Vergi verilmez, alınır

KÜMESTEKİ KAZLAR DIŞARIDAKİ TİLKİLER

Ben şu reform kelimesinden korkar oldum.

Reform diye daha fazla vergi salmayın.

Kümesteki kazları daha fazla yolup;

dışarıdaki tilkileri beslemeyin.

Devlet, vergi koyar. Bu, onu devlet yapan özeliklerindendir.

Ancak vergi koyarken adil, etkin ve sorumlu davranmalıdır.

Adil olmalı zira vergi verene cehennem vermeyene cennet bir ülkeye dönüşürüz ki Türkiye’de durum buna yakındır.

Vergi reformu derken daha fazla vergi değil, daha adil ve etkin sistemden söz ederiz. Kayıt içindekileri kümesteki kazlar gibi yolmanın, dışarıda tilkilere dokunamayışın bir mantığı yoktur.

Hammurabi, bundan 3,800 yıl önce Babil sokaklarına astığı tabletlerde şunu yazdırmıştı; ‘vergi ödemeyenin kellesi gider.’ Kelleler gitti, vergi ödenmedi. Çünkü adil değildi, yüksek oranda idi.

Bizde reform deyince vergi oranlarıyla oynamak anlıyoruz. Oysa bize gereken vergi idaresi reformudur. Yasal eksik yok, uygulanmayan yasalar sorunu vardır.

Dolaylı vergileri azaltacak, dolaysız vergileri arttıracak tedbirler manzumesidir vergi reformu.

Kaldı ki toplanan verginin nasıl harcandığını, şeffaf, hesap verebilir hale getirmek, vergi reformunun vazgeçilmezidir.

         BİZDE VERGİ REFORMU VERGİ ARTIŞI MIDIR?

DEVAMINI OKU

Hukuk varsa hayat var

HUKUK; SEN NE İYİ ŞEYSİN…

Hukuk reformu, hayatın en büyük ihtiyacı.

Hukukun olmadığı yerde;

demokrasi de ekonomi de gelişemez.

Hukuk temelli yapısal reformlar,

orta gelir tuzağından kurtarır.

Türkiye’yi; orta gelir ve orta demokrasi tuzağından kurtaracak reformların başında hukuk geliyor. Aslında yeni yasalardan ziyade mevcutların iyi işletilmesine ihtiyaç var.

Hukuk yoksa, ne hayatın akışını, ne devletin işleyişini ne de ekonomiyi düzenleyemiyorsunuz. Hukuk reformu kim için?

HALK; Zorba, hak yiyen kural tanımayana direnebilecek.

KADIN; Kadına şiddet uygulayanlar cesaret bulamayacak.

ÇOCUK; istismarcıları elini kolunu sallayıp dolaşamayacak.

İŞÇİ; iş kazasına göz yuman mevcut sistem düzeltilecek.

PATRON; bilecek ki girişimlerinin üzerine çökülmeyecek.

YATIRIMCI; geleceğe dair güven odaklı plan yapabilecek.

YABANCI; kârından, yatırımından, malından emin olacak.

TRAFİK; yollarda motorize haydutların hakimiyeti bitecek.

KOBİ; rekabet, gücü gücü yetene anlayışından uzaklaşacak.

MAHKEMELER; daha hızlı, adil, faydalı karar verebilecek.

ENGELLİLER; onları istismar eden alanlar temizlenecek.

BİZLER; daha iyi ve mutlu Türkiye’de yaşıyor olacağız.

        SENİN DAHA İYİ HUKUK TALEBİN YOK MU?

DEVAMINI OKU

Yapısal reform mu?

DEMOKRASİ, HUKUK, EKONOMİ

Topluma; yapısal reform sözü verildi.

Demokrasiden hukuk ve ekonomiye dek

sistemin yeniden yapılandırılması nasıl olacak?

Bir dizi kamu spotunda bunları irdeleyeceğim

Yapısal reform: bir sistemin daha verimli çalışabilmesi ve şoklara karşı daha dayanıklı hale getirilebilmesi için o sistemin yeniden yapılandırılması olarak tanımlanabilir.

Yapısal değişim: bir ekonomide tarımdan sanayiye ve hizmetler sektörüne geçişi anlatır. Kendiliğinden ortaya çıkar. Toplum gelişip, kalkınma ilerledikçe tarımsal üretimin ağırlığını kaybedip; sanayi hizmet sektörüne kayması gibi…

Şimdi herkesin dilinden yapısal reform sözcüğü var.

Peki, nedir bu yapısal reformlar? En sade ifadeyle yapısal değişime ayak uyduramayan mevcut sistemin; demokrasi, hukuk ve ekonomi alanlarında yeninde yapılandırılmasıdır.

Kamu Spotunda ihtiyaç duyduğumuz bu uyumsuzlukları anlatacak ve yapısal reformların, halka, yönetime, işçi, memur, emekli, iş dünyası, esnaf, çiftçi ve öğrencilere ne gibi etkileri olduğunu irdeleyeceğim.

Amaç; dilimizden düşürmediğimiz fakat birilerinin de çıkıp, ‘yapısal reform’ derken neyi kastettiğini anlatmadığı bu reformları yazmak.

         SEN YAPISAL REFORMDAN NE ANLIYORSUN?

DEVAMINI OKU

Ötekine güvenebilmek

ORTAĞINI DOLANDIRMA!

Allah buyuruyor ki: biri diğerine ihanet etmediği müddetçe, iki ortağın üçüncüsü ben olurum.

Biri arkadaşına ihanet etti mi ben aralarından çekilirim.”

Ortaklık, ötekine güvenmeyi gerektirir.

Dünya Değerler Araştırması Türkiye sonuçları diyor ki; Başkalarına güvenmiyoruz! Hatta öyle ki bırakın komşumuzu, kardeşimize karşı “güven” sorunumuz var.

Beylik söylemi biraz değiştirirsek; bizim, bizden başka dostu yok! Bu algı düzeyi, küresel oyuncu iddiasıyla çelişiyor. Çünkü küresel arenada “ölçek sorunu” belirleyici oluyor ve ortaklık kültürüne sahip olamayanlar, kendilerini “küçük” ve “mutlu” dünyalarına hapsediyorlar.

Temel sorun; küçük ölçekli yatırım zihin yapısındaki direnç… “Ortakla kim uğraşacak” kaygısı, birlikte iş yapma kültürünün gelişmesine “set” vuruyor. Oysa zenginliğin yolu, “ölçekten” geçiyor. Bu da ötekine güvenin fonksiyonu…

Sanayiden hizmet sektörüne dek farklı alanlarda ülkemiz, uygun ölçeğe varabilmek için, ailesi, arkadaşı, yerli, yabancı ortağı, hatta rakibi ile işbirliği yapmak zorunda… Halbuki ortağımıza güvenmiyor,

ilk fırsatta onu dolandırıyoruz. Ortağına güvenenin başarılarını da gururla okuyabiliyoruz.

         ORTAKLIĞIN; HASILATI PAYLAŞANA DEK Mİ?

DEVAMINI OKU

Nepotizm batırır

KAYIRMACILIK BELASI

Kayırmacılık yüzünden aile şirketlerinin 3’üncü kuşağa geçme şansı %20, ömürleri de en fazla 25 yıl sürüyor.

Hamili kart yakinimdir diyerek işe alıyorsan batarsın.

Nepotizm; yakınını, kan bağın olanı kayırmanın adı. Yönetim bilimi bu olguyu, kurumun ömrünü kısaltan bela kabul eder.

Kayırmacılık yüzünden şirket, ihtiyaç duyduğu nitelikleri bünyesinde tutamaz. Şirket nepotizm tutumu yüzünden ailenin oyun bahçesi haline gelir. Kabiliyetler dışarıda kalırken eş, dost, akraba işletme kadrolarını doldurur.

Sürdürülebilirlik kaygısında olan şirketlerimizde patron, kendi ailesini dahi yönetim kademesine tepeden koymaz.

Liyakat, aile bireyi olmanın çok daha üstünde kabul edilir.

En iyi tahsili dahi yapsa, kurum değerleri ve süreçleri sahada öğrenmeden yönetim kademelerinde ilerleyemez.

Olsa olsa, eşitler arasında birinci yapılır. Mirasta hakkı olması, yönetimde pozisyon avantajı olacağını sağlayamaz.

Hamili kart yakınımdır diye kartvizitle kuruma dayatılan niteliksizlerin, bir süre sonra o kurumu zarar soktuğunu biliyoruz. Gerek devlet yönetimi gerek şirket kademeleri kayırmacılık belası yüzünden zaafa düşer ve o kurumun batması mukadderdir. YAKININI KAYIRIYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Yerel olmadan asla

DİBİNE IŞIK VERMEYEN MUM

KARŞI SAHİLİ NASIL AYDINLATSIN?

Kendi bölgesinde değer üreten ama bunu yan sokağına dahi tanıtamayan işletmeler, yerel şirket olmaktan çıkıp küresel markaya taşınamaz.

Küreselleşme; yedi düvelde tanınmayı sağlarken kendi sokağımızda yabancılaşmayı da getirdi beraberinde…

İnternet sayesinde hepimiz; hayatımızın çok uzaklarına açıldık; el sallamıyor, resmen boğuluyoruz. Yereli dışlayan her sistem, sürdürülebilir olamıyor ve internet bitler, baytları nakletse de hayat hala atomlar üzerinden yürüyor.

Dokunamadığını beğenemiyor, görmediğini benimseyemiyorsun. Hal böyle olunca da kendi semtinde tanınmayan fakat sosyal medya sayesinde iki okyanus ötede bilinebiliyorsun…

Bugün ticaretin %80’i, komşuyla yapılıyor. Büyük firmalar da yerel firmalara üretim yaptırma yoluna gidiyor. Çünkü sorun şu; yerel olmayınca büyükler nasıl var olabilir ki? Yerel üreticiler markalaşmak için küresel adımlardan önce kendi yöresinde tanınmalı.

Aksi halde markalaşma adımlarına harcayacağı kaynaklar yeterince verimli kullanılmamış olacaktır. Benim önerim; küresel düşün, yöresel davran ve töresel yaşa olacaktır.

       KENDİNİ ÖNCELİKLE KOMŞUNA TANITTIN MI?

DEVAMINI OKU

Patron nitelikli mi?

NE İŞ OLSA YAPARIMCI PATRONLAR

“Ne iş olsa yaparımcı eleman” ile

“ne iş olsa girişirim” diyen patronlar arasında sıkıştık.

Nitelik sadece iş gücünde mi aranmalı?

Patronların nitelik sorunu yok mudur?

Eskimeye yüz tutan bir ezberimiz var; nitelikli işgücü ihtiyacı… Sanki bu nitelik sadece çalışanda eksikmiş gibi davranıyor, girişimcinin niteliğini sorgulamıyoruz.

Katma değeri düşük işler kuran girişimci, katma değeri düşük çalışandan şikayet hakkı yoktur. Değer üretmeyen iş süreçlerinde nitelikli işgücü çalıştırmak ne derece anlamlı?

Ara eleman aranan eleman sloganı, özünde doğru olmakla birlikte niteliksiz patronların elinde bu ara elemanlar, arada derede kalıyor. Ne iş gelişiyor ne de işçi niteliği…

Sen patron olarak kendini geliştirmez isen kullandığın işgücünde nitelik artışı olur mu? Ara eleman yetiştirmek için yoğun gayret başladı şükür.

Milli Eğitim Bakanlığı ile sanayi ticaret odaları elbirliği yapıyor, meslek liseleri gibi çözümleri yaygınlaştırıp aranan eleman dediğimiz kabiliyet havuzunu genişletmeye çalışıyorlar. Ancak bu yetmez. Bize nitelikli girişimci gerekiyor.

Ne iş olsa yaparımcı eleman kadar ne iş olsa girişirim patronların varlığın da bir sorun.

    NİTELİK ARAYAN; PEKİ SEN NİTELİKLİ MİSİN?

DEVAMINI OKU

Bilgi seli tehlikesi

BÜYÜK VERİ Mİ, BİLGİ YIĞINI MI?

Bilgi güçtür ancak ‘kontrolsüz güç’; güç değildir.

Biriktirdiğin bilgiyi akılla işlemiyorsan yığın olur, kirlenir.

Kirli bilgi yığını da sel olur karar süreçlerini yıkar.

Etrafımızı kuşatan teknoloji, bilgiye erişim imkanını o hale getirdi ki her saniye yığınca veriyi hayata dahil ediyoruz. Bunun neresi kötü? Yönetemediğin bilgi, sanılanın aksine fayda değil zarar veriyor.

ugün pek çok işletme; big data (büyük veri) ifadesini diline dolamış, dijitalleşme akımına kapılmış durumda… Ancak sorun şu ki büyük veri, eğer onu yönetebiliyor, işleyebiliyorsan zenginlik sunar. Aksi halde bilgi kirliliği söz konusudur.

Artık büyük veriden değil bilgi yığınından bahsederiz. Yığın, tanımı gereği bir yere yığılmış şeylerdir. İster kullanılmayan malzeme olsun ister bilgi olsun, fark etmez. Yer kaplar, kirlilik yapar. Ama bu yığın bilgi ise bir süre sonra sel olur, karar süreçlerini kirletir…

Pek çok işletme biliyorum, müşteri bilgileri dahil çok farklı sayıda bilgiyi biriktiriyor. O bilgi yığınını, çalışan bilgiye çevirecek akıl yoksa, kafan karışır; hepsi bu…

Elindeki bilgi eğer bir amaca hizmet edecek şekilde işlenmiyor ve tasnif edilmiyorsa, biriktirmemeli hatta mümkünse yok edilmeli...

          BİLGİ KİRLİLİĞİNDEN KORKMUYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Mutsuz çalışan sorunu

ÇALIŞANI YAŞAT Kİ KURUMUN YAŞASIN

‘Müşteri patrondur’ sloganı çalışmıyor.

Asıl patron müşteriye iyi davranacak olan çalışandır.

Eğer o mutsuz ise kurumunuz hastadır.

Çünkü mutsuz çalışan mutsuz müşteridir.

Siz hiç çalışanı mutsuz ama müşterisi mutlu olan gördünüz mü? Ben görmedim. Zira mutsuz çalışan, müşteriyi mutlu edemez. Şeyh Edebali; ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ der…

İş dünyasında durum farklı değildir. ‘Çalışanı yaşat ki kurum yaşasın.’ Müşterinin velinimet olduğu eski çağlar geride kaldı. Nimetimizin velisi, bize nimet sağlayan idi. Lonca sisteminin düsturu bugün ortada yok. Yeni müşteri tanımı; ‘paramı cebinde taşıyan insan’ oldu ne yazık ki…

CRM (Müşteri İlişkileri Yönetimi) gibi soğuk yöntemlerle bugünkü iddiamız şudur ki; müşteri patrondur. Bu düstur çalışmıyor ne yazık ki… Çok az şirket, müşterisine saygılı ve ondan yana…

Gerisi? SMS, kafa karıştıran kampanyalarla müşterisine pusu kurma derdinde… İnanmayan, telefonuna gelen anlamsız sms mesajlarını okusun.

Peki, müşteri gerçekten patron mu? Buna yürekten inananlar var ve onlara bir çift sözüm var; müşteri patron olabilir ama çalışanınız o patronun da üzerindedir. Buna dikkat edin.

        ÇALIŞANI MUTSUZ İŞLETME YAŞAYABİLİR Mİ?

DEVAMINI OKU