğinden fazlasını tüketmeyi seçer, kazandığından fazlasını harcama yoluna saparsan, nimeti alır külfeti ötelersen ne olur? Çok basit; şeytan olursun ve bedelini ödersin.

Örnek mi? Kayıp Yıllar 1990’lar ve sonucunda gelen 2001 krizi… Kazandıran tutum; şeytan olmamayı gerektiriyor. Zira etik dışı tutum kısa süreliğine kazandırıyor olsa da er veya geç, şeytanlık faturasını birine ödettiriyor. Genelde bu bizzat şeytanlık yapan oluyor.

Halka açılırken Sergey ve Larry, Google için bütün paydaşlara yönelik strateji geliştirmişlerdi; ‘şeytanlık Yapma!’ Yani; ne vaat ettiysen onu ver. Microsoft; ‘anlaşma yaparken adil ol’ ilkesiyle yol aldı. Pek çok Türk şirketinde benzer tutumu gördüm ve bu sayede değerli firma oldular.

Müşterisini dolandırmanın ayıp, ortağını kazıklamanın ‘geri zekalıca’ olduğu prensibiyle hareket edenler, daima kazanır.

Değer üreten işletme, krizde dahi ayakta kalmanın yolunu bulur. Şeytanlık peşinde koşan; kendi krizini inşa edecektir.

         SÜREKLİ KAZANAN ŞEYTAN GÖRDÜN MÜ HİÇ?

DEVAMINI OKU

Serveti sermaye yapsak?

FAKİR ŞİRKETLERİN ZENGİN PATRONLARI
Kriz sürecinde gelirler azalınca şirketlerin dayanma gücü azaldı.
Oysa servetini sermayesine katanlar #Korona süreciyle daha kolay baş edebildi.

Türkiye fakir şirketlerin zengin patronlarıyla dolu. Korona sürecinden bu zaafımız, belirginleşti. Sermayeleri yeterince güçlü olmayınca ekonomideki sıkıntılardan hastalanıyor, zor duruma düşebiliyorlar. Bu; servet sahibi ama geliri düşük yapıyı dönüştürmek için şimdiden uygun zaman olabilir mi?

Covid19 salgınıyla kapadığı ekonomi yeni yeni açılıyorken bu dönüşümü sağlamak gerekmez mi? Biliyoruz ki sahibi zengin olup kendisi fakir olan şirketin nefesi çabuk tükenebiliyor.

Sermayesini servet yapan patron, soba ateşine çıra oluyor. 2001 krizini hatırlıyorum; Bir ilimizin ticaret/sanayi odasına ‘şirketlerin krizden çıkış yolları’ konulu konferans vermek için gitmiştim. Kente biraz geç kalınca salona en geç giren olmuştum. Konuşmam çok  kısa sürmüştü; ‘hanımlar beyler, bina bahçesi lüks otolarla dolu. Oysa siz ilk iş; işçileri eve göndermeyi seçmiş ve işsizliği şişirip krizi tetiklemişsiniz.’

Her biri servet değerindeki otomobillerini gelire katmak yerine çalışanlarından kurtulmuşlardı. Kriz, aslında buydu.

   KORONA SÜRECİNDE SERVETİ ERİMEYEN VAR MI?

DEVAMINI OKU

Borca sadakat azalıyor

ALACAĞINA ŞAHİN BORCUNA KARGA
Piyasalar Korona etkisinde.
Herkes zaten burnundan soluyor.
Ödeme imkanı olduğu halde borcuna sadık olmayanlar yüzünden kriz, derinleşiyor.
Yasa var ama çare iş etiğinde…

Tehlikeli bir gelişmeye dikkat çekmek istiyorum; Borçlular sayısı arttıkça borca sadakat düşüyor. Ekonomik krizlerden dolayı sıkıntıya düşenleri anlamak mümkün ancak ödeyecek durumu varken, ‘nasılsa başkası da ödemiyor’ diye süreci uzatanlar var.

Zaten piyasa korona sürecinde toparlanma gayretinde iken alacak peşinde koşmak, en fazla zaman alan uğraş haline geldi. Borca sadakatsizlik, kurnaz toplumların en belirgin özelliklerinden biri…

Nimet kovalarken külfetten sıyrılma gayreti içine girer kurnaz bireyler. Ancak bunların topluma yüklediği külfet; krizin ömrünü hayli uzatmasıdır.

Yasalar vardır fakat borca sadakatsizlik tutumu, baş edilesi değildir. Krizler; krizzede kadar ahlaksız krizzade türetir.

Bu kurnaz ve ahlaksız krizzadeler yüzünden alacağı vaktinde tahsil edemeyen dürüst işadamları da firmasını kurtarma şansını kaybediyor dibe vuruyor, batabiliyor.

Oysa iş ahlakı borca sadakati gerektirir. Yasa bunu emreder. Alacaklın devlet ise kaçamazsın ama başkasını kolay dolandırabilirsin.

  İŞ AHLAKI ÇÖKERSE SEN SIYRIRABİLECEK MİSİN?

DEVAMINI OKU

Dürüstlük haram mıdır?

YEMEK YERKEN MÜSLÜMAN
TİCARET YAPARKEN FARKLI?
Dünya’da ‘Helâl Pazarı’ giderek büyüyor.
Büyüten bizler miyiz dersiniz? Ne gezer!
İslâm âlemi; 4 trilyon $’lık Dünya Helâl pazarının;
ancak 5’te 1’inde var, gerisinde yok.

Böyle saçma soru olur mu demeyin. Korona sürecinde öylesi garip şeyler gördük ki, sormadan edemedim: Yemek yerken Müslüman, ticaret yaparken farklı olmak nasıl mümkün?

Olabiliyormuş… Oysa ‘helâl’ kavramı, sadece gıdayı değil ticaretten iş hayatına, sosyal ilişkilerden yaşam tarzına dek her alanı kapsıyor. Adına helâl demeden toplumlar, dürüst, hakkaniyet, adalet peşinde koşuyor.

İnanç sistemimizde yer alan ‘helâl’ kavramının, toplumun bütün kademelerinde iyice benimsenmesinde her kurumun sorumluluk taşıması gerekir.

Benim tezim şu; inancımız bize helâl ilkesine dair muhteşem tanım sunarken, inanç coğrafyamız, bunu hayata geçirmede eksikliklerle dolu. Misal Müslüman için en önemli konulardan olan ‘Helâl Gıda’ konusunda bizi utandıracak rakamlar söz konusu…

Dünya Helâl Pazarı büyük ölçüde gayrimüslimler elinde. 2 milyar İslâm âlemi, 4 trilyon $’lık pazarın sadece %20’sinde varlık gösterebiliyor. Tuhaf olan şu; Helâl finans alanında varlık göstermekte İslâm dünyası hayli zorlanıyor.

         DÜRÜSTLÜK; ELE HELÂL DE BİZE HARAM MI?

DEVAMINI OKU

Kim, neyi tamamlıyor?

TAMAMLAYICI EMEKLİLİK KİME YARAYACAK?
İşçi istemiyor, işveren istemiyor, emekli istemiyor.
Kıdem tazminatına el konulacağı kaygısı var.
Durduk yerde gündem haline geldi.
Faydası muğlak proje; kimin yararına?

Durduk yerde gündem, tamamlayıcı emekliliğe kilitlendi.

Kıdem tazminatlarına el koymak isteniyor kaygısı yayıldı. Gerekçesi; emekliye fazladan gelir, kıdem tazminatı fonu kurmak… İlginç olan; bu düzenlemenin muhataplarının buna rıza göstermemesi…

Çalışan istemiyor; sendikalar karşı. Kıdeme dokunma diye feryat ediyorlar. İşveren istemiyor; prim ödemesinin %2’den %6’ya çıkacağının farkında. Ayrıca

Kıdem üzerinden çalışanın kuruma sadakati de yok ediliyor.

Emekli istemiyor zira onun aleyhine olacağından adeta emin.

Peki; o halde kim istiyor? Bu cin fikir kimden çıktı ve amacı nedir? Dere geçerken at değiştirme niye? Koronadan çıkış sürecinden neden gündem bu tuhaf teklifle doluverdi?

1991’de sigorta prim affı çıkmış, oy uğruna erken emeklilik getirilmişti. O dönemden bu yana sistem hala düzeltilemedi.

Hal böyle iken ‘emekliyi tamamlıyoruz’ diye sistemi yeniden bozmanın gerekçesini anlamış değiliz. İşe başlarken girilen sistemle emekli olamadık, sürgit değiştirip durduk. Neden?

    İŞÇİ, İŞVEREN İSTEMİYORSA; GERÇEK AMAÇ NE?

DEVAMINI OKU