Seni uzaktan sevmek…

GÜVENMEYİ ÖĞRENİYORUZ
Uzaktan çalışma, karşılıklı güven ilişkisi gerektirir
Uzaktan eğitimde öğrenci kopya çeker mi?
Evden çalışan kaytarır mı?
Güvensizliğin maliyeti yerine
Güvenme riskini üstleneceğiz.

Korona virüsü, yakındakinden uzak durmayı, sosyal mesafe kavramını öğretti. Gözün görmediğine gönlün katlanması gerektiğini hatırlattı.

Mevcut sistemde birlikte çalışırken güvensizlik üzerine kurulu sistemler ürettik. Çalışan göz önünde dahi iken onun boynuna kart taktık, turnikelerden geçirip işe ne zaman gidip, çıktığını kontrol ettik. Y

akından eğitimde sınavda kopya çekmesin diye her öğretmenimizi Mahmut Hoca yaptık. Yine de karşılıklı güvensizlik bizleri bugünkü ‘ötekileştirme’ tutumundan alıkoyamadı.

Ancak şimdi durum değişiyor. Yan yana iken birbirine güvenmeyen insanlar, uzakta iken karşılıklı güveni geliştirmek zorunda.

Çalışan evde kaytarıyor mu? Öğrenci sınavda kopya çekiyor mu yoksa dersi izlemiyor, oyun mu oynuyor? Hele ki evden çalışmanın kuralları nasıl oluşacak?

Dilediğin derinlikte ve detayda yasa hazırla, gözünün görmediğine güvenmez isen bu sistem verimli olamayacak. Yakındakine bile güvenmeyen uzaktakini nasıl sevecek ve ona güvenecek? İşte mesele bu.

       GÖZ ÖNÜNDE OLMAYANA GÜVENEBİLİR MİSİN?

DEVAMINI OKU

Korona yakar top gibi

ÇALIŞANINI İŞTEN ÇIKARMA
Biliyoruz işler durma noktasında.
Korona külfetini ortak omuzlayacağız.
Çalışan çıkarmayı düşünenlerimiz var.
Zor zamanlarda külfeti ötekine yıkmak insanlığa ihanettir.

Salgın, hayatı durdurdu. Dünya genelinde 1.5 milyar insan evlere kapandı. Ekonomi durunca ortaya korkunç bir virüs maliyeti çıktı. Şirketlerin toplam kaybı ise daha şimdiden 23 trilyon $ düzeyinde.

Şimdi sorun, külfetin faturasını kimin ödeyeceğidir. Akıllı uluslar, külfeti eşit pay etmek için tedbir arayışında… Kurnaz uluslar ise faturadan kaçma yollarını arıyor. Devletler halklarını virüse karşı korumak için olağanüstü tedbirler geliştiriyor.

Bizde ise durum pek farklı değil. Ancak gördüğüm şudur; bazıları külfeti kendi dışına öteleme kurnazlığında… Bazı şirketler çalışanına sahip çıkarken bazıları daha şimdiden işten çıkarma planı yapmaya başladı.

Ünlü bir restoran zinciri Midpoint, 3,100 çalışanına; ‘15 gün ücretsiz izin’ dilekçesini zorla dayattı. Bazıları da ‘satışlar durdu, tensikat kaçınılmaz’ demeye başladı.

Oysa virüs patrona da çalışana da eşitlikçi zulüm uyguluyor. Bu süreçte işçi çıkaranın ben insanlığa ihanet ettiğini düşünürüm. Külfeti yakar top gibi başkasına atma.

         KÜLFETTEN KAÇMAK SENİ KURTARACAK MI?

DEVAMINI OKU

Korona Fonu kurulsun

KORONOYAK OLMAYALIM
Salgını yavaşlatmak için evde kalmaktan fazlası gerekiyor.
Virüs paranoyası yerine, panikten uzak tedbirler geliştirmeli.
Korona Fonu ile halkın cebine para koyalım ki hayat sürsün.

Bugün Nevruz. Gece ile gündüzü eşitledik. Korona günleri sürüyor ve tüm dünya olağanüstü tedbirler geliştiriyor.

Biz ne yapıyoruz? Sağlık bakanı hayati adımlar atıyor ama buna paralel eylemler şart. Koronaya karşı alınan 21 tedbir virüse panzehir olmak yerine pansuman güdüklüğünde kaldı.

Salgının pençesindeki diğer uluslar, halkını Koronaya karşı korumak için sağlık tedbirleri yanı sıra trilyon dolarlardan söz ederken 100 milyarlık paket; uçak KDV’si, konaklama vergi ertelemesi, konut peşinatıyla bela savuşturulamaz.

Bize gereken, acilen Korona Paketidir. Kiraları dondurmak veya bölüşmek, ücretsiz izinler yarı ücretliye çevirmek, ödeme gücü olmayanların cebine para koymak, elektrik, su, gaz paralarından vaz geçmek, aidat, mutfak harcamalarına dair fon oluşturmak

Finansal olmayan bir sorunu finansal paketlerle çözemezsin. Bu bir insanlık sorunu, var kalma mücadelesi. Acaba kaç ölümden sonra korona fonu devreye girer? Bütçe dengesi gözetecek durumda değiliz artık…

      İŞSİZLİK FONU BU GÜNLER İÇİN DEĞİL MİYDİ?

DEVAMINI OKU

İnsanlık krizi bu

ÇEKEMEM BU DERDİ BÖLEK SENİNLE
#Korona zulmetmekte son derece eşitlikçi.
Herkese, her kesime maliyet yüklüyor.
Oluşan faturayı bölüşmek gerekiyor.
Zira hiç kimse tek başına bunun altından kalkamaz.

Korona salgını ülkemizi de sarsmaya başladı. Açıklanan önlem paketi, finansal kriz mantığıyla hazırlanmış. Oysa bu bir var kalma sorunu ve çok derin tedbirler gerekiyor.

1-KİRALAR dondurulsun, evde gelirsizlik külfeti paylaşılsın.

2-Gaz, su, elektrik faturaları ve aidatlar biraz dondurulsun.

3-İşsizlik Fonu tam da bu dar günlerde tamamen kullanılsın.

4-Ücretsiz-ücretli izin yerine yarı maaşla külfet bölünsün.

5-Evde çalışma imkanı memur dahil yapabilenlere tanınsın.

6-Çalışmak zorunda kalanlar için sağlık tedbirleri alınsın.

Mademki Korona zengin-fakir, beyaz-siyah ayırt etmeden herkesi dinine, diline, ırkına, rengine, makamına, siyasi görüşüne bakmadan etkileyebiliyor; o halde o mücadelede maliyeti eşit bölmeliyiz ki ülkemiz bu salgını atlatabilsin.

Çalışanını ücretsiz izne çıkaranlar yarı maaş ödesin. Geliri olmayanın gider saatleri çalışıyor. Kirası, faturası, gıdası…

Bu günler, sosyal paydaşlarınızla dayanışma vaktidir. İyi örnekleri oluştu bile; müşteri, tedarikçi, çalışanını kollayan.

          KÜLFETİ BÖLÜŞMEYİ DÜŞÜNÜR MÜYDÜN?

DEVAMINI OKU

Kurnazlık virüsü

NİMETİ ALIP KÜLFETİ ÖTELEMEK
#Korona sürecinde akıllı ile kurnazı ayırt edelim.
Virüs krizini fırsata çevirme gayretindeki alçakları fark edelim.
Toplum olarak kurnazlığı terk edip akıllı olmalıyız.

Korona virüsü, bizleri fabrika ayarlarımıza geri döndürme sürecine sokuverdi. Akıl yerine kurnazlığı seçenlerin bunu sürdürme imkanı olmadığını görüyoruz.

Gün geçmiyor ki  yasal çerçeve içinde kurnazlık örneği haber olmasın. En güçlü yasa dahi, ona uymak yerine onu delmek için kafa yoran kurnazlar yüzünden ortalığı şeytani inovasyon örnekleriyle dolduruyor.

Karantina arabasından indirilen imtiyazlılar, ortağını dolandıran, şirketinin için boşaltan, devletine vergi takan, müşterisine kazık atan ve bunu yaparken kendini akıllı sanan andavallılar…

Toplumu çürüten bu tutumlar korona sürecinde daha belirginleşiyor. Türkiye, vasatlık tuzağından kurtulacaksa, iş yapma kültürünü de “kurnazlık” ekseninden uzaklaştırıp “akıl odağına” yaklaştırmak zorunda…

Akıllı ile kurnaz, aynı kıyafetle karşımızda duran ikiz kardeşlere benzer ama hayat, onların ayırt edilmesini zorunlu kılar. Olağanüstü süreçten geçen ülkemizde kurnazları teşhis ve tecrit edelim. Virüsten de beterler zira…

KURNAZ MISIN AKILLI MISIN?

DEVAMINI OKU

Ücretsiz izinli mi?

İZİN ÜCRETSİZ ama KİRA ÇALIŞIYOR
Salgın; ücretsiz izin dönemini başlattı.
Evden çalışma imkanı olmayan hallerde geliri olmayanlar;
kirayı, yakıtı, aidatı, elektriği suyu, gıdayı ilacı nasıl karşılayacak?

Korona virüsü ülkemizde ilk canımızı aldı. Pek çok şirket evden çalışma sürecini başlattı, bazıları da ücretsiz izin uygulamasına gitti. Salgın şartlarında işçi işveren ilişkileri yasa ile tanımlanmış olsa da koronanın külfetini nasıl pay edeceğimiz konusu karışık…

Çalışan virüse yakalanmış ise SGK ve anlaşmalı sağlık kuruluşlarında muayene sonrası tedavi süreci başlatılır. İstirahat sürecinde geçici iş görmezlik ödeneği söz konusu.

Salgın sebebiyle duran ekonomik aktivite yüzünden patronlar, ‘ücretsiz izin’ ile kendilerinin kayıplarını telafi gayretinde. Ancak evine kapanan çalışanın KİRASI, İLACI, GIDASI ve zorunlu harcamaları, kaynak gerektiriyor.

Ev sahibi salgın var diye kirayı dondurmuyor. Bakkal, market korona yüzünden para talebinden vazgeçmiyor. Uzaktan çalışma imkanı olmayan hallerde ücretsiz izne çıkarılanlar, salgın yüzünden para kazanamayan işveren kadar ekonomik kayıp içerisindedir.

Bana göre korona külfetinin adil paylaşımı düzenlenmelidir.

              KORONA İŞSİZLİĞİNİN MALİYETİ KİME?

DEVAMINI OKU

Çok bilen çok yanılır

BİNDİĞİM AT BENDEN AKILLI OLMASIN
Hayat bir yarış ve akılsız atlarla yarış kazanılmaz.
Akılsız at seçme çabasını, kendinden akıllıları keşfetmekte gösteren yönetici için başarı; kader olur.

Hele ki yarım yamalak bilen herkesten daha da çok yanılır. Çünkü bildiğini sanır ve böyle birine öğretmek imkansızdır.

Yöneticilerde gördüğüm şudur; liyakat sahibi ve gerçekten bilen insanları nedense kendilerinden uzak tutar, onlarla aralarına mesafe koyarlar. Onun yerine kendilerinden daha az bilenleri tercih ederler. Zira ancak bu sayede kendini daha değerli, akıllı, zeki ve vazgeçilmez biri zannederler.

Gözlemim şudur; işletmelerde ikinci sınıf yönetici, etrafına üçüncü sınıf kadro edinir. İtibarını bu sayede koruduğunu sanır. Oysa birinci sınıf yönetici, etrafında bilen çalışan bulundurmak ister.

Önerim; kendinden daha zeki ve akıllı insanları bulup, onların hizmetine girmektir. ‘Hükmetmek’ değil, onların hizmetine girmek… Bu, zor bir zenaattir zira özgüven gerektirir, erdem gerektirir, basiret gerektirir.

Çalıştığı kişileri liyakat havuzundan seçenlerin başarısı ortadadır ve bilen adam yerine bizden adam seçenlerin hüsranı; daha da ortadadır. Çok bilen çok yanılır zira…

       ÖNCELİĞİN BİZDEN ADAM MI BİLEN ADAM MI?

DEVAMINI OKU

Hibe mi heba mı?

HİBELERİ BAŞARI KRİTERİNE BAĞLAYALIM
Üretimi, istihdamı desteklesin diye devletin dağıttığı hibelerin çoğu, heba ediliyor.
Sebebi; verilen hibelerin amacına uygun kullanıldığının izlenmemesi…

Türkiye, hibe zengini… Devlet desteği talebinde bulunanlar için tasarlanır. Kredi; geri alınan, hibe geri alınmayandır.

Hibe; karşılıksız vermek anlamı taşır. Herhangi bir ürünü veya bedeli, bir başkasına bağışlamak, yani karşılıksız, geri alınmaksızın vermektir. Devlet bunu, üretime, istihdama bir tür teşvik ve destek olarak verir. Bizde yaygın yöntemdir.

Ancak sorun şudur ki bu HİBE veriliş amacına uygun ve bir başarıya  adreslenmeyince, HEBA oluyor, boşa gidiyor.

Hibe, üretim, istihdam gibi amaca uygun kaldıraç haline getirilmeli. Devlet hibe versin ama akıbetini de takip etsin. Misal 1000 KOBİ hibeyi alsa ve her biri 100 bin $ ihracat yapsa, 100 milyon $’lık hedef gerçekleşir. Her biri fazladan 2 istihdam oluştursa ilave 2 bin kişiye iş bulunur.

Bizdeki hibelerin veriliş şekline bakıyoruz ve çok azının işe yaradığını görüyoruz. Öylesi örnekler var ki dudak uçurtur.

Üretim için aldığı hibe ile altına araba çekeni, kır düğünü yapanı, kata, yata harcayanı bilirim. Hibe heba olmamalı

        DEVLETTEN ALDIĞIN HİBEYİ HEBA ETMESEN?

DEVAMINI OKU

Sanal dünya 10 emri

SİBER FELAKETZEDE OLABİLİRSİN
Zenginliğimizi bilgisayarlara emanet ettiğimiz;
işlerimizi sanala taşıdığımız bu dünyada,
ayakta kalabilmek için adeta EMİR mahiyetinde
10 temel tedbir öneriyorum.

1-PARANOYAK OL: Güvenlik sorunu bilincinde ol. Her an her yerden bir saldırı gelebilir. Nitekim sıkça geliyor da…

2- KİLİT TAK: Kapını kilitle ki korsanın başını belaya sokma. Güvenliğin için yatırım yap. Maliyetin 9’da 1’i kadar.

3 –YABANCIYA DİKKAT: Gönderenini tanımadığın belge dosyayı, programı asla kabul etme. Haini hanene sokma.

4- RÖNTGENCİ OLMA: Çalma kapıyı, çalarlar kapını. Sırça köşkte oturanlar başkalarına taş atmamalı.

5-TEMİZLİK İMANDANDIR: Sıkça bilgisayarını temizle.

6-KOPYALA:Servetini her gün kopyala ki felakette kazan.

7- BEKÇİ TUT: Güvenlik yazılımlarını deneme, satın al.

8- SIRDAŞIN OL: Her sırrını bilgisayarınla paylaşma. İki arasından çıkan, sır değildir. 2 ise 2 kişi değil, 2 dudağın…

9-SİGORTALA: Verilerini, sistemini sigortalamayı dene.

10- DUA ET: Siber evrende güvenlik yok. Yalnızca fırsat ve tahdit var. Önce tedbir al sonra tevekkül et. Ve bir hackerin (siber şeytan) şerrinden korunmak için dua et.

  KALENE TRUVA ATI SOKMUŞ OLMAYASIN SAKIN?

DEVAMINI OKU

İstikbal köklerdedir

İLK GÜVENİ EN CESURUMUZ GÖSTERSİN
Geleceğin ne getireceği bilinmez ancak kestirilebilir.
Gördüğüm yatırım için çoğumuzun güven ortamı beklediğidir.
Cesur olanlarımızın atılımıyla güven oluşabilir.

Gökyüzündeki yıldızlara uzanmadan önce ayağının nereye bastığına iyi bakmak gerekir. Özellikle işlerin giderek zor ve karmaşık hale geldiği dünyada, istikbale giden yolun başlangıcı; ayağını çok sağlam bastığın yer olacaktır.

Kültepe ekonomi zirvesinde kendilerine Anadolu Aslanları tanımını koyan iş dünyası insanlarıyla Türkiye’yi, geleceği ve yatırımları konuştuk. Gördüğüm, herkesin geleceğe dair çok sayıda kaygıyı dile getirdiğidir.

Eski bakan bir arkadaşım, bu ortamın ekonomide inanılmaz fırsatlar barındırdığına işaret ettiğini söylüyor; ‘bu ortamda cesurlar kazanacak.’

Ben de buna inanıyorum. Karmaşada yol alma çağında dünya giderek tehditlerin arttığı ancak fırsatların da ortalığa saçıldığı her haline geldi. Görüştüğüm girişimcilerin çoğu bu fırsatları zenginliğe çevirmek için daha fazla beklemenin fırsat kaybı olacağı görüşünü paylaştı benimle.

Ancak bu fırsatları değerlendirirken, kendi kültürel köklerini, ana becerilerini hesaba katmak gerekecek. Kökün mazide ise  geleceğin atide olacaktır.

YETERİNCE CESUR MUSUN?

DEVAMINI OKU