Açılırken saçılmayalım

HERKES DÜŞTÜĞÜ YERDEN KALKACAK AMA…
Kapanan ekonomiler açılma sürecine giriyor.
Şirketler bunu iyi yönetmeli.
Aksi halde farklı riskler devreye girer.
Bilinmesi gereken, çıkışın, farklı bir gerçeğe olacağıdır.

Koronanın kapattığı ekonomiler, açılma sürecinde. Bizde de durum farklı değil. Her ne kadar ortalıkta normalleşme programları dolaşıyorsa da henüz Bilim Kurulu’ndan değiller.

Dünyaya paralel olarak ekonomik hayat canlanmaya başladı. Sorun, hayatın hangi normale döneceğidir. Uzun süredir iş dünyasıyla konuşuyorum, herkesin kendine has açılma niyeti var.

Kimi, ‘kaldığım yerden devam ederim’ sevdasında. Belli ki hiç ders almış görünmüyorlar. Kimi; ‘artık müşteri farklı ihtiyaçlarla gelecek, onlara odaklanmalıyım’ vizyonunda.

Bazısı, ihtirasından, iştahından  bir şey eksilmemişçesine ekonomi kapalı iken kazanamadığı her kuruşu, misliyle geri alma planı yapıyor.

Çoğunluğu gençlerden oluşan büyük bir kesim ise açılacak ekonomiden fazla umutlu değil. Özellikle işsizlerin hali böyle…

Dikkat çekmek istediğim; açılırken saçılmayın. Çıkış için krize girdiğin kapıya yönelme.

Zaten o kapının ardında seni kendi eksikliklerin, verimsizliklerin ve eski ezberlerin bekliyor olacak. Planını şimdiden yapmalısın.

     AÇILMA SÜRECİNDE EYLEM PLANIN HAZIR MI?

DEVAMINI OKU

Diploma fabrikası mı Meslek Okulları mı?

GENÇLERİN ÖMRÜNÜ HARCAMAYALIM
Çocukların ömründen kesip diplomaya harcamak, mantıklı mı?
Eğer işe yaramıyorsa diploma için onca zaman ve kaynağı neden feda ediyoruz?
Mesleksiz nesiller ile nereye kadar?

Korona gelip geçer de işsizlik daha uzun süre kalıcı gibi…

Ortalığı diploma fabrikalarıyla doldurduk. 209 üniversite, binlerce normal lise aracılığıyla ha bire diploma üretiyoruz.

Çocuklarımızın hayatını çalıyor, ellerine tutuşturduğumuz diplomaya; tonla para harcamamız da cabası… Peki, çözüm?

Biliyoruz ki meslek liseleri, beceri kazandırıyor. 40 ziraat fakültemiz binlerce işsiz üretiyor, KPSS kuyruğuna sokuyor

Fakat bitkiyi bilen bahçıvanımız yok. Ortalık mühendis dolu ama beceri sahibi olanlar nadir. Ülkeler bunu meslek okulu ile çözmüş. Bizde meslek liselerine itibar edilmiyor. Veliler çocuklarını mesleğe değil, diplomaya yönlendiriyor. İşsizlik 10 milyona koşarken işveren nitelikli çalışanı zor buluyor.

Korona yüzünden duran ekonomiler yavaş yavaş açılır ancak işsizlik daha uzun süre kalıcı gibi görünüyor. Çözümü biliyor ancak uygulamıyorsak, samimiyetimizi sorgulasak iyi olur.

ÜNİVERSİTELERİ MESLEK OKULUNA DÖNÜŞTÜRSEK?

DEVAMINI OKU

Gölgelerin gücü adına

BIRAK GÜNEŞ İÇERİ GİRSİN
Daha şeffaf yapılar,
hesap verebilirlik,
kurumsal yönetişim…
İhtiyacımız bunlaradır.
Belalar, gölge karanlığını sever.
Gerçeğin ışığına yol aç ki gölgeler yeşermesin.
#korona kötülükleri sana ulaşamasın.

Dostoyevski’nin ilginç bir duası vardır; “Allah’ım bana baş edemeyeceğim bir şey vermeyeceğini biliyorum. Sadece bana bu kadar güvenmeseydin diyorum.”

Baş edip edememe gücüne dair kaygı değil de maliyetine, ancak böylesi güzel vurgu yapılırdı. Kurumun ilk yıllarında baş edebildiğiniz dertler, büyüme sürecinde dönüşecek, belalar da ölçek değiştirecektir.

Bu dertlerin terazisi, diğer kefedeki talip olduğunuz güçle eşleniktir. Yolsuzluk, rüşvet, irtikâp ve benzeri belalar, her iklimde, her inanç sisteminde, her coğrafya ve gücün geliştiği her yapıda var olagelmiştir.

Tedbiri alınmadıkça büyümüş, ülkeleri, kurumları helak etmiştir. Bunların özrü olmaz. Risk gerçekleşir, tedbir devreye girer ve bir sonraki aşamada bu kirlenme, daha yüksek standartlı düzenlemeleri mutlaka davet eder.

Kayıp yılları hatırlıyorum; 1990’larda bu gerçeği en uzun yoldan öğrendik. Maliyetini 2001 kriziyle herkes ve her kesim ödedi. Şimdi korona var ve gölgelerin gücü devrede…

  KENDİ GÖLGELERİNDE YAŞAMAK ZORUNDA MISIN?

DEVAMINI OKU

Normalleşiyor muyuz?

ONCA KORONA EZİYETİNİ BOŞUNA MI ÇEKTİK?
Ekonomiler giderek açılıyor ancak çoğumuz salgından gram akıllanmadan geçmişiz gibi görünüyor.
Eski ihtiraslar, birbirini yemeler, aşırılıklara kaldığı yerden devam.

Koronanın afrası tafrası geçiyor gibi… Bu da tüm ülkeleri, kapanan ekonomileri açma, hayatı normalleştirme sürecine soktu. Şimdi sorun, hangi normale dönüleceği. Sorun zaten normalin kendisiydi. Yeniden sorunlu normale mi dönüyoruz?

Çok ciddi çatışma ile başladık yeni hayata… Trafikten tut işyerindeki işleyişe dek… İşler kapalı iken bu kadar rekabet yoktu. Gördüğüm; pek çoğumuzun birbirini yeme gayreti…

Evde kaldığımız sürede kafalarımız hangi yönde değişti ki? Oysa korona ile hayatın işleyişinde köklü değişiklikler var. Görünen o ki uyum sürecinde  herkesin rehabilitasyondan geçmesi gerekecek.

Çoğu kişi, kurum, şirket, kaldığı yerden devam iddiasında. Eskisi gibi sürdürmek, ötekinin hakkına tecavüz, rakibini yok etme, yandaşını kayırma ve hayatını bıraktığı yerden devam ettirebileceği inadında, iddiasında…

Oysa olağanüstü bir dönemden geçtik ve akıllanmalıydık.

Sanki kapalı kaldığı sürece kaçırdığı tüm imkanları yeniden ve tümünü birden yakalama paniği, kaotik yarışı başlamış…

     NORMALLEŞME; BİRBİRİMİZİ HARCAMAK MIDIR?

DEVAMINI OKU

Yüksek kârlara veda

HADDİNİ AŞAN ZIDDINA ULAŞIR
Abartılan kârlılık şimdi zarara dönüşüverdi.
#Korona sonrası yüksek kârlar yerini;
makul kazanca bırakmak zorunda.
Akarken doldurmaya alışık olanlar;
damlarken biriktirebilmeyi öğrenmeli.

Korona, aşırılıkları törpülemeye gelmiş, ölüm meleği gibi. İsteklerimiz ile ihtiyaçlarımızı birbirinden ayırt etmemizi sağlamakla kalmadı, fahiş kârların da sonunu getirdi. 2008 yılında başlayan ve etkileri hâlâ süren Küresel Krizin aşırı kazanç peşinde koşanlarca tetiklendiğini biliyoruz.

Türev denilen finansal araçlar ürettik. Onların aracılığıyla sanki kazanıyormuş gibi yaptık. Finansal yalanların sonu gelince kriz patlak verdi. Sorunu, zaten krizi yaratan zihin düzeyi ile çözmeye kalktık, başaramadık.

Derken Korona çıkageldi ve kendi çözümünü ortaya koydu; aşırılıkları törpüle, çılgınca kârları terk et, zorunlu ihtiyaçların dışındakilerden uzaklaş.

İstekleri ihtiyaç haline getiren tüketim histerisini terk et.

Ülkelerin çoğu bugün kapalı durumda. Dünya ekonomilerinin sırtına binen korona yükünün 15 trilyon $’ı aştığı biliniyor.

Korona sonrasında tüketim histerisi azalacak. Şirketler aşırı kârlara veda edecek. Daha makul kazancın yeni, farklı yolları aranacak. Kârsızlık arsızlıktır derler. Ancak fahiş kâr, arsızlıktan öte yıkım imiş, koronadan bunu öğrendik.

           AŞIRILIKLARIN MAĞDURLARINDAN MISIN?

DEVAMINI OKU

Devletleştirme çağı

KAMU EN BÜYÜK İŞVEREN OLUYOR
Dünya ekonomileri devletleştirmeye gidiyor.
Halkın cebine para koyuyor.
İşsizlerin yeni işvereni oluyor.
Özel sektör küçülürken kamu sektörü büyüyor.

Korona ile birlikte yeni yöntemler, yaklaşımlar belirginleşti. Bunlardan biri;  ekonomi yönetimi davranış değişiklikleri…

Devletleştirme çağına girdik gibi görünüyor. İşsizlik temel sorun haline gelirken, devlet; halkın cebine para koymaya başladı. Zorda olan şirketlere kaynak transferi yanı sıra bunların hisselerini topluyor, batmasın diye şirketleri satınalma yoluna gidiyor.

Koronanın dünya ekonomilerine verdiği zarar 15 trilyon $’ı aşarken, salgın süreci daha da uzaması halinde maliyetin şişeceği tahmin ediliyor. Aslında bundan çeyrek asır önce kamunun ekonomi içindeki payının yüksekliğinden yakınıyor, özelleştirme yöntemiyle kamuyu küçültmeyi deniyorduk.

Türkiye de bu süreçten geçmiş ve çok sayıda KİT’i (Kamu İktisadi Teşekkül) özelleştirmiştik.

Ancak bu defa kamunun yeniden büyümesi gündeme geldi. ABD, AB ve İngiltere başta olmak üzere pek çok yönetim, zordaki kendi şirketlerinden ya hisse alıyor veya şirketi devralıyor.

Bu da kamuyu en büyük sektör haline getiriyor.

    ÖZELLEŞTİRME FURYASINI HATIRLIYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Dijitalleşmeyi abartma

BİTLER BAYTLAR İLETİLSE DE
ATOMLAR YERLİ YERİNDE…
#Korona sürecinde dijitalleşmenin önemi arttı.
Pek çok şey online hale geliyor.
Ancak abartmamalı.
Zira hayatın tüm gerçeği, sanal dünyaya sığmıyor.

Korona yüzünden iş yapma kültüründe derin kırılmalar var. Pek çok alışkanlığımızı terk eder olduk. Ekonomiler yeniden açılma gayretinde… Bu süreçte online çözümler hızla önem kazanmaya başladı. Yeni normalde dijitalleşme şart oluyor.

Ancak sorun şu ki dijitalleşmeye bağlanan umutların haddi hesabı yok. Satış, pazarlama, üretim, tedarik, evde çalışma gibi her alanda dijitalleşme şart deniyor.

Burada sorun her işi dijitale taşıyamayacağımızdır. Korona sonrası oluşacak ortamda yeni ihtiyaçları ve yeni harcama eğilimlerini göz önüne alıp bunlara uygun dijitalleşme düşünmek gerekiyor.

Bizler bitleri baytları ağ üzerinden nakledebiliyoruz ama atomlar yerli yerinde duruyor. Birileri onu bize getirmeli. Beyaz yakalı çalışan evde olabilir ama mavi yakalı, torna başında olmak zorunda.

Otobüs şoförü evinden çalışamaz. Pilot uçakta olmalı. Pizzayı internetten sipariş edersin de eklenti olarak e-postayla göndermezsin. Kapıya taşımalısın.

Online olacak işler var, olmayacak işler var. Ak ile karayı karıştırmayalım.

CEBİN PİZZA PİŞİREBİLİYOR MU?

DEVAMINI OKU

Liran burada geçmez

TASARRUFUM DOLARKEN EKONOMİM BOŞALIYOR
Liramdan alıp dolara çevirdiğim yüzüm;
Türkiye’yi döviz dertleriyle yüzleştirecek.
Bendeki bu dolar aşkı yüzünden ülkem;
70 sente muhtaç hale geliyor.

Kendi parana sahip çıkmazsan onun yerde sürünmesine razı olmuşsun demektir. Doları doldurur, ekonomini boşaltırsın.

Zaten korona kıskacındaki ekonominde, başına döviz belası açmış olursun. Lâtife; ‘sende bu mecnunluk hevesi varken

Çölünü de kendin yaparsın gönül’ der. Bende bu $ hevesi varken liraya mezar kazan da ben olurum elbette… Üç beş doları olan da beyhude sevinir durur; ‘birikim değer yaptı’ diye.

Oysa tasarrufu dolarken ekonomisi boşalıyordur. Ben bunun, kendi ekonomisine güven eksikliğinden doğduğuna inanıyorum. Çift paralı ekonomilerde yerli para (liramız) kötü adam muamelesi görüp, çarşıya pazara koşuştururken elin parası (misal $) ihtiyat akçesi haline geliyor. 

Bizler Merkez Bankası gibi, kefen parası kabilinden dolarları biriktiriyoruz. Kamu tedbir aldıkça tasarrufu dolarlaştırıp liradan güveni kaldırıyoruz.

Korona ile kapanan ekonominin bizler üzerine yüklediği yükü de böylece arttırabiliyoruz. Döviz fiyatlarının her geçen gün rekor kırmasına şaşmayın.

     LİRAMIZ BURADA GEÇMEZ İSE NEREDE GEÇECEK?

DEVAMINI OKU

KDV reformu şart

KDV SATIŞ VERGİSİ OLSUN
Batı’da satış vergisi ama bizde sanayiciye yük haline geldi.
Oysa üretim desteklenmeli.
KDV; satışta tüketici vergisi olarak dönüştürülmeli.

Katma Değer vergisi, hayatımıza girdiği 80’li yıllarda her birimizi adeta vergi müfettişi yapmış; ‘1 alışveriş 1 fiş’ sloganını dilimize dolamakla kalmamış devletin vergi geliri artmıştı. Ancak o dönemden bu yana güncellenmedi, üretim vergisi haline geldi.

Dün İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan ile medya sanal buluşmasında ona KDV’nin reforma ihtiyaç gerekçelerini sordum. KDV konusu 1980’li yıllarda hayatımıza girdi. Önce tüketici vergisi dendi.

KDV, AB tarafından kazıklanmış bir vergi modeli. Çünkü bir üretim vergisi. Açık şekilde söylüyorum. Finansman gibi pahalı ve zor olan bir enstrümanı KDV ile devlete fon olarak çekiyorsunuz.

Sanayiden KDV yoluyla vergi transferi adı altında bir fon transferi yapılıyor. Desteklenmesi şart sektör, bir fon sağlıyor. Bu vergi, adeta geri dönmeyen bir şekilde sizden çekiliyor. Uzun yıllar geri ödenmeden devlet kasasında kalıyor.

Yatırım yaparken KDV, alırken KDV. Oysa organize perakende geliştiği ortamda satış vergisi haline  getirilebilir.

BATI, KDV’Yİ NASIL UYGULUYOR?

DEVAMINI OKU

Sanal toplantı adabı

HERKES CANLI YAYINDA
Evden çalışma bize sanal toplantı davranışı kazandırdı.
İnternet kullanarak seminer, eğitim, ders, sunum çağına girdik.
Hepimiz bu tarzın adabını öğreniyoruz.

Korona sürecinde hayatımıza yeni alışkanlıklar girer oldu. Sanal toplantılar, bunların başında geliyor. İster evinden çalışan biri ol ister bir patron; uzaktan yüz yüze görüşme yapma ihtiyacını, sanal toplantılar yaparak karşılıyorsunuz.

İnternet üzerinden düzenlenen seminer tele konferans gibi eylemlere; webinar deniyor. Ağ üzerinden seminer anlamı taşıyan webinar için yığınca program var; Skype, Zoom gibi.

Sadece iş veya eğitim amaçlı değil, sohbetler de webinar üzerinden yapılıyor. Instagram, Youtube, Webex gibileri, bu amaçla üretilmiş programlar. Fiziksel mesafeyi böylece ortada kaldırabiliyorsun. Bedenin ekranın berisinde kalarak dilediğin yere gidebiliyorsun, Covid-19 tehdidi olmadan…

Sanal toplantıların güzel tarafı; gerçeğinden daha kısa sürmesi… Zira daha uzunu için webinar programlarına para ödemelisin. İkinci avantajı, zamanı daha iyi kullanmamız. Çay kahve faslını geçiyor, doğrudan konuya odaklanıyorsun.

Birbirinin sözünü kesmemeyi, monolog yerine diyalog erdemini fark ediyorsun.

BUGÜN WEBİNARIN VAR MI?

DEVAMINI OKU