Ne çok silgi var!

SİLGİ DİYARINDA KALEM OLMAK

1-Ortalık, elindeki silgiyle her kaleme koşan kötülerle dolu.

2-Bir fikir üretmeye gör, anında kötüleyen biri bitiveriyor.

3-Neden?

4-Çünkü silmek kolay yazmak zor.

5-Tüketmek kolay üretmek zor.

Renkler ustası Ranga Guru, öğrencisinin yaptığıresmi halk değerlendirsin diye meydana astırır ve tuvalin yanına bir kalem ile not bırakır; ‘lütfen beğenmediğiniz yerlere çarpı işareti koyun.’

Ertesi gün resim; çarpı işaretleriyle dolar.

Yine aynı öğrenciden başka bir resim yapıp aynı meydana asmasını ister.

Bu defa tuvalin yanında şu not yazılıdır; ‘lütfen hatalı yerleri düzeltin.’

Netice; kimse düzeltmeye yanaşmamıştır.

Kıssadan hisse şudur; karalamak kolaydır ama yapıcı olmak; bilgi, özen, emek ister.

Sosyal medyada pek çok fikir sergileniyor.

Çok az insan bu fikirlere katkı sunuyor veya teşekkür ediyor.

Çoğunluk; o fikri karalamak ve önereni aşağılamak yolunu seçiyor.

Neden?

Çünkü kendi fikir üretmeyenin yaptığı en kolay şey; yapanı karalamak…

Ne zaman iyiliğe örnek paylaşsam; altında çapanoğlu arayan birileri türeyiveriyor.

Ancak daha da beteri ne zaman kötü örnekleri paylaşsam, aynı kişiler, onları savunuveriyorlar.

Elinde kötülük silgisiyle dolaşana önerim; Yapma!

SEN SÜREKLİ KÖTÜLERİ TUTMAK ZORUNDA MISIN?

DEVAMINI OKU

Boğaz tokluğuna çalışmak

GELİR DAĞILIMI BOZULDUĞUNDA…

1-Açlık en büyük kitle imha silahı olur.

2-Toplumsal barış tehlikeye girer.

3-Tok, açın halinden anlamaz olur.

4-İhtişam da sefalet de abartılır.

5-Sistem fakirden alır zengine verir.

Bir ülkede bir kesim sürekli zenginleşiyor, diğer kesim fakirleşiyor ve boğaz tokluğuna çalışıyorsa ülkenin gelir adaletsizliği aşırı artmış demektir.

Boğaz tokluğuna çalışmak asgari geçim standardında yaşamaktır.

Geneli bu halde yaşayan bir ülke; bilime, eğitime, teknolojiye odaklanamaz.

Sadece yaşamaya çalışır. Gelir dağılımı böylesine bozulunca toplumsal barış da tehlikeye girer.

Komşusu açken uyuyan bizden değildi güya…

Oysa bırak uyumayı, yoksullara aldırmıyoruz bile.

Ülkeye kayıt dışı para girişi arttı ve onun getirdiği sanal bir rahatlık var.

Kimileri konut, araba almaya devam ediyor.

Kimileri de açlık sınırında hayatta kalmaya çalışıyor.

Bulabildiği işte; boğaz tokluğunda çalışmaya razı oluyor.

Hal böyle olunca da orta gelir tuzağında debeleniyor Türkiye…

Hele ki hiperenflasyon var iken gelir dağılımındaki tehlikeli bozulmanın toplum üzerindeki barışı bozan etkisi hesaba katıldığında…

Önerim, boğaz tokluğuna çalışmanın sürdürülebilir bir şey olmadığını kavramamız ve tedbir almamız…

      KOMŞUSU AÇKEN UYUYABİLEN MİSİN?

DEVAMINI OKU

Kriz amortisörleri

TOPLUMSAL DAYANIŞMANIN 5 FAYDASI

1-Krizlere karşı durabilme yetisi.

2-Dış şoklara direnç.

3-Hasarı hafifletme.

4-Krizden daha çabuk çıkma.

5-Kriz çıkaranları defetme.

Krizle gelenler krizle giderler

Türkiye’yi krizlere ve doğal afetlere karşı koruyan dört önemli amortisör var.

Bunlar; 1-rıza ve kadercilik duygusu, 2-aile içi yardımlaşma,3-coğrafi zenginlikler ve 4– sosyal devlet çalışmaları.

Kriz amortisörleri kavganın döğüşün içinde kaldığında, ülke gündemi birlik ve beraberlikten uzaklaştığında devreye girer.

Ancak bu dönemlerde bağrış çağrış sırasında amortisörlerimizi unutabiliyoruz.

Oysa süreçler, tepeden tabana, leviathan (kadiri mutlak) bir anlayışla yürümüyor.

Birbirinden farklı ve çelişen milyonlarca bilgiyi yönetmek için hiyerarşik bir bilgi katmanı değil, network içinde rütbesiz bilgi yönetimi gerekiyor.

Yangınlar, sel felaketleri, musilajlar, salgın hastalıklar, ekonomik krizler, depremler sürdükçe doğa; daha fazla isyanla geliyor.

Belli ki gelmeye devam edecek.

Biz doğayı çoraklaştırdıkça, doğa bozulan iklim dengesiyle, sarsıntıları ile bizleri uyaracak, daha fazla sıcak olacak, daha fazla kuraklık hissedilecek.

Kriz amortisörlerimizi bu gibi zamanda hatırlarsak toplumsal barışı koruyabiliriz.

      SENİN KRİZ AMORTİSÖRLERİN NELERDİR?

DEVAMINI OKU

Medeniyetimiz bizden kaçıyor

ÇÜRÜMENİN 5 EMARESİ

1-Akıl dumura uğrar, işlevsizleşir

2-Sebep-Sonuç ilişkisi yok olur

3-Doğru-Yanlış ekseni silikleşir

4-İyi-Kötü ayırtı bulanıklaşır

5-Görgüsüzlük toplumu kaplar

Hak edilmemiş konfor; çürümeyi tetikler.

Bizler, büyük devletler kurmuş, uygarlık talebi olan bir toplumduk.

Şimdi; lümpen, görgüsüz, cahil ama fütursuz cesaret sergileyen kaba saba hoyrat bir toplum haline gelmeye başladık.

Çocuklarımız bu Recep İvedik rol modellerine özeniyor.

En kötüsü; ekonomik bozulma, parasızlık, enflasyon, yoksulluk değil, bir toplumun onu var eden yüce değerlerini kaybetmesidir.

Birbirimize saygımızı yitirmemiz, aşağılama kurnazlık arsızlık hırsızlık görgüsüzlük…

Seni sen yapan değerlerin çürüdüğünde, başka bir şeye dönüşürsün.

Çocuklarımız Türkiye’yi terk ediyor.

Burasını yaşanabilir olmaktan çıkararak, geleceğimizi uzaklaştırıp, Ortadoğu uluslarına yer açıyoruz.

Paranın ve bizim aptalca hayranlığımızın şımarttığı görgüsüz sanatçılar(!) ortalıkta…

Ceketini çıkarmak için seyircisinden izin alan, terini sileni elini öpen Neşet Ertaş’tan, şampanyayı beğenmeyip garsonun başına dökenler dönemine ne ara geldik?

   SİZCE ORTADOĞULULAŞTIRILIYOR MUYUZ?

DEVAMINI OKU

Değer verebilen ol

DEĞER İLE FİYAT FARKI

1-Fiyat; arz ile talebin buluşumu

2-Değer; insanın içinde oluşan yargı

3-Fiyat; nicelik, değer; nitelik

4-Fiyat; maddi karşılık

5-Değer; manevi kıymet

Değer; uğruna bedel ödenebilendir.

Paha, kıymet… Bir şeyin gerekliliğini, önemini belirtmeye yarayan niceliksel veya niteliksel ölçü.

O şeyin kıymetine denk düştüğü kabul edilen karşılık.

Üstün nitelikli kişi veya şey. Nesnelerin veya olayların bir toplum, bir sınıf veya bir insan yönünden taşıdığı önemi belirleyen nitelik…

Erdemin dayandığı kıymet…

Fiyat ile değerin farkı da yine aynı dinamikten doğar.

Fiyat bir şeyin arz ve talebinin buluşma noktasıdır. 

Değer ise o şeyin fiyattan bağımsız taşıdığı özniteliktir.

Fiyat nicelik, değer niteliktir.

Değer, bir yargıdır. Ölçersin biçersin, fayda veya zararına bakarsın, güzel mi çirkin mi kararını verirsin.

Sonra tüm ölçülebilen şeyleri geriye atar, içinde oluşan yargıya “değer” dersin.

Ya da değersizleştirirsin.

Değer aynı zamanda bir silahtır da. 

Birine düşmanlık besleyerek değer kazanabilirsin.

Çünkü düşman, seni de var eder.

En büyük ceza; onu değersizleştirmektir ki bu genelde o kişiyi veya kavramı görmezden gelmekle mümkün olur.

Değer bilen ol!

    DEĞER VERENİ DEĞERSİZLETİRİR MİSİN?

DEVAMINI OKU

Dilemek ve dilenmek

DİLEMEK İLE DİLENMENİN 5 FARKI

1-Dilemek, Allah’tan istemektir.

2-Dilenmek, kuldan talep etmektir.

3-Dilemek; iki avuç açarak olur.

4-Dilenmek; tek elle avuç açarak…

5-Veren el, alan elden üstündür.

Kuldan isteme; verirse minnet, vermezse zillet.

Allah’tan iste; verirse nimet, vermezse hikmet.

Dilemek ile dilenmek aynı kökten gelse de bir ‘n’ harfi, çok şeyi değiştiriyor. 

Kimden dilediğine dikkat etmeli insan.

İki elle dilemek, duadır, Allah’tan istemektir, dilemedir.

Tek elle istemek; kuldan dilemektir, dilenmek, dilenciliktir.

Zira kul verse minnet altına girersin, vermezse zillet olur yani horlanırsın.

İki elle istemek, verilse de verilmese de olumlayabilirsin.  

Duan kabul olur; nimete erişirsin.

Duan kabul olmaz ise bunda bir hikmet var dersin, düşünürsün.

Dilemek, sahip olmaya giden yolun başlangıcıdır.

Bilinir ki dilek tutarken dikkat etmeli… Riski; gerçekleşmesidir.

Bu yüzden denir ki hayırlı olanı dilemeli insan…

İste, verilir. Kendin için olduğu kadar başkası için de iste.

Ancak bu sayede toplumsal barışı sağlar, bencillik, haset, kıskançlık gibi hastalıkların da koruyucu hekimliği sağlanmış olacaktır.

Elbette kuldan da istenir de bunu sürgit olursa, konfor oluşturur ve konfor çürütür, insanı dilenci yapar.

   DİLEK TUTARKEN DİKKAT EDİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Komşun açken uyuma

BAYRAM, YOKSULA DA GELİR

1-Karşılığını veremeyecek birine;

2-Bir iyilik yapmadıkça,

3-Mükemmel bir gün yaşamış sayılmazsın.

4-“Yardım edilmiş yoksullar” yerine;

5-“Giderilmiş yoksulluk” ayırtına varanlara selam olsun.

Yoksulluk; “bir şeylerden yoksun olmak” haline denir.

Kimine göre bu günlük bir “kalori” hesabıdır.

Kimine göre de hane halkının, bilmem kaç bin liralık kazancı olamaması.

Kimisi de bilgisizliği, ilgisizliği yoksulluk olarak tanımlıyor.

İnsanın ihtiyaçları sınırlı fakat istekleri sonsuz.

Kaynakları kısıtlı fakat iştahı sınırsız…

Kısıtlı kaynaklarla sonsuz istekleri arasındaki “temel ihtiyaçlarını” karşılayamama hali de yoksulu şekillendiriyor.

Bunu Korona bize gösterdi.

Yükselen değerleri topluma dayatıp, bir şekilde kendi içinde dengeye gelmiş ihtiyaç tatminini bozduk.

Sonsuz istekleri “ihtiyaçmış gibi” gösterip, buna ulaşamayanları zaten yoksullaştırdık.

Hâlbuki inancımız, “komşusu aç iken uyuyan, bizden değildir” diyordu.

Onlar için zekat kurumumuz var oysa…

Şükür ki yoksulu gözeten zekâtını fazlasıyla veren, binlerce hayırseverimiz var.

İyi ki de varlar…

Ama yoksula sırt çevirmeyi marifet sayan da çok.

Bayram; yoksula da gelir.

Onlara bayram bizim elimizde…

Esirgemeyelim…

BU BAYRAM YOKSULLARA  YARDIM EDER MİSİN?

DEVAMINI OKU

Susarak yalan söyleme

SUSMAMANIN 5 ERDEMİ

1-Kötülere karşı çıkarsın

2-Mazlumun hakkını gözetirsin

3-Zalimi uyarmış olursun

4-Sorumluluğun hakkını verirsin

5-İyiliği tebliğ edersin

Yalanı susarak söyleyen sorumluluktan kaçmış olur.

Bir yerde kötülük varsa ve orada sorumluluk sahipleri eğer susuyorsa, bu suçtur.

Zira kötülüğe karşı tarafsız kalmak olmaz. 

Konuşması gereken yerde susan; yalan söylüyor demektir.

Yalanı susarak da söylersin.

Haksızlığı fark edip ona karşı çıkmaz susarsan, topluma yalan söylemiş olursun.

Yalanın bileşenleri, onu var eden niyetlerde saklıdır.

Aldatmak, korumak, geçiştirmek…

Daha mekanik anlatımla; 1-Savaş, 2-Sıvış, 3-Saklan…

Sorumluluk sahibi kötülükle savaşmalı.

Çünkü ‘bana dokunmuyorsa sorun yok’ diyemez.

Hele ki sıvışıyor ve zalimin zulmüne dur demesi gerekirken kaçıyorsa, bu daha büyük bir suçtur.

Saklanmak, ortalıkta kötülük varken susmakla mümkündür ve yalan söylemenin en sinsi halidir.

Zaten bir sorunu kendi sorumluluk alanının dışına ötelemek, kötülükten yana çıkmanın sinsi tutumudur.

Eskiler, Şahid-i Sûr derlerdi.

Günümüzde yalancı şahit deriz fakat asıl anlamı, yalanlar içinde yalanla yaşamaktır.

Aydın insan yalana şahitlik yapmaz, susarak yalan söylemez.

KÖTÜLÜK KARŞISINDA SUSANLARDAN MISIN? 

DEVAMINI OKU

Diyet ödeyerek yaşamak

MUHANNETİN 5 LANETİ

1-Önce iyilikle borçlandırır.

2-Sonra bunu başına kakar.

3-Sürgit diyet talep eder.

4-Çaresizliği öğretir.

5-Hayatiyetini çalar.

Yaptığın iyiliği unut ki diyet talep etme.

Sen de diyet ödeme.

Ömer Seyfettin’in “Kolunun diyetini ben verdim. Yoksa çolak kalacaktın” sözleriyle zihinlerimize yer etmiş en yaralı sözdür diyet.

Diyet kelimesini; sağlığı korumak veya düzeltmek amacıyla uygulanan beslenme düzeni, perhiz, rejim olarak duyarız da yüreğimizdeki sesi; Ömer Seyfettin’in diyetidir.

Diyet öğrenilmiş bir çaresizliktir.

Zavallılık yokuşunda debelenmektir.

Hikayesi olmayanların sığınağıdır.

Bir ülke yöneticileri basiretsiz olursa diyet öder, bir toplum değerler zincirini kırdığında diyet öder.

Bir insan hayatından “önem” ve “öncel” kavramlarını çıkardığında diyet öder.

Ancak en yaygın olanı, yaptığı iyiliği başa kakarak sürekli diyet ödetenlerin tutumudur.

Giderilmiş yoksulluk yerine yardım edilmiş yoksulluğu tercih edenlerin tavrı budur.

Muhannet kelimesi, bunlar için üretilmiştir; ‘Muhannetin suyu dolayı akar

Geçtiği yerleri sel olur yıkar

İyilik yaparsa başına kakar

Beni muhannete muhtaç eyleme…

     İYİLİK YAPTIĞINA DİYET ÖDETİR MİSİN?

DEVAMINI OKU

Yürüdüğün yola dikkat

YOLCUYU YOLA DÜŞÜREN

YOLUN BİZZAT KENDİSİDİR

1-İnsan; gitmekten yaratılmıştır

2-Kendine bir uzak bul, ‘sen olmayan’ ve git!

3-Kolunda saat linde pusulan olsun

4-Yol kadar yönündür seni menzile götüren

5-Yol açık, yola çık…

Yol; bir amaca ulaşmak için başvurulan çâre, yöntem, Gidiş ya da davranış biçimi, tutumdur.

Yol bulursun, çare üretirsin. 

Hile, tuzak kurarsın, çok kötü yol bilirsin.

Kötü yola düşeni, genelde  yollu diye damgalar toplum.

Veya davranışı tutumuyla başkasına da o işi yapmasına örnek olur insan. Yeni yol açarsın ardından gelenlere…

Yolsuzluk, yoldan çıkma halini anlatır. “Doğru gidirem hakime yolum düşmir / az yiyirem hekime yolum düşmir.”

Yol alırsın bir alanda mesafe kat edersin, ilerlemiş olursun. 

Vesile olur, bir şeye yol açarsın.

Sebebi sen olursun o yolun varacağı menzilin.

Bir yolunu bulur, yöntemini keşfeder, inceliğini sezer, usulünü bilirsin. Yolcuyu yola düşüren, yolun bizzat kendisidir, menzil değil.

Görünen köy kılavuz istemez ancak tekerlek kırıldığında yol gösteren de çok olur. Fuzuli kılavuzluk… Y

ol ayrımına gelir insan yoldaşıyla… Yola çıktıklarını, yolda bulduklarına değiştiren, yolundan ve yoldaşından oluverir.

Yürüdüğün yola dikkat et; varışın orası olacaktır.

    YOLUN SONUNDA SENİ BEKLEYEN NEDİR?

DEVAMINI OKU