Sağlıkçılar ölüyor

GÖREV ŞEHİDİ SAYILSINLAR

Bizleri hayatta tutabilmek için hayatlarını kaybeden sağlıkçılarımız, şehit sayılsın.

Bizim için ölen bu insanlarımıza borcumuz yok mu?

Haberimiz var mı? Bizler düğünlerde, plajlarda, kulüplerde, vur patlasın çal oynasın tedbirsiz dolaşırken, sağlıkçılarımız teker teker ölüyor. Doktorundan hemşiresine, destek biriminde çalışanından hastane görevlisine dek ölüyorlar.

Koronalı hastalarla temas halinde olan bu insanlarımız, bizi hayatta tutmak için olağanüstü fedakarlık içinde gece gündüz çalışırken, sorumsuzlarımız maske takmamayı dahi maharet sayabiliyor. Geçenlerde ‘maskesiz haydutlar’ diye bir kamu spotu yazmıştım, yemediğim hakaret kalmadı.

Sağlıkçılarımız ölmesin diye onlara iş çıkarmayalım diyoruz. Bakanı, bakmayanı; ‘tedbir alın, sağlıkçılara iş çıkarmayın’ diye haykırıyor. Tedbirleri ciddiye alanları özenle ayrı tutarak diyeceğim odur ki sağlıkçılarımızı bu sorumsuzlar öldürüyor.

Önerim; Korona salgını sürecinde canla başla mücadele eden ve canından olan doktor, hemşire ve diğer sağlıkçılarımız; ‘GÖREV ŞEHİDİ’ sayılsın.

Bizim için ölen bu değerli insanlarımıza hiç değilse böylesi bir minnet duyalım.

          BİZİM İÇİN ÖLENLERE BORCUMUZ YOK MU?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Tarım olmadan asla!

SEN AĞA BEN AĞA… İNEĞİ KİM SAĞA?
İnekler sağılmıyor.
Olanları sağıyoruz da sayıları azalıyor.
Herkes sağmadan süt, üretmeden gıda talebinde…
#Korona diyor ki; gıda hayatidir.
Tüket! Ama üreterek!

Koronadan insanoğluna kalabilecek öğretiler arasında gıda en hayati olanların başında geliyor. Tıpkı sağlığın önemi gibi.

Salgın sürecinde tüm ekonomiler kapanmışken dahi gıdaya dair işler, durmadı hatta arttı. Tarım meğer ne kadar da önemliymiş… Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, maddiyat dilediğince artsın, yine de sağlık ve gıda ihtiyacı sürecektir.

Temel sorun, gıdayı kimin üreteceğidir. Eğer bunu başkası sizin için yapıyorsa, gelecek riskiniz vardır. Bu da herkesin gıda teminine dair duyarlılığı olması gerektiğini gösteriyor.

Gıda sektörün işidir, ben neden düşüneyim?’ Salgına dek geçerli olan bu görüş şimdi değişiyor. Eğitim içeriklerinde gıdaya ve tarıma daha fazla yer vermek zorundayız.

Çocuk, etin süpermarket raflarında yetiştiğini sanıyor. O market bir gün kapandığında, gıdayı nasıl temin edebileceğiz? Çok kişi biliyorum salgınla birlikte tarıma ilgi duymaya başladı. Bu, bence harika haber. Bilgi toplumunda da acıkacağız.

Üstelik, elden gelen öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz…

         BİZ ÜRETMEZSEK BİZİM İÇİN KİM ÜRETECEK?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Sen bitti dediğinde

TEDBİR AZALDIKÇA TEHDİT ARTIYOR
Koronadan bıktık fakat #korona henüz bıkmadı.
Oysa çoğumuz bitmiş gibi anında normalleşmiş(!)
Virüs kafada değil bedende bitmeli.
Aşısı bile bulunmadı ki.

Korona tedbirleri kapsamında 10 Nisan’dan beri uygulanan sokağa çıkma kısıtlamalarının olmadığı ilk hafta sonunda İstanbullular, güneşli havada sokaklarda idi. Çoğunun maske kullanmadığı, fiziki mesafe kuralına  uymadığını gördük.

Burada sorun, sen bitti dediğinde Covid19’un bitmeyişidir.

Herkes fazla normalleşmiş görünse de Korona süreci kendi doğal seyrinde devam ediyor. Virüs etkisini azaltmış olsa da pusuya yatmış bekliyor.

Bakan; ‘tedbir azaldıkça tehdit artıyor’ uyarısında fakat dinleyen yok. Bu durum sağlıkçılar için ilave külfetler çıkaracak. Zira takılmayan her maske onlara yeni vaka riski yüklüyor.

Ekonominin açılma süreci de adeta doludizgin… Henüz talep tarafı canlanmamış fakat işletmelere, kapalı kaldıkları ayların acısını, haftalar içinde çıkarmak için adeta yarış halindeler.

Etiketlerini anında değiştirenler, verdiği hizmete zam yapanlar ve henüz az olan müşteriye korona eziyeti yapanlar türedi.

Sen bitti dediğinde bitmiyor oysa. Tedbiri boşlamanın cezası olacak.

      SENİN İÇİN KORONA SÜRECİ SONA ERDİ Mİ?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Şarlatanlara dikkat!

BİREYSEL KARANTİNA ÇAĞI
#Korona’ya karşı her birimize sorumluluk düşüyor.
Kendimiz kadar ötekini de gözetmeliyiz.
Ağız burun temizliğiyle kendimizi
maske ve derviş selamıyla da ötekini koruyabiliriz.

Korona virüsü ülkemize resmen giriş yaptı. Salgının olumsuz etkisinden korunmak için her birimize sorumluluk düşüyor.

Öncelikle  şüyuu vukuundan beter dediğimiz panik havasına meydan vermemeliyiz. Bizden daha önce virüsün yıkımıyla karşılaşmış ülkelerin aldığı tedbirleri taklit edebilir, halk sağlığını korumak için kendi tedbirlerimizi geliştirebiliriz.

En önemlisi, her olayda ekranları kaplayan şarlatanlardan kulaklarımızı gözlerimizi uzak tutmalıyız. Korona, solunum yoluyla geçtiği kadar, paniği, ekrandan bu şarlatan uzman kılıklılar  tarafından yayılır. Sağlık Bakanlığı, tek resmi ve itibar edilmesi gereken mercidir.

Medyaya düşen, böylesi ciddi bir salgın tehlikesine karşı, şarlatan, cahil, ekran budalası, şöhret için korona virüsünü dahi görünürlüğüne alet edenleri ekrandan uzak tutmalarıdır. Durum ciddidir ancak şarlatanlar yüzünden komik hale getirilmemelidir.

İnternet, her türlü bilgiyi barındırır. Ancak itibarı yüksek siteler üzerinden aktarılan tedbirlere itibar edilmelidir.

          NE ARA KORONA UZMANI OLDU BUNLAR?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU

Kazıklanıyor muyuz?

SAĞLIK OLSUN!
Sağlık hizmetinde ödediğimizin tam karşılığını aldığımızdan nasıl emin olacağız?
Bize dayatılan fahiş faturaların dilsiz kurbanları olmak zorunda mıyız?
Acaba hakkaniyet sağlanamaz mı?

Azımsanmayacak derecede yüksek ücret karşılığında aldığımız sağlık hizmeti, fiyatının tam karşılığı mıdır? Ya da soruyu şöyle soralım; sağlıkta kazıklanıyor muyuz?

10 yıldan beri gelişen sağlık hizmetleri, bu performansını “tedaviye yönelik kalitede” gösterebiliyor mu? Görünen; sağlık gibi harcaması pek de sorgulanmayan alanda, yığınca düzenlemeye rağmen, çok pahalı hizmet aldığımızdır.

Öyle uygulamalar var ki alınan hizmetin “pahalılığını” değil, bu hizmetin sağlıkla doğrudan ilgisini sorgulatıyor.

Genel kanı; 5 yıldızlı otel tarifesinden az yıldızlı sağlık hizmeti… Gerekliliği tartışılan testlerle hastanelere gelir sağlarken sunulan şifanın, bu paraya değip değmediği

Doktorlar neden bu kadar test ister? Bunun bir ayarı yok mudur? Fazla test daha doğru tanı mı sağlamaktadır?

Bu kadar fazla ilacı almak, hapı yutmak zorunda mıyız?

Aynı MR’ı, 90 liradan çeken ile 2,200 liradan çeken arasında ne fark vardır ve bu teknolojik utancın sorumlusu kimdir?

        TÜRKİYE’DE SAĞLIK SEKTÖRÜ SAĞLIKLI MIDIR?

twitterpinterestlinkedinrssby feather
DEVAMINI OKU