Organizasyon dehşet

AVARA KASNAK MISIN?

1-Değer üretmeyen

2-Güç aktarmayan

3-Ama sistemi geren ve boşa dönen parçaya avara kasnak denir

4-Siz; boşa çalışan, çalışır gibi görünen

5-Kendini tekrar eden sistemlerin parçası olmayın

Adamın biri arkadaşıyla yolda giderken elindeki çakısıyla parmağını keser.

Biraz ötede bir özel sağlık kurumu vardır.

Adam “ben şurada pansuman yaptırayım” der.

İçeri girince, karşısına iki kapı çıkar.

Birinde ‘HASTALAR’, ötekinde “YARALILAR’ yazılıdır.

Yaralılar kapısından girer.

Yine iki kapı vardır.

Birinde ‘ET’, ötekinde ‘KEMİK2 yazar.

Et kapısından girer.

Yine iki kapı…

Birinde ‘ÖNEMLİ’ ötekinde ise ‘ÖNEMSİZ’ yazıları vardır.

Önemsiz yazandan girince bir anda kendini sokakta bulur.

Arkadaşı sorar: ‘Nasıl, sana iyi baktılar mı?’ 

Adam cevap verir: ‘Hayır, ama organizasyon dehşet!’

Türkiye; ‘dehşet organizasyonlar’ cenneti(!) durumundadır.

Değer üretmeyen sistemleri ayıklamadıkça organizasyonel ‘dehşetler’ bizi orta gelir tuzağına mahkûm edecektir.

Sorun, yeterince üretememektir ve ortada üretilen değer yoksa organizasyonel mükemmelliğin hiçbir anlamı yoktur.

ANLADIK MÜKEMMELSİNİZ AMA KİMİN NE İŞİNE YARARSINIZ?

DEVAMINI OKU

Ey liyakat neredesin?

BEYNİNİ KULLAN, KORKMA; BİTMEZ…

1-Zor zamanlar; ne yaptığını bilen,

2-Güçlü beyinlerle aşılabilir ancak.

3-Krizlerden az hasarla çıkmak mı istiyorsun?

4-O halde liyakati ara, bul.

5-Daima kabiliyetlerle çalış.

İddiam odur ki beyin açığıcari açıktan daha önemlidir ve eğer liyakati bulup yüceltirsek daha mutlu bireyler haline gelebiliriz. 

Beyin göçünü önler, kabiliyeti bulup yüceltiriz. Ancak sorun şu ki liyakatten ziyade sadakati önceliyoruz.

Sadakat kötü bir şey değildir.

Ama sadakat sahipleri eğer liyakatli değilse, bugün sana sadık olan, yarın bir başkasına sadık olabilir.

Oysa liyakat sahibi, aynı zamanda işine sadık insanlardır.

Şu anda dünya ekonomileri Korona yüzünden zor durumda.

Yalnızca devletler değil, kurumlarşirketler zor zamanlardan geçiyor.

Biliyoruz ki zor süreçler ancak bilimle, liyakatle aşılabilecek.

Cahil sadıklar yerine liyakat sahiplerini arayıp bulmalı ve yönetimin tüm kademelerine onları taşımalıyız.

Aksi halde?

Olacağı şudur; cahil insanlar her şeyi bildiklerinden, öğretilemezler de…

İşletmen batar sen de kriz içinde daha derin kendi krizinin kurbanı olursun.

Şayet olağanüstü zamanlarda bilimi, bileni, liyakati arayıp bulmaz isen başın büyük belaya girer.

Benden söylemesi…   

KABİLİYETLİ KAÇ İNSANLA ÇALIŞIYORSUN?

DEVAMINI OKU

Toplantıya davet adabı

MÜHLET VERMEK HÜRMET GÖSTERMEK

1-Davet ettiklerinizi sıkboğaz edip,

2-Mühlet vermeden,

3-“Toplantım var atla gel” demek;

4-Terbiyesizliktir.

5-Bu; kibir göstergesidir, davetlilerinize saygısızlıktır.

Toplantı ve etkinlik düzenlerken davet ettiklerinize az mühlet tanımak, davet adabına uymaz.

Davet için az mühlet vermek, sıkboğaz etmek, bugünden karar verip, yarın insanları toplantıya davet(!) etmek kabalıktır.

Eskiden bu daveti şirketler kendileri yapardı.

Şimdi PİAR firması kullanıyorlar ve buna rağmen koca koca firmalar, ünlü insanlar, çoğu kez hayati önemde etkinliklerine misal; “yarına” davetiye çıkarabiliyorlar.

Herkesin yarını doluymuş, başka işleri varmış, onlar için önemli değildir.

Zira ‘filan bakandan ancak olur gelmiştir’ patron ancak onay çıkarmıştır.

Zaten insanoğlu nefesini tutmuş o daveti(!) beklemektedir.

Az mühlet, davet ettiklerine hakarettir.

Onların zamanına saygısızlıktır.

Sizin aptallığınız, konuklarınıza karşı küstahlıktır.

Uygar toplumlarda short notice, büyük terbiyesizliklerden biri kabul edilir ve iş yapma kültüründe çok “ayıp” sayılır.

Davet verenin kalitesi, zamana gösterdiği saygıdan bellidir.

  ‘DAVETİM VAR ATLA GEL’ DEMEK; AYIP DEĞİL Mİ?

DEVAMINI OKU

Rakamların gürültüsü

5 RAKAMLA GERÇEĞİN FERYADI

1-Gerçekler, rakamlara dökülüyor.

2-Rakamların sesini kısamazsın.

3-Mızrak çuvala, rakam TÜİK’e sığmaz.

4-Ülkede herkes sana alkış tutsa bile faydasız.

5-Rakamlar gerçeği haykıracaktır.

Rakamlar; ifadesi ve anlamı net olan anlatım dili

Hükümet her attığı adımda beğenmediği bir rakam gördüğünde; ‘bu rakamı nasıl ortadan kaldırırım, hangi yönü ile görünmez hale getirir, sesini kısarım’ diyerek atraksiyonlara başladı.

Enflasyonu aşama aşama gizledi.

Bunu öyle gizli de yapmadı.

Ülkenin en önemli, en bilindik, en itibarlı kurumları aracılığı ile yaptı.

Yönetimini değiştirdi, sepetini değiştirdi. Adı enflasyon olan, göstergesi, ibresi aynı noktalarda dalgalanan aletler üretti.

Sonuç; mızrak çuvallara sığmayınca ‘hissedilen enflasyon’ kavramı ortaya çıktı, ‘ENAG’lar türedi.

Ülkede öylesine büyük körlük ve sağırlık yaşanıyor ki…

Artık rakamlar şişeden çıkan Cin gibi ortalığa saçılıyor.

Nasıl mı?

CDS’ler 270’lerde, dolar 33 Lira engelini zorluyor.

Parkurda koşu halinde.

Ülkenin saray söylentilerini yabancı kurumlar, TV’ler, bankalar, dile getiriyor.

Herkesin önünde gerçekleşmesi adeta meşruymuş gibi ekonomi yönetimi ‘%70 enflasyon var ama sokağa çıkabiliyorum’ noktasına gelebildi.

Böylesi bir gerçeklik yaşanırken rakamlar çıldırmayı sürdürecek.

 RAKAMLARIN SESİNİ DUYABİLİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Sokağa çıkabilmek

SOKAĞIN DİLİYLE 5 UYARI

1-Açlık en büyük kitle imha silahıdır

2-Sokak bu silahın yankılandığı yerdir

3-Sokağa kulağını tıkayan kaybeder

4-Sokağı sindirmiş olman yetmez

5-Sessizliğin sağır ediciliği seni bulur

Evden adım attığında, pencereni araladığında, hayata dokunduğunda; sokaktasındır.

Sokak; iki yanında ev olan, caddeden dar ve kısa olan yoldur.

Sokak, halkın sesini duyabildiğin dinamik mekandır.

Ekonomideki büyük çöküş dalgaları, sokağın sesi ile inler.

Zira sokak artık bir ses olmuştur.

Kulak veren için uyarı, kulağını sokağa tıkayan için ise gaflet…

Sokağa çıkmak daha önce kıyafetinle, sözünle güçlü bir duruş gerektirirdi.

Pazara geç giden, çöpten beslenen, kıt kanaat geçinmeye çalışan insanlar sokaktan çekilince…

Ağzını açamayan, konuşamayan insanlar haline gelince…

Kendi söylediği sözleri bir gün sonra ‘yanlış söylemişim’ diye yalanlayan insanlar dolmaya başlayınca, sokağın da anlamı değişti.

Enflasyonun %80’e dayandığı, gerçek enflasyonun ise %120’ye koştuğu ortamda, bunun sorumlularının sokağa çıkabilme cüreti göstermesi, tam da bu yüzdendir.

Sokak sessizleştirildi, ses çıkarana haddi(!) bildirildi.

Sokak, buna rağmen açlığın sessiz çığlığıyla yankılandığı yerdir hâlâ…

SESSİZ ÇIĞLIKLARI DUYABİLİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Şahı korumanın bedeli

HAYAT OYUNU İÇİN 5 SORU

1-Şah adına neleri feda edersin?

2-Kendini eksilterek nereye kadar?

3-Plan ve strateji yeterli midir?

4-Hayatta zar da yok mudur?

5-Şah mısın, piyon musun?

Tüm cevaplar sende…

Satranç oyunu, şahı korumak üzerine döner.

Tahtada beyaz ve siyah taraflar vardır ve her iki taraf da rakibin şahını mat etmek amacındadır.

Şah devrildi mi oyun bitmiştir.

Piyonlar, atlar, vezir, kale

Yetkinlikleriyle tek amaca yönelmiştir; tehdit altındayken şahı korumak

İlk feda edilen piyonlardır.

Sonra filleratlarkalelervezir

Bir şirketin, bir ülkenin, bir insanın hayatını satranç oyunu üzerinden anlatacak olsam; kendime şu soruyu sorardım; ‘neleri feda edip nelerle yürümeli?

Satranç federasyonu görevim süresince ve sonrasında da hayatın oyunu olarak satrancı gördüm. 

Stratejin olmalı, her hamle düşünülmeli ve pek çok hamle sonrası hesaba katılmalı

Ancak hayat bana gösterdi ki zar da var.

Sanki tavla, hayata daha uygun düşüyor gibi.

Ama Dede Efendi köçekçesinde mesaj veriyor; ‘cehar attım şeş oynadım Yine felek yendi beni…’

Satranca dönersek, şahı korumak uğruna neleri feda ettiğimize bakıp şu soruyu sormalıyız kendimize;        

ŞAHI KORUMAK KENDİMİZİ FEDA ETMEYE DEĞER Mİ?

DEVAMINI OKU

Sana ne algılatılıyor?

5 ALGISAVAR ÖĞÜT

1-Her söylenene inanma

2-Gündemini değiştirene dikkat

3-Gösterilenin arkasını merak et

4-Bilinçli ilgisizlik alanların olsun

5-Yalan yağarken zihnini ıslatma

Algıların hayatidir; gerçeğe dönüşürler

Algı, duyularımızın aldığı bilgileri yakalayan, işleyen, aktif olarak anlam kazandıran bir kabiliyettir.

Çevremizi anlamamız onun sayesinde mümkündür. 

Algı, yönetilebilir, geliştirilebilir, köreltilebilir hatta manipüle edilebilir

Hayat; algılar üzerinden yürür.

Onları yönetebilen, algıları gerçeğe dönüştürecektir. 

Duyduğun izlediğin edindiğin her bilgi, sana ne algılatılıyor?

Pireyi deve, deveyi pire olarak sana gösterebiliyor algılarımızı yönetmek isteyen güçler

Dikkat ediyor musun?

Gündem sürekli değişiyor, sorunlar dağ gibi büyüyor.

Bugünün en önemli sorunu, yarın anında unutuluyor.

Zira yeni bir gündem ile zihnimiz bulanıyor.

Uluslararası mecralarda taşraya düştüğümüz yetmiyormuş gibi kriz yokmuş algısı ile yönetilir hale geldik. 

Yetkisizbilgisiz, zayıf insanların elinde ülkenin değerlerine uymayan reklamlarla ortaya çıkıyoruz.

Çürüme her yerde her alanda artıyor.

İyileştirmediğimiz yaralar diğer organlarımızı da çalışmaz hale getirip zihin yetmezliğine yol açıyor.

   ALGINI YÖNETENLERİ FARK EDEBİLİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Kararlılık söyleminin halka faturası ağır…

EYLEMSİZ KARAR ÜLKEYE ZARAR

1-Yanlış karar dahi kararsızlıktan iyidir

2-Ama kararının ardında durman şartıyla

3- ‘Kararlıyız çözeceğiz’ diyorsun

4-Ancak çözülen bir şey yok

5-Kararlıyım diyene kitleler sürgit kanar mı?

Kararlılık; Kararlı olma durumudur. İstikrarlı gösterir.

Nereye uygulanırsa orada anlamlı ve olumlu sonuca ulaşır.

Söylemi net, eylemi meşakkatli, hareketi sonuca doğru daralandır.

Hedefi 12’den vurmak isteyen herkes için çözüm arenasıdır kararlılık.

Kararlılık uygulanıyor ancak hedefe ulaşılamıyorsa 2 durum söz konusudur.

Bir; ortadaki eylem kararlılık içeren bir eylem değildir.

İki; okçular hedef tahtasını tutturacak maharete sahip değildir.

Peki, kararlılıkla yola çıktıklarımız nelerdi?

Enflasyonda kararlıyız, hedef %5. Netice TÜFE %72.

Liranın itibarını korumada kararlıyız; Para pul oldu.

Faiz tek hane kararı vardı %50’ye kilitledik $ uçtu.

Doları indirme kararı vardı. KKM çıkardık, durduk.

Kredi itibarında kararlıydık, CDS’imiz 250’ye takıldı.

Borsada ‘kazan kazan dönemi, para akacak’ dedik; yabacılar 2018 yılından bu yana kararlılıkla kaçtı.

Acaba hangi kararlılığımız netice verdi?

Kararlıyız’ söylemiyle oyalamak yerine kararın gereğini yapsan?

EYLEMSİZ KARAR ÜLKEYE ZARAR DEĞİL Mİ?

DEVAMINI OKU

Beterin beteri var

GELENİ ALKIŞLARKEN DİKKAT!

1-Eski yolda yeni ayakkabı olmaz

2-Yeni yolda eski ayakkabı kötü

3-Sen halini düzeltmeye bak

4-Çürüme varsa gelen; giden gibidir

5-Gelenin gideni aratmadığı tek yer Victoria Secret’s defilesidir.

Bazen her şey ters gitmeye başlar ve “bu kadar da olur mu?” deriz. Ama yine de olur.

Sürekli olarak gelen, gideni aratmaya başlar.

Zira çürüme başlamıştır ve kendisini geniş bir tabana yayarak devam edecektir.

Siz hiçbir şey yapmadığınızda o kendiliğinden geçmeyecektir.

Durduğunuz noktada bile gerilemeye başlarsınız.

Zira durmak artık, düşüşün bir parçası haline gelmiştir.

Yaşam döngülerimiz, çevreye duyarlılığımız, bizi biz yapan değerlerle yaşayışımız toplumsal normlarla çerçevelendirilmiştir.

Ne zaman ki bu toplumsal normları kafamıza göre değiştirmeye başlar, eklemeler yapar, istediğimiz gibi çıkartırsak; tüm toplumsal dengeler ile oynarız.

Kurumların özerkliklerini ortadan kaldırırız.

Sistemin işleyişini tıkarız. Sistemleri olmayan toplumlar, beter dedikleri noktada sürekli yeni beterleri test ederler.

Zira beterin beteri vardır.

Gelenin gideni aratması, tam da bundan dolayıdır.

Misal mevcuttan bıktınız diyelim, peki ya yerine getireceğiniz, beterin beteri çıkarsa ne yapılır ki…

YENİ GELEN, GİDEN BETERİ ARATABİLİR Mİ?

DEVAMINI OKU

Kurumsaldan durumsala

KURUMSAL MISIN, DURUMSAL MISIN?

1-Salgın, ekonomik kriz; değerleri unutturdu.

2-İlkeler, kurallar rafa kalktı.

3-Kurumun kaderi kişilere bağlandı.

4-Duruma göre davranır olduk.

5-Çürüme, bozulma, çökme yaşıyoruz.

Kurumsallık; bir kurumun, bir kuruluşun, işletmenin veya markanın şahıslara bağımlı olmadan faaliyetlerini sürdürebilmesi ve geliştirebilmesini sağlayan bir yapıya sahip olması işlemine denir.

Kişilere mahkûm olmama hali…

Durumsallık; ‘tüm koşullarda uygulanabilecek en iyi yönetim şekli yoktur’ tezine dayanır ve yönetici kural koymazkurala uymaz esnekliğini savunur.

Yönetici ilkelere göre değil olaylara göre davranır.

Duruma göre en etkili yöntem kullanılmalıdır.

Kurumun kaderi, kişilere terk edilmiştir.

Türkiye, önce salgın ve sonra da ekonomik kriz yüzünden kurumsallıktan hızla uzaklaşır oldu.

Yıllarca uğraşıp didinip var ettiğimiz kurumlar bozulmaya çökmeye çürümeye terk edilir oldu.

Günün getirdiği sorunlarla baş edebilmek için ilkeler, kurallaretik dahil tüm kurumsal değerler unutulup durumu kurtarmanın yolları aranır oldu.

Devletin yerleşik kurumları dahi, liyakatsiz kişilerin elinde durumsallaştı, durumun gerektirdiğini yapmaya zorlandı, ilkesizleştirildi.

  KURUMUN, DURUMU MU İDARE EDİYOR?

DEVAMINI OKU