Görme duyma söyleme

3 MAYMUNU OYNAMAK

1-Doğuda: şeytanı görme

2-Yalanını duyma

3-Onunla konuşma demektir

4-Batıda: Trajediyi görme, feryadı duyma, gerçeği söyleme duyarsızlığını anlatır

5-Hayata bakışın doğulu mu batılı mı?

3 MAYMUN efsanesi, Doğuda ve Batıda çok farklı bilinir.

Doğuda; başkalarına karşı saygı ve özeni temsil eder.

GÖRME; Ayıbı ört, kusuru görme, mahreme bakma…

DUYMA: Gıybete kulağını kapa, dedikoduyu, iftirayı işitme.

SÖYLEME; Kötü söz sarf etme, yalan söyleme, sır tut.

Batıda ise durum bunun tam tersidir 3 maymun efsanesi… G

ÖRME; Trajediyi görmezden gel, haksızlığı fark etme…

DUYMA; Yardım talebine duyarsız ol, çığlıkları işitme…

SÖYLEME; Gerçek karşısında sus, haklı olanı dillendirme…

Türkiye’de biz, 3 maymun efsanesini, batılılar gibi algılarız.

Gerçek karşısında duyarsız, ilgisiz, kaygısız davrananlar söz konusu olduğunda;
‘3 MAYMUNU OYNAMA’ deriz.

3 Maymun figürü Japon kökenlidir ve isimleri şöyledir; Mizaru, Kikazaru, Iwazaru…

Japonca’da sırasıyla (şeytanı) görmemek, işitmemek ve konuşmamak anlamındadır.

Hayata bakış açısına göre erdem; Doğudaki 3 maymun gibi davranmak ise Batıda, 3 maymun gibi duyarsız olmamaktır.

Aradaki farka kültür diyoruz.

GÖRDÜN MÜ, DUYDUN MU, SÖYLEDİN Mİ?

DEVAMINI OKU

İyi adama bir iki soru

İYİLİK&KÖTÜLÜK

1-İyilik ile kötülük arasında tercihe zorlandığında,

2-Tarafsız kalmak, kötü tarafı seçmektir

3-İyi biri olmak, taraf olmaktır

4-Doğruya, güzele, iyiye

5-Taraf olduğun iyilik mi kötülük mü?

Anladık iyisin, Ama neye yarıyor iyiliğin?

Seni kimse satın alamaz, Eve düşen yıldırım da Satın alınmaz.

Anladık dediğin dedik, Ama dediğin ne?

Doğrusun, söylersin düşündüğünü…

Ama düşündüğün ne?

Yüreklisin, Kime karşı?

Akıllısın, Yararı kime?

Gözetmezsin kendi çıkarını,

Peki,gözettiğin kiminki?

Dostluğuna diyecek yok ya,

Dostların kimler?

Şimdi bizi iyi dinle:

Düşmanımızsın sen bizim,

Dikeceğiz seni bir duvarın dibine…

Ama madem bir sürü iyi yönün var,

Dikeceğiz seni dibine iyi bir duvarın,

İyi tüfeklerden çıkan, İyi kurşunlarla vuracağız seni. 

Sonra da gömeceğiz, İyi bir kürekle, İyi bir toprağa…

Bertolt Brecht’in; iyi niyetin “gerek şart” olduğu ama asla “yeter şart” olmadığını anlatan klasikleşmiş şiiri…

“İyi insan” ve “düşman” kavramları üzerinden kurduğu; tezat (oksimoron) sanatının şaheseri…

SEN İYİ İNSAN, KİME YARAR İYİLİĞİN?

DEVAMINI OKU

Taklit etme ilham al

SİZ HİÇ KANAT ÇIRPAN UÇAK GÖRDÜNÜZ MÜ?

1-Kuşlardan ilham aldık, uçağı icat ettik; kopyalamadık.

2-Nimeti (orijinal) alıp,

3-Külfeti (geliştirme) öteleyenlerin;

4-Sürgit başarısı olamaz.

5-Her kopyanın; aslını yüceltmesi de bundandır

Taklit, çocukluk döneminin öğrenme yöntemi olabilir.

Fakat özgün olmayı sağlamaz.

Taklitte ısrar eden aslını güçlendirir, size de sureti kalır, taklidin yüzüne bakılmaz.

Tabiat boşluktan, hayat kopyadan nefret eder.

Birbirinin tıpatıp aynısı 2 kar tanesi dahi yoktur.

Ancak her damla bir diğerinin ilhamı, her insan bir başkasının rol modeli olabilir.

Kopyası olmak; gerekmez…

Taklit sektöründen, kopyacılıktan söz ediyoruz.

Üretimden yazılıma, yasalardan iş modellerine dek; başkasının başarısını tıpatıp kopyalama saplantısından…

Saplantı diyorum zira kopya; üzerine değer koymadan var olanı çoğaltma kurnazlığıdır.

Ayıptan öte aptallıktır.

İlham ise muhteşem bir şeydir. 

Tabiattan aldığımız ilhamlar bugün etrafımızı kuşatan hayatı şekillendirmiş, teknolojiden biyolojiye dek bütün dev adımlar, bu ilham sayesinde yeşermiştir.

Çocuk, kopyalayarak öğrenir ama yetişkin hale gelmesi, özgün ilhamlar sayesinde sağlanır.

SEN ÖZGÜN MÜSÜN YOKSA KOPYA MISIN?

DEVAMINI OKU

Nerede o eski günlerim…

GEÇMİŞE ÖZLEMİN 5 GEREKÇESİ

1-Bugünün bunaltıcı sorunları

2-Yeni an üretememe

3-Eski anılara kaçış

4-Bugün; zihnin gurbeti.

5-Geçmiş; zihnin sılası.

İnsanın anayurdu çocukluğudur.

Günde mutlu değilsen onu dünde ararsın.

Şu günlerde geçmişe doğru giden bir otobüs kaldırsalar acaba kaçımız ilk yolcusu olurdu?

Geçmişe olan bu özlem, geçmişi unutamamaktan mıdır yoksa bugünün dertlerinden sıyrılıp geçmişe kaçmak mıdır?

İnsan neden geçmişe özlem duyar?

Yaşamış olduğu güzel anlar için olabilir.

Fakat bugün yaşadığı olumsuzluklardan bunalmıştır.

İnsan zihni kendini sağlıklı tutma adına geçmişin kötü anılarını unutma eğilimi gösterir.

Bu zihindeki pozitif anı ayrımcılık, geçmişi bize sığınılası zihin rahimi yapar.

Oraya kaçar ve günün hay huyundan uzaklaşırız.

Bu; anlaşılabilir bir şeydir.

Fakat bir toplum sürekli geçmişe özlem duyuyorsa, bugüne dair sorunları tahammül sınırına gelmiş demektir.

Ya değer üretemiyordur ya da bugünkü dertleri, ya bir yarın vaat etmiyordur.

Sürekli geçmişiyle övünenler, patatese benzer; iyi tarafları toprağın altında kalmıştır.

Bize gelince; daha iyi bir yarın uğruna dünü geride bırakalım ama asla inkar etmeyelim.

Zira dünümüz, ondan bir önceki günün yarınıydı.

Belki de kendi kurtuluşun için Samsun’una çıkmalısın…

ŞU SIRA GEÇMİŞE ÖZLEM DUYUYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Niteliksel dönüşüm

ZİHİN REFORMU ŞART

1-Türkiye epeydir niteliğin farkında.

2-Pek çoğumuz bunun için zihinsel dönüşüm gayretinde.

3-NİCE 200 üniversitemiz var

4-Ancak eğitim NİTELİĞİ için YÖK’ten fazlası gerek.

5-Çokluk, kalite değildir.

Nicelik; nispeten kolaydır. Bütçe gücüyle üstesinden gelirsin.

Yetmediği yerde borçlanır nicelik dertlerini halledersin.

Ancak nitelik, zihinsel zıplama gerektirir.

Niceliği derdi “kaynak” iken niteliğin derdi, “idrak”tir.

Nicelik ihracatın cirosunu, nitelik ihraç malının kilogram fiyatını tanımlar.

Nicelik turist sayısı ise nicelik; turist başına harcama kabiliyetidir.

Nicelik tarım arazisi ise nicelik organik tarımdır.

okul sayısı ise nitelik; insan kalitesidir.

Nicelik diploma sahipliği ise nitelik; beceridir.

Nicelik havalimanı sayısı olsa da nitelik; hava ulaşımının ülkeler kavşağı olmaktır.

Nicelik ciro ise nitelik kârdır.

Nicelik binanın kat sayısı, nitelik; yaşam kalitesi yüceliğidir.

Nicelik ömür ise nitelik hayata kattığın değerdir.

İnsanlar, şirketler, kurumlar, niteliği arttırmanın ihtiyacı içinde olurlar.

Nicelik (çokluk) yetmeyiverir, neredeyse her alanda nitelik ihtiyacını fark etti şükür. Ş

imdi ise bunun gereğini yapmamız gerekiyor.

NİTELİĞİ SORGULAMA ZAMANI GELMEDİ Mİ?

DEVAMINI OKU

Proje mi öykü mü?

PROJE GEREKLİ AMA ÖYKÜ VAZGEÇİLMEZDİR

1-Tarih; öykü oluşturamayanların,

2-Sadece projeyle var olamayacağını söylüyor.

3-Kentler gelecek öykülerini projelendirerek

4-Tarih sahnesinde kalabilirler.

5-Senin öykün var mı?

Her kentin bir öyküsü var.

Hele ki bu öykü, uygun dille anlatıldığında, başkalarının da ilgisini çeker.

Rekabetin ülkeler kadar kentlerin yarışına dönüştüğü dünyada bu öyküleri bir arada duyabileceğiniz yerlerden biri de sıkça katıldığımız MIPIM gibi gayrimenkul fuarları…

Baharın bu mevsiminde Fransa’nın Cannes kentinde buluşan gayrimenkul profesyonelleri ve inşaat sektörü temsilcileri, belediyeler, tasarımcılar; bu fuar aracılığıyla kendinin, kentinin öyküsünü sunar.

Ortak payda, kentlerin yarınıdır ve bu yarın, katılımcıların zihninde olan bitendir.

Fuardaki stantlar da zaten bu öykülerin vücut bulduğu yer olur.

Bizim sorunumuz; elimizde öyküleştirecek yüzlerce renk var ama bunu görsel şölene dökemiyoruz.

Onların başarısı; son derece sınırlı öykülerini muhteşem hikâyeye dönüştürüp sunabilmeleri…

Sonuçta en başarılı proje dahi, bunu bir öyküye oturtmadığı zaman “hikâye” oluveriyor.

Biliyoruz ki hikayesi olmayanın projesi kazandırmaz.

Kendine dair öykünü başkasının yazmasını bekleme.

SENİN KENDİNE DAİR ÖYKÜN NEDİR?

DEVAMINI OKU

Tercihin kaderindir…

DAHA İYİ BİR YARIN UĞRUNA…

1-Dünü geride bırak.

2-Kullanışsız ezberlerini terk et.

3-Coğrafya kaderdir, doğru…

4-Ama atacağın oy da kendi kaderini belirler.

5-Ya şimdiki halini seçeceksin ya da daha iyi yarını..

İbni Haldun ‘coğrafya kaderdir’ der.

Aslında sadece coğrafya mı?

Doğduğun coğrafya kaderin olsa da tercihlerinle kendi kaderinde söz sahibi olabilirsin.

Bugünkü tercihlerinin yarınki kaderin olacağı gerçeği gibi…

Çalışkanlığı tercih edersin, seni başka bir gelecek bekler.

Hayatın zorluklarını önceden yaşamayı seçmezsen, devamında seni zorluklar bekleyecektir.

Dürüst olmayı seçenler için başarı, yılların ardından gelecektir.

Yalanı dolanı seçenler için de azap, sonrası kendi kaderi haline gelecektir.

Bugün seçim var ve her birimiz tercih yapıyoruz.

İbni Haldun deyişiyle; Attığın oyun, kaderindir.

Tercihinin kaderin olacağı bilincinde isen sorun yok.

Ancak eski ezberlerin, artık kullanışsız hale gelmiş alışkanlıkların ile yürüyeceksen, daha iyi bir kader talebin olamaz.

Seni yönetecek olanı seçerken bunu asla unutma; içinde bulunduğun halden sıkıldıysan değişim şiarın olmalıdır.

Daha iyi bir yarın uğruna dünü geride bırak.

İnkâr et demiyorum, sadece onu geride bırak ki liyakati, büyümeyi, refahı umut etme hakkın olabilsin.  

 KADERİNE SÖVÜP SAYMAYI BIRAKIR MISIN LÜTFEN?

DEVAMINI OKU

Egolarınla koşamazsın

EKOSİSTEM Mİ EGOSİSTEM Mİ?

1-Kulağınıza EKOSİSTEM kelimesi çalınıyorsa

2-O sistemdekilerin egolarını gözlemleyin

3-Egolarını besleyen rutinleri belirleyin

4-Şişirilmiş egolarla bir yere varılamaz

5-Oradan uzaklaşın

Ne söylediğimizden ziyade, ne yaptığımız önemli…

Neyi, neden yaptığımız ise daha da önemli.

Çeyrek asırdır dilimizden düşmeyen bir kelime var;

EKOSİSTEM. Bir bölgede bulunan canlı, cansız varlıkların karşılıklı oluşturdukları sistemin adı…

Pek de moda… Neredeyse herkesin dilinde…

Etkileşimle gelişen olgular sayesinde birlikte iş yapma, daha çok üretim, katma değer sağlama…

Eğer sistemin unsurları aynı yönde hareket etmez ve bu birliktelikten bazıları bireysel kazanç kurnazlığını seçerse, en iyi tasarlanmış ekosistem dahi, egosistem halini alır.

Nedir bu EGOSİSTEM?

Nimeti alıp külfeti öteleme kurnazlığı…

Sorunu; kendi sorumluluk alanının dışına itme kolaycılığı…

Ekosistemin değer üreten parçası olmak yerine kendi egosunu besleme aracı haline getirme ahmaklığı… 

Şişirilmiş egolarla ekosistem kuramazsınız.

Ekosistemin çalışması için barındırdıklarının kümeleşmesi gerek.

Muktedire yığın oluşturmak ekosistem olamaz.

  EGONU BESLEMEK İÇİN Mİ BURADASIN?

DEVAMINI OKU

Karar verirken dikkat!

HIZLI ve SEZGİSEL Mİ?

YAVAŞ ve DİKKATLİ Mİ?

1-Karar alırken nasıl davranırsın?

2-Anlık kararın doğru olduğuna emin misin?

3-Acaba biraz daha düşünsen?

4-Aynı kararı mı verirdin?

5-Dikkat, yavaşlatır ama hata azaltır.

Karar verirken nasıl davranırsın? İçine o an ne doğarsa mı yoksa düşünüp dikkat ederek mi?

Çoğu kez her iki yolla da…

Bizler, sezgisel olarak doğru kararı aldığımıza inanırız. 

Dürtüsel kararlar iyi olabilse de her zaman öyle değillerdir.

Düşünce tarzımızı başlıca 2 türlü tanımlamak mümkündür;

1-Hızlı ve Sezgisel, 2- Yavaş ve dikkatli…

Örnek;

1 kahve ile 1 kurabiye; birlikte 1 lira 10 kuruşa satılıyor.

Kahve; kurabiyeden 1 lira daha pahalıdır.

O halde kurabiye fiyatı nedir?

Çoğu insan hemen 10 kuruş olduğunu söyler.

Bu, hızlı ve sezgisel karar verme süreci neticesidir.

Ancak problem üzerine daha dikkatli düşününce; doğru cevaba ulaşılabilir.

Kurabiyenin fiyatı; aslında 5 kuruştur.

Siz yine de hızlı ve sezgisel verdiğini kararlardan fazlaca emin olmayın ve bir kez daha gözden geçirin.

Göreceğiniz; bazı şeylerin dikkatinizden kaçabildiği olacaktır.

Sezgisel karar zaman kazandırsa da risk barındırır.

Dikkatli davranmak yavaşlatır ama hatayı azaltır.

KARARLARI ALIRKEN ACELECİ MİSİN?

DEVAMINI OKU

Tembel memur zulmü

BUGÜN GİT YARIN GELME ÖRGÜTÜ

1-e-Devlet çözümleri var ama,

2-Kimlik pasaport için ayağına gidiyoruz.

3-Yasadan aldığı güçle tiranlaşıyorlar

4-Bugün git yarın gel diyorlar.

5-Memurun vatandaşa zulmü kaderimiz mi?

Memur denince akan sular durur.

Derhal savunmaya geçilir, neredeyse vekiller kadar dokunulmazdırlar.

İşini eksik veya kötü yapsa da…

Hatta yan gelip yatsa da…

‘Bugün git, yarın gel’ dese de…

Devlet dairesine işiniz düşmesin, o noktada Allah size yardım etsin…

E-Devlet çözümlerine rağmen memurun ayağına gitmek zorunda kalıyorsunuz.

Misal kimlik çıkaracaksınız; online randevu filan iyi de…

Oraya vardığınızda ya bir güvenlik görevlisi veya bir tembel memur; hayatı size zindan edebilir.

Ya da pasaport için illa ki devlet kapısına gidilecek.

Tam da bu noktada o tembel memur, size hayatı zindan etmek için hazır bekliyor olacaktır.

Tembel memura hesap soramazsın.

Çalışırken size vereceği zarar, çakma raporlu iken devlete bindirdiği yükten daha az değildir.

İş güvencesi, katsayısı, zammı, mesaisi, 9 günlük bayram tatili, ikramiyesi, yeşil pasaportu her şeyi vardır.

Ama size acıması yoktur.

Tembel memurun zulmüne bizi muhatap etmemek için e-devlet çözümlerine rağmen bizi ezebiliyorlar.

NEDEN BUGÜN GİDİP YARIN GELİYORUZ?

DEVAMINI OKU