Dağınıklıktan kurtul

DAĞINIKLIKTAN KURTULMANIN YOLLARI

1-Önceliklendirmeyi öğren

2-Günün akışına dair program oluştur

3-Kolaylaştırıcı, yardımcı faktörleri artır

4-Uyarı mekanizmaları geliştir

5-Hayatını yönetmeyi amaç edin

Saat 3 oldu mu? Uff Randevuya Geç kaldım.
Acaba anahtarlarım nerede? Telefonumu yanıma aldım mı? Kayıp materyaller, kaçırılan randevular…

Çok sık tekrarladığınız oluyor mu? Kafa karışıklığı, ilgisizlik, kaygı, önceliklendirmeleri yapamamak…

Dağ gibi biriken işler karşısında bunalmış hissetmek. İhtiyacın olduğunda aradığını bulamamak…

Zamanı yönetememek… hepsi dönüp dolaşıp dağınıklık merkezinde birleşiyor. Dağınıklıktan kurtulmak bir ihtiyaçtır.

Ne zaman dağınıklığın hayat kalitesini düşürdüğü, hedeflere ulaşmadan uzaklaştırıldığı görülür, işte o zaman bundan kurtulmanın yolları yaratılır.

Tamamen değiştirilemese bile organize edilir, en aza indirilir. Kaotizmin içinde boğulmak yerine gelişimin kapıları açılır.

Üstelik bu sadece birey için değil, toplum için de geçerlidir. Yönetimde, ekonomide, şirkette işler dağınıksa, verim alınamaz, yönetilemez, krizden çıkılamaz.

     DAĞINIKLIKLARINI YÖNETEBİLİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

İş kazası kimin işi?

YASA YETMEZ İNSAN ŞART

1-Günde 172 iş kazasında;

2-Dört işçi ölüyor 6’sı iş görmez hale geliyor.

3-Yasa kadar bizlerin;

4-Kendi güvenlik hakkımızı savunmamız,

5-Bunu sağlamayan patronları buna zorlamamız şart.

Her cinayetin failleri ve maktulleri olur.

İş kazalarını kurbanlara ağıt üzerinden götürme kolaycılığındaki bizler, işyeri güvenliğinde çalışanların payı olması gerçeğini ne yazık ki bilmiyor, dile getiremiyoruz.

Bu cinayetlerden yalnızca yasaları ve denetimsizliği sorumlu tutarak 85 yıl geçirdik ve acı sonuçlar ortada;

İş kazlarında Avrupa birincisi, dünya üçüncüsü bir ülke…

Eğer siz işyerlerini patronların “mini krallığı” gibi tarifleyip, riskleri bile bile madene, işyerine giriyor iseniz, en güçlü iş güvenliği yasası dahi, kapıda kalır, işe yaramaz.

Eğer siz biat kültüründe, üstelik hayatı risk altında olan siz iken, güvenlik açıklarını görerek bile bile o işyerinde çalışıyorsanız, bilinçsiz patronun suç ortağı değil misiniz?

Eğer çalışan bu “cesareti” gösteremiyorsa, sendika, eğitmiyorsa, devlet yetkin denetim yapamıyorsa, mühendisinden işçisine kadar herkes (Bana bir şey olmaz) mantığı ile çalışıyorsa daha çok görürüz iş cinayetlerini…

         İŞYERİNDEKİ RİSKLERİ GÖREBİLİYOR MUSUN?

STK

DEVAMINI OKU

Helva için ateş şart

ATEŞ YOKSA HELVA DA YOK

1- Helva için un, şeker, yağ yetmez.

2- Sorun; ateşin olmamasında…

3-2022’de ekonomi büyüyecek.

3-Ancak bu büyüme,

4-Unu şekeri yağı olana değil;

5-Ateşiyle bunları helva yapabilene yarayacak.

Yeni yılın eşiğindeyiz. Biliyoruz ki ekonomideki durağan 2021 ardından değişimlerin hızlanacağı bir 2022 gelecek.

Ancak sorun şu ki değişimin sunacağı fırsatlar herkese eşit dağıtılmayacak. Daha hazırlıklı olan bundan daha fazla nasiplenecek.

Bildik deyimdir; un var yağ var şeker var, öyleyse helva yapalım… Fakat genelde helva yapılamayan durumlarda söylenir.

Gereken unsurlar sağlanmış iken “gayreti körüklemek” için sarf edilir. Netice; una, yağa, şekere sahip olmana rağmen, helva yine de yapılmamıştır.

Neden? Çünkü bütün imkânları helvaya evirecek “ateş” yoktur. Ateş; yâni niyet, yâni kararlılık, yâni dinamizm…

Bugün pek çok projemiz, bu durumdadır. Hele ki sosyal fayda üretecek adımlarımız, tarafları, unsurları tam olmasına rağmen, neticelenmiyor.

Özel sektör bir yandan durağanlıktan şikayet ederken diğer yanıyla kıpırdamıyor.

Pek çok başarı hikayesinin ana fikri; kriz zamanlarında yatırımdır.

Herkes un, yağ, şekeriyle öylece beklerken başarı ateşten gelmiştir.   

İÇİNİZDE ATEŞ VAR MI?

DEVAMINI OKU

Borca sadakat şart

NİMETİ ALIP KÜLFETİ ÖTELEMEK

1-Birine borcunu ödedi diye,

2-Madalya takılmaz.

3-Ancak borcunu ödemeyenin hayatını,

4-Zorlaştırmayınca da kendiliğinden ödemez.

5-Çalışan adalet tam da bu yüzden şart.

Kurnaz toplumların en belirgin özelliklerinden biri, nimetleri kovalarken külfetlerinden sıyrılma gayretidir.

Krizlerde, toplumun kurnaz kesiminin davranışları daha da belirgin hale geliyor. Kriz geldiğinde, kimi iyi durumdadır, kimi değildir.

Borçla yakalananların bazısı vadesi gelmiş 10 bin lirayı ödeyemediğinden diğeri de 10 milyon lirayı denkleştiremediğinden batmıştır. Bu, krizin doğasıdır.

Fakat krizin belki de sebebini oluşturan başka bir tutum vardır. O da krizi bahane edip “nasılsa kimse ödemiyor” deyip, durumu uygun iken kendi borcunu ödememektir.

Her kriz, krizzede kadar ahlaksız krizzade de türetir.

Bu kurnaz ve ahlaksız krizzedeler yüzünden alacağını tahsil edemeyen dürüst işadamları da, firmasını kurtarma ihtimali olmasına rağmen dibe vurup batmıştır.

Yasalar, borçluyu, borcuna sadık kalmaya zorlar. Hele ki alacaklın devlet ise borcundan kaçmanın imkanı yoktur.

Ancak iyi bir hukuk bizi böylesi bir açmazdan çıkarabilir.

         ALACAĞINA ŞAHİN BORCUNA KARGA MISIN?

DEVAMINI OKU

İri olmak diri olmak

AKILLI İLE KURNAZ FARKI

1-Ortaklıkların %15’i 5 yıl sürüyor

2-Uzun sürelilerin oranı %5

3-Akıllıların ortaklığı sürüyor da;

4-kurnazların ortaklığı, hasılatı paylaşana dek.

5-Ortağını dolandırma.

Küresel riskler katar katar üzerimize gelirken kaçınılmaz bir şekilde işbirliği-güç birliği de gündemimize oturuyor.

KOBİ cenneti Türkiye’de ne yazık ki ölçek ekonomisiyle başımız hoş değil.

Azıcık aşım, Kaygusuz başım deriz ancak her biri kendi ölçeğindeki 1,3 milyon şirketin ancak binde düzeyindekileri büyüktür. ama ekseriyeti küçüktür.

Güç birliği, değişen rekabet şartlarında hayatta kalmanın yoludur ancak diğerine güvensizlik yüzünden yetersizdir.

Oysaki Anadolu Kaplanlarını bölgesel güce dönüştürmek için buna ihtiyacımız çok yüksek. Biliyoruz ki yörede nitelikli

KOBİ, bölgesel güç ve küresel marka olmak için ortaklık şart.

Fakat ortağını dolandırmamak da şart…

İnanç iklimimiz ortaklığa uygun aslında…

Mesaj gayet net; “Allah buyuruyor ki: biri diğerine ihanet etmediği müddetçe, iki ortağın üçüncüsü ben olurum. Biri arkadaşına ihanet etti mi ben aralarından çekilirim.”

Bu coğrafyada işbirliği yapmayana yer bırakmıyor küresel haydutlar…

    İNSAN ORTAĞINDAN NEDEN KURTULMAK İSTER?

DEVAMINI OKU

Fakir şirketlerin zengin patronları

PATRONU DEĞİL ŞİRKETİ KURTARSAK?

1-Böylece işini iyi yapan ile

2-Kötü yöneten patronu ayırt ederiz

3-Ekonominin kıt kaynaklarını;

4-Ülke yararına daha etkin kullanırız

5-Şirketleri güçlendiririz

Türkiye, fakir şirketlerin zengin patronlarıyla dolu… Sermayeleri yeterince güçlü olmayınca ekonomideki sıkıntılardan hastalanıyor, zor duruma düşebiliyorlar.

Bu; servet sahibi ama geliri düşük yapıyı dönüştürmek için şimdiden daha uygun zaman var mı?

Biliyoruz ki sahibi zengin olup kendisi fakir olan şirketin nefesi çabuk tükeniyor. Sermayesini servet yapan patron, soba ateşine çıra oluyor.

2001 krizini hatırlıyorum. Bir ilimizin ticaret ve sanayi odasında “şirketlerin krizden çıkış yolları” konulu konferans vermek için bu ile gitmiştim.

Biraz geç kalınca salona en geç giren ben olmuştum. Konuşmam çok kısa sürmüştü; “hanımlar beyler, binanın bahçesi lüks otolarınızla dolu.

Oysa siz ilk iş; işçileri eve göndermeyi seçmiş ve işsizliği şişirip krizi tetiklemişsiniz.’

     ACABA SERVETİ SERMAYAYE KATAMAZ MIYIZ?

DEVAMINI OKU

Yerelin gücüne inan

DİBİNE IŞIK VERMEYEN MUM

KARŞI SAHİLİ NASIL AYDINLATSIN?

Kendi bölgesinde değer üreten ama bunu yanındaki bölgeye dahi tanıtamayan işletmeler yerel şirket olmaktan çıkıp küresel markaya taşınamaz

Küreselleşme; yedi düvelde tanınmayı sağlarken kendi sokağımızda yabancılaşmayı da getirdi beraberinde.

İnternet sayesinde hepimiz; hayatımızın çok uzaklarına açıldık; el sallamıyor, resmen boğuluyoruz.

Yereli dışlayan her sistem, sürdürülebilir olamıyor ve internet bitler, baytları nakletse de hayat hala atomlar üzerinden yürüyor. Dokunamadığını beğenemiyor, görmediğini benimseyemiyorsun.

Hal böyle olunca da kendi semtinde tanınmayan fakat sosyal medya sayesinde iki okyanus ötede bilinebiliyorsun…

Bugün ticaretin %80’i, komşuyla yapılıyor. Büyük firmalar da yerel firmalara üretim yaptırma yoluna gidiyor.

Çünkü sorun şu; yerel olmayınca büyükler nasıl var olabilir ki? Yerel üreticiler markalaşmak için küresel adımlardan önce kendi yöresinde tanınmalı.

Aksi halde markalaşma adımlarına harcayacağı kaynaklar yeterince verimli kullanılmamış olacaktır.

Benim önerim; küresel düşün, yöresel davran ve töresel yaşa olacaktır.

       KENDİNİ ÖNCELİKLE KOMŞUNA TANITTIN MI?

DEVAMINI OKU

Sıradanlık sorun mudur?

KEM ALÂT İLE KEMALÂT OLMAZ

1-Kötü aletlerle mükemmel iş çıkaramazsın

2-Sıradan uğraşlara sıra dışı başarı gelmez

3-Vasat gelir tuzağı sıradanlıklarla kurulur

4-Sıradanlık; ikinciyi geçmektir

5-İkinciyi geçersen ikinci olursun

Bence evet… Bilgeler, kötü aletler ile mükemmel iş yapılmaz derler. Doğrudur.

Sıradan, özensiz gayretlerin ürettiği iş, sıradan olur ve büyük başarılar getirmez.

Sıradan olmak, vasat gelir tuzağıdır ve Türkiye’nin bu vasatlıktan çıkması, bireylerin sıradışı gayretleriyle mümkün olacaktır.

İşi her ne ise onu savsaklayan, uyarılarına rağmen çayı getirirken tabağına taşıran, aldığı ihaleyi kötü bitiren, devlette ise ‘bugün git yarın gel’ diye vatandaşı savuşturan…

Saymakla bitmez. Herkes böyle mi? Asla… İşini özenerek yapan ve değer katan insanlarımıza saygı duyarım. Onların gayretiyle zaten başarılar sağlanabiliyor.

Fakat sorun, çoğunluğun işi kötü yapması… Kendini geliştirmemesi… Ana dilini dahi kötü kullanması. Yaptığı her neyse onu aşk ile yapmaması.

Vasat olmak; bir tercihtir. Kader değildir. Eve gelen ustaya bak:

Derhal fark edersin sıradanlığını veya işin ehli olduğunu…

Sıradanlar, ödül beklemesin. Sıradışı başarı onları bulmaz.

Şükür; sıradışı başarılılarımız var. Sorun; sayıları yetersiz.

SIRADAN İŞLER YAPIP SIRADIŞI OLABİLİR MİSİN?

DEVAMINI OKU

Değişimi kabullen!

DEĞİŞİMİN 5 ÖDÜLÜ

1-Zamanın ruhunu yakalarsın

2-Yeni koşulları fark edersin

3-Kendini geliştirirsin

4-Yeni yetenekler edinirsin

5-Dayanıklı olursun

Zaman sana uymazsa sen zamana uy.

Değişim; bu uyumun pratiğidir.

Hayatta başarılı olan insanlar değişimi kabullenir. Çünkü hayat değişkendir.

Her an, her gün, her hafta; yeni, farklı imkan ve tehditleriyle gelir kapımıza…

Hele ki değimin hızlandığı zamanlarda buna direnmek, onu kabul etmemek, bırak yerinizde saymayı, geriye gitmenin en hızlı yolu olur.

Değişim; beraberinde yeni ve farklı kavramlar önermektir. Hayat önerir, sen kabul eder veya reddedersin.

Eğer hayat yeni fikirler üretiyorsa aynı noktada saplanıp kalmanın ne mantığı ne de faydası vardır insana…

Değişimi kabullenen insan; okur, araştırır, merak eder, hedef koyar. Hayatının akışını dönüştürme gücü vardır.

Tercihlerimiz bu akışa yön verebilir ya da değişimin sunduğu yeniliklerin kaybolmasına yol açabilir.

Şirketler, değişen pazar koşullarını fark edip buna uygun değişebildiği ölçüce var olur.

Eğer her şey aynı kalmışsa, değişmeyebilirsin. Bu durumda dahi değişim şart olur zira sen değişiyorsun, hayata bakışın değişiyor ve daha iyi bir yarın uğruna dünü geride bırakmaya zorlanıyorsun…

DİRENİRSEN DEĞİŞTİRİLECEĞİNİ BİLİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Vazifeni yapar mısın?

GÖREVİN 5 FONKSİYONU

1-İşbirliği ve iş bölümü sağlar

2-Toplum refaha yönelir

3-Hak ve sorumluluk dengelenir

4-Uygarlığı geliştirir

5-İnsanı, toplumu terbiye eder

Vazifeni bilmek ve yapmak mutluluktur.

Vazife; görev, ödev demektir. Görev, içinde bulunduğumuz zamanın bizden istediği şeydir. İnsanın başkalarından beklediği şey sanıp kendinin yapmayacağını sandıklarıdır.

Oysa hayat, emir-komuta zinciriyle yürümüyor. Herkesin, her kesimin uygarlığa, topluma, ailesine ve kendisine karşı yapacağı görevleri, ödevleri vardır.

Kaldı ki vazife; büyük bir şey yapmak değil, gerekeni yapmaktır. Herkesin herkes karşısında görevleri vardır.

Halbuki hiç kimsenin doğrudan doğruya hiçbir hakkı yoktur. İnsandaki vazife duygusu en büyük terbiyeci güçtür.

Zengin ülkeler, vazife tanımının düzgün yapıldığı ve ödevlerin yerine getirildiği için zengin…

Yoksul ülkelerde görev bilinci gelişmemiştir. Nimeti alıp külfeti öteleme pratiği vardır, kurnazlık genel kültürdür.

Şirketin vazifesi, ürettiği ürün veya hizmeti sağlamasıdır.

Liderin görevi, izleyenlere vadettiği refahı, huzuru, işi, aşı sağlamasıdır.

İşçinin görev tanımı bellidir de yöneticinin vazifesi, emretmek değil, görevleri çalışana sevdirmektir.

        SEN VAZİFELERİNDEN KAÇANLARDAN MISIN?

DEVAMINI OKU