Yol açık… Yola çık…

KARMAŞADA YOL ALMAK
Asude kalmak ister isen gelme cihana…
Korona, dünyanın dinginliğini aldı.
Geriye karmaşa, tedirginlik bıraktı.
Şimdi bu gerginlikte yol almak gerekecek.
Sakin deniz bekleyen, limanda çürüyebilir

Dünya hiç bu kadar zengin ve bir o kadar karmaşık süreçler içinde olmamıştı. Özellikle korona ile küresel arenanın siyaset ve ekonomi iklimini krizler çağı diye adlandırmak mümkün. Aslında ‘krizlerden öğrenen’ yapısıyla Türkiye, bu alanda  ‘bedeli fazlasıyla ödenmiş’ beceri sahibi sayılabilir.

Bunun anlamı şu; ‘artık istikrar diye bir şey yok, olsa bile bundan böyle sürdürülebilir değil. İstikrarsızlık kalıcı hale geliyor ise ‘yeni normal’ diye tanımlanabilmeli.’ Bu da zihin yapılarımızı derinden etkileyecek farklı enerji türüdür.

Küresel karmaşa varken ‘istikrar arayışı’ eski ezber artık.

Bir kez karmaşada yol almayı becerince de tüm ‘iş, ilişki, iletişim ve bilgi süreçlerini’ buna göre yapılandırılabiliyor, ardından ‘sürdürülebilir istikrarsızlığı sürekli inşa etmeye başlıyorsunuz.

Ticaret savaşları, salgın, afetler, kuraklık, küresel ısınma ve silahlı çatışmalar. Dünyamızın yakın geleceğinde istikrar geri gelir umudu taşıyanlara uyarı; ‘limanda çürüme riskiniz hayli yüksek.’ Yol açık, yola çık!

L       LİMANDA ÇÜRÜYECEK KORKAK TEKNE MİSİN?

DEVAMINI OKU

Belge sapıklığına son

BAŞ BELASI BÜROKRASİ
e-Devlet çıktı, çok iyi işliyor.
Ama işin devlet dairesine düşmeye görsün;
Seni belge talebine boğacak birileri orada bekliyor.
Özel sektör farklı mı? Değil.
Sorun; zihindeki belge sapıklığımızda.

İşin tembellik ve beceriksizliği bir yana, her şeyi yokuşa sürmek için; belge sapıklığı başka bir yana…

Bürokratik oligarşinin en büyük silahı, belge talebidir. Toplumumuz yüzyıllardır yoğun ve katı bürokrasi ile yaşanmış olsa da bilişim imkânları sayesinde bu cendereden kurulması gerekirdi.

Ama olmadı, olmuyor, olamıyor. Bürokrasiyi düşman ilan edip, dışa açık büyüme dönemini başlatan Turgut Özal’dan bu yana; işleri daha kolay kılmak için çok şey başarıldı.

Misal şirket kurma kolaylaştırıldı, gümrük dönüştürüldü. e-devlet uygulamaları sayesinde dünün azap verici bürokratik işlemleri, etkin, güvenli ve çabuk halledilebiliyor.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, bu alanda devleti çevik kılmak için yoğun çaba sarf ediyor.

Peki sorun nedir? Sorun; zihinlerin hala ‘katı bürokratik yapılara’ kilitlenmiş olması. Üstelik sadece kamuda değil özel sektörde de yaygın. Kamu; ‘mevzuat’ der, özel; ‘şirket kuralı’ der.

Fotokopi mi kaldı, faks nedir yahu? Ayıptır.

       SEN BELGE OBUR GİBİ Mİ DAVRANIYORSUN?

DEVAMINI OKU

Şirket duvar yazıları

KURUMSAL MUSKALAR KURUMUNU KORUMAZ
“Vizyon-Misyon-Değerler” tabelaları asmaya gösterdiğimiz DİKKAT kadar, bunları benimsemek için RİKKAT göstersek?
Dikkat AKLIN odağı, rikkat ise KALBİN odağıdır.

Kim yazıyor bu yazıları duvara; bilinmez… ‘Vizyon –Misyon-Değerler’ diye başlamıyorlar mı, kanım tepeme çıkıyor. Kurumda hangi yönetim katına çıksan, duvarda aynı şeyler; Vizyonumuz… Misyonumuz… Değerlerimiz…

Üçü bir arada kullanılınca kurumsallaşmaya iyi geldiğini filan sanıyoruz. Batılı; ‘guru’lar öğütlemiş biz de yazmışız.

Bize misyon da lazım. Yeter mi? Yetmez; ‘değerlerin’ yoksa değerin de yok. O halde şirket duvarına KDV levhası gibi Değerlerimiz layihası şart(!) İnanmasak, umursamasak da…

Dürüstlük pek revaçta, müşteriye saygı da öyle… Çalışan memnuniyeti, sosyal sorumluluk gibi hikmetli lafları da alt alta yazdık mı, kurumsal muskamızı artık duvara asabilir miyiz? Asarız tabii; kim tutar bizi.

Oysa kendimize ait olan özdeğerlerimizi dikkate alsak, duvarlarımızı; ondan bunda apardığımız muskalarla doldurmasak? İçselleştirmediğimiz emanet sloganlarla kurumsallaşmanın olamayacağı gerçeği ile yüzleşsek ve inandıklarımız üzerinden yürüsek?

   SLOGANLAR ŞİRKETİ KURUMSALLAŞTIRIYOR MU?

DEVAMINI OKU

ELTİKRASİ yönetimi

ŞİRKETİNİZ, AİLENİN OYUN BAHÇESİ OLMASIN
Sadece eltiler, görümceler değil, damatlar, bacanaklar, yengeler, şirketin yönetiminde söz sahibi olunca; o şirket kurumsallaşamıyor ve uzun ömürlü olamayıp batıyor.

Hayır; yanlış yazmadım ve bu başlığın elitokrasi (seçkinler yönetimi) ile alakası yok. Bu; daha ziyade bizimle ilgili…

1 milyon 300 bin KOBİ’mizin ‘uzun yaşamayışının’ baş sorumlusu… Kurumsallaşamayan aile şirketlerimizin can düşmanı… Kapanan firmaların ekseriyetinin ölüm sebebi…

Aslında elitokrasi; bir ulus içinde halktan, gerçeklerinden kopuk yaşayanların yönetim iştahı diye tanımlanırsa, eltikrasi de benzer dinamizme dayanıyor; şirketin piyasa gerçeklerinden ve iş hayatından kopuk bir grup insanın (eltiler ve yengeler, damatları, gelinleri de katabiliriz), aralarındaki yıkıcı rekabetle aile şirketini krize sokmaları.

Son 10 yılda kurulan her 10 şirkete karşılık 4 şirket kapandı; Sebep; ‘kardeşler kavgası.’ Peki, bu kardeşler neden geçinemez? Çünkü KOBİ kurumsallaşmamıştır. Elti- gelin savaşları, ortakları birbirine düşürmüş, hanede kalmayan huzur, şirketi kapanmaya sürüklemiştir.

Eltiler şirketi nasıl yönetiyor dersiniz? Eşine sorusuna bakın;

       SEN NEDEN ABİNDEN ERKEN İŞE GİDİYORSUN?

DEVAMINI OKU

Salgın günlerinde iş

DAHA AZ ÇALIŞ, İYİ DİNLEN
ÇOK ÖĞREN; VERİM ARTSIN
Verimsiz sistemler, fazla mesai mi üretiyor?
Salgında evdeydim, verimim azaldı mı?
Daha az çalışarak daha çok iş üretmek mümkün müdür?

Covid-19 bizi evden çalışmayla tanıştırdı. Verim arttı mı? Çok çalışmak yerine daha az ama verimli çalışabilir miyiz?

Japonya’da 4 gün iş 3 gün izin denendi verim %40 arttı.

Microsoft Japonya çalışanlarına bir süre için haftada 3  gün izin vermiş, sadece 4 gün çalışmalarını istemiş.

Sonuç çok çarpıcı; Şirkette çalışan 2300 kişi önceki yaz boyunca Cuma-Cumartesi-Pazar izin yapmış ama bu 2300 kişinin ürettikleri iş miktarı 4 gün çalışmalarına rağmen %40 artış göstermiş. İnanılmaz bir üretkenlik artışı. CEO Takuya Hirono; ‘daha az çalış, daha iyi dinlen ve çok şey öğren’ sloganıyla yola çıkıldığını ve başardıklarını söylüyor.

Denemenin başka ilginç sonuçları da var; Çalışanlar bu süre boyunca geçmişe oranla %25 daha az gün için dinlenme ihtiyacı duymuş, şirketin elektrikten tasarrufu %23 olmuş, %59 daha az şey kağıda basılmış… Memnuniyet; %92…

Sistemleri yeniden tasarlasak, daha verimli olur muyuz?

     BİZDE DE BU YÖNTEMİ DENESEK NASIL OLUR?

DEVAMINI OKU

Organizasyon dehşet

DEĞER ÜRETMEYENLERDEN KURTULUN
Ortalık, güya mükemmel ama değer üretmeyen, sistemlerle dolu.
Onları neden hayatımızda tutuyoruz?
İnsan, zaman, kaynak israfı değil mi bu?
Orta gelir tuzağı bu demek zaten…

Adamın biri arkadaşıyla yolda giderken elindeki çakısıyla parmağını keser. Biraz ötede bir özel sağlı kurumu vardır.

Adam; ‘ben şurada pansuman yaptırayım’ der.

İçeri girince, karşısına iki kapı çıkar.

Birinde; ‘HASTALAR’, ötekinde ‘YARALILAR’ yazılıdır.

Yaralılar kapısından içeri girer.

Yine iki kapı vardır. Birinde ‘ET’, ötekinden ‘ KEMİK’ yazar.

Et kapısından girer. Yine iki kapı… Birinde ‘ÖNEMLİ’ ötekinde ise ‘ÖNEMSİZ’ yazıları vardır.

Önemsiz yazandan girince bir anda kendini sokakta bulur.

Arkadaşı sorar; ‘Nasıl, sana iyi baktılar mı?’

Adam cevap verir; ‘Hayır ama organizasyon dehşet’’

Türkiye; ‘dehşet organizasyonlar’ cenneti(!) durumundadır.

Değer üretmeyen sistemleri ayıklamadıkça organizasyonel ‘dehşetler’ bizi orta gelir tuzağına mahkûm edecektir.

Sorun; yeterince üretememektir ve ortada üretilen değer yoksa, organizasyonel mükemmelliğin hiçbir anlamı yoktur.

          MÜKEMMELSİNİZ AMA NE İŞE YARARSINIZ?

DEVAMINI OKU

Vatandaşı azarlama!

TÜRKÇE YETMEZ İNSANCA
KİBARCA DA BİLMEK ŞART
Halkla iletişim birimlerinde kimi çalıştırdığına dikkat et!
Oraya koyduğun; seni temsil ediyor.
Hizmet vermesi gerekeni azarlamasın!
Kibar olsun, insanca davransın.

Şu halkla iletişim alanlarında çalışanlar, çalıştırılanlar… Görevleri bilgi vermek, soru cevaplandırmak ve iletişim kurmak iken, neden iletişim özürlüleri arasından seçilirler?

Diksiyonun kötülüğü bir yana, eksik bilgi vermeleri, soru soranı azarlamaları da cabası… Oturdukları o mini koltuk dahi ayarlarını bozmuş, vatandaşa bilgi desteği vermek yerine, koltuktan aldıkları güçle azar makinesi olmuşlar.

Etrafınıza bakın; onlarca örneği siz yaşamışsınızdır. Diyelim ulaşım kartı abonmanlığı gişesindesiniz. Orada bulunma amacınız belli; kartla ilgili sorununuzu çözmek… Belediye; oraya koyduğu memura dikkat etmeli. Zira insanlara, ‘bey, hanım’ eklemeden, ismiyle hitap ediyor, sıkça azarlıyorlar.

İnsanca kibarca dilleri bilinmiyor. Yetmiyor; uyarınca da ‘istediğin yere şikayet et’ diye küstahlaşıyor. İşin tuhafı; sistem onu koruduğu için şikayet edecek yer bulamazsın. Sadece kamu değil; tüm şirketler, iletişim birimlerindeki çalışanları eğitmeli, onlara insanca kibarca dili öğretmeli…

         HİZMET İÇİN ORADASIN; AZARLAMAK NİYE?

DEVAMINI OKU

Şişik ego oyun bozar

EKOSİSTEM Mİ? EGOSİSTEM Mİ?
Biri sıkça ekosistem diyorsa, bunu diyenin egosuna bak.
Üretimi artırmak mı istiyor, egosuna meze mi arıyor?
Bizdeki ekosistem denemelerinin başarısızlığı altında işte bu egolar yatıyor.

Fikri; çilesini çekip üretmeyip, ondan bundan kopyalayan; sloganlara meraklı olur. Her moda kavramı alıverir ve içini boşaltıverir. Tıpkı ekosistem kelimesi gibi…

‘Batılı sözünü çok ediyor, başarıların altında bu kavram var. O halde biz de dilimize sakız edersek, bu iş tamamdır.’ Aslında değil. Ekosistem; bir bölgede bulunan, canlı, cansız varlıkların karşılıklı oluşturdukları sistemin adı….

Etkileşimle gelişen olgular sayesinde birlikte iş yapma, daha çok üretim, katma değer üretme. Eğer sistemin unsurları aynı yönde hareket etmez, bu birliktelikten bazıları bireysel kazanç sağlama kurnazlığını seçerse, en iyi tasarlanmış ekosistem dahi egosistem halini alır.

Nedir bu EGOSİSTEM? Nimeti alıp külfeti öteleme kurnazlığı… Sorunu kendi sorumluluk alanı dışına itme kolaycılığı… Ekosistemin değer üreten parçası olmak yerine kendi egosunu besleme aracı haline getirme ahmaklığı… Şişirilmiş egolarla ekosistem kuramazsın.

Biri ekosistemden söz ediyorsa, egosuna meze arıyor olabilir.

  EKOSİSTEME GİRERKEN EGONU TERKEDER MİSİN?

DEVAMINI OKU

İşbirliği işbölümü şart

1 MT DERİN 20 KUYU MU?
20 MT DERİN 1 KUYU MU?
Bize lazım olan 20 metre derinliğinde 1 kuyu.
Zira su o derinlikte…
Oysa her birimiz; 1’er metre derinliğinde 20 kuyu açmakla meşgulüz.
İYİLER İTTİFAKI şart.

Türkiye’de ölçek ekonomisiyle başımız dertte… Ölçek veya kapsam; üretimi artırarak maliyetleri düşürmeyi hedefler.

Bize gereklidir ama fazla rağbet etmeyiz. Neden? Çünkü; ‘azıcık aşım Kaygusuz başım.’ ‘Az olsun ama benim olsun.’

Bu tutum; gayretimizi, zamanımızı, enerjimizi heba ediyor.

Ülkemizdeki 1,3 milyon şirketimiz işbirliğini pek sevmez. Güç birliği, değişen rekabet şartlarında hayatta kalmanın yoludur ancak bu konudaki gayretimiz, bir diğerine güven duymadığımız için yetersizdir.

Ortaklıklar zaten azdır ve olanlarının ömrü kısadır. Kasaya yakın duran ortak, diğer ortaktan daha çok kazanır nedense…

Bunu önlemek için 2012’de yasa çıkaralım dedik, son anda yine patronlar bunu metinden çıkarmışlardı. Biliyoruz ki yörede nitelikli KOBİ, bölgesel güç ve küresel marka olmak için işbirliği şart.

Oysa Allah buyuruyor ki: ‘biri diğerine ihanet etmediği müddetçe, iki ortağın üçüncüsü ben olurum. Biri arkadaşına ihanet etti mi ben aralarından çekilirim.’ Bizde durum bu…

 ACABA ORTAKLIĞIMIZI NİÇİN SÜRDÜREMİYORUZ?

DEVAMINI OKU

Kamu Spotu 1 yaşında

KAMU SPOTUNU SİZCE NASIL GELİŞTİREBİLİRİM?
Tam 1 yıldır her sabah kamu spotları ürettim.
Kısa ve öz olsun istedim.
Bu sürede çok fazla tepki aldım.
Beğenen de oldu eleştiren de.
Acaba daha iyisi için ne yapmalıyım?

Geçen yıl 26 Temmuz’da başlattığım spotlar, birinci yılını doldurdu. Bu sürede her sabah kamu spotu ürettim. Günlük hayatta karşılaşılan tehditlere dikkat çekmeye çalıştım. Fırsatlara işaret ettim. Kamuya, özel sektöre, yöneticiye, yönetilene ve ziyadesiyle kendimize dair konuları işledim.

Kriterim şu oldu; yazdıklarımın hayatta karşılığı olmalı ve bir fayda üretme iddiası bulunmalı… Bazı kamu spotlarım çok fazla ilgi gördü, paylaşıldı. Bazı kamu spotlarımla tenkit edildim. Bazıları için alkışlandım. Ancak eleştirileri daha çok benimsedim.

Zaten 1 yılda günde en az 1 saatimi alan bu kısa yazılar, beni de eğitti. Hayatımda deneyimlemediğim hiçbir şeyi; kamu spotu yapmadım. Genel geçer ezberlerden kaçındım, ihtiyaç avcılığı yaparak dert edilesi sorunların ve peşinden koşulası cevapların arayıcısı oldum.

Öğrendim ki başarı; sabır, sebat, süreklilik, iyi niyet ve samimiyet ile geliyor. Fayda üretmenin kısa yolu yoktur. İnandığın şeyi aktardığında ise mutlaka onu dikkate alanlarımız olacaktır.

        KAMU SPOTU SİZE YARARLI OLABİLİYOR MU?

DEVAMINI OKU