Dijitalleşmeyi abartma

BİTLER BAYTLAR İLETİLSE DE

ATOMLAR YERLİ YERİNDE…

#Korona sürecinde dijitalleşmenin önemi arttı.

Pek çok şey online hale geliyor.

Ancak abartmamalı.

Zira hayatın tüm gerçeği, sanal dünyaya sığmıyor.

Korona yüzünden iş yapma kültüründe derin kırılmalar var. Pek çok alışkanlığımızı terk eder olduk. Ekonomiler yeniden açılma gayretinde… Bu süreçte online çözümler hızla önem kazanmaya başladı. Yeni normalde dijitalleşme şart oluyor.

Ancak sorun şu ki dijitalleşmeye bağlanan umutların haddi hesabı yok. Satış, pazarlama, üretim, tedarik, evde çalışma gibi her alanda dijitalleşme şart deniyor.

Burada sorun her işi dijitale taşıyamayacağımızdır. Korona sonrası oluşacak ortamda yeni ihtiyaçları ve yeni harcama eğilimlerini göz önüne alıp bunlara uygun dijitalleşme düşünmek gerekiyor.

Bizler bitleri baytları ağ üzerinden nakledebiliyoruz ama atomlar yerli yerinde duruyor. Birileri onu bize getirmeli. Beyaz yakalı çalışan evde olabilir ama mavi yakalı, torna başında olmak zorunda.

Otobüs şoförü evinden çalışamaz. Pilot uçakta olmalı. Pizzayı internetten sipariş edersin de eklenti olarak e-postayla göndermezsin. Kapıya taşımalısın.

Online olacak işler var, olmayacak işler var. Ak ile karayı karıştırmayalım.

CEBİN PİZZA PİŞİREBİLİYOR MU?

DEVAMINI OKU

Paydaşını ikna et

AKIL AKILDAN ÜSTÜNDÜR AMA

AKLI TUTULMUŞA ÇARE YOKTUR

Ekonomide alınan kararlar, katılımcılıktan uzak,

tek beyin ürünü olunca, işe yaramıyor.

Oysa sağlık Bilim Kurulu modeli,

karar süreçleri için başarılı.

Yöneticimsen, bana dair karar alabilirsin ama bana rağmen aldığın karar, işe yarar mı? Her birimiz yasalar, kurallar ve alınan kararların paydaşıyız ve bunlara ikna edilmemiz şart.

Batı dillerinde hatır, gönül, vefa kelimeleri yoktur. Zira bu dili var eden sosyolojide bunların karşılığı yoktur. Bizim dilimizde de ‘plan, vizyon, misyon, strateji’ kelimelerinin tam karşılığı yoktur. Çünkü bizde kervan yolda düzülür, gözümüzle düşünür, Önce ateş eder; sonra nişan alırız.

Ekonomiye dair alınan kararlara bakıyorum. Çok azı derin düşüncenin eseriydi. Çoğu panik atak psikolojisiyle, acele alınmış kararlardı. Hal böyle olunca tedbir diye getirilen pek çok uygulama, yarattığı sonuçlar itibariyle yeni tedbir gerektiriyordu.

Kamuda durum böyle iken özel sektörde durum farklı değildi. Ben bunu, karar süreçlerindeki kibre bağlıyorum. Masanın en güçlü sesi, diğer görüşlere sesini duyurma imkanı vermezse, katılımcılık sağlanamaz. Bu da kararın kalitesizliğini belirler. Paydaşını ikna etmelisin.

        TEK KAFADAN ÇIKAN KARAR NİTELİKLİ MİDİR?

DEVAMINI OKU

Hazır yavaşlamışken…

ŞİMDİ VERİM ZAMANI

İşler yolunda iken gözden kaçıyordu.

Çünkü çarklar dönüyor, iş sürüyordu.

Ancak şimdi zorunlu #korona molası var.

Kaynak kıt, gelir az ve giderler fazla.

Verimlilik arayışı için mükemmel zamanlar.

İnsanlar suya düştüğünde değil, suda kaldığında boğulur.

Şirketler de öyle… Korona salgını, hepimizi kriz denizine attı. Daha ne kadar kalacağımız da belli değil. Umutları kaybetmeden bu süreçte hayatta kalmanın yolu bulunmalı.

Tarih bize gösteriyor ki böylesi büyük afet süreçlerinde eğer üretim tamamen durursa, en donanımlı şehirlerde dahi en fazla 6 hafta içinde tüm stoklar tükeniyor. Bu noktadan çok uzak olsam ta hazır işler durmuşken, şirketin kendimin verimini sorgulamalı mıyım? EVET. Bundan uygun zaman yok.

Burada ne yapıyorum? Bunu nasıl yapıyorum? Daha verimli üretim yapabilir miyim? İş süreçlerim, ilişki süreçlerim, iletişim süreçlerim ve bilgi süreçlerim acaba verimli mi?

Korona bize kendi MR’ımızı çekme zamanı tanımışsa bunu kullanalım ve değer üretmeyen tüm süreçlerimizi en ince detayına kadar gözden geçirelim. Göreceğimiz şudur; ne de çok gereksiz külfet, verimsiz rutin ve kullanışsız ezberimiz varmış meğer. İşler durma noktasında iken bunu yapabiliriz.

BURADA NE YAPIYORUM, BUNU NASIL YAPIYORUM?

DEVAMINI OKU

Kirayı dondursak mı?

İNSANLI EKONOMİ İNSAFLI EKONOMİ

#Korona salgını ekonomide insanı keşfettirdi.

İnsaflı ekonomi; korona külfetini bölüşmeyi gerektiriyor.

İNSAF; yarılamak, ikiye bölmek demek.

Tıpkı nimeti bölüştüğümüz gibi.

İkinci kez eve kapanıyoruz. İşler; durma noktasında…

Pek çok esnaf, siftah yapmadan günü geçiriyor.

Bazıları çoktan kapandı. Çalışanını eve göndereninden, dükkânını kapatana dek yüzbinlerce işyeri zor durumda. Bu süreç bize ekonomilerin rakamlardan ibaret olmadığını insan faktörünün hayati önemini fark ettirdi.

Siftahsızlık KİRA sorununu beraberinde getirdi.

Ev sahibi, ‘ödensin’ diyor. Kira ile geçinenler var.

Kiracı; ‘gelirim sıfırlandı, nasıl öderim?’ şikâyetinde… Kamu, böyle bir sorun yokmuş gibi davranıyor.

Oysa var ve kiralar ödenemiyor. O halde? Kirayı geçici dondurma yöntemiyle külfeti bölüşme, çözüm olabilir.

Mademki Korona, zengin fakir ayırt etmeden eşitlikçi zulmediyor, o halde oluşan külfeti herkes bölüşmeli ki bu insanlık dramından en az maliyetle kurtulabilelim. Kültürümüz; ‘insaf et efendim ben de insanım’ der.

İnsaf; yarılama (nıfs), yarıdan bölüşmek demek zaten.

      ÇEKEMEM BU DERDİ BÖLÜŞSEK Mİ SENİNLE?

DEVAMINI OKU

Salgın fırsatçıları

İYİ GÜNÜN DOSTU KÖTÜ GÜNDE HANİ

Şeytana aşkla bakınca;

onu melek sanırsın.

Oysa değildir.

İşler yolundayken sana melek gibi görünmüş,

sen de onu sosyal paydaşın sanmışsın.

Ancak gerçek yüzünü, dar günde anladın.

Müşterindik, işletmenin gerçek kralı bizdik, velinimetindik.

Senin tedarikçindik, biz olmadan sen de yaşayamazdın güya.

Ortağındık, birbirimize sırtımızı dönebilir, dolandırmazdık.

Reklamlarda ‘her şey sosyal paydaşlar için’ diyordun hani…

Korona geldi, durum değişiverdi mi? ‘Krizi fırsata çevirme’ anlayışın bu mu? Onu söyleyenler, kendi krizini yönetmeyi kastediyordu. Başkasının krizinden fırsat çıkarmayı değil.

Sosyal paydaş; hissedarın, müşterin olsun olmasın senin bu ekosistemde ulaştığın herkesi kastediyordu. Salgın süreci gerçek yüzünü ortaya çıkardı.

Kendini kurtarma adına bizi ateşe atman, ne yaman çelişki… Ürettiğin mala, verdiğin hizmete fahiş zam yapıyorsun.

Nasılsa kullanmak zorunda’ diyerek bizlerin evine korkunç faturalar gönderiyorsun. Raftaki malını ‘nasılsa almak zorundalar’ diye zamlıyorsun…

Sahi, sen kimsin? Bu kadar iblis olmayı nasıl başarıyorsun?

Korona geçecek ,bizler bu şeytani tutumu unutmayacağız.

Tıpkı müşterisini tedarikçisini sosyal paydaşını düşünenleri

         bileceğimiz gibi… GERÇEK YÜZÜN BU MUYMUŞ?

DEVAMINI OKU

Külfeti bölüşelim mi?

ÇEKEMEM BU DERDİ, BÖLEK SENİNLE…

Karşılığını veremeyecek birine; bir iyilik yapmadıkça, mükemmel bir gün yaşamış sayılmazsın.

Hele ki #korona günlerinde, salgın sürecinde…

Külfetleri paylaşım kültürünü yeşertmeliyiz.

Korona bize ayna tuttu ve kusurlarımızı gösterdi.

Neyimiz eksik olduğunu anlattı. Yardımlaşmanın keyfiyet olmayıp zorunluluk olduğunu ilham etti.

Karun kadar malın olsa ne fayda…

Virüs, zulmetmekte herkese eşitlikçi davranıyor.

Anladık ki bu süreçte her birimiz sorumluluk sahibiymişiz.

Kimimiz evine dahi gitmeden hastanede hizmet verirken, kimimiz evde kalarak salgın hızını kesmeye yardım ediyor.

Olanın olmayana, bilenin bilmeyene borcu olduğu söylenir.

Ancak şimdi bunun hayattaki karşılığını görmeye başladık.  Salgın sürecinde komşu yardımlaşması arttı, patron işçi ilişkisi işbirliğine doğru evirildi, kamu yapması gerekenleri kavramaya başladı. Ev sahibi-kiracı arasında dert bölüşme kültürü yeşerdi. Kan ağlayan esnaf, birbirini gözetir oldu.

Yine bu süreçte derdi paylaşmayanların insafsızlığına da tanık olduk. Fırsat bu deyip suyu, gazı, elektriği zamlayan, müşterisine kazık atanları gördük. Onları unutmayacağız.

       KORONA İÇİN BUGÜN KİMİNLE NE PAYLAŞTIN?

DEVAMINI OKU

Uzaktan mobbing

EVDE ÇALIŞANI BEZDİRMEK

Mobbing virüsü koronadan beter.

Pek çok iyi patron çalışanına sahip çıkarken

bazı iblis yöneticiler bezdiriyor.

Kadın çalışana; ‘arkadan çocuk sesleri gelmesin.’

Odaya mı kilitlesin?

Kurt dumanlı havayı, işyeri iblisleri de koronayı beklermiş.

Salgın sürecinde çalışanını ücretsiz izne postalamak hatta mümkünse istifaya zorlamak için mobbing (bezdirim) yapan yöneticiler vardı. Gerek finans kesiminde gerek üretimde duran işleri fırsat bilip çalışandan kurtulmak isteyenlerin şeytani yöntemlerinin sonu gelmiyor.

Geçenlerde bankacı biri sıralıyordu; Hiçbir şey olmaz, işimize bakalım, aynen devam edelim, presi arttıralım, iş saat 12’de başlıyor ama siz sabah 9’da gelin, öğle arası olmasın, evde çalışıyorsa hiç boş zaman bırakmayalım, hedef yok ama vermiş gibi baskı kuralım, evden çalışanlar telefonla satış yapsın. Yüzlercesi.

‘Evde bıraktığın çocuğun var mı? Endişeli misin?  Uzaktan çalışma şartların elverişli mi? Bunları sormaz mobbingci…

Bu arada Korona yüzünden robota bağlayan mobbing üstadı, narsist, bencil, psikopat yöneticiler iyice açığa çıkar oldu.

Göze girmek için çalışanı istifaya, ücretsiz izne çıkmaya zorlayan korona mobbingcilerine patronları dikkat etmeli.

MOBBİNG VİRÜSÜ KORONADAN BETER Mİ?

DEVAMINI OKU

Yanı başındaki haydut

TOPLUM ZARARLILARI

#Korona sürecinde daha fazla göze batar oldular.

İşlerini kötü yapanlar.

Sen çalışırken yan gelip yatanlar.

Aldığı parayı hak etmeyenler.

Kötü yönetenler.

Kötüleri kollayanlar.

Bezdirimciler.

Ürüne zarar veren kımıl ya da süne zararlısı gibi,

işini kötü yapanları toplum zararlıları diye niteliyorum.

Kamu, özel fark etmez; üretenin baş belalarıdır bunlar….

Onları her yerde görebilirsin. Bazen gişede bilet satandır, garson, banka görevlisi, taksi şoförü veya devlet memuru…

Azami ücret talebiyle asgari iş yapma kurnazlığındadır.

Bazen bizzat sizin yöneticinizdir. Hem işi bilmez hem de kurumun kaynaklarını, makamının gücü sayesinde sömürür.

İşletmeye değer katmadığı gibi üreteni de bizar eder…

İki adım ötedeki spor salonuna  kurumun arabasıyla gider. Bazen işletmenizin insan kaynaklarının başıdır. İş tanımının gerektirmediği yetkinlikleri arar durur iş başvurularında…

Bazen çağrı servisindekidir. Seni özensiz dinler, düzensiz cevaplar, çözdüğünü sandığından fazla dert açar başınıza…

Bazen bu haydutlar, çalışma arkadaşınızdır.  Siz işinizi tam yapabilmek için çırpınırken, o takım oyununu savsaklar. Sizi yarı yolda bırakır, hayatın ritmini aksatır. Sorum şudur;

      KÖTÜLERİ NEDEN HAYATIMIZDA TUTUYORUZ?

DEVAMINI OKU

Tünelin ucundaki ışık

KORONADAN SONRASINA

KİM NE KADAR HAZIR?

Aşı müjdeleri arttı.

Bilim, salgını yenecek.

İnsanlar yeniden serbestçe dolaşabilecek.

Ekonomiler açılacak.

Büyüme hızlanacak.

Ama yeni normale hazır olmayanlar ne olacak?

Görünen ki insanlık, bilim sayesinde korona ile başa çıkıyor.

Her yerden aşı haberleri yağıyor. Belli ki salgın aylar sonra kontrol altına alınacak. Etkileri azalarak sürse de insanlar korona sonrasında yeni normal ile yaşamaya başlayacak.

Yeni normal nedir? İş, ilişki, iletişim ve bilgi süreçlerinin salgın ile dönüşmesidir. Kapanan ekonomilerin yeniden açılması ile değişen satınalma davranışları, üretim becerisi ve mülkiyet kavramıdır.

Tüketim yerine yakın yerde üret, değer zincirinin boyunu kısalt, yumurtalarını tek sepete koyma, paylaşımcı ol, işbirliğine git, daha büyük değil daha çevik işletmeler kur. Çalışanına sahip çık, müşterini paydaş kabul et, üretimin çevreci, teknolojili, ölçek, verimli olsun.

Tünelin ucunda ışık göründü mü? Evet… Korona sonrası için bu, sıkıntıdan çıkışın müjdecisi olsa da yeni normale hazır olmayan için, üzerine hızla gelen trenin far ışığı olacaktır.

Eski anormali özleyenlere kötü haberim odur ki korona sonrası dünya hızla büyümeye geçerken; onlar yok olacak.

  KENDİNİ KORONA SONRASINA HAZIRLADIN MI?

DEVAMINI OKU

Özgürlük mü güvenlik mi?

YAPISAL REFORMLARI KİM YAPACAK?

Reform; formu deforme olmuşu

yeniden şekillendirmek, forma sokmaktır.

Ekonomi hukuk demokrasi deforme olmuştur.

Bunlara yeni formunu hangi anlayış kazandıracak?

Güvenliği için özgürlüğünden vazgeçenler, gün gelir her ikisinden de olurlar… Şimdi hukuk reformu gündemde… Yediden yetmişe, herkesin ihtiyacı…

Sözü verilen reformlar içinden hayata en çok dokunanı da bu… Ancak reform diye vatandaşın, ekonominin, piyasanın, yabancı yatırımcının talep ettiği özgürlükler ve hukuki güvenceler mi getirilecek yoksa güvenlikçi politikaların gereği, daraltıcı, kısıtlayıcı tedbirler mi?

Aynı sorun, demokrasi için geçerli. Halkın idaresi anlamındaki demokrasiyi, reforma tabi tutarken, hangi yeniliklerden söz ediyoruz? ‘Benim’ için talep ettiğimi ‘öteki’ için istemeyen bir zihin yapısı varsa, demokrasiden söz etmek mümkün olamaz.

Ekonomik reformlar da hangi anlayışın şekillendireceğine bağlı olarak inşa edilecektir. Eğer piyasa dostu, iş yapmayı kolaylaştıran, vatandaşı  paydaş kılan, karar süreçlerine geniş katılım sağlayan bir reform anlayışı varsa; Türkiye’nin ihtiyacı tam da budur.

Ekonomik güvence diye yola çıkıp özgürlükler kısıtlanmasın.

           REFORMLARDA HALKIN FİKRİ ÖNEMSİZ Mİ?

DEVAMINI OKU