İstikbal köklerdedir

İLK GÜVENİ EN CESURUMUZ GÖSTERSİN
Geleceğin ne getireceği bilinmez ancak kestirilebilir.
Gördüğüm yatırım için çoğumuzun güven ortamı beklediğidir.
Cesur olanlarımızın atılımıyla güven oluşabilir.

Gökyüzündeki yıldızlara uzanmadan önce ayağının nereye bastığına iyi bakmak gerekir. Özellikle işlerin giderek zor ve karmaşık hale geldiği dünyada, istikbale giden yolun başlangıcı; ayağını çok sağlam bastığın yer olacaktır.

Kültepe ekonomi zirvesinde kendilerine Anadolu Aslanları tanımını koyan iş dünyası insanlarıyla Türkiye’yi, geleceği ve yatırımları konuştuk. Gördüğüm, herkesin geleceğe dair çok sayıda kaygıyı dile getirdiğidir.

Eski bakan bir arkadaşım, bu ortamın ekonomide inanılmaz fırsatlar barındırdığına işaret ettiğini söylüyor; ‘bu ortamda cesurlar kazanacak.’

Ben de buna inanıyorum. Karmaşada yol alma çağında dünya giderek tehditlerin arttığı ancak fırsatların da ortalığa saçıldığı her haline geldi. Görüştüğüm girişimcilerin çoğu bu fırsatları zenginliğe çevirmek için daha fazla beklemenin fırsat kaybı olacağı görüşünü paylaştı benimle.

Ancak bu fırsatları değerlendirirken, kendi kültürel köklerini, ana becerilerini hesaba katmak gerekecek. Kökün mazide ise  geleceğin atide olacaktır.

YETERİNCE CESUR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Ortağını dolandırma

ÖTEKİNE GÜVENEBİLMEK
Allah buyuruyor ki: biri diğerine ihanet etmediği müddetçe, iki ortağın üçüncüsü ben olurum.
Biri arkadaşına ihanet etti mi ben aralarından çekilirim.”

Dünya Değerler Araştırması Türkiye sonuçları diyor ki; Başkalarına güvenmiyoruz! Hatta öyle ki bırakın komşumuzu, kardeşimize karşı “güven” sorunumuz var.

Beylik söylemi biraz değiştirirsek; bizim, bizden başka dostu yok! Bu algı düzeyi, küresel oyuncu iddiasıyla çelişiyor. Çünkü küresel arenada “ölçek sorunu” belirleyici oluyor ve ortaklık kültürüne sahip olamayanlar, kendilerini “küçük” ve “mutlu” dünyalarına hapsediyorlar.

Temel sorun; küçük ölçekli yatırım zihin yapısındaki direnç… “Ortakla kim uğraşacak” kaygısı, birlikte iş yapma kültürünün gelişmesine “set” vuruyor. Oysa zenginliğin yolu, “ölçekten” geçiyor. Bu da ötekine güvenin fonksiyonu…

Sanayiden hizmet sektörüne dek farklı alanlarda ülkemiz, uygun ölçeğe varabilmek için, ailesi, arkadaşı, yerli, yabancı ortağı, hatta rakibi ile işbirliği yapmak zorunda…

Halbuki ortağımıza güvenmiyor, ilk fırsatta onu dolandırıyoruz. Ortağına güvenenin başarılarını da gururla okuyabiliyoruz.

         ORTAKLIĞIN; HASILATI PAYLAŞANA DEK Mİ?

DEVAMINI OKU

Bilgiyi kirletmeyin

YALANI NASIL TEŞHİS EDERSİN?
Yalancının mumu yatsıya dek yanarmış.
Sen yatsıyı bekleme, onu teşhis et
Eğer biri konuşurken sıkça yemin ediyorsa, bil ki sözü yalandır
Ancak kirli bilgi, yemine ihtiyaç duyar.

Bir yetkili .düşünün… Söylediği doğru çıkmıyor, ‘medya yüzünden böyle oldu’ diyor. Bir görevli düşünün; görevini kötüye kullanıyor, ‘yanlış anlaşıldım’ diyor. Bir insan düşünün, beyanı yalan çıkıyor. Artık ona güvenir misiniz?

Yalan beyan, çağımızın illeti… Bilginin kirletilmesi. Bilgi bir kez kirletilince güveni de ortadan kaldırıyor. Güvensizlik itibarı zedeliyor. Bireyler arasında çatışmayı körüklüyor.

Peki, bunlar yalan söyleme cesaretini nereden buluyorlar?

Yalanı, aptallığı, beceriksizliği veya kötü niyeti ortaya çıkınca insan utanmaz ? Yalan, alışkanlık haline gelebilir.

Böyle olunca bizler, yalancının teflon kaplı yüzün boyasını dökmedikçe, sapla samanı birbirine karıştırır, sonra da, “hayret, niçin bu noktaya geldik?” diye tepki gösteririz.

Rakamlarla oynayan, gerçekleri saptıran kadroların işini güçleştirmek gerekiyor. Aman bana bulaşmasınlar mantığı, bu insanlara cesaret veriyor. Sonuçta şeffaf maskelerle dolu arenada verdiğimiz maskeli balo, bizi yalan denizinde boğabilir.

YALANLARDAN MUZDARİP MİSİNİZ?

DEVAMINI OKU