Usta mı acemi mi?

SÖZDE USTALARDAN BIKTIK

1-Kendine usta süsü verenler evi şantiyeye çeviriyor

2-Zamanımıza yazık

3-Paramız ziyan oluyor

4-Erbabı olmayana iş vermeden önce düşün

5-En iyisi biz de tamirat becerisi kazanmalıyız

Kendini usta diye tanıtıp işini kötü yapanlardan şikayet var.

Mesleki yetkinlik olmadan giriştikleri işleri batıran, tamir edeceğine daha da beter hale getiren ustalar…

İşinin erbabı olanları özenle ayrı tutarak diyorum ki evinize usta diye çağırdığınızın çoğu, yarım bilgileriyle size maddi külfet çıkarıyor.

Peki, neden? 

Meslek okullarına rağbet yok, usta-çırak ilişkisi çoktan tarih olmuş, önüne gelen, kendini usta diye takdim edebiliyor ve yetkinlik belgesi aranmıyor.

Hal böyle olunca internetten veya mahalleden bulduğunuz tesisatçı, elektrikçi, marangoz, parkeci, beyaz eşya servisleri, hem yüklü para alıyor hem de sorunu çözemiyor.

Size de evinizi şantiyeye çeviren sözde ustalar ile saç-baş olma stresi kalıyor.

Dünyada benzer sorun var.

Çoğu ülkede ‘kendin yap’ uygulamaları yaygın.

Basit bir tamirat için acemi ustaya mahkûm olmak  yerine, böylesi becerileri geliştirmeyi öneriyorum.

Ustalık düzeyin ulaşamasanız dahi sorunu kendiniz çözebilirsiniz.

EVDEKİ USTADAN ŞİKAYET ETMEYEN VAR MI?

DEVAMINI OKU

Yasaklanmadan yaşasak

SINIRIN 5 FAYDASI

1-Haddini bilirsin kurala uyarsın

2-Seni de toplumu da korur

3-Hayatı kolay kılar

4-Yasağa yasakçıya gerek kalmaz

5-Sorumluluk sahibi olursun

Yasak söz konusu olduğunda 2 şeye dikkat etmeli.

1-Yasağı kim (kimler) koymuştur, 

2-Yasağın amacı nedir?

Sınırlar daima var olmuştur.

Söz konusu özgürlük olduğunda dahi sınırlar vardır.

Misal benim özgürlüğüm, senin özgürlüğünün başladığı yerde sınırlanacaktır.

Ben, haddini aşarsa, öteki yasağı ile onu durduracaktır.

Toplum, kurallarla uygarlaşır.

Her kural, hayatı çerçeveler ve çerçeve sınırlarıyla vardır.

Yasaklar, kuralların aşılmasıyla devreye girendir.

Eğer bir diktatör veya tiranın esiri değilseniz, yasaklara mecbur kalmamak için kurallara uymalısınız.

Doğanın kuralları için de durum değişmez. 

Dere yatağına ev yaparsan sel seni yasaklar.

Avrupa’da her yer açık.

Mesela insanlar bilinçle mesafeyi korudular, sınırlamalara uydular, eğitimden geri kalmadılar, yasak gereksizleşti.

Kişilerin kendilerini kurala tabi tutmaları, birisinin yasak koymasına gerek bırakmaz.

Yasaklanmadan yaşama istiyorsan, seni hayatta tutan kurallara uy ve meydanı yasakçı zihniyetlere bırakma…

FAYDALI KURALA UYSAK YASAKLANIR MIYIZ?

DEVAMINI OKU

Değişimi kabullen

DEĞİŞİMİN 5 ÖDÜLÜ

1-Zamanın ruhunu yakalarsın

2-Yeni koşulları fark edersin

3-Kendini geliştirirsin

4-Yeni yetenekler edinirsin

5-Dayanıklı olursun

Zaman sana uymazsa sen zamana uy.

Değişim; bu uyumun pratiğidir.

Hayatta başarılı olan insanlar değişimi kabullenir.

Çünkü hayat değişkendir.

Her an, her gün, her hafta; yeni, farklı imkan ve tehditleriyle gelir kapımıza…

Hele ki değimin hızlandığı zamanlarda buna direnmek, onu kabul etmemek, bırak yerinizde saymayı, geriye gitmenin en hızlı yolu olur.

Değişim; beraberinde yeni ve farklı kavramlar önermektir. 

Hayat önerir, sen kabul eder veya reddedersin.

Eğer hayat yeni fikirler üretiyorsa aynı noktada saplanıp kalma…

Değişimi kabullenen insan; okur, araştırır, merak eder, hedef koyar.

Hayatının akışını dönüştürme gücü vardır.

Tercihlerimiz bu akışa yön verebilir ya da değişimin sunduğu yeniliklerin kaybolmasına yol açabilir.

Şirketler, değişen pazar koşullarını fark edip buna uygun değişebildiği ölçüce var olur.

Eğer her şey aynı kalmışsa, değişmeyebilirsin.

Bu durumda dahi değişim şart olur zira sen değişiyorsun, hayata bakışın değişiyor ve daha iyi bir yarın uğruna dünü geride bırakmaya zorlanıyorsun…

DİRENİRSEN DEĞİŞTİRİLECEĞİNİ BİLİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Övme övülme şehveti

ŞEHVETİN 3 TÜRLÜSÜ

1-Cinsel şehvet; eline diline beline dikkat!

2-Yeme içme şehveti; sağlığına dikkat!

3-Övme övülme şehveti; Nice imparatoru yıkmış

4-Haddi aşan övgü tahrip eder

5-Övgüyü abartma ki yalakalığa dönüşmesin

Methetmek (övmek) bir insanı, başarıyı; güzel sıfatlarla kuşatmak demektir.

Eğer methedilen bu sıfatları taşıyor ve buna layık ise sorun yoktur.

Hatta “hakkını vermek” güzel bir tutumdur, iyi sıfatları teşvik gücü vardır.

Ancak layık olmadığı halde methedilmeyi istemek, kişiyi içten içe zehirleyen bir hastalığa dönüşüverir.

Methedilme illetine kapılanın sonu; peşi sıra kuyruğa giren, olası başarısızlıkları ve hatalarıdır.

Kendisini dev aynasında görür, iltifat bağımlısı olur ve bunu görenler onu övgü kurşunuyla vuracaktır.

Övülme kadar, övme arzusu da abartıldığında hastalığa dönüşür.

Buna riya (yaranma) denir ve övülen kişiyi de yoldan çıkaran neticeler doğurur. 

Dikkat edin; övülme kadar övme de bir tür ruhsal şehvettir.

Birbirinizi överken abartmayın.

Övmek, bir diğerini boğazlamaktır.

Haddini aşan övgü, hataları görünmez kılar, düşmanı sinsileştirir, bedeni çürütür.

Daha fazla övgüye bağımlılık geliştirir.

Erdemi yok etmek istiyorsan, sahibini, sürekli öv…

ABARTIRSAN ÖVGÜ MÜ OLUR RİYAKÂRLIK MI?

DEVAMINI OKU

Diyalog mu tebliğ mi?

2 MONOLOG 1 DİYALOG ETMEZ

1-Sen konuşurken seni dinlemiyor,

2-Sıra bana geldiğinde ne diyeceğimi düşünüyorsam;

3-Buna diyalog diyemeyiz.

4-Diyalog; dinlemekle başlar.

5-Monolog dinlemeden konuşmaktır.

Çoğumuz, diyalog yerine monoloğu tercih ediyoruz.

Diyalog etkileşimli (karşılıklı olan) iletişimin adıdır.

Sen konuşurken dinlemek ve söylediklerinden yola çıkarak benim senden duyduklarım hakkında konuşuyor olmaktır.

Diyalog; ancak bu etkileşimli iletişim ile  gerçekleşebilir.

Fakat genelde olan biten şudur; sen konuşurken seni dinlemek yerine, söz sırası bana geldiğinde sana ne söyleyeceğimi düşünmek….

Böyle olunca tek taraflı tebliğ (monolog) ile çift taraflı iletişim (diyalog) gerçekleşmiyor.

Zaten iletişimin doğal zorluk kademeleri ortadadır;

1-Düşündüğün 

2-Söylemek istediğin, 

3-Söylediğini sandığın, 

4-Söylediğin, 

5-Karşınızdakinin duymak istediği,

6-Duyduğu,

7-Anlamak istediği, 

8-Anladığını sandığı,

9-Anladığı…

Üstüne bir de monolog saplantısı gelince? Konuşmak (monolog) kolay; bildiğini seslendirirsin.

Dinlemek (diyalog) zor; yeni şeyler öğrenirsin. 

Tebliğ; sözü karşındakine dayatmak ise diyalog onu anlamaktan geçer.

 SAHİ, KONUŞTUKLARIMI     DİNLİYOR MUSUN

DEVAMINI OKU

Trafikte imtiyazlılar

ÇAKARLI ÇAKALLAR

1-Onları araçlarından tanırsınız.

2-Yanarlı dönerli ışıkdakları vardır.

3-Kurallar onlara işlemez.

4-Emniyet şeridini kullanırlar.

5-Polis onları durduramaz.

Çünkü sistem ve yasalar onları korur.

İnsanı canından bezdiren trafikte, kurallara uyum göstermeyenler yüzünden sürücüler fazladan eziyet çekiyor.

Sürekli sağ şeridi işgal edip gitmeyenler…

Sinyal  kolunu kullanmayanlar, trafik işaretlerini ve işaretçileri yok sayanlar…

Bir de sıkışık trafikte ışıldaklı araçlarıyla geçiş üstünlüğü sağlananlar…

Ben onlara ‘VVIP’ diyorum.

Kast sisteminin yaygın olduğu Hindistan’da böyle bir kategori var; ‘Very Very Important Person’.

Bizde ise böyle bir sınıf yaratıldı.

Polis, itfaiye, ambulans, cumhurbaşkanı geçiş üstünlüğüne sahiptir.

Ancak biz Çakarlı Çakal Sınıfı yarattık.

Bu ÇÇS’ler emniyet şeridi kullanır, hız kurallarına uymaz, itiraz edeni tehdit eder.

Yasayla milletvekillerini de çakarladık, sanki yasa çıkarmak için meclise acilen yetişesi varmış gibi.

Rahmetli Bekir Coşkun VİP’i (Very Important Person) olanlara ÇÜK (Çok Ünlü Kişi) derdi.

Ancak bu çakarlı çakal tayfası, trafikte de kamusal alanda da imtiyazlı sınıf oluşturdu.

Demokrasilerde herkes eşittir ama bu çakallar daha fazla eşittir gibi.

Çakar yasasını değiştirip bu saltanatı bitirelim.

ÇAKARLI ÇAKAL SEN UTANMAZ MISIN?

DEVAMINI OKU

Bağımlılık salgını

BAĞIMLILIĞIN 5 KISITI

1-Beynin özgür düşünemez

2-Biat zihnini kaplar, aklın iraden gider

3-Ele güne muhtaç olursun

4-Bağlandığın bitince, bitersin

5-Konfor tuzağında çürürsün

İyiye bağlan ama bağımlı hale gelme

Bağımlılık; bir başka şeyle şartlanmış olma, o şeye bağımlı olma hali…

Öyle ki bir hazza, maddeye, kişi veya kişilere bağlanıp kalırız ve hayatımızın kalitesini, bağlandığımızın sınırları belirler.

Bağlan ama bağlandığına çok dikkat et.

Bağlan ama bağımlı olma zira bağımlılık kendi iradeni askıya almaktır.

Peki, neye bağımlı oluruz? 

Karamsarlığa bağımlı olursan hayatını kara bulutlarla öreriz.

Bencilliğe bağımlı oluruz, ‘ben’ üzerinden hayatı yönetir ama kaybederiz.

Bağımlı ekonomi, kazandığından fazlasını harcayan, ürettiğinden fazlasını tüketen bu yüzden dışa bağımlı hale gelip özgürlüklerini budayan ulusların düştüğü tuzak…

Kadın için bağımlılık, erkeğin eline bakma hali… 

Çocuk için bağımlılık, yetişkinliğe dek süren geçici bir süreç olmalıdır.

Aile için bağımlılık, kendi ayakları üzerinde duramama ve bir başka aileye, siyasi partiye sürgit muhtaç olmaktır.

Şirketin bağımlılığı, sürekli destekle ayakta kalabilmesidir.

Bir lider için bağımlılık, iktidar hırsının içinde boğulmaktır.           

SENİN BAĞIMLILIĞIN NEYE VE KİMLEREDİR?

DEVAMINI OKU

Al gözüm, seyreyle…

GÖZ ,DİKKATİN NAMLUSUDUR..

1-Dinlerken bütün bedenin kulak kesilir de

2-Dikkatle bakarsa zihnin göz bebeğin olur

3-Evrene açılan penceredir

4-Çevrelidir ki ışığı toplayabilsin

5-En büyük uçurum gözdür, düşenin parçası dahi bulunmaz

“Gözdür cihanı gezer de gönül biriynen olur” der ozan.

Gözcüsü olursun cihanın. 

Gözlem yapar, kayda geçersin. 

Doğayı nişanlayan dikkat kurşunu, gözden çıkar.

Gider, hedefini bulur ve oradaki rengi, şekli avlayıp sana getirir.

Al gözüm, seyreyle Salih…

Ne gördün kurudan yaştan, anlat hele…

Terazinin kefeleri de gözdür…  

okkayı ötekine darayı koyarsın.

Her göz diğerine eşit durursa adalet sağlanır ancak.

Göz; çukurdur da. Çevrelidir.

Çevrelenmiş, sınırlanmıştır.

Eğer öyle olmasaydı ışığı toplayamaz  yansıtamaz biriktirip zihne gönderemezdi.

Evin odalarından söz ederken kaç göz (oda) olduğu zikredilir.

Göz, dikkatin namlusudur.

Dinlerken bütün bedenin kulak kesilir de deruni bakarken tüm zihnin gözbebeğin olur.

Göz; evrene açılan penceredir.

Bu yüzdendir ki insan ve hayvan bedenindeki delik, nasıl ki evreni zihne ulaştırır, topraktan sızan suyu damağımıza getiren deliğe de göze deriz.

Yeryüzünün gözüdür göze…

Göze gözün gibi bak.

CİHANA ÖTEKİNİN GÖZÜNDEN BAKABİLİR MİSİN?

DEVAMINI OKU

Sorumlulukla ödüllendir

EL BEBEK GÜL BEBEK

BÜYÜYÜNCE SOL BEBEK

1-Ayağına taş değmesine dahi izin vermiyor,

2-Adeta bir fanus içinde

3-Yetiştiriyoruz çocukları.

4-Bu yüzden açlık yokluk utanç gibi duygularla

5-Baş etmeyi öğrenemiyorlar.

Biz çocukları ailenin refahına ortak ediyoruz, hayatına değil.

‘Aman zorluk yaşamasın.’

Oysa insanı insan yapan; utanma, üzüntü, başarısızlık, kızgınlık, hayal kırıklığı gibi duygulardır.

Acar Baltaş; ‘utanma, suçluluk duygusu olmasa nasıl bir insan olacağını düşünebiliyor musunuz?’ diye sorar.

Çocukların olumsuz duygu yaşaması, zorlanması gerekir.

Küçüklükten beri bir işi yapmak onun işi olmalı.

Ödül almak için yapmamalı, o ailenin bir parçası olarak sorumluluklara katılmalı.

14’ünden itibaren yaz aylarında çalışmalılar ki paranın kıymetini anlasın, bir yetişkin dilini öğrensinler.

Sorumluluk alsın, kararlarının sonuçlarıyla karşılaşsınlar.

İnsan ilişkilerinde sınırın nereden geçtiğini görsünler.

Okula yetişme sorumlulukları dahi yok, servis bile kapıdan alıyor.

El bebek gül bebek yetiştirilen çocuklar, hayata atıldığında hazır olmadığı gerçekler karşısında soluveriyor.

Kendimize sormamız gereken şudur; acaba çocuğuma iyilik mi kötülük mü ediyorum?

ÇOCUĞUNUZ EN SON NE ZAMAN AÇ KALDI?

DEVAMINI OKU

Bilgi yoğun cehalet

ÇER ÇÖP BİLGİDEN UZAK DUR

1-Ortada bilgiden ziyade bilgisizlik varsa,

2-İnternet sayesinde;

3-Bilgisizliği örgütlersin.

4-Teknolojiyi cehaletin emrine verdiğinde;

5-Daha donanımlı ilkellikler elde edersin.

Nitelikli bilgi, asla ortalıkta değil.

Sıradan değersiz bilgi ise hemen her yerde bizimle. 

Misal Internet’te, birbirinin neredeyse kopyası fikirler, bilgiler, düşünceler, uçuşup duruyor.

Eğer daha önce o konuda siz de bir şeyler üretmişseniz, bunları da aynı yerlerde buluyorsunuz.

Peki işe yarıyor mu?

Pek sanmıyorum.

Neticede ortada çok fazla bilgi dolaşsa da “nitelikli bilgi” son derece az.

Bir başka sıkıntı, işe yarayacak bilgi arayışındaki süreçlerin tuzaklarla dolu olmasında yatıyor.

Kendiniz bile üretmiş olsanız, karışınıza çıkan bilginin referanssızlığı yüzünden kafanız karışabiliyor.

Eskilerin bir sözü vardır; “köyün girişinde uydurduğun yalana, köyün çıkışında seni de inandırırlar”.

Sizin “yeterince referansı olmayan” ham bilginiz, bir süre sonra, diğerleri tarafında da kullanılınca, siz de bu “ham bilgiyi”, eskisinden daha “nitelikli (!)” sanıyorsunuz.

Oysa başkasının kopyalaması bilginize nitelik kazandırmıyor sadece “daha yaygın” hâle getiriyor.

  NİTELİKSİZ BİLGİ SENİN    İŞİNE YARIYOR MU?

DEVAMINI OKU