Sanal dünya 10 emri

SİBER FELAKETZEDE OLABİLİRSİN

1-Zenginliğimizi bilgisayarlara emanet ettiğimiz

2-işlerimizi sanala taşıdığımız dünyada

3-Ayakta kalabilmek için

4-Emir mahiyetinde

5-On temel tedbir öneriyorum

1-PARANOYAK OL: Güvenlik sorunu bilincinde ol. Her an her yerden bir saldırı gelebilir. Nitekim sıkça geliyor da…

2- KİLİT TAK: Kapını kilitle ki korsanın başını belaya sokma. Güvenliğin için yatırım yap. Maliyetin 9’da 1’i kadar.

3 –YABANCIYA DİKKAT: Gönderenini tanımadığın belge dosyayı, programı asla kabul etme. Haini hanene sokma.

4- RÖNTGENCİ OLMA: Çalma kapıyı, çalarlar kapını. Sırça köşkte oturanlar başkalarına taş atmamalı.

5-TEMİZLİK İMANDANDIR: Sıkça bilgisayarını temizle.

6-KOPYALA:Servetini her gün kopyala ki felakette kazan.

7- BEKÇİ TUT: Güvenlik yazılımlarını deneme, satın al.

8- SIRDAŞIN OL: Her sırrını bilgisayarınla paylaşma. İki arasından çıkan, sır değildir. 2 ise 2 kişi değil, 2 dudağın…

9-SİGORTALA: Verilerini, sistemini sigortalamayı dene.

10- DUA ET: Siber evrende güvenlik yok. Yalnızca fırsat ve tahdit var. Önce tedbir al sonra tevekkül et. Ve bir hackerin (siber şeytan) şerrinden korunmak için dua et.

  KALENE TRUVA ATI SOKMUŞ OLMAYASIN SAKIN?

DEVAMINI OKU

Karaborsayı hortlatma

YERALTI EKONOMİSİNİN ZARARI

1-Girdileri ucuzlatıp üretimi arttırmadan,

2-Fiyatları dondurursan; karaborsa hortlar

3-Tezgahaltı alışveriş başlar

4-Aracı kazanır devlet vergisinden olur

5-Vatandaş karaborsacının pençesine düşer

Karaborsa; yeraltı ekonomisinin alışveriş aracıdır.

Fiyatı otorite tarafından belirlenmiş bir malın, daha yüksek fiyattan gizlice alınıp satılmasıdır.

Peki, nereden çıktı bu karaborsa lafı?

Enflasyonla savaşı etiketler üzerinden verme yolunu seçen hükümetin, et, un, yağ, süt gibi 20 temel gıda ürününde fiyatları sabitlemeye hazırlanıyor.

Bunu yaptıklarında olacağı şudur; satıcı, tezgah altından o gıda ürünlerini daha pahalıya satacak, üretici o malları daha pahalıya sevk edecek.

Böylece bir yeraltı ekonomisi doğacak, gölge fiyatlar oluşacak.

Nereden mi biliyoruz? Çok açık; geçmişte bunu denemiş ve karaborsa yağ, karaborsa şeker, karaborsa un piyasası oluşturmuştuk.

İşe yaradı mı peki? Ucuzluk getirdi mi? Hayır.

Aksine gölge fiyatlar yüzünden fahiş fırsat kârları oluştu.

Enflasyonla savaş, etiketler üzerinde verilmez.

Tarlada, fabrikada, lojistikte, değer zincirinde verilir.

Mazot, enerji, gübre, yemde zamları geri al, girdilerin fiyatını sabitlemeye bak.

       ENFLASYONU İNDİRME NİYETİNİZ VAR MI?

DEVAMINI OKU

Rekabet kültürü

RAKİBİNE PUSU KURMA; MERT OL!

1-Yapıcı rekabet, mert işidir.

2-Bizi geliştirir.

3-Yıkıcı rekabet, pusu işidir.

4-Bizi de mahveder.

5-Rakibinle anlaşıp kartelleşmek ise topluma zarar verir

Rekabeti, küresel ve centilmenlik boyutunda tanımlarsanız, ülkenizi, kurumunuzu ya da şirketinizi birinci lig ikliminde var edersiniz.

Ancak rekabeti yıkıcı ve pusu üzerine kurarsanız, ülkeniz orta gelir tuzağına, kurumunuz ve şirketiniz de itibarsızlaşma sürecine girmiş demektir.

Pusu, akıldan ziyade kurnazlığı çağrıştırır. Mertlikten uzaktır. İstismar içerir.

Karaborsacılıktan fırsatçılığa, koltuk istismarından rüşvet, irtikâp gibi bütün sosyal kirleticilere yataklık eder pusu…

Birinci sınıf Gelişmiş ekonomilerde rekabet algısının, kabile toplum düzeyinde olmaması gerekir.

Bizde rekabet denince “ezeli rekabet” anlaşılır ve “en büyük filanca, başka büyük yok” klişesidir.

Rekabeti kim sevmez? Düelloya gücü ve yüreği yetmeyen sevmez.

Bir de etik dışı kalmayı marifet sayan “imtiyaz obur” yapılar sevmez.

Rekabet; rakibi pusu kurup yok etmek veya rakiple anlaşıp halkı dolandırmak ikilemine saplanıp kalmış ise rekabet algımızı temelden sorgulamak

     gerekir. SİZCE GÜNÜMÜZDE MERTLİK ÖLDÜ MÜ?

DEVAMINI OKU

Tüketici sorumluluğu

YASA KORUMASI BİR YERE KADAR

1-Tüketiciyi koruma yasaları

2-Bize sunduğu haklar yanı sıra

3-Sorumluluklar da yüklüyor

4-Ayıplı malı ayıplı hizmeti ayıplı fiyatı

5-Fark etme külfeti tüketicinin üzerinedir

Töre köylerin, yasa kentlerin düzenleyicisidir. Kente dair ilk yasaların şekillendiği Babil’de bundan 3 bin 800 yıl önce Hammurabi; çok önemli bir adım attı.

Yasalarını, Babil sokaklarında dev tabletlere kazıyarak, bilinmelerini sağladı.

Bir yasanın gücü, yapanından ziyade uygulayanın enerjisinden gelir.

En modern yasa, ona sahip çıkmayan insanın elinde tarihin belge arşivini boylar. Bu, vergiden cezaya dek bütün yasalar için geçerlidir.

Ancak tüketici yasaları için daha da geçerlidir. Tüketiciye yasa ile sunulan haklar, yeterli düzeydedir ancak tüketicinin de haklarını bilme sorumluluğu vardır.

Devlet koruması, yasa ile sınırlı olsa da tüketici, hakkını bilme ve talep etme sorumluluğu göstermek zorundadır.

Önüne uzatılan belgeyi incelemeden imzalamış ve yığınca külfetin altına girmişsen, mahkemeleri meşgul etmeden önce  neyin altına imza attığını bilmelisin.

İnternet çağında para ödediğin şirketin aslında var olmadığı için zarara uğradıysan; ‘devlet beni korusun’ diyemezsin.

SORUMLULUĞUNU BİLİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

İnsana yatırım

ÇALIŞANI MUTSUZ PATRONU MUTLU ŞİRKET YOKTUR

1-Müşterinden önce çalışanını mutlu et

2-Ancak bu sayede müşterin velinimetin olur

3-Değilse, bugün sana sadık olan;

4-Yarın bir başkasına sadık olur

5-Ona kazandırır

Şeyh Edebâli; “insanı yaşat ki devlet yaşasın” der…

İş dünyasında durum farklı değildir; “çalışanı yaşat ki kurum yaşasın.” Müşterinin velinimet olduğu o eski çağlar geride kaldı.

Nimetimizin velisi, bize nimet sağlayan idi. Lonca sisteminin o faydalı düsturu bugün ortada yok.

Yeni müşteri tanımı; “paramızı cebinde taşıyan insan.”

CRM (Müşteri İlişkileri Yönetimi) gibi soğuk yöntemlerle bugünkü cılız iddiamız şudur ki; müşteri patrondur.

Peki, müşteri gerçekten patron mu? Buna yürekten inananlar var ise onlara bir çift sözüm var… Müşteri patron olabilir ama çalışanınız o patronun da üzerindedir.

Çalışanı mutsuz fakat şirketi mutlu patron görmedim henüz.

Çalışanlarına kârdan pay vermek; insana yatırımın çalışan bir yöntemidir ve müşteriyi elde tutmada  çok işe yarar.

Zira işyerine aidiyeti artmış çalışan, müşteriye de patronuymuş gibi davranır. Çünkü müşteri sayesinde o da kazanabilmektedir. 

ÇALIŞANINI SEVİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Yetenek havuzu

PATRONLAR DİKKAT!

1-Türkiye’de pek çok işletme;

2-Kendi İnsan kaynaklarının işgali altında

3-Kurumun sahip olduğu kabiliyetlerin farkında değiller

4-Yeteneği dışlayıp,

5-Diplomayı işe alıyor olabilirler

İşletmelerimizin en değerli sermayesi; insan kaynakları…

Özellikle yetenekli çalışanlar şirket için hayati öneme sahip.

Fakat bir sorun var; o da işletmelerimizin, sahip oldukları yetenekleri bilmemesi…

Gelişen ihtiyaçlara göre zaman zaman bazı yeteneklere ihtiyaç duyan işletmeler, kariyer siteleri veya kendi insan kaynakları üzerinden bu yeteneklerin peşine düşer.

Oysa kendi personelinin yetenek bilgisine sahip olmadığından, kendinde zaten var olanın dışarıda dilencisi haline gelir.

Zaten istihdam ettiği çalışanlarına dönüp bakmak aklına gelmez.

Zira kendi İK birimi, işletmenin kabiliyet envanterini çıkarmamış, kendi yetenek havuzunu tanımlamamıştır.

Bu yüzden patronlara uyarım şudur; bugün Türkiye’de pek çok işletme, İK’larının işgali altındadır.

Beceriyi değil diplomayı işe alma pratiği ile yapabilecekleri bu kadardır.

İnsan kaynakları lafındaki insan kelimesine takılmayın; yıllarca onu kapıda karşılayan danışma görevlisinin adını bilemeyen İK yöneticileri bilirim.

         SİZİN İK YÖNETİCİNİZ YETENEKSAVAR MI?

DEVAMINI OKU

Raf terörüne çare!

YA RAF DIŞISIN YA DA SAF DIŞI

1-Kârın %70’i markete gidiyorsa;

2-Üretici nasıl yaşayacak?

3-Raf parasını tarla parasına dek yükseltmeyin

4-Tarladan mutfağa değer zincirini koparmayın

5-Raflar enflasyonu beslemesin

Bir soru; raf, bir gıda maddesi midir? Yada giyilebilir mi? Tavuk; süpermarket rafında mı yetişir? Ne saçma soru böyle? Haklısınız; en az fahiş raf parası kadar saçma…

Büyük mağazaların bazıları, üretici ve tedarikçinin iliğini kurutma düzeyine dek, raf ücretlerini abartmış durumda.

Tarladan mutfak tezgahına uzanan süreçte eskiden hal, kabzımal benzeri aracılardan yakınır, enflasyona ivme veren adımların buralardan geldiğine tanık olurduk.

Bugün üretici ile tüketici arasındaki köprü olan büyük marketlerin değer zincirinden aldıkları pay, fiyatlar genel seviyesi, enflasyon üzerinde “belirgin”  baskı kuracak düzeye erişti.

Aracılar, gereklidir. Her birimiz Antalya’daki seraya gidip domatesi elimizle koparıp eve taşıyacak değiliz. Ya da eti, sütü; merada koyun otlatan mandıracıdan alacak halimiz yok.

Modern hayatın agoraları olan AVM’ler, süpermarket, bu eksiği tamamlar. Fakat bunu yaparken tedarikçinin, kanını emme, tüketiciyi “yok etme” hakları yoktur.

  ÜRETİCİ YAŞAMAZSA MARKET VAR OLABİLİR Mİ?

DEVAMINI OKU

Ortağını dolandırma

ÖTEKİNE GÜVENEBİLMEK

1-Allah buyuruyor ki:

2-“Biri diğerine ihanet etmediği müddetçe,

3-İki ortağın üçüncüsü ben olurum.

4-Biri arkadaşına ihanet etti mi ben aralarından çekilirim.”

5-Ortaklık; ötekine güvenmeyi gerektirir.

Dünya Değerler Araştırması Türkiye sonuçları diyor ki; Başkalarına güvenmiyoruz! Hatta öyle ki bırakın komşumuzu, kardeşimize karşı “güven” sorunumuz var.

Beylik söylemi biraz değiştirirsek; bizim, bizden başka dostu yok! Bu algı düzeyi, küresel oyuncu iddiasıyla çelişiyor. Ç

ünkü küresel arenada “ölçek sorunu” belirleyici oluyor ve ortaklık kültürüne sahip olamayanlar, kendilerini “küçük” ve “mutlu” dünyalarına hapsediyorlar.

Temel sorun; küçük ölçekli yatırım zihin yapısındaki direnç… “Ortakla kim uğraşacak” kaygısı, birlikte iş yapma kültürünün gelişmesine “set” vuruyor.

Oysa zenginliğin yolu, “ölçekten” geçiyor. Bu da ötekine güvenin fonksiyonu…

Sanayiden hizmet sektörüne dek farklı alanlarda ülkemiz, uygun ölçeğe varabilmek için, ailesi, arkadaşı, yerli, yabancı ortağı, hatta rakibi ile işbirliği yapmak zorunda…

Halbuki ortağımıza güvenmiyor, ilk fırsatta onu dolandırıyoruz.

Ortağına güvenenin başarılarını da gururla okuyabiliyoruz.

         ORTAKLIĞIN; HASILATI PAYLAŞANA DEK Mİ?

DEVAMINI OKU

Kaybeden kurnazlık

KRAL MI EŞEK Mİ?

1-Müşterinin “velinimet” olduğu çağlar tarih oldu

2-Şimdi “müşteri kraldır” sloganı moda

3-Ama buradaki “kral” kelimesine takılmayın

4-Zira kurnazlığı maharet zanneden için;

5-Eşek muamelesi görüyoruz

Bildik öyküdür; Nasreddin Hocamızın kıt kanaat geçindiği yılın kara kışında bakmış ki arpa saman yazı getirmeyecek. Eşeğin arpasını her gün biraz biraz kısmaya başlamış.

Kısa kısa hayvancağızın yemi günlük bir avuç arpa olmuş.

Bir gün ahıra girdiğinde eşeğin öldüğünü gören Hoca; “yazık oldu” demiş, “tam açlığa alışacakken ömrü bitti.”

Evime yakın diye neredeyse mutfağım olarak kullandığım bir zincir restoran vardı.

Sevdiğim ana yemeğin fiyatını neredeyse her ay arttırdı, durdu.

Bir gün de tabağın içindeki patatesi çıkardı, “ilave ücret” ile satmaya başladı. Sordum; “neden?” diye… “Bu bizim şirket politikamız” cevabını aldım. T

epkimi; “benim de müşteri politikam bana tuzak kuran restoranlarda yemek yemeyi reddetmektir” diyerek bir daha gitmedim.

Önceki ay o adreste başka bir restoranın açıldığını gördüm. Kapanmış ve küstürdüğü müşterileri, teker teker ayağını kesmiş…

Her gün arpası kısılan eşeğin “açlığa alışması” bu kadar oluyor işte. 

KURNAZLIK SÜRGİT KAZANDIRIR MI?

DEVAMINI OKU

Yerelin gücüne inan

DİBİNE IŞIK VERMEYEN MUM

KARŞI SAHİLİ NASIL AYDINLATSIN?

1-Kendi bölgesinde değer üreten

2-Ama bunu yan sokağına dahi

3-Tanıtamayan işletmeler;

4-Yerel şirket olmaktan çıkıp

5-Küresel markaya taşınamaz

Küreselleşme; yedi düvelde tanınmayı sağlarken kendi sokağımızda yabancılaşmayı da getirdi beraberinde.

İnternet sayesinde hepimiz; hayatımızın çok uzaklarına açıldık; el sallamıyor, resmen boğuluyoruz.

Yereli dışlayan her sistem, sürdürülebilir olamıyor ve internet bitler, baytları nakletse de hayat hala atomlar üzerinden yürüyor.

Dokunamadığını beğenemiyor, görmediğini benimseyemiyorsun.

Hal böyle olunca da kendi semtinde tanınmayan fakat sosyal medya sayesinde iki okyanus ötede bilinebiliyorsun…

Bugün ticaretin %80’i, komşuyla yapılıyor.

Büyük firmalar da yerel firmalara üretim yaptırma yoluna gidiyor.

Çünkü sorun şu; yerel olmayınca büyükler nasıl var olabilir ki?

Yerel üreticiler markalaşmak için küresel adımlardan önce kendi yöresinde tanınmalı.

Aksi halde markalaşma adımlarına harcayacağı kaynaklar yeterince verimli kullanılmamış olacaktır.

Benim önerim; küresel düşün, yöresel davran ve töresel yaşa olacaktır.

       KENDİNİ ÖNCELİKLE KOMŞUNA TANITTIN MI?

DEVAMINI OKU