Belalardan ders almak

BELADAN KURTULMAK İÇİN NE YAPARSIN?

1-Bela bir sınavdır aslında

2-Başa gelmesi nimet sayılabilir.

3-Onunla mücadele ederken gelişir,

4-Yeniden bulaşmamak için tedbir alır,

5-Uzak durmak için kendini eğitirsin

Bir musibet, bin nasihatten evlâdır der eski bilgeler.

Musibet, belanın ta kendisi… 

Herkesin başına gelebilir.

Çözümü, içinden çıkılması, alt edilmesi zor durum…

Çok büyük sıkıntıya ve zarara yol açan olay veya kimse…

Yapılan kötülüğe karşılık hak edilen veya uğranılan ceza…

İnsanı; istemediği bir davranışa zorlayan şeyler bütünü…

Bela, eğitici bir enstrümandır.

Kula bela gelmez Hak yazmadıkça, Hak bela yazmaz kul azmadıkça…

Ancak bize gelen belâ bir sınav mı ceza mıdır?

Bunun için çok net bir ayrım söz konusudur.

Eğer bela seni kendine ve yaratana yaklaştırıyorsa, senin imtihanındır.

Ancak bu bela seni senden ve yaratandan uzaklaştırıyorsa bu bir cezadır.

Nitekim bu durumda belalardan ders almak yerine onu cezaya dönüştürmüş olacaksın.

Ülke olarak başımıza bela açıp duruyoruz.

Ancak bu belalardan ders çıkarabildiğimiz oranda güçleniyor, akıllanabiliyoruz.

Belanın en büyüğü, kendi başına açtığın değil midir zaten.

BU BELAYI KENDİ BAŞINA SEN AÇMIŞ OLMAYASIN?

DEVAMINI OKU

Yatağa aç girmek

AÇLIĞIN BİZE 5 ÖĞÜDÜ

1-Harekete geç.

2-Doyduğunda açlığı unutma.

3-Acıktıklarının değerini bil.

4-Açlığı arayışa çevir.

5-Komşun açken uyuma.

Açlık, en büyük kitle imha silahıdır.

Kavim göçü sebebi, ulusları çökertendir.

Açlık sınırı; yatağa aç girmektir. 

Açlık virüsü, koronadan da beter bir bela…

Her gün 8 bin çocuğu öldürüyor.

Üstelik aşısı da var; YEMEK.

Ancak aşısına erişim zor çünkü; biz zengini doyuramadığımız için bu çocuklar aç.

Uzaklarda arama bu çocukları.

Acaba ülkemde kaç çocuk gece yatağa aç giriyor?

Aça dokuz yorgan örtsen, gene de uyuyamaz. 

Açlık sınırı: karnı aç iken uyuyamamaktır.

Açlıktan ölmek, topluma yüz karası olarak yazılır.

Açlığı gideremeyen yönetimin sonu yakındır.

Açlar ve toklar arasındaki savaşta zenginler kendilerini, teknolojinin ve silahların ardında gettolarında korumaya alacaktır.

İşe yarayacak mı?

Elbette hayır.

Zengin kendisine 4,5 metrelik duvar öremeden aç; 5.5 metrelik merdiveni çoktan o duvara yaslamış olur.

Açlığın öğretisi;

1-harekete geç, 

2-doyduğunda açlığın geri geleceğini unutma, 

3-acıktığın her şeyin değerini bil.

Aç kalmak, alçalmaktan iyidir; açlığı gıda giderir de alçaklığa çare; kesinlikle yoktur.

Aç, aşçıya kusur bulmaz, umduğu değil, bulduğudur.

KARNI TOKKEN AÇ HALİNDEN ANLAR MISIN?

DEVAMINI OKU

Yapmadığın atışların tamamını ıskalarsın

EYLEME GEÇMENİN 5 FAYDASI

1-Değer üretirsin

2-Paslanmazsın, yol alırsın

3-Çelişirsin

4-Gelişirsin

5-Özgür olursun

Hareket etmeyen zincirlerini fark edemez.

Maharet iltifata tabidir, mazeret takdir edilmez.

Wayne Gretzky böyle diyor.

Devamı bizden gelsin;

Hiçbir şey yapmazsak bir şey olmasını bekleyebilir miyiz?

Halimizi güzelleştirmeden, ülkenin ahvali düzelebilir mi?

Bir çocuk, hiç adım atmadan yürüyebilir mi?

Konfor içinde eylemsizlikle acaba nereye varırız?

Toprağı çapalamadan tarlada çabalamadan harmanda sözümüz geçer mi?

Elden gelen öğüne bel bağlarsak, karnımız sürgit doyabilir mi?

Tüketerek büyümeyi sürdürürsek, fakirlikten çıkılır mı?

Cehalet limanında güvende miyiz?

Bilgi deryasına açılmadan beynimizi nasıl geliştirebiliriz ki?

Kazandığından fazlasını harcayan borçtan kurtulabilir mi?

Ürettiğinden fazlasını tüketen ithalat bağımlısı olmaz mı?

Devlet malı deniz yemeyen domuz kafasındakiler çürüdüklerini görmez mi?

Ahlakı dışlayıp kurnazlığı seçenler hayatı ıskalamaz mı?

 BU EYLEMSİZLİKLE NEREYE VARABİLECEKSİN?

DEVAMINI OKU

Bu da geçer ya hû

NE DEM BAKİ NE GAM BAKİ

Açılır bahtımız elbet hemen battıkça batmaz ya

Sebepler halk eder Hâlik Kerem babın kapatmaz ya

Benim Hakk’a münâcâtım değil bir rızk için hâşâ

Hudâ Rezzâk-ı âlemdir rızıksız kul yaratmaz ya

(Agâhi)

Geçer geçmesine de;

–Acısı bağrını deler de geçer…

–Kurt kışı atlatır da yediği ayazı unutmaz da geçer…

–Yiğidi kuru soğana muhtaç eder de geçer…

–Emekliyi avuç açar hale getirir de geçer…

–Neler geçmedi ki bu dar günler de geçer…

–Orta gelir tuzağında debelendirir de geçer…

–Yılların birikimlerini enflasyona yedirir de geçer…

–İşini, aşını sana kaybettirir de öyle geçer…

–İşyerini sana kâbus haline getirir de öyle geçer…

–Keseni, kasanı, fileni mahveder de öyle geçer…

–Seni bu hale getireni de silip süpürüp öyle geçer…

–Krizle geleni krizle götürür de öyle geçer…

–Ahlakını bozar, yarınını çalar, umudunu yıkar da geçer…

–Düşmanına cesaret verir, seni sıkıntıya sokar da geçer…

–Kazandıklarını elinden alır seni değersizleştirir de geçer…

–Dün geçti, gün de geçer, yarın güneş doğar da geçer…

HANGİ GECE VAR Kİ SABAH OLMAMIŞ?

DEVAMINI OKU

Kopyalayıp yapıştırma

CEHALETİ ÜRETME, ÇOĞALTMA!

1-Ortada bilgiden çok bilgisizlik varsa

2-İnternet sayesinde bilgisizliği örgütlersin

3-Teknolojiyi cehaletin emrine verirsen

4-Daha donanımlı ilkelliklerin olur

5-Cehaleti kopyalamasan?

Nitelikli bilgi, asla ortalıkta değil.

Sıradan değersiz bilgi ise hemen her yerde bizimle. 

Misal Internet’te, birbirinin neredeyse kopyası fikirler, bilgiler, düşünceler, uçuşup duruyor.

Eğer daha önce o konuda siz de bir şeyler üretmişseniz, bunları da aynı yerlerde buluyorsunuz.

Peki işe yarıyor mu? 

Pek sanmıyorum.

Neticede ortada çok fazla bilgi dolaşsa da “nitelikli bilgi” son derece az.

Bir başka sıkıntı, işe yarayacak bilgi arayışındaki süreçlerin tuzaklarla dolu olmasında yatıyor.

Kendiniz dâhi üretmiş olsanız, karışınıza çıkan bilginin referanssızlığı yüzünden kafanız karışabiliyor.

Eskilerin bir sözü vardır; “köyün girişinde uydurduğun yalana, köyün çıkışında seni de inandırırlar”.

Sizin “yeterince referansı olmayan” ham bilginiz, bir süre sonra, diğerleri tarafında da kullanılınca, siz de bu “ham bilgiyi”, eskisinden daha “nitelikli (!)” sanıyorsunuz.

Oysa başkaları tarafından kopyalanmış olması bilginize nitelik kazandırmıyor sadece “daha yaygın” hâle getiriyor..

Cehalet ömre zararlıdır, unutma.

NİTELİKSİZ BİLGİ İŞİNE YARIYOR MU?

DEVAMINI OKU

Korkular yönetilebilir

KORKU; BASTIRILMIŞ DUYGULARIN FERYADI

1-Eğer yönetebiliyorsak;

2-Korku hayatta kalmanın sigortası gibidir.

3-Ancak korkularımız bizi yönetiyorsa;

4-Aynı hayat zindana dönüşecektir.

5-Korkağı zalim yapan da budur.

Benim için korku; bilinmezliktir.

Öğrenirim ve uçuverir. 

Kalıcı korku, sürgit cehaletten gelir.

Korkularım sayesinde hayatımı sigortalarım.

Ancak içlerinden biri beni ele geçirmeye kalkınca, onunla yüzleşmeyi seçerim.

Korku, bastırılmış duyguların feryadıdır çoğu kez.

Size gelmekte olan bir arslan da korku verebilir.

Ancak bu korku düzeyine, ortada arslan olmadan da erişebilir insan.

Yeter ki korkmasın…

Beyin, vücutta sıkı yönetim ilan eder. 

İki silahı vardır;

1-kaç, 2-savaş.

Kimileri 3’ncü seçenekten söz eder; saklan…

Korkunun zayi ettiği erdemlerden biri de korkağı yalancı yapmasıdır.

Kendini meşrulaştırmak adına başkalarını korkutmaya meyilli olur ve bir korkaktan zalim üretebilirsiniz. 

Gerçi korkaklar hiçbir zaman zafer abidesi dikmese de korkaklığı bulaşıcı hale getirme yetilerini hafife almamak gerekir.

Ekonominin korkusu; kriz,

şirketin korkusu; iflas,

liderin korkusu; itibarsızlık,

öğrenci korkusu; imtihandır.

Yönetebiliyorsak faydalıdır.

HENÜZ YÜZLEŞMEDİĞİN KAÇ KORKUN VAR?

DEVAMINI OKU

Gölgelerin gücü

BELÂ, GÖLGEYE AŞIKTIR

1-Gölge, ışıktan nasibini almama halidir.

2-Şeffaflık ışığı gölgeye mahal vermez.

3-Kurumlarımızı hesap verebilir,

4-Biz şeffaf kılarsak,

5-Kötülüğün yeşereceği gölge kalmaz

Dostoyevski’nin ilginç bir duası vardır;

‘Allah’ım bana baş edemeyeceğim bir şey vermeyeceğini biliyorum.

Sadece bana bu kadar güvenmeseydin diyorum.’

İlginç bir dua…

Gücü bir üst siklete taşıyınca rekabet ikliminin değişmesi, sürecin tanımından gelir.. 

Düşük gelir grubunda baş edebildiğiniz dertler, üst ligde dönüşmüş, belalar da ölçek değişmiştir.

Yolsuzluk, rüşvet, irtikâp benzeri belalar, her iklimde, her inanç sisteminde, her coğrafyada ve gücün geliştiği her yapıda var ola gelmiştir.

Tedbiri alınmadıkça büyümüş, ülkeleri, kurumları helak etmiştir.

Bunların özrü olmaz.

Risk gerçekleşir, tedbir devreye girer ve kirlenme, daha yüksek standartlı düzenlemeleri davet eder.

Kayıp yılları hatırlıyorum; 

1990’larda bu gerçeği en uzun yoldan öğrendik.

Maliyetini 2001 kriziyle herkes ve her kesim ödedi.

Ancak antikorlarını da geliştirdik.

Daha şeffaf yapılar, hesap verebilirlik, kurumsal yönetişim ilkeleri gibi modern kavramlar oluşturduk..

Yine yapmalıyız zira gölgeler çoğaldı.

SÜREKLİ GÖLGEDE YAŞAMAK İSTER MİSİNİZ?

DEVAMINI OKU

Vermek vicdan için mi?

ALMAK İSTİYORSAN ÖNCE VERMELİSİN

1-Dua almak, sevgi almak

2-İnsan olmanın hazzını almak

3-Ver ki sen de bir gün alanlardan olabilesin

4-Biriktirdiklerin değil paylaştıkların senindir

5-Sadaka verebiliyorsan; ver.

Dilenciye para veren biri, eğer bunu; alana duyduğu merhamet ile yaparsa, adına sadaka deriz.

Sadaka ömrü uzatır derler… 

Sadaka vermek, sadakaya muhtaç olmama duasıdır aslında…

Ancak dilencinin duygu sömürüsüyle veriyorsa, buna “vicdan yıkama” diyoruz.

Hayır değeri var mıdır bilinmez ama şık değildir.

Alan için de veren için de şık değildir.

Bana göre bir insanın canından gayri verebileceği en değerli şeyi; zamanıdır.

Zira bir tek o, yeniden üretilemez ve yerine konulamaz.

Vermeyi kıyaslayacak başka bir yüce makam yoktur.

Vatan için canını, sevdiğin için ömrünü, çocuğun için sevgini, işin için gayretini, toplum için geleceğini verirsin.

Birine bir şey vermediğimden dolayı kaygılandığım anlarım hep, alanın yararına olup olmadığı bilinmezliğidir.

Vermek; almanın en zarif yoludur.

Dua almak, sevgi almak, insan olmanın hazzını almak…

Ver ki sen de bir gün alanlardan olabilirsin.

Almak istiyorsan önce ver!

SEVDİĞİNE ZAMANINI VEREBİLİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Baş belası bürokrasi

BELGE SAPIKLIĞI

1-e-Devlet çıktı, çok şeyi çözdü ama

2-İşin devlet dairesine düşmeye görsün;

3-Seni belge ile mahvetmeye bürokrat orada bekliyor.

4-İşler zaten kesat;

5-Bir de bu belge sapıklarıyla uğraşmanız gerekecek

İşin tembellik ve beceriksizlik yanı bir yana, her şeyi yokuşa sürmek için belge sapıklığı başka bir yana… 

Bürokratik oligarşinin en büyük silahı, belge sapıklığı…

Gereksiz belge üretme saplantısı.

Toplumumuz yüzyıllardır yoğun ve katı bürokrasi ile yaşamış olsa da bilişim imkânları sayesinde bu cendereden kurtulması gerekirdi.

Ama olmadı, olmuyor, olamıyor.

Bürokrasiyi düşman ilan edip, dışa açık büyüme dönemini başlatan Turgut Özal’dan bu yana, “işleri daha kolay kılmak” için çok şey başarıldı.

Misal şirket kurma, gümrük dönüştürüldü. e-devlet uygulamaları sayesinde dünün azap verici bürokratik işlemleri, “daha etkin, güvenli ve çabuk” halledilebiliyor.

Peki, sorun nedir?

Sorun, zihinlerin hala “katı bürokratik yapılara” kilitlenmiş olması…

Üstelik bu zihinleri, devlet dairelerinde veya kamu kesiminde değil, her yerde görebiliyorsunuz.  

Hatta özel sektör firmalarında… 

Fotokopi nedir; faks nedir?

Hala bunları isteyebiliyorlar; ‘mevzuat böyle’ diyerek…

Bu sapıkları cezalandırmamız şart.

SİZ DE BELGE OBUR BÜROKRAT MISINIZ?

DEVAMINI OKU

Noktalamaya dikkat

NOKTAYI KAYBEDERSEN NE OLUR?

1-Kendini iyi ifade edemezsin

2-Cümlelerin net anlaşılmaz

3-Vurgular kaybedilir

4-İletişim çıkmaza girer

5-Yanlış anlaşılman sana zarar verir

Bir nokta ‘göz’ü, ‘kör’ edebilir.

İnsanoğlu bir gün; Virgülü kaybetti: Söyledikleri birbirine karıştı.

Noktayı kaybetti: Sonra düşüncelerinin uzayıp gittiğini fark etti, ayıramadı onları birbirinden…

Ünlem işaretini kaybetti bir günde:

Sevincini, öfkesini, bütün duygularını kaybetti.

Soru işaretini kaybetti: Soru sormayı unuttu.

Her şeyi olduğu gibi kabul eder oldu.

İki noktayı kaybetti; hiçbir açıklama yapamadı.

Hayatının sonuna geldiğinde; elinde sadece tırnak işareti kalmıştı. “İçinde de başkalarının düşünceleri vardı yalnızca.“ (Alex Kanevsky.)

Bu güzel metin, noktalama işaretlerinin önemine dair en güzel örneği teşkil eder.

Bugün bizler noktalama işaretlerine fazla özen göstermiyoruz.

Oysa yazı dilinin daha anlaşılır olabilmesi için bunları yerli yerinde kullanmayı bilmeliyiz.

Okullarda bu dersleri alıyor fakat hayatta uygulamayınca ya ihmal ediyor veya terk ediyoruz.

Bir nokta, ‘göz’ü ‘kör’ eder derlerdi eskiler.

Kendini iyi ifade etmek için noktalamaya dikkat!

NOKTALAMA İŞARETLERİNİ BİLİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU