Kriz beklenmeden gelir

HER KRİZ FIRSATA DÖNÜŞMEZ

En ölümcül hata krizi kabul etmemektir.

Krize götüren zihin yapısı dönüştürülmeden

kök sebebe inilmeden çözüm gelmez.

Devamlı gündem değiştirmekle

kriz ertelenebilir ama engellenemez

Bir mekanizmanın mevcut konumunu ve geleceğini etkileyen hiç beklenmedik bir anda ortaya çıkan ve genelde önlem alınmakta geç kalınan olumsuz durumdur.

Ülkenin, ekonominin, örgütün üst düzey hedeflerini ve işleyişini tehdit eder. Uyum ve önleme sistemlerini yetersiz hale getiren gerilimli dönemlerdir kriz.

Krizle yaşamak, önemli ile öncelikli olanı ayırt etmekle mümkün.

Krizde çalışmak, ilerlemekten ziyade hayatta kalmaya odaklıdır.

Sürgit krizde yaşanmaz. Ezberler gözden geçirilir, alışkanlıklar çöpe atılır ve krize götüren zihin yapısı sorgulanır. Zaten kriz, eylemsizliğe izin vermez.

Ancak krize girdiği halde yönetim anlayışını değiştirmeyenler de değiştirilir. Zira hayatta kalmak en önemli amaç olmuştur. Krizle baş etmek 3 temel prensibe bağlı; 1-krizi kabullen, 2-kök sebepleri bul, 3-dönüşümü sağla.

Kriz, öngörüldüğü halde tedbir alınmıyorsa, buna gaflet veya hıyanet denir ki, sistemleri çökerten bu yönetim anlayışıdır.

Krizle karşılaşınca yapılan 2 temel hata; 1-krizi inkâr, 2-tedbiri geciktirmek.. Bu durumda kriz içinde kriz doğar. Krizden çıkış maliyetini arttırır, ülkeyi, sistemi, yapıyı felakete sürükler.

Krizi fırsata çevirmek için kök sebepleri bulmak zorunludur.

          KRİZİNİ KENDİN İNŞA EDİYOR OLMAYASIN?

DEVAMINI OKU

Seni uyandırmayacaksa alarmı neden kurarsın?

ALARM KÖRLÜĞÜ ÖLÜM RİSKİDİR

Alarm, tehlikeyi bildirmek için işarettir.

Riski görür alarmı kurarsın ve ona uyarsın.

Ancak alarmı ciddiye almaz,

tedbiri ertelersen risk gerçekleşir.

Teyakkuzda yaşamak ne zordur oysa.

Siz de her sabah alarmı ikinci kez erteleyenlerden misiniz? İnsanların yarıdan fazlası böyle yapıyor ve uzmanlar, eğer uyanmayacaksan alarmı ikinci kez ertelemek zarar diyor.

Alarm, sadece sabah bizi uyandırmak için değildir. Alarm, dışarıdan gelecek tehlikeye karşı uyarı demektir. Sorunu gelmeden fark edebilmenin pratiğidir. Ancak uyandırmayan alarmı kurup yaşamak, bizim gibi ülkelerin kaderi gibidir.

Tehlikeyi görmek için alarm kurmak yetmez, gereğini de yapmak gerekir. Kötü yönetilen bütçede bilanço bir alarm işlevi görür; iflasa giden yolun habercisidir. Ama aldırmaz isen işe yaramaz ve iflas edersin.

Enflasyon bir alarmdır ve ekonomide kötü yönetimi haber verir. Gereğini yapmazsan kriz gelir çatar. Alarmı duyar fakat eyleme geçmez ve onu kapatırsan, ikinci kez çaldığında, riskler gerçeklemiş olur.

Alarm, gereklidir ancak alarmı ciddiye almak, hayatidir.

        SENİN EN BARİZ HAYATİ ALARMIN NEDİR?

DEVAMINI OKU

Aklını kullan iflas etme

AKIL İFLASIN SİGORTASIDIR

Silgin, kaleminden önce bitiyorsa;

başın belada demektir ve iflasın yakındır.

İflas, yönetilemeyen riskin ifadesidir.

Kötü yönetimin sonu iflastır

Akıl tutulmasını gider, iflastan kurtul.

İflas; pul, metelik sözcüğünden gelir ve borçlarını ödeyememe halini anlatır. Meteliğe kurşun atmak, iflas etmenin deyimidir.

İşçi için işsizlik ne ise işveren için iflas aynı şeydir. Her şey iflas riskiyle karşı karşıyadır.

Hataların kesilen bileti, yanlışların vardığı son noktadır.

Kişi iflas edebilir; geliri ile giderini denk düşürememiştir.

Kurum iflas edebilir; yapısal sorunları değer üretmiyordur.

Ülkeler iflas edebilir; ekonomisi akılsızca yönetiliyordur.

Kamu, ‘borçlarımı ödeyemiyorum’ noktasında iflas eder.

Morotoryum; iflasın finansal ifadesidir. ‘Sıfırı tükettim.’

İflas eden, hukukla tanımlıdır. Alacaklılar söz konusudur.

Yönetemeyeceği kadar yüksek risk alanın iflas riski vardır.

Borçları dağ gibi birikmiş şirket; iflasın eşiğine gelmiştir.

İnsan vücudunun iflası, organların akordunun bozulmasıdır.

Tıpkı maaş ödeyemeyen kurum gibi, beden; ondan beklenen işlevi yerine getiremiyordur. Bu durumda ölüm yakındır.

İflasın öğretisi, iflasa sürükleyenden ders çıkarmaktır.

     SEN DE İFLAS EDEBİLECEĞİNİ BİLİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Yetkili ben sorumlu sen

KORKUTARAK YÖNETENİN

KUTUPLAŞTIRMA YÖNTEMİ

Eşdeş kadrolar ihdas et.

Yetkiyi birine, sorumluluğu diğerine ver.

Birbirine düşür.

Takım ruhu oluşmasın.

Huzursuzluk üret ki koltuğuna dokunulmasın.

Size tanıdık geldi mi?

Yerden göğe küp dizseler / Birbirine herk etseler

Alttakini bir çekseler / Seyreyle sen gümbürtüyü…

Birine yetki ver, birine de sorumluluğu…Birbirine düşer ve sana da kurumdaki kaotik gümbürtüyü izlemek düşer.

İş yerinde yönetici profilleri bunu sık yapar. İşyerindeki huzuru ortadan kaldırmak için etki ajanları ihdas eder. Birine yetkiyi diğerine sorumluluğu verir ve bunlardan her biri diğerine rakip hatta düşman kılar.

Huzur yoktur ve huzursuzluk içinde herkesin daha fazla verimli olacağı sanılır. Zira iş arkadaşı, Demokles’in Kılıcı gibi ensesinde koltuğunu kapmak üzere beklerken, daha çok çalışacak, yerini korumak adına verimli olacaktır.

Genelde çatışmacı zihniyetlerin yönetim tarzı; çelişki,  huzursuzluk üretmekle olur. Eğer kendine güveni az üst kademe isen, altındakilerin huzurunu kaçır ki sana karşı birleşip, seni yerinden etmesinler…

İşte bu düşünce tarzı, kutuplaştırma odaklı yönetimin temel felsefesidir.

      DAVUL SENDE TOKMAK BAŞKASINDA MI?

DEVAMINI OKU

Çok değil verimli çalış

VERİMLİ ÇALIŞMAYI ÖĞRENMELİ

ABD’de 1 saatlik çalışma milli geliri 40$ arttırıyor. AB’de bu rakam 29$.

Türkiye’de ise yalnızca 5$.

ATM gibi 7/24 çalışsak dahi az kazanıyoruz.

Sebep; kamu-özel yapısal köhneliklerimiz.

Çalışırsak olur… Şimdiye dek şiarımız buydu. Eğer çok çalışırsak tüm müşkülleri halleder, zenginleşiriz. Ancak bu ezber sorgulanıyor artık: Çok çalışmak çağı yakalamaya yeter mi?

Misal bilgi toplumu için bu geçerli mi? Saniyeler üzerinden ilerleyen dijital çağda; seni rekabette öne çıkaran olan çok çalışmak mı? Sıçramanı sağlayacak mı?

Rekabetin şiddeti ile nasıl başa çıkabiliriz? Varlığımızın tehlikede olduğu bir dönem yaşıyoruz. Farkında mıyız?

Şirketler; her yeni çıkan alana saldırmaya çalışıyorlar. Twitter’da olayım, Instaram’da, Youtube’da, Clubhause’da da olayım. Yeni enstrümanlar çıkarıyorlar ve biz bir süre sonra onlar için çalışır hale geliyoruz. Gönüllü köle gibi.

Çok çalışma çağı geride kaldı. Merak ve bilgi ile yoğrulmuş verimli ve zeki çalışma çağına girdik. Çalışkan ama akıllı değilse, ATM gibi 7/24 çalışsan ne fayda; kaybedersin.

Değer üretmeyen süreçleri ayıklamadıkça çok çalışmak ömrü heba eder, zenginlik getirmez, ülkeyi kalkındırmaz.

        VERİMLİ Mİ ÇALIŞIYORSUN YOKSA ÇOK MU?

DEVAMINI OKU

Erteleme; bugün yap!

YARINA KALAN YAPILMAYACAKTIR

Bir insan ‘yarın yaparım’ dediği an;

o iş sonsuzluk çukurunu boylar.

Ertelemek, yarını borçlandırmaktır.

Yarın geldiğinde, bu borcu gününden tahsil eder.

Erteleyen, ziyandadır.

Yarına bırakıyorsan bil ki kıyamete dek yapılmayacaktır.

Ertelediğimiz her gün için yarını borçlandırırız. Yarın da geldiğinde, günümüzden hakkını alır. Bugünün aklı ile geleceğin ‘ben’inin zamanını haksızca işgal etmiş oluruz.

Ertelemek, uyuşturur, fakat yüzleşmen kaçınılmaz olur.

Hayattan zaman kazandığını sanırsın, oysa aldanıyorsun.

Sorunları ertelemek, çözümü ertelemektir. Neticesi; artan çözüm maliyeti olacak. Çalışmayı ertelemek daha fazla gayret gerektirecek, sevdiğinle olmayı ertelemek; asla yinelenmeyecek mutlulukları harcamak demektir.

Ekonomide reformu, çözümü ertelemek, krize davettir.

Şirketler hayati kararı ertelerse iflasa sürüklenecektir.

Çalışmayı erteleyen talebe, cesaretini erteleyen patron, kariyerini erteleyen genç, ödemeyi ömrü ile yapacaktır.

Sevmeyi erteleyen, sevilmeye zaman bırakamayacaktır.

Öğrencinin ertelediği ödev, kırık nota, hocanın ertelediği ise yapışkan, genişleyecek cehalete davetiyedir aslında…

       SENCE AZRAİL GÖREVİNİ ERTELER MİDİR?

DEVAMINI OKU

Kötüye güç aktarma

EN İYİ KAMÇILAYANI TERFİ

ETTİRİRSEN LİYAKAT KAÇAR

Mobbing terfi sistemi:

Liyakati, kırbaçlı sadakatin emrine verirsen;

eninde sonunda batarsın…

Kötülere sakın güç aktarma!

İşletmelerde giderek artan bir bela var; sistematik mobbing. Bezdirim dediğimiz bu olgu, bir grup insanın, bir kimseye veya başka bir gruba sosyal kabadayılık yapması…

Yetki verilince zalimleşen yöneticiler, bezdirimin en büyük paydaşları…

Her 4 erkekten 3’ünün mobbinge (alay) uğradığı, kadınların bezdirim yanı sıra tacize maruz kaldığı ortamlar ne yazık ki işletmede huzur bırakmıyor, ofisler kanserli koğuşu halini alıyor.

Gördüğüm şudur; iyileri özenle ayrı tutarak diyorum ki çok sayıda patron, işletmesindeki mobbingin ana sebebi, baş sorumlusudur.

En iyi kamçılayanı terfi ettirir, çalışanı ezeni teşvik eder, mobbingi bilse de ses çıkarmaz. Öyle ki arada çalışana zulmedenleri teşvik eder, terfi verir.

Kötülere güç aktararak işletmesini güya iyi yönettiğini sanır. Korkutarak, bağırarak; kötüye güç aktararak organize kötülüklerin yuvası haline gelir.

Böylesi işletme; nitelikli çalışanı tutamaz, liyakat kaçar, mobbing iktidar olur.

     BAĞIRARAK YÖNETENLERDEN MUZDARİP MİSİN?

DEVAMINI OKU

Niteliksiz girişimci

NE İŞ OLSA YAPARIMCI PATRONLAR

“Ne iş olsa yaparımcı eleman” ile

“ne iş olsa girişirim” diyen patron arasına sıkıştık.

Nitelik sadece iş gücünde mi aranmalı?

Patronun da nitelik sorunu yok mudur?

Eskimeye yüz tutan bir ezberimiz var; nitelikli işgücü ihtiyacı… Sanki bu nitelik, sadece çalışanda eksikmiş gibi davranıyor, girişimcinin niteliğini nedense sorgulamıyoruz.

Katma değeri düşük işler kuran girişimcinin, katma değeri düşük çalışandan şikayet hakkı yoktur. Değer üretmeyen iş süreçlerinde nitelikli işgücü çalıştırmak ne derece anlamlı?

Ara eleman aranan eleman sloganı, özünde doğru olmakla birlikte niteliksiz patronların elinde bu ara elemanlar, arada derede kalıyor. Ne iş gelişiyor ne de işçi niteliği…

Sen patron olarak kendini geliştirmez isen kullandığın işgücünde nitelik artışı olur mu? Ara eleman yetiştirmek için yoğun gayret başladı şükür. ,

Milli Eğitim Bakanlığı ile sanayi ticaret odaları elbirliği yapıyor, meslek liseleri gibi çözümleri yaygınlaştırıp aranan eleman dediğimiz kabiliyet havuzunu genişletmeye çalışıyorlar. Ancak bu yetmez. Bize nitelikli girişimci gerekiyor.

Ne iş olsa yaparımcı eleman kadar ne iş olsa girişirim patronların varlığın da bir sorun.

NİTELİK ARAYAN PATRON; SEN NİTELİKLİ MİSİN?

DEVAMINI OKU

Bezdirim belası yaygın

HER 4 ERKEKTEN 3’Ü MOBBİNGE UĞRUYOR

En sık uygulanan bezdirim yöntemi; alay etmek…

En çok mobbingi yöneticiler cinsiyet ayrımı ve etnik kökene dayalı yapıyor.

Mobbinge karşı mücadele şart.

Aşağılama, alay etme, damgalama ve dışlama gibi eylemlerle açığa çıkan mobbing, iş performansını düşürüyor.

İstanbul’da 10 özel şirkette bine yakın çalışanla yapılan araştırmaya göre, her 4 kadından 1’i, yine her 4 erkekten de 3’ü mobbinge maruz kalıyor.

Kadınlar genelde yöneticilerinden, erkekler ise çalışma arkadaşlarından mobbing görüyor.

İstanbul Ayvansaray Üniversitesi’nden  Dr. Öğr. Üyesi Yeşim Avunduk, mobbingin iş performansına etkisini ölçmek için İstanbul’da 10 özel şirkette bine yakın çalışanla mobbing (psikolojik taciz) araştırması yaptı.

Mobbing bir grup insanın bir kişi ya da diğer bir grup üzerinde caydırma, rahatsızlık verme, psikolojik baskı kurma ve taciz uygulamasıdır.

Her 4 kadından 1’i çalışmaya başladığı 1 ile 3 yıl içinde mobbinge maruz kalıyor. Özel sektörde çalışan kadınların %25’i çalışmaya başladıkları ilk 3 yıl içinde mobbinge uğruyor. 

Erkekler ise genellikle iş arkadaşlarınca bezdirime maruz kalıyor, mobbinge uğruyor.

   SEN DE İŞYERİNDE MOBBİNG MAĞDURU MUSUN?

DEVAMINI OKU

Toplantıya davet adabı

MÜHLET VERMEK HÜRMET GÖSTERMEK

Davet ettiklerinize sıkboğaz edip mühlet vermeden;

“toplantım var, atla gel” demek: terbiyesizliktir.

Bu; kibir göstergesidir, davetlilerinize saygısızlıktır.

Toplantı ve etkinlik düzenlerken davet ettiklerinize az mühlet tanımak, davet adabına uymaz. Davet için az mühlet vermek, sıkboğaz etmek, bugünden karar verip, yarın insanları toplantıya davet(!) etmek kabalıktır.

Eskiden bu daveti şirketler kendileri yapardı. Şimdi PİAR firması kullanıyorlar ve buna rağmen koca koca firmalar, ünlü insanlar, çoğu kez hayati önemde etkinliklerine misal; “yarına” davetiye çıkarabiliyorlar.

Herkesin yarını doluymuş, başka işleri varmış, onlar için önemli değildir. Zira ‘filan bakandan ancak olur gelmiştir’ patron ancak onay çıkarmıştır.

Zaten insanoğlu nefesini tutmuş o daveti(!) beklemektedir. Az mühlet, davet ettiklerinize hakarettir. Onların zamanına saygısızlıktır. S

izin aptallığınız, konuklarınıza karşı küstahlıktır.

Uygar toplumlarda short notice, büyük terbiyesizliklerden biri kabul edilir ve iş yapma kültüründe çok “ayıp” sayılır.

Davet verenin kalitesi, zamana gösterdiği saygıdan bellidir.

  ‘DAVETİM VAR ATLA GEL’ DEMEK; AYIP DEĞİL Mİ?

DEVAMINI OKU