İnsan neden mutsuz olur?

ERDEMİN 5 ERDEMİ

1- Erdem; kendine yetecek kadar tam’lıktır

2-Cesaret ister, fazilet gerektirir

3-İyi ile kötü ayırtına varıp iyiyi tercihtir

4-Yanlışın karşısına çıkabilmektir 5-Çıkarıyla arasında duranı ezmemektir

Köpek uçamamaktan mutsuz mudur? Hayır, duyumsayamaz olduğu zaman mutsuzdur.

İnsan; aslanı boğazlayamamaktan ve olağanüstü şeyler yapamamaktan mutsuz mudur? Hayır, insan bunun için yaratılmış değildir. O ancak utancını, iyiliğini, bağlılığını, adilliğini yitirdiği zaman mutsuzdur.

Ahlaki yetkinlik, iyiye yöneliş ve kötüden kaçışın getirdiği ruhsal sağlamlık; erdemdir.

Eğer güç aktardığınızda adil davranıyor ve gücünü yönetiyorsa, erdemlidir.

Eğer bir insan, iyi ile kötünün ayırtına varıp, iyiyi tercih ediyorsa; erdemlidir.

Eğer bir insan çıkarlarıyla arasında duranı ezip geçmiyor, onun da hakkını, hukukunu koruyorsa erdemlidir.

Erdemlilik, yürek ister. Cesaret ister, yanlışın karşısına çıkma cüreti gerektirir.

Kendi kabiliyet alanı içinde erdemiyle davranan, gerçek mutluluğa erişmiş demektir.

Erdem ile yola çıkanın varacağı yer; bilgelik olacaktır.

Erdemli olmaya çalışma, erdemin dostu ol.

Erdem, sadece kendine ihtiyaç duyacak kadar tamlığı ifade eder.

       ERDEMDEN DAHA DEĞERLİ NE OLABİLİR?

DEVAMINI OKU

Zor zamanları yönetmek

NE DEM BAKİ NE GAM BAKİ

1-Yaşadığın zor günler sürgit olamaz

2-Tıpkı iyi günlerinin olmadığı gibi

3-Kendi krizinden çıkış rotası çiz

4-Umudunu hiç kimse çalamaz

5-Belirsizlik içinde yol almayı dene

İyi günde herkes dost. Durgun suda herkes kaptan. İşler yolunda giderken herkes iyi…

Ancak hayatın gereceğiyle zor zamanda yüzleşirsin.

Belli ki gündelik şartlar hayli zor. Hatta sürgit kriz içinde bir ekonomide, hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, yarınsızlık ortamında morallerimiz bozuk.

Bunlardan daha da kötüsü; insanların gelecek beklentisini kaybetmesi, belirsizlik yumağı içinde kalmaları…

İşte tüm bunlardan kurtulmanın yolu; 1-Umudu asla kaybetmemek ve 2-kendine zor zamanlara dair bir rota çizmek…

Bilgeler; ‘ne dem baki, ne gam baki’ der. Sefa da cefa da geçicidir. 

Şartlar çok zor olsa da bilmemiz gereken, zor anların geçeceğidir.

Burada fark, kötü koşullar içinde senin en iyi yapabildiğine odaklanmak, zor zamanlarını yönetmek ve kendi geleceğine bir kapı aralamak.

Çıkan her şey iner, dar günün ömrü az olur.

Sen şimdi kendi geleceğine sahip çıkmazsan seni yönetemeyenin becerileriye sınırlanırsın.

Her durumda bir çıkış olduğunu bil ve ona göre davran.

 HANGİ KARANLIK GECE VAR Kİ SABAH OLMAMIŞ?

DEVAMINI OKU

Toplantıya davet adabı

MÜHLET VERMEK HÜRMET GÖSTERMEK

1-Davet ettiklerini sıkboğaz etme

2-Onlara mühlet ver

3-“Toplantım var, atla gel” deme

4-Bu terbiyesizliktir

5-Kibir göstergesidir, davetlilere saygısızlıktır

Toplantı ve etkinlik düzenlerken davet ettiklerinize az mühlet tanımak, davet adabına uymaz.

Davet için az mühlet vermek, sıkboğaz etmek, bugünden karar verip, yarın insanları toplantıya davet(!) etmek kabalıktır.

Eskiden bu daveti şirketler kendileri yapardı. Şimdi PİAR firması kullanıyorlar ve buna rağmen koca koca firmalar, ünlü insanlar, çoğu kez hayati önemde etkinliklerine misal; “yarına” davetiye çıkarabiliyorlar

Herkesin yarını doluymuş, başka işleri varmış, onlar için önemli değildir. Zira ‘filan bakandan ancak olur gelmiştir’ patron ancak onay çıkarmıştır. Zaten insanoğlu nefesini tutmuş o daveti(!) beklemektedir.

Az mühlet, davet ettiklerinize hakarettir. Onların zamanına saygısızlıktır. Sizin bu aptallığınız, konuklarınıza karşı küstahlıktır.

Uygar toplumlarda short notice, büyük terbiyesizliklerden biri kabul edilir ve iş yapma kültüründe çok “ayıp” sayılır.

Davet verenin kalitesi, zamana gösterdiği saygıdan bellidir.

  ‘DAVETİM VAR ATLA GEL’ DEMEK; AYIP DEĞİL Mİ?

DEVAMINI OKU

Tutmayı bil ki tutunabilesin

TUTMAK VE TUTUNMAK

1-Tutmak aktif, tutunmak pasif

2-Tutmak için iradenin dümeni sende

3-Tutunmak hayatta kalma gayretindir

4-Tutmaya bak ki tutunacak dal arama

5-Zira tutmadığına tutunmak zorunda kalırsın

Hayatımızdan tutmayı çıkardığımızda, pusulamızı kırmış oluruz.

Başı koparılmış tavuk gibi dolaşıp durur, amaçsızlık illetiyle yiter gideriz.

Ömer Hayyam, taraf tutmaya dair araba örneğini sunar bize; bir arabayı al, 4 tarafına 40 at koş. Kamçıla dur, sürekli kıpırdayan araba; hiçbir yere gitmez.” Rubainin ikinci mısraında önerisi gelir; “atları arabanın bir tarafında tut ki yol alabilesin.”

Hayatımdan tutmayı çıkardığımda, her gördüğüm parlak şeyi gagalayan horoza dönerdim.

En son işittiğim doğru, en son okuduğum kitap iyi, en yakındaki en güzel olurdu.

Tutmak, maliyettir. Ağırlığını taşımak zorundasın.

Tuttuğun kanat dahi olsa, eğer uçamayacaksan, tavuk gibi yükünü taşırsın.

Ancak kartallar taşıdığı kanat ile zirvenin yolunu tutabilir. 

Misal öfke, elinde tutanı yakan maliyettir. Tıpkı zehri kendi içip öfkelendiğinin ölmesini ummak gibi

Tuttuğuna dikkat et; buna değer mi? Ne kadar yer kaplıyor? Alternatif maliyeti nedir? Onu elde tutmakla meşgul ettiğin elin, başka hangi değerliyi tutamamaktadır?

         TUTMAYIP TUTUNAMAYANLARDAN MISIN?

DEVAMINI OKU

İnsan merakıyla sınanır

MERAK ET, KEŞFET…

1-Merakını kaybetme

2-Peşinden git

3-Daha neyi merak edeceğini gör

4-Kaybedersen biat ile cezalandırılırsın

5-Meraksızlık; zihne büyük zulümdür

Uygarlıklar meraklı insanların sayesinde oluşmuştur.

Merak; bir şeyi yapmak, bir şeyle uğraşmak, bir şeyi edinme isteği…

Keçiyi yardan uçuran bir tutam otun iştah açıcılığı

Kediyi öldürenin otopsi neticesiHazların abartısı, aşırı düşkünlük, istek… Resme merakı vardı ressam oldu, müziğe merakı vardı müzisyen oldu.

İnsan, merakıyla imtihan edilir. Neyi merak edersen, ona dönüşürsün.

Geleceğe doğru dilekçe… Gizli bir şeyi aşırı derecede öğrenme arzusu, bilimin sermayesi odur.

Gizliyi aşikâr eden meraklı insan sayesinde uygarlıklar oluşmuştur.

Kendini güç arenasında tartma merakı yüzünden savaşlar çıkmış, milyonları abat ettiği kadar berbat da etmiştir.

Merakı üreten nedir? Neden merak ederiz?

Yeni ve karmaşık şeyler beyinde belirsizlik oluşturur, gerilim doğurur ve beyin, bunu sevmez. Kendini rahat hissetmek için kapasitesini bu belirsizliği ya da çelişkiyi çözmeye odaklar.

Mutfaktan gelen tıkırtının “kedidir kedi” savuşturması, aslında o sesin hangi tehdidi tanımladığına dair meraktan başka bir şey değildir.

Neticede; merak, insana bahşedilmiş en büyük ödüldür.

          MERAKININ PEŞİNDEN GİDENLERDEN MİSİN?

DEVAMINI OKU

Değer verebilen ol

DEĞER İLE FİYAT FARKI

1-Fiyat; arz ile talebin buluşumu

2-Değer; insanın içinde oluşan yargı

3-Fiyat; nicelik, değer; nitelik

4-Fiyat; maddi karşılık

5-Değer; manevi kıymet

Değer; uğruna bedel ödenebilendir.

Paha, kıymet… Bir şeyin gerekliliğini, önemini belirtmeye yarayan niceliksel veya niteliksel ölçü.

O şeyin kıymetine denk düştüğü kabul edilen karşılık… Üstün nitelikli kişi veya şey.

Nesnelerin veya olayların bir toplum, bir sınıf veya bir insan yönünden taşıdığı önemi belirleyen nitelik

Erdemin dayandığı kıymet

Fiyat ile değerin farkı da yine aynı dinamikten doğar.

Fiyat bir şeyin arz ve talebinin buluşma noktasıdır. Değer ise o şeyin, fiyattan bağımsız taşıdığı özniteliktir.

Fiyat nicelik, değer niteliktir.

Değer, bir yargıdır. Ölçersin biçersin, fayda veya zararına bakarsın, güzel mi çirkin mi kararını verirsin. S

onra tüm ölçülebilen şeyleri geriye atar, içinde oluşan yargıya “değer” dersin.

Ya da değersizleştirirsin.

Değer aynı zamanda bir silahtır da… Birine düşmanlık besleyerek değer kazanabilirsin.

Çünkü düşman, seni de var eder. Birine verilecek en büyük ceza; onu değersizleştirmektir ki bu genelde o kişiyi veya kavramı görmezden gelmekle mümkün olur.  Değer bilen ol!

       SANA DEĞER VERENİ DEĞERSİZLETİRİR MİSİN?

DEVAMINI OKU

Hayatına pencere aç

PENCERENİN 5 FAYDASI

1-Bırak, güneş içeri girsin

2-Gamın kasvetin oradan uçup gider

3-Duvarın ardındaki gerçeği görürsün

4-Hayata baktığın yer olur

5-Beynindeki sınırları genişletir

Pencere umuttur, anlayıştır, görüştür.

Dertli insanı duman dolu odaya benzetir Mevlana; “pencere aç ki gamın uçup gitsin, yerine umut dolabilsin.” 

Halil Cibran sözü Mevlana’dan alır, günümüze taşır; ‘dogmaların çoğu, pencere camı gibidir. Ardındaki gerçeği görürsün de ama cam seni gerçeğin berisinde tutar, ona dokunamazsın.’

Pencere, bakıştır. Beynin sınırlarıdır. Anlayıştır, görüştür. Fikrimizin derununa dair değil, boyutuna dair benzetimlerin ifadesidir.

Arka sokağın mahalleye açılan deliğinden, ya karşı duvarı seyredersin ya da tüm semti

Eskiler; insanları, oturdukları evin penceresiyle değil, hayata baktığı yer ile tanımlardı; bazı insanları, hayata baktıkları pencereden atmalı…

Bizim Yunus; “Sular hep aktı geçti / Kurudu vakti geçti / Nice han, nice sultan /Tahtı bıraktı geçti / Dünya bir penceredir / Her gelen baktı geçti” der.

Pencere umuttur. Loş odanın morali boğduğu anda, açarsın ve umut tazelersin. Bu yüzdendir ki çabuk gelmesini istediğini, kapı eşiğinde değil de pencere önünde beklersin.

   PENCERENİ AÇIP NELERE DAVETİYE SUNABİLDİN?

DEVAMINI OKU

Kiminle beşibiyerdesin?

EN YAKIN BEŞLİNİN 5 ETKİSİ

1-Onlara dönüşürsün

2-Beyinleriniz senkronize olur

3-Ortak huylar edinirsin

4-Zekilere daha zeki

5-Aptallarla aptallaşırsın

Unutma; en fazla fakit geçirdiğin 5 kişinin ortalaması olacaksın.

İnsan, birlikte en çok zaman geçirdiği 5 kişinin ortalaması olurmuş. ‘Ruh halleri mürekkepse biz samandan kağıdız.

En yakınımızdaki üç-beş kişi damlıyor üzerimize…’  Yazar Jim Rohn’ın bu sözü, bilimsel araştırmalarla da doğrulanmış…

Ne kadar zeki, yetenekli, erdemli olursan ol; yan yana geldiğin insanlara dikkat etmelisin. Sosyal ilişkilerde tıpkı bileşik kaplardaki sıvı düzeyi gibi, yakın çevrenle etkileşip aynı düzeyde buluşacaksınız.

Kaldı ki senin sağlam olman yetmez, çürüklerden de uzak durmalısın. Yaylada armut toplamış, rafıma koymuştum. İçlerinden çürük olan, diğer sağlam armutları da çürütüvermişti.

Sosyal beşibiyerde kuralına gelince… Birlikte çok zaman geçirdiğinde, huyu, suyu, zihin yapısı, etik duruşu, dil düzeyi, kaygı, korku veya sevinçlerini de benimsemeye başlıyor, ünsiyet ediyorsun.

Önerim, aynı zincire dizileceğin beşibiyerdeyi iyi seçmen

Senden daha değerlilerle aynı sıraya dizilmen, çürük, çarık, değer üretmeyeni yakın halkandan çıkarman, iyileri koyman.

       KÖRLE YATIP ŞAŞI KALKTIĞIN OLUYOR MU?

DEVAMINI OKU

Çalıştayıp durma Çalışmaya çalış!

ÇALIŞTAYIP KAYTARMAK

1-Şu çalıştaylar bir tür pagan ayin gibi

2-Birileri çıkıyor sözüm ona bilimsel vaaz veriyor

3-Birileri de alkışlayıp, plaketliyor

4-Netice? Bitti, dağılabiliriz

5-Arayıp bulan neden yok?

Bir modadır gidiyor; falanca Arama Konferansı, Filanca Çalıştayı, Ortak Akıl Toplantısı… Hele şu çalıştaylar…

Yabancının Workshop dediği, bireylerin ortak bir konu üzerine çalışmalarını, düşünmelerini ve öğrenmelerini sağlayan uygulamalı bilimsel öğretim tekniğinin adı bu.

Katılımcıları konuya göre seçilir, problem tanımlanır ve bulunan çarelerin uygulanmasına yönelik sonuç raporlanır.

İyi de yüzlercesine katılan biri olarak ne sonuç gördüm ne de uygulamaya geçen çözüme tanık oldum. Arama konferansı, ortak akıl toplantılarına ne demeli?

Günün sonunda neyi aradığını unutuyor, ortak akıl denilen vasat, çalışmaz bazı fikirler ile kala kalıyorsun.

Zamanımıza yazık değil mi? Kitlesel kaytarmanın en maliyetli yöntemi.

İş yapar gibi görünüyorsunuz ama eylem filan yok. Niye?

       ÇALIŞTAMAK YERİNE ÇALIŞMAYI DENESEK?

DEVAMINI OKU

Ağır ağır ölüme dair

MÜZİĞİN 5 MUCİZESİ

1-Kulağını eğitir

2-Uyum ve ahengi benimsetir

3-Ruhunu yüceltir

4-Mutlu iken dikkatin bestededir

5-Mutsuz iken rikkatin güftededir

Mimari, donmuş musikidir.

Müziğe uzak olan incelikten de uzaktır.

Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.’

Pablo Neruda bu sözü ile müziğin, yolculuğun, gönüldeki inceliğin altını çizer.

2 bin 500 yıl önce Konfüçyüs; bir memleketin ahlak bakımından nasıl idare edildiğini anlamaya yönelik öneri sunar bizlere; “o ülkenin müziğini inceleyin. Harmoni varsa estetik ve ahlak hakimdir, kakofoni varsa anarşi ve adaletsizlik…

Kulak, işittiği sesleri alır ve onu stilize eder, müzikleştirir. Müzisyenler bu yüzden tıpkı çocuklar gibi, atalarına değil, zamanlarına benzerler.

Müzik, iletişim dili ise onun üzerinden insanlara ulaşabilir, gönüllere girebilirsin.

Derler ki ağızdan çıkan kulaktan döner ancak enstrümanın kalbinden çıkan kalbe ulaşırmış.

Müziği iletişim kurmak için yapmazsın ancak müzik yaptığında, iletişim başlatırsın.

Mimariyi dahi müzik üzerinden tanımlar; ‘mimari, donmuş musikidir’ dersin.

Müziği hayatından eksik eden estetikten mahrum kalır.

  HAYATINDA MÜZİĞE NE KADAR YER AÇIYORSUN?

DEVAMINI OKU