Seni uyandırmayacaksa alarmı neden kurarsın?

ALARM KÖRLÜĞÜ ÖLÜM RİSKİDİR

1-Alarm, tehlikeyi bildirmek için işarettir

2-Riski görür alarmı kurarsın ve ona uyarsın

3-Ancak alarmı ciddiye almaz,

4-tedbiri ertelersen risk gerçekleşir

5-Teyakkuzda yaşamak ne zordur oysa

Siz de her sabah alarmı ikinci kez erteleyenlerden misiniz? İnsanların yarıdan fazlası böyle yapıyor ve uzmanlar, eğer uyanmayacaksan alarmı ikinci kez ertelemek zarar diyor.

Alarm, sadece sabah bizi uyandırmak için değildir. Alarm, dışarıdan gelecek tehlikeye karşı uyarı demektir. Sorunu gelmeden fark edebilmenin pratiğidir.

Ancak uyandırmayan alarmı kurup yaşamak, bizim gibi ülkelerin kaderi gibidir.

Tehlikeyi görmek için alarm kurmak yetmez, gereğini de yapmak gerekir.

Kötü yönetilen bütçede bilanço bir alarm işlevi görür; iflasa giden yolun habercisidir.

Ama aldırmaz isen işe yaramaz ve iflas edersin.

Enflasyon bir alarmdır ve ekonomide kötü yönetimi haber verir. Gereğini yapmazsan kriz gelir çatar.

Alarmı duyar fakat eyleme geçmez ve onu kapatırsan, ikinci kez çaldığında, riskler gerçeklemiş olur.

Alarm, gereklidir ancak alarmı ciddiye almak, hayatidir.

        SENİN EN BARİZ HAYATİ ALARMIN NEDİR?

DEVAMINI OKU

Noktalamaya dikkat!

NOKTAYI KAYBEDERSEN NE OLUR?

1-Kendini iyi ifade edemezsin

2-Cümlelerin net anlaşılmaz

3-Vurgular kaybedilir

4-İletişim çıkmaza girer

5-Yanlış anlaşılman sana zarar verir

Bir nokta; ‘göz’ü, ‘kör’ edebilir.

İnsanoğlu bir gün; Virgülü kaybetti: Söyledikleri birbirine karıştı.

Noktayı kaybetti: Düşünceleri uzayıp gitti, ayıramadı onları.

Ünlem işaretini kaybetti bir günde:
Sevincini, öfkesini, bütün duygularını kaybetti.

Soru işaretini kaybetti bir başka gün: Soru sormayı unuttu.
Her şeyi olduğu gibi kabul eder oldu.

İki noktayı kaybetti bir başka gün; hiçbir açıklama yapamadı.

Hayatının sonuna geldiğinde; elinde sadece tırnak işareti kalmıştı. “İçinde de başkalarının düşünceleri vardı yalnızca.“ Alex Kanevsky.

Bu güzel metin, noktalama işaretlerinin önemine dair en güzel örneği teşkil eder.

Bugün bizler noktalama işaretlerine fazla özen göstermiyoruz. Oysa yazı dilinin daha anlaşılır olabilmesi için bunları yerli yerinde kullanmayı bilmeliyiz.

Okullarda bu dersleri alıyor fakat hayatta uygulamayınca ya ihmal ediyor veya terk ediyoruz.

Bir nokta, ‘göz’ü ‘kör’ eder derlerdi eskiler.

Kendini iyi ifade etmek için noktalama işaretlerine özen göstermeli, yerli yerince kullanmalısın.

         NOKTALAMA İŞARETLERİNİ BİLİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Manipülatör ve yüzleşme

MANİPÜLATÖRÜN 5 ÖZELLİĞİ

1-Senin davranışlarını kendi lehine çevirir

2-Daima kendi kazancını gözetir

3-Onu teşhis edersen daima inkar eder

4-Duygu sömürür, provoke eder

5-Güç neredeyse o da oradadır

Manipülasyon entrika çevirmektir. Kendi iktidarını yerleştirmek için başkalarının davranışlarını kendi lehine etkilemeye çalışmaktır.

Manipülasyonun araçları: yetersizlik, aldatma ve tacizdir.

Manipülasyonun tahrip gücü karşısındaki verdiği zararla ölçülür. Fiyatları maniple edersin, öncü göstergelerini şaşırtırsın.

Eğitimini maniple edersin; kalitesizleştirirsin. Çalışanını maniple edersin; iş çıkaramazsın.

Manipülasyonun baş kahramanı “inkâr”dır.

Duygu sömürüsü, aşağılama, provokasyon ve mahrum bırakma manipülasyonun yaşam döngüsünde vardır.

Nerede güç ve etki varsa manipülatör orada konumlanmaya çalışır.

Her manipülatörün ömrü yaşadığı kriz kadardır. Bunu bir kriz yaşayıncaya kadar sürdürür. Ancak çekildiğinde çok taraflı hasar bırakır.

Manipülatörler çevrelerinde ancak kendileri ile yüzleşmelerini sağlayacak yüzler gördükçe bir değişim yaşanabilir.

Onları besleyenler de bazen bizzat bizler oluruz.

Kendi iktidarını yerleştirmek için maniple ederken, bu iktidardan yemlenmek isteyenler daima çıkar.

         MANİPULATÖRE KANANLARDAN MISIN?

DEVAMINI OKU

Dinlemeyi biliyor musun?

DİNLEMENİN 5 FAYDASI

1-Ötekini anlarsın

2-Öğrenirsin

3-Tanış, biliş olursun

4-Diyalog kurarsın

5-Çatışmayı önlersin

Konuşan bildiğini yineler.

Dinleyen yeni şeyler öğrenir.

Dinlemek erdemdir

Konuşuyoruz ama birbirimizi anlamıyoruz. Sorduğumuz sorular bazen karşımızdakinin yüzünde soru işareti olarak kalıyor.

Gözlerimiz mekanlarda, beynimiz binlerce mesajın içerisinde dolaşıyor. Odaklanamıyor, kanalize olamıyoruz. Verimliliğimiz düşüyor.

Evde, işte, sokakta, kamusal alanda, özelde… Birbirini dinlemeyen insanların eserleri ile her an karşılaşabiliriz.

Merdiven yapar; adım aralığı yoktur, söz söyler; anlamı yoktur. Hayata akar duruşu yoktur. Yönetir ama yönettiğinin ihtiyacını bilmez, çünkü onu dinlemez.

Diyaloglarımıza bakın; biri konuşurken onu dinlemiyor, sıra bize geldiğinde ne konuşacağımızı düşünüyoruz. M

onolog, dinlemeden konuşmaktır ve iki monolog, bir diyalog etmez.

Dinlemek, konuşmaktan daha büyük erdemdir. 2 kulağımız var ama 1 ağzımız var. 2 dinle 1 konuş sözü boş değildir.

Üstelik konuşan, bildiğini tekrarlar da dinleyen, yeni şeyler öğrenir. Bireylerin birbirini dinlemediği toplumlarda daima çatışma alanları olacaktır.

Gelin biliş olalım / Zoru kolay kılalım’ der Yunus Emre. Sözünü dinlesek, fena mı olur?

         DİNLEMEME KUSURUNUN FARKINDA MISIN?

DEVAMINI OKU

Yavaş yavaş acele et

ACELENİN 5 ECELİ

1-Bazı şeyler aceleye gelmez

2-Acele verilen söz; külfet getirir

3-Acele; ecele doğru hızlanmaktır

4-Kendine geç kalma, yeter

5-Hataya düşmeyecek kadar acele et

Acele ağacın meyvesi pişmanlık olur.

Çabucak, hiç zaman geçirmeden… İvedilikle, bir an önce, hemen olmasa bile öncelikle

Hızlı davranma… Sabra yer bırakmamak… Acele; zamana dairdir. Arapça acil kökünden sıfat; muaccel (acil hale getirilmiş) acil (öncelikli, hemen) anlamı taşır.

Zaman özürlü her eylem, aceledir. Zaman yoktur ya da olanı yetersizdir. İster istemez işin hakkı verilmeyecek, geçiştirilmese bile çar çabuk halledilmeye çalışılacaktır.

Ya da birini sıkıştırmak için acele ettirmek… İ

ki ayağı bir pabuca sığdırmak, telaşeye verip hatayı olası kılmak…

Acele işe şeytan karışır. Şeytan, burada zaman baskısıyla unutulan detaylar veya atlanılan ara süreçlerdir.

İster istemez yanlış türeyecek, hata oluşacak ve süreç çabuk bitse bile üzerinde çalışılan iş; çırak çıkacaktır.

Aheste giden varır menzili maksuda / Tizi reftar olanın pa’yine damen dolaşır.

Ziya Paşa diyor ki; kararında giden hedefine varır da acele edenin eteği, ayağına dolaşacaktır.

Acele ile mesafe alınır da menzil alınmaz, rota şaşabilir.

        ACELE KARARINDAN PİŞMANLIĞIN OLDU MU?

DEVAMINI OKU

Tamahkârlık tehlikesi

AÇ GÖZLÜLÜĞÜN 5 TEHLİKESİ

1-İtibar yitirirsin

2-Elindekinin kıymetini bilmezsin

3-Değer vereni değersizleştirirsin

4-Aza tamah çok zarar verir

5-Hırs gözü kör eder vicdanı dışlar

Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur

Tamahkârlık; Güç arzusunun zirve yaptığı noktadır. Bencilliğin tırmandığı, mal edinme tutkusunun yükselme arenası.

Bencilce para edinme hırsı; körlüğü beraberinde getirir. Vicdanı terk etmesi gerekir, gözü hırs ele geçirir.

Aşırı hırs, arzu, çarpık büyümedir. Tamahkâr istediğini elde etmek için ahlakını ve değerlerini tehlikeye atar.

Güveni bir kenara koyar. Hayatın her alanına sızmaya çalışır. Kontrol etme güdüsü had safhadadır.

Tamahın tamamlayıcıları; Kaygı, güvensizlik, belirsizlik, inançsızlık, kuşku, yıkıcı rekabet, güçlü olma arzusu

Her şeye hakkı olduğunu düşünme…

Bildik düstur şudur; aza tamah, çok zarar verir. Deveyi yardan uçuran, bir tutam ottur, muhterise aklını yitirten, aç gözlülüğü, aza tamahıdır.

Tamahkârın en büyük riski, kolayca tuzaklanabilmesidir. Maymunu, fıstığa tamahı ile avlarlar. Ağzı dar bir küpe elini daldırır, birkaç fıstık ile yetinmez, tümüne tamah eder ve elini kurtaramaz, avlanır.

     ELİNDE ÇOK VARKEN AZA TAMAH EDER MİSİN?

DEVAMINI OKU

Zamanın tık tık’ları

ZAMAN BİRAZ GERİ ALINSA

1-Bakmayacağımız ne çok yüz,

2-Anmayacağımız ne çok ad,

3-İnanmayacağımız ne çok yalan var.

4-Eğer yaşıyorsan, yaşlanmıyor yaş alıyorsun

5-Zamana bakışın seni evreden ayrıştırır

Zamana bakışın, seni evrende ayrıştırır. Zaman, olayların geçmişten geleceğe doğru ilerlemesidir ve sadece bir yönde hareket eder.

Zamanın tık tık’larıGüden; yaratıkları…” Ne dışındayız zamanın, ne de büsbütün dışında… Akıp giden bu nehirde iki kere yıkanamamaktır.

Zaman, her zihin için farklı akar; 10 yılın değerini, yeni boşanmış çifte sor, 3 yılın değerini ayrılmış aşıklara sor, 1 yılın değerini sınavı başaramamışa sor, 9 ayın değerini hamile kadına, 1 günün değerini hasta yatağındakine, 1 dakikanın değerini uçağı kaçırana 1 saniyenin değerini olimpiyattaki gümüş madalyalıya sor…

İşi akışına bırakırsın çözümü zamana bırakmış olursun. Ve usulca fısıldadı zaman; “bana bırak…”

Neticede; zaman bir ölçüdür, uzaklık, yakınlık, geçmiş ve gelecek adreslemesidir. Takvim ve saat, zamanı ölçmenin bulabildiğimiz yöntemi…

Zamanı yöneten; dünyayı yönetir.

Ömrünü, doldurman gereken muazzam bir zaman boşluğu gibi düşünüyor isen bil ki büyük ziyandasın.

     ZAMAN MI SENİ YÖNETİYOR, SEN Mİ ZAMANI?

DEVAMINI OKU

Salih… Ne gördün?

GÖZ DİKKATİN NAMLUSUDUR

1-Dinlerken bütün bedenin kulak kesilir de

2-Dikkatle bakarsa zihnin göz bebeğin olur

3-Evrene açılan penceredir

4-Çevrelidir ki ışığı toplayabilsin

5-En büyük uçurum gözdür, düşenin parçası dahi bulunmaz

Gözdür cihanı gezer de gönül biriynen olur” der ozan.

Gözcüsü olursun cihanın. Gözlem yapar, kayda geçersin. Doğayı nişanlayan dikkat kurşunu, gözden çıkar. Gider, hedefini bulur ve oradaki rengi, şekli avlayıp sana getirir.

Al gözüm, seyreyle Salih… Ne gördün kurudan yaştan, anlat hele…

Terazinin kefeleri de gözdür… Birine okkayı ötekin darayı koyarsın. Her göz, diğerine eşit durursa, adalet sağlanır ancak.

Göz; çukurdur da. Çevrelidir. Çevrelenmiş, sınırlanmıştır. Eğer öyle olmasaydı, ışığı toplayamaz, yansıtamaz, biriktirip zihne gönderemezdi.

Evin odalarından söz ederken kaç göz (oda) olduğu zikredilir.

Göz, dikkatin namlusudur. Dinlerken bütün bedenin kulak kesilir de deruni bakarken tüm zihnin gözbebeğin olur.

Göz; evrene açılan penceredir. Bu yüzdendir ki insan ve hayvan bedenindeki delik, nasıl ki evreni zihne ulaştırır, topraktan sızan suyu damağımıza getiren deliğe de göze deriz.

Yeryüzünün gözüdür göze…

 CİHANA ÖTEKİNİN GÖZÜNDEN BAKABİLİR MİSİN?

DEVAMINI OKU

Çay kaşığı bir kültür müdür?

KÜLTÜR VE DEĞER

1-Kültür, topraktır

2-Değerler ise tohum

3-Her tohum her toprakta yeşermez

4-Kültür toplumu kaynaştırır

5-Değerler ise yüceltir

Kültürü korumayan toplum, çimentosuz bina gibi dağılır.

Evet… Bu kadar sıradan bir alet, kültürü temsil edebilir. Sonuçta çay bitkisini, çay tarımını, çay içme alışkanlığını ve o toplumda çaya dair kültürün varlığına delil olur.

Kültür, işbirliği ve işbölümüyle doğar. Yıllar içinde mayalanır, gelişir, kapsayıcı olur ve bireylerin davranış kalıplarını şekillendirir.

Kültürü oluşturan, kurucu babalar, savaşçı büyükler ve sanatçı bireylerdir. Bireyselliğin toplum içinde eritilip o topluma kazandırılan renktir, tattır, kokudur, sestir kültür. Hayatı yorumlama biçimidir.

Kültür, bizim yeşerdiğimiz tarladır aslında. Topraktır, kimyası, bileşenleri, mineral ve dokusuyla… Bireyin taşıdığı değerler ise tohumdur.

Her tohum her toprakta aynı sonucu vermeyebilir. Kişi vardır, sahip olduğu değerler ile onun yapısına ters bir kültürde, tutunamayabilir, boy atamayabilir.

Neticede kültür; zemini, zamanı, zat ile bütünleştirerek kalıcı hale getiren toplumsal tutkaldır.

Kültürünü yaşatmayan toplumlar, çimentosu unutulmuş bina gibi, ilk sarsıntıda dağılır, bütünlüğünü kaybeder, yok olur.

        KENDİ KÜLTÜRÜNE SAHİP ÇIKIYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Yine dertli dertli iniliyorsun

BOZUK DÜZENİN 5 SONUCU

1-Hukukun gücü gider

2-Güçlünün hukuku gelir

3-Adil olana zulmedilir

4-İktidar yakını yüceltilir

5-Liyakat dışlanır

Hayat; düzen içre yürür. Her düzen bozulasıdır. Her karmaşa düzene varılası enerji taşır.

Düzen; yerleştirmedir, tertiptir. Yerleştiren düzenin insanları, tertip; bu insanların çıkarlarıdır. Komplo, bizim dışımızda ve bize hizmet etmeyen düzenin adıdır.

Akordunu bizim yapmadığımız sazın müziğine muhatap olmaktır.

Kuralını bizim koymadığımız oyunun içine düşmek, bizim üretmediğimiz planın figüranı olmaktır.

Karacoğlan; Turna Semahında, yâd düzenden söz eder. Yâd; tuzak demektir ve turnayı, tuzak düzeneğine dair uyarır;

Yine dertli dertli iniliyorsun / Sarı turnam sinen yaralandı mı / Hiç el değmeden de iniliyorsun / Sarı turnam sinen yaralandı mı

Yoksa ciğerlerin parelendi mi/ Yoksa sana yâd düzen mi düzdüler / Perdelerin tel tel edip üzdüler / Tellerini sırmadan mı süzdüler.”

Düzeni kim ister? Ondan fayda uman elbette…

Peki kim bozmak ister? Ondan zarar gören, yarar sağlayamayan…

Demokratik sol söylem; “bu düzen değişmelidir” sloganıyla iktidara gelmişti.

Garip olan onları iktidardan indiren merkez sağın da söylemi, yine bozuk düzen olacaktır.

        SENCE BU BOZUK DÜZEN DEĞİŞEBİLİR Mİ?

DEVAMINI OKU