Kurnazlık virüsü

NİMETİ ALIP KÜLFETİ ÖTELEMEK
#Korona sürecinde akıllı ile kurnazı ayırt edelim.
Virüs krizini fırsata çevirme gayretindeki alçakları fark edelim.
Toplum olarak kurnazlığı terk edip akıllı olmalıyız.

Korona virüsü, bizleri fabrika ayarlarımıza geri döndürme sürecine sokuverdi. Akıl yerine kurnazlığı seçenlerin bunu sürdürme imkanı olmadığını görüyoruz.

Gün geçmiyor ki  yasal çerçeve içinde kurnazlık örneği haber olmasın. En güçlü yasa dahi, ona uymak yerine onu delmek için kafa yoran kurnazlar yüzünden ortalığı şeytani inovasyon örnekleriyle dolduruyor.

Karantina arabasından indirilen imtiyazlılar, ortağını dolandıran, şirketinin için boşaltan, devletine vergi takan, müşterisine kazık atan ve bunu yaparken kendini akıllı sanan andavallılar…

Toplumu çürüten bu tutumlar korona sürecinde daha belirginleşiyor. Türkiye, vasatlık tuzağından kurtulacaksa, iş yapma kültürünü de “kurnazlık” ekseninden uzaklaştırıp “akıl odağına” yaklaştırmak zorunda…

Akıllı ile kurnaz, aynı kıyafetle karşımızda duran ikiz kardeşlere benzer ama hayat, onların ayırt edilmesini zorunlu kılar. Olağanüstü süreçten geçen ülkemizde kurnazları teşhis ve tecrit edelim. Virüsten de beterler zira…

KURNAZ MISIN AKILLI MISIN?

DEVAMINI OKU

Ücretsiz izinli mi?

İZİN ÜCRETSİZ ama KİRA ÇALIŞIYOR
Salgın; ücretsiz izin dönemini başlattı.
Evden çalışma imkanı olmayan hallerde geliri olmayanlar;
kirayı, yakıtı, aidatı, elektriği suyu, gıdayı ilacı nasıl karşılayacak?

Korona virüsü ülkemizde ilk canımızı aldı. Pek çok şirket evden çalışma sürecini başlattı, bazıları da ücretsiz izin uygulamasına gitti. Salgın şartlarında işçi işveren ilişkileri yasa ile tanımlanmış olsa da koronanın külfetini nasıl pay edeceğimiz konusu karışık…

Çalışan virüse yakalanmış ise SGK ve anlaşmalı sağlık kuruluşlarında muayene sonrası tedavi süreci başlatılır. İstirahat sürecinde geçici iş görmezlik ödeneği söz konusu.

Salgın sebebiyle duran ekonomik aktivite yüzünden patronlar, ‘ücretsiz izin’ ile kendilerinin kayıplarını telafi gayretinde. Ancak evine kapanan çalışanın KİRASI, İLACI, GIDASI ve zorunlu harcamaları, kaynak gerektiriyor.

Ev sahibi salgın var diye kirayı dondurmuyor. Bakkal, market korona yüzünden para talebinden vazgeçmiyor. Uzaktan çalışma imkanı olmayan hallerde ücretsiz izne çıkarılanlar, salgın yüzünden para kazanamayan işveren kadar ekonomik kayıp içerisindedir.

Bana göre korona külfetinin adil paylaşımı düzenlenmelidir.

              KORONA İŞSİZLİĞİNİN MALİYETİ KİME?

DEVAMINI OKU

Çok bilen çok yanılır

BİNDİĞİM AT BENDEN AKILLI OLMASIN
Hayat bir yarış ve akılsız atlarla yarış kazanılmaz.
Akılsız at seçme çabasını, kendinden akıllıları keşfetmekte gösteren yönetici için başarı; kader olur.

Hele ki yarım yamalak bilen herkesten daha da çok yanılır. Çünkü bildiğini sanır ve böyle birine öğretmek imkansızdır.

Yöneticilerde gördüğüm şudur; liyakat sahibi ve gerçekten bilen insanları nedense kendilerinden uzak tutar, onlarla aralarına mesafe koyarlar. Onun yerine kendilerinden daha az bilenleri tercih ederler. Zira ancak bu sayede kendini daha değerli, akıllı, zeki ve vazgeçilmez biri zannederler.

Gözlemim şudur; işletmelerde ikinci sınıf yönetici, etrafına üçüncü sınıf kadro edinir. İtibarını bu sayede koruduğunu sanır. Oysa birinci sınıf yönetici, etrafında bilen çalışan bulundurmak ister.

Önerim; kendinden daha zeki ve akıllı insanları bulup, onların hizmetine girmektir. ‘Hükmetmek’ değil, onların hizmetine girmek… Bu, zor bir zenaattir zira özgüven gerektirir, erdem gerektirir, basiret gerektirir.

Çalıştığı kişileri liyakat havuzundan seçenlerin başarısı ortadadır ve bilen adam yerine bizden adam seçenlerin hüsranı; daha da ortadadır. Çok bilen çok yanılır zira…

       ÖNCELİĞİN BİZDEN ADAM MI BİLEN ADAM MI?

DEVAMINI OKU

Hibe mi heba mı?

HİBELERİ BAŞARI KRİTERİNE BAĞLAYALIM
Üretimi, istihdamı desteklesin diye devletin dağıttığı hibelerin çoğu, heba ediliyor.
Sebebi; verilen hibelerin amacına uygun kullanıldığının izlenmemesi…

Türkiye, hibe zengini… Devlet desteği talebinde bulunanlar için tasarlanır. Kredi; geri alınan, hibe geri alınmayandır.

Hibe; karşılıksız vermek anlamı taşır. Herhangi bir ürünü veya bedeli, bir başkasına bağışlamak, yani karşılıksız, geri alınmaksızın vermektir. Devlet bunu, üretime, istihdama bir tür teşvik ve destek olarak verir. Bizde yaygın yöntemdir.

Ancak sorun şudur ki bu HİBE veriliş amacına uygun ve bir başarıya  adreslenmeyince, HEBA oluyor, boşa gidiyor.

Hibe, üretim, istihdam gibi amaca uygun kaldıraç haline getirilmeli. Devlet hibe versin ama akıbetini de takip etsin. Misal 1000 KOBİ hibeyi alsa ve her biri 100 bin $ ihracat yapsa, 100 milyon $’lık hedef gerçekleşir. Her biri fazladan 2 istihdam oluştursa ilave 2 bin kişiye iş bulunur.

Bizdeki hibelerin veriliş şekline bakıyoruz ve çok azının işe yaradığını görüyoruz. Öylesi örnekler var ki dudak uçurtur.

Üretim için aldığı hibe ile altına araba çekeni, kır düğünü yapanı, kata, yata harcayanı bilirim. Hibe heba olmamalı…

        DEVLETTEN ALDIĞIN HİBEYİ HEBA ETMESEN?

DEVAMINI OKU

Sanal dünya 10 emri

SİBER FELAKETZEDE OLABİLİRSİN
Zenginliğimizi bilgisayarlara emanet ettiğimiz;
işlerimizi sanala taşıdığımız bu dünyada,
ayakta kalabilmek için adeta EMİR mahiyetinde
10 temel tedbir öneriyorum.

1-PARANOYAK OL: Güvenlik sorunu bilincinde ol. Her an her yerden bir saldırı gelebilir. Nitekim sıkça geliyor da…

2- KİLİT TAK: Kapını kilitle ki korsanın başını belaya sokma. Güvenliğin için yatırım yap. Maliyetin 9’da 1’i kadar.

3 –YABANCIYA DİKKAT: Gönderenini tanımadığın belge dosyayı, programı asla kabul etme. Haini hanene sokma.

4- RÖNTGENCİ OLMA: Çalma kapıyı, çalarlar kapını. Sırça köşkte oturanlar başkalarına taş atmamalı.

5-TEMİZLİK İMANDANDIR: Sıkça bilgisayarını temizle.

6-KOPYALA:Servetini her gün kopyala ki felakette kazan.

7- BEKÇİ TUT: Güvenlik yazılımlarını deneme, satın al.

8- SIRDAŞIN OL: Her sırrını bilgisayarınla paylaşma. İki arasından çıkan, sır değildir. 2 ise 2 kişi değil, 2 dudağın…

9-SİGORTALA: Verilerini, sistemini sigortalamayı dene.

10- DUA ET: Siber evrende güvenlik yok. Yalnızca fırsat ve tahdit var. Önce tedbir al sonra tevekkül et. Ve bir hackerin (siber şeytan) şerrinden korunmak için dua et.

  KALENE TRUVA ATI SOKMUŞ OLMAYASIN SAKIN?

DEVAMINI OKU

İstikbal köklerdedir

İLK GÜVENİ EN CESURUMUZ GÖSTERSİN
Geleceğin ne getireceği bilinmez ancak kestirilebilir.
Gördüğüm yatırım için çoğumuzun güven ortamı beklediğidir.
Cesur olanlarımızın atılımıyla güven oluşabilir.

Gökyüzündeki yıldızlara uzanmadan önce ayağının nereye bastığına iyi bakmak gerekir. Özellikle işlerin giderek zor ve karmaşık hale geldiği dünyada, istikbale giden yolun başlangıcı; ayağını çok sağlam bastığın yer olacaktır.

Kültepe ekonomi zirvesinde kendilerine Anadolu Aslanları tanımını koyan iş dünyası insanlarıyla Türkiye’yi, geleceği ve yatırımları konuştuk. Gördüğüm, herkesin geleceğe dair çok sayıda kaygıyı dile getirdiğidir.

Eski bakan bir arkadaşım, bu ortamın ekonomide inanılmaz fırsatlar barındırdığına işaret ettiğini söylüyor; ‘bu ortamda cesurlar kazanacak.’

Ben de buna inanıyorum. Karmaşada yol alma çağında dünya giderek tehditlerin arttığı ancak fırsatların da ortalığa saçıldığı her haline geldi. Görüştüğüm girişimcilerin çoğu bu fırsatları zenginliğe çevirmek için daha fazla beklemenin fırsat kaybı olacağı görüşünü paylaştı benimle.

Ancak bu fırsatları değerlendirirken, kendi kültürel köklerini, ana becerilerini hesaba katmak gerekecek. Kökün mazide ise  geleceğin atide olacaktır.

YETERİNCE CESUR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Rekabet kültürü

RAKİBİNE PUSU KURMA; MERT OL!
Yapıcı rekabet, mert işidir ve bizi geliştirir.
Yıkıcı rekabet, pusu işidir ve bizi de mahveder.
Rakibinle anlaşıp kartelleşmek ise toplumu zedeler.

Rekabeti, küresel ve centilmenlik boyutunda tanımlarsanız, ülkenizi, kurumunuzu ya da şirketinizi birinci lig ikliminde var edersiniz. Ancak rekabeti yıkıcı ve pusu üzerine kurarsanız, ülkeniz orta gelir tuzağına, kurumunuz ve şirketiniz de itibarsızlaşma sürecine girmiş demektir.

Pusu, akıldan ziyade kurnazlığı çağrıştırır. Mertlikten uzaktır. İstismar içerir. Karaborsacılıktan fırsatçılığa, koltuk istismarından rüşvet, irtikâp gibi bütün sosyal kirleticilere yataklık eder pusu…

Birinci sınıf Gelişmiş ekonomilerde rekabet algısının, kabile toplum düzeyinde olmaması gerekir. Bizde rekabet denince “ezeli rekabet” anlaşılır ve “en büyük filanca, başka büyük yok” klişesidir.

Rekabeti kim sevmez? Düelloya gücü ve yüreği yetmeyen sevmez. Bir de etik dışı kalmayı marifet sayan “imtiyaz obur” yapılar sevmez. Rekabet; rakibi pusu kurup yok etmek veya rakiple anlaşıp halkı dolandırmak ikilemine saplanıp kalmış ise rekabet algımızı temelden sorgulamak gerekir.

SİZCE GÜNÜMÜZDE MERTLİK ÖLDÜ MÜ?

DEVAMINI OKU

Tembeli korumayın

YAN GELİP YATANIN ÇALIŞANA BORCU VAR
1 çalışan (ve gerekli) memura karşılık 3 tembel (ve gereksiz) memur söz konusu
Tembelin sığınağı şu 657 sayılı “yarınların” takozunu değiştirmenin zamanı gelmedi mi?

Memur denince akan sular durur. Derhal savunmaya geçilir ve neredeyse vekiller kadar dokunulmazdırlar.

İşini eksik ve kötü yapsa da… Hatta yan gelip yatsa da… Bir yere kadar gelip orada takılıp kalmamızı sağlasa da…

Öncelikle devletin nitelikli memura dünden daha fazla ihtiyaç duyduğunu söyleyeyim. Tablo ortada…  Devletin her türden toplam 3,3 milyon memuru var. Bunlardan 280 bini işçi ve 23 bini geçici personel dışındakilerin tamamı, 657 sayılı kanun ile iş güvencesi altında.

Öyle bir iş tanımı düşünün ki,  maaş garanti, emeklilik garanti, maaş zammı garanti, işten atılmamak garanti, hafta sonu tatili garanti, 9 günlük idari izin destekli uzun tatil garanti…

Yan gelip yatabilir, yüz kızartıcı suç işlemedikçe kimse kılınıza dokunamaz. Memuru, memur olmayanlardan koruyan yığınca yasa ve düzenleme var.  Tembel memuru korumayalım. Zira çalışmaz, kenedir. Çalışınca verdiği zarar da az değildir; bürokrasi üretir. Testiyi kıranla suyu getireni ayrıştıralım.

TEMBELİ SEVERMİSİNİZ?

DEVAMINI OKU

Şimdi tam zamanı

YENİMİZ Mİ DAR BEYNİMİZ Mİ DAR?
Elin silahıyla savaşmanın zaafları ortada.
Üstelik elden gelen öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz.
Bizler ihtiyaç duyduğumuz ileri teknolojiyi kendimiz üretmeliyiz.

Kötü müttefik bizi sektör sahibi yaptı ya… Şimdi kötü diğer müttefik, yeni beceri sahibi olmamızı sağlamalı…

ABD’nin F-35’i yerine Türkiye’nin T-35’i. Patriot yerine Vatansever’i… Rusya S-400’ü yerine bizim T-400’ümüz.

Anlatmak istediğim, şimdi aklımızı başımıza devşirme ve gayretlerimizi birleştirme zamanının geldiğidir. Bizler içinde bulunduğumuz mücadelenin galibi olacak isek akıl birliği yapmak zorundayız. Y

ığınca üniversitemiz, ar-ge merkezimiz, teknokentimiz var ama kritik teknolojilerde dışa bağımlı olmamızın taşıdığı riskler ortada… Rusya’dan S-400, ABD’den Patriot bekleyerek vatan savunmasını elin insafına bırakamayız.

Biliyorum ki çok sayıda liyakat sahibi genç yeteneğimiz, bilim insanımız var. Faka sorun; iyiler ittifakı olmamasında… Eğer bunca şehidimize rağmen hala savunma alanında hamle yapmayacak isek bu cennet vatanı nasıl güvende kılabiliriz?

Bu yüzden aklımızı başımıza devşirmek, birlikte kendi savunma becerilerimizi artırmak i       için gayret etmeliyiz.

DÜŞMAN SENİ BEKLER Mİ?

DEVAMINI OKU

İnsana yatırım

ÇALIŞANI MUTSUZ FAKAT PATRONU
MUTLU ŞİRKET GÖRMEDİM HENÜZ
Müşterinden önce çalışanını mutlu et.
Ancak bu sayede müşterin velinimetin olur.
Değilse, bugün sana sadık olan;
yarın bir başkasına sadık olur, ona kazandırır.

Şeyh Edebâli; “insanı yaşat ki devlet yaşasın” der…

İş dünyasında durum farklı değildir; “çalışanı yaşat ki kurum yaşasın.” Müşterinin velinimet olduğu o eski çağlar geride kaldı. Nimetimizin velisi, bize nimet sağlayan idi. Lonca sisteminin o faydalı düsturu bugün ortada yok.

Yeni müşteri tanımı; “paramızı cebinde taşıyan insan.”

CRM (Müşteri İlişkileri Yönetimi) gibi soğuk yöntemlerle bugünkü cılız iddiamız şudur ki; müşteri patrondur.

Peki, müşteri gerçekten patron mu? Buna yürekten inananlar var ise onlara bir çift sözüm var… Müşteri patron olabilir ama çalışanınız o patronun da üzerindedir.

Çalışanı mutsuz fakat şirketi mutlu patron görmedim henüz. Çalışanlarına kârdan pay vermek; insana yatırımın çalışan bir yöntemidir ve müşteriyi elde tutmada  çok işe yarar. Zira işyerine aidiyeti artmış çalışan, müşteriye de patronuymuş gibi davranır. Çünkü müşteri sayesinde o da kazanabilmektedir.

  ÇALIŞANINI SEVİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU