Hukuk reformu şart

BİZE ADİL REKABET GEREK

Hukukun üstünlüğü yoksa piyasa adil olamaz…

Hak edilmemiş kazançların faturası; kriz olarak ödenir.

Adil rekabet şartlarını sağlamadan da piyasa gelişmez.

Adalet, herkesin olduğu kadar piyasanın da ihtiyacı…

Piyasa ekonomisi aktörlerinin, kendi çıkarlarını korumak için kabullenmek zorunda  oldukları davranışlara rekabet diyoruz.

Kendi başına ‘ahlaki’ kaygı taşımasa da yıkıcı rekabetin önüne geçmek, herkes için en iyi olanı sağlamak için, piyasalarda ‘etik değerlere’ ihtiyaç duyulur.

Bundan 240 yıl önce Adam Smith’in piyasayı tanımlarken  sözünü ettiği ‘görünmez el’, rekabet de dahi her şeyi düzenleme mucizesine sahip olduğu farz edilirdi. Peki, ya gerçekte?

Fakat hayatın pratiği farklı gelişti ve ‘görünmeyen el’in; kimin sırtını sıvazlayacağını kimin de suratına yumruk indireceğini kestiremediğimizi acı tecrübelerle anladık.

Tam rekabet şartlarını oluşturma yönündeki düzenlemelerin görünen bir ‘ahlakî’ kodu yoksa da ‘etik iş yapma’ kurallarının varlığı, girişimcilerin hakları kadar kamu yararını da gözeten faydalı yapılar sunar.  

Bize gereken, adil rekabet şartlarını sağlayacak hukuk reformudur.

            PİYASADA ADALETİ KİMLER İSTEMİYOR?

DEVAMINI OKU

Liyakat düşmanları

ÇOK BİLEN ÇOK YANILIR

Hele ki yarım yamalak bilen herkesten daha çok yanılır.

Çünkü bildiğini sanır ve böyle birine öğretmek imkansızdır.

Çok bilenler(!) gerçek uzmanların, liyakat sahiplerinin baş düşmanıdır.

Ortalık, kendini uzman sananlarla dolmaya başladı. Hangi TV kanalına baksanız, onları görürsünüz. Gündemde her ne var ise o alanda ahkâm keserler. Gerçek uzman sevmezler.

Her şeyi bildiğini(!) zanneden yöneticilerde gördüğüm şu: liyakat sahibi ve gerçekten bilen insanları kendilerinden uzak tutar, onlarla aralarına mesafe koyarlar. Onun yerine kendilerinden daha az bileni tercih ederler. 

Zira ancak bu sayede kendilerini daha akıllı, zeki ve vazgeçilmez biri zannederler. Gözlemim şudur: İşletmelerde ikinci sınıf yönetici, etrafında az bilen bulundurmak istiyor. 

Oysa birinci sınıf yönetici, etrafında bilen çalışan bulundurmak ister. Önerim; kendinden daha zeki akıllı insanları bulup, onların hizmetine girmektir. ‘Hükmetmek değil.’ Aksine; onlara hizmet etmektir.

Bu zor bir zenaattir. Özgüven gerektirir, erdem gerektirir, basiret gerektirir. Çalıştığı kişileri liyakat havuzundan seçenlerin başarısı ortadadır ve bilen adam yerine bizden adam seçenler; hüsrandadır.

      TERCİHİN BİLENDEN Mİ BİZDENDEN Mİ YANA?

DEVAMINI OKU

Batacakları yüzdürme

ZOMBİLERE KAYNAK AKTARMAYALIM

Zombi, hayattan beslenen ölüler demek.

Pek çok zombi şirkete kaynak aktarıyoruz.

Hal böyle olunca hayattakileri öldürüyoruz.

Morgdakilere serum bağlamak niye?

Türkiye, yüksek gelir grubu ülkeler içinde yer alabilir mi? Tabii ki evet… Yeter ki bu tercihin gerekleri yapılsın…

Bize gereken, sosyal hayattan ekonomiye dek her alanda bu irtifaya zihin yapısını tırmandırmak için ayarlamak aslında.

İnsan, kanatları kadar hafif, prangaları kadar ağırdır der şair. Yüksek irtifaya çıkacak isen, jet motorların gücü gereklidir ama safralarını atmadan bunu başaramazsın.

Safralar, artık değer üretmeyen her şeydir. Bünyede ağırlık, işletmede hantallıktır. Hantalı desteklemeyelim. Ezberimiz, hantallık kelimesi ile kamuyu birlikte düşünür.

Ama doğru değildir. Öylesi hantallaşmış firma var ki ben onlara ‘özel sektör KİT’leri’ diyorum. Burada çözüm, değer üretmeyen süreleri fark edebilmek, bunları ayıklamaktır.

Kamu kaynaklarını istihdam sağlamayan, vergi üretmeyen hantallara harcamayalım. Batması gereken şirketi kamu kaynakları ile yüzdürmek, başarılı olan şirkete zulümdür. Sisteme giriş kadar sistemden çıkış ta mümkün olabilmeli.

      MORGDAKİNE SERUM BAĞLAMAK İYİ FİKİR Mİ?

DEVAMINI OKU

Bezdiri yaygınlaşmasın

EN İYİ KIRBAÇLAYANI TERFİ ETTİRME

Salgın sebebiyle dayanışma artacaktı dedik,

neredeyse aksi oldu, mobbing (BEZDİRİ) artıverdi.

Patronlar; çalışanları disiplinde tuttuğunu sandığınız kamçılılardan işletmenizi koruyun.

Korona bize ayna tuttu ve pek çok hatamızı yüzümüze vurdu. Bencilliğin zararlarını gösterdi, dayanışmanın bize sağlayacağı faydalara işaret etti. Kimimiz bundan ders çıkardır ama kimileri de zora girince, zulmünü artırmayı seçti.

Bunlardan biri de işyerlerindeki korona atamaları…

En iyi kırbaçlayanı terfi ettirmek gibi…

Hal böyle olunca kırbaçlı yöneticiler yüzünden insan kaynakları eriyor, zaten çalışma hayatının krizde olduğu süreçte işyeri gerilim alanı haline geliyor.

Liyakati; kırbaçlı sadakatin emrine verirsen; eninden sonunda batarsın. Mobbing ya da bezdiri, bir grup insanın bir kimseye, bir başka gruba sosyal kabadayılık yapması anlamını taşır.

Bugün mobbing işyerinin baş belası olmaya başladı. Patronların yanılgısı, çalışanı disiplinde tutan kırbaçlı yöneticileri atadıklarında, kendileri için tehdit oluşturan liyakati, hedef almaları…

İlk iş olarak şirketin en kabiliyetlilerini bezdirmeleri…

Kurumda; ‘gücü güce yetene’ ortamı oluşturma: batarsın!

       NEDEN MOBBİNGCİYE YÖNETTİRİYORSUN?

DEVAMINI OKU

Ekonomiye öykü gerek

KAYNAK SORUNU YOK İDRAK SORUNU VAR

Türkiye; 3T ile ekonomide atılım yapabilir.

1-Turizm, 2-Tarım, 3-Teknoloji…

Kaynakları üretmeden tüketen zombilere harcamayalım.

Bu 3 alanda kullanalım, ülkeyi uçuralım.

Yeni Ekonomik Programı (YEP) açıklandı. İçi ‘cek’ ve ‘cak’ ile dolu. Programın MASALI çok ama ÖYKÜSÜ yok. Oysa bize ekonomiye dair öykü gerek.

YEP’in her satırında büyümeye dair umut pompalanmış. Umut, her şey olabilir ama asla bir yöntem olamaz.

Öykü dediğim, bu umutları hayata geçiren yöntemlerdir. Enflasyon düşecek, büyüme artacak, işsizlik azalacak, yatırım çoğalacak…

İyi de NASIL? Benim önerim 3T =Turizm, Tarım ve Teknoloji ile Türkiye kendine yeni bir öykü yazabilir.

Turizme 100 milyar $ harcadık ve yılda 35 milyar $ kazanacak hale geldik.

Tarım kartımızı henüz kullanmadık ama bu alanda alınacak çok yol var. Hem istihdam dostu hem de gıda temininde işe yarar.

Teknoloji ise özellikle gençlerimizin ilgi alanına girdi. Teknofest’te 100 bin gencimiz yarışıyor, yazılımcılarımız milyar $’lık anlaşmalar yapabiliyor.

Bize düşen kaynakları, zombi şirketleri yüzdürmek için değil bu 3T alanlarında kullanmak. Kaynak bol da idrak kıt…

        ORTA GELİR TUZAĞINDA DEBELENMEK NİYE?

DEVAMINI OKU

Sürekli alkışla olmaz

EKONOMİK PAKETİN BAŞARI SACAYAĞI

Yıllardır açılıp işe yaramayan onlarca paket gördüm.

İşe yarayanları da vardı ve 3 temel ilkeye dayanıyorlardı:

1-Gerçekçi tedbir

2-Kapsayıcı çözüm

3-Güvenilir uygulayıcı

Peki ya bu?

Ekonomimizin müzmin sorunları üzerine Korona belasının ilave dertleri girince, faiz-döviz-enflasyon üçgeni içinde debelenip duruyoruz.

Bugün yeni ekonomik program açıklanıyor. Hangi tedbirlerin alındığını birlikte göreceğiz.  İnsan; kendini, kurumu veya ülkesini değerlendirirken alkış ile kargış arasındaki ifrat-tefrit salıncağında sallanmak zorunda değil ki.

Sadece alkışla olmaz. Tıpkı sürekli kargış (beddua) ile olmayacağı gibi. Ekonomi, yığınca sorun içinde ve korona ile bu sorunlar katmerleşti. Sürgit müjde verip bunları çözemeyiz.

Ortada bir külfet vardır ve ekonomik program, ‘işe yaramaz müjdeler’ ile zihinleri uyuşturmak için değil; külfeti adil dağıtan tedbirler içermelidir. Ona buna kredi saçarak geldiğimiz nokta, enflasyonu şişirmek oldu. Konutu, otoyu, dövizi, altını zıplattık ve işe yaramadı.

Şimdi diyoruz ki sürekli alkışla olmaz. Gerçekçi, kapsayıcı ve güven veren tedbirler ile düzlüğe çıkabiliriz. Ekonomik paket, umut sunabilir. Umut iyidir ama bir yöntem değildir.

        YENİ EKONOMİK PAKETTEN NE BEKLİYORSUN?

DEVAMINI OKU

Egolarınla koşamazsın

EKOSİSTEM Mİ EGOSİSTEM Mİ?

Bir yerde kulağınıza EKOSİSTEM kelimesi çalınıyorsa

o sistemdekilerin egolarını gözlemleyin.

Egolarını besleyen rutinleri belirleyin.

Şişirilmiş egolarla bir yere varılamayacağını bilin.

Ne söylediğimizden ziyade, ne yaptığımız önemli…

Neyi, neden yaptığımız ise daha da önemli.

Çeyrek asırdır dilimizden düşmeyen bir kelime var;

EKOSİSTEM. Bir bölgede bulunan canlı, cansız varlıkların karşılıklı oluşturdukları sistemin adı… Pek de moda…

Etkileşimle gelişen olgular sayesinde birlikte iş yapma, daha çok üretim, katma değer sağlama… Eğer sistemin unsurları aynı yönde hareket etmez ve bu birliktelikten bazıları bireysel kazanç kurnazlığını seçerse, en iyi tasarlanmış ekosistem dahi, egosistem halini alır.

Nedir bu EGOSİSTEM? Nimeti alıp külfeti öteleme kurnazlığı… Sorunu; kendi sorumluluk alanının dışına itme kolaycılığı… Ekosistemin değer üreten parçası olmak yerine kendi egosunu besleme aracı haline getirme ahmaklığı… Şişirilmiş egolarla ekosistem kuramazsınız.

Ekosistemin çalışması için barındırdıklarının kümeleşmesi gerekir. Muktedire yığın oluşturmak ekosistem olamaz.

        EGOLARINI BESLEMEK İÇİN Mİ BURADASIN?

DEVAMINI OKU

Sanayici ruha ihtiyaç

SANAYİCİ AVM ŞEHVETİNE KAPILMASIN

Türkiye’nin savunmadan tarıma dek sanayie ihtiyacı var.

Oysa üçüncü kuşak, fabrikasını kapatıp AVM’ci olma eğiliminde.

Halbuki sanayici üretmez ise nasıl güçlü olabiliriz?

Sanayi; bir şeyden çok üretmektir. Türkiye’nin buna çok ihtiyacı var. Çin’den İtalya’ya dek gelişmiş sanayie sahip ülke olarak bizler, sanayici nesli desteklemek zorundayız.

Oysa bu ruh, her kuşakta zayıflıyor. Kurucu babaların kuşağındaki her 100 sanayici, ikinci kuşakta 30’a ve üçüncü kuşakta ne yazık ki 14’e düşüyor. Oysa bizim savunmadan tarıma dek her alanda sanayie ihtiyacımız var.

Gözlemime göre sanayide şu anda en kritik kuşak iş başında… Tüm zorluklara rağmen sanayi tesislerini güçlendirip modernize edenleri özenle ayrı tutarak söylüyorum; üçüncü nesil sanayicilerin yüzde 86’sı; artık şehir sınırları içinde kalmış fabrikasını kapatıp AVM işine girmesi için babalarının ölmesini bekliyor.

Hizmet sektörü tamam da tarımın dahi sanayie muhtaç olması, bize daha donanımlı sanayicilerin gerektiğini ortaya koyuyor.

Türkiye, ince bir buz tabakası üzerinde hızla gitmekte olan kayakçı gibidir. Durunca suya gömülüyoruz ve o tabakayı, sanayicilerin gücü oluşturuyor.

        SANAYİCİYE DESTEK YERİNE KÖSTEK NİYE?

DEVAMINI OKU

Rekabet kültürü

RAKİBİNE PUSU KURMA; MERT OL!

Yapıcı rekabet, mert işidir ve bizi geliştirir.

Yıkıcı rekabet, pusu işidir ve bizi de mahveder.

Rakibinle anlaşıp kartelleşmek ise toplumu zedeler.

Rekabeti, küresel ve centilmenlik boyutunda tanımlarsanız, ülkenizi, kurumunuzu ya da şirketinizi birinci lig ikliminde var edersiniz. Ancak rekabeti yıkıcı ve pusu üzerine kurarsanız, ülkeniz orta gelir tuzağına, kurumunuz ve şirketiniz de itibarsızlaşma sürecine girmiş demektir.

Pusu, akıldan ziyade kurnazlığı çağrıştırır. Mertlikten uzaktır. İstismar içerir. Karaborsacılıktan fırsatçılığa, koltuk istismarından rüşvet, irtikâp gibi bütün sosyal kirleticilere yataklık eder pusu…

Birinci sınıf Gelişmiş ekonomilerde rekabet algısının, kabile toplum düzeyinde olmaması gerekir. Bizde rekabet denince “ezeli rekabet” anlaşılır ve “en büyük filanca, başka büyük yok” klişesidir.

Rekabeti kim sevmez? Düelloya gücü ve yüreği yetmeyen sevmez. Bir de etik dışı kalmayı marifet sayan “imtiyaz obur” yapılar sevmez. Rekabet; rakibi pusu kurup yok etmek veya rakiple anlaşıp halkı dolandırmak ikilemine saplanıp kalmış ise rekabet algımızı temelden sorgulamak

     gerekir. SİZCE GÜNÜMÜZDE MERTLİK ÖLDÜ MÜ?

DEVAMINI OKU

Raf terörüne çare!

YA RAF DIŞISIN YA DA SAF DIŞI

Kârın %70’i markete gidiyorsa üretici nasıl yaşayacak?

Raf parasını tarla parasına dek yükseltmeyin.

Tarladan mutfağa değer zincirini koparmayın.

Raflar enflasyonu beslemesin…

Bir soru; raf, bir gıda maddesi midir? Yada giyilebilir mi? Tavuk; süpermarket rafında mı yetişir? Ne saçma soru böyle? Haklısınız; en az fahiş raf parası kadar saçma…

Büyük mağazaların bazıları, üretici ve tedarikçinin iliğini kurutma düzeyine dek, raf ücretlerini abartmış durumda.

Tarladan mutfak tezgahına uzanan süreçte eskiden hal, kabzımal benzeri aracılardan yakınır, enflasyona ivme veren adımların buralardan geldiğine tanık olurduk. Bugün üretici ile tüketici arasındaki köprü olan büyük marketlerin değer zincirinden aldıkları pay, fiyatlar genel seviyesi, enflasyon üzerinde “belirgin”  baskı kuracak düzeye erişti.

Aracılar, gereklidir. Her birimiz Antalya’daki seraya gidip domatesi elimizle koparıp eve taşıyacak değiliz. Ya da eti, sütü; merada koyun otlatan mandıracıdan alacak halimiz yok. Modern hayatın agoraları olan AVM’ler, süpermarket, bu eksiği tamamlar. Fakat bunu yaparken tedarikçinin, kanını emme, tüketiciyi “yok etme” hakları yoktur.

  ÜRETİCİ YAŞAMAZSA MARKET VAR OLABİLİR Mİ?

DEVAMINI OKU