Toplantıya davet adabı

MÜHLET VERMEK HÜRMET GÖSTERMEK

1-Davet ettiklerinizi sıkboğaz edip,

2-Mühlet vermeden,

3-“Toplantım var atla gel” demek;

4-Terbiyesizliktir.

5-Bu; kibir göstergesidir, davetlilerinize saygısızlıktır.

Toplantı ve etkinlik düzenlerken davet ettiklerinize az mühlet tanımak, davet adabına uymaz.

Davet için az mühlet vermek, sıkboğaz etmek, bugünden karar verip, yarın insanları toplantıya davet(!) etmek kabalıktır.

Eskiden bu daveti şirketler kendileri yapardı.

Şimdi PİAR firması kullanıyorlar ve buna rağmen koca koca firmalar, ünlü insanlar, çoğu kez hayati önemde etkinliklerine misal; “yarına” davetiye çıkarabiliyorlar.

Herkesin yarını doluymuş, başka işleri varmış, onlar için önemli değildir.

Zira ‘filan bakandan ancak olur gelmiştir’ patron ancak onay çıkarmıştır.

Zaten insanoğlu nefesini tutmuş o daveti(!) beklemektedir.

Az mühlet, davet ettiklerine hakarettir.

Onların zamanına saygısızlıktır.

Sizin aptallığınız, konuklarınıza karşı küstahlıktır.

Uygar toplumlarda short notice, büyük terbiyesizliklerden biri kabul edilir ve iş yapma kültüründe çok “ayıp” sayılır.

Davet verenin kalitesi, zamana gösterdiği saygıdan bellidir.

‘DAVETİMİZ VAR ATLA GEL’ DEMEK AYIP DEĞİL Mİ?

DEVAMINI OKU

Kurumsaldan durumsala

KURUMSAL MISIN, DURUMSAL MISIN?

1-Salgın, ekonomik kriz; değerleri unutturdu.

2-İlkeler, kurallar rafa kalktı.

3-Kurumun kaderi kişilere bağlandı.

4-Duruma göre davranır olduk.

5-Çürüme, bozulma, çökme yaşıyoruz.

#KamuSpotu #SerefOguz_KamuSpotu

#kurumsal #durumsal @serefoguz

Kurumsallık; bir kurumun, bir kuruluşun, işletmenin veya markanın şahıslara bağımlı olmadan faaliyetlerini sürdürebilmesi ve geliştirebilmesini sağlayan bir yapıya sahip olması işlemine denir.

Kişilere mahkûm olmama hali…

Durumsallık; ‘tüm koşullarda uygulanabilecek en iyi yönetim şekli yoktur’ tezine dayanır ve yönetici kural koymaz, kurala uymaz esnekliğini savunur.

Yönetici ilkelere göre değil olaylara göre davranır.

Duruma göre en etkili yöntem kullanılmalıdır. Kurumun kaderi, kişilere terk edilmiştir.

Türkiye, önce salgın ve sonra da ekonomik kriz yüzünden kurumsallıktan hızla uzaklaşır oldu.

Yıllarca uğraşıp didinip var ettiğimiz kurumlar bozulmaya çökmeye çürümeye terk edilir oldu.

Günün getirdiği sorunlarla baş edebilmek için ilkeler, kurallar, etik dahil tüm kurumsal değerler unutulup durumu kurtarmanın yolları aranır oldu.

Devletin yerleşik kurumları dahi, liyakatsiz kişilerin elinde durumsallaştı, durumun gerektirdiğini yapmaya zorlandı, ilkesizleştirildi.

      KURUMUN, DURUMU MU İDARE EDİYOR?

DEVAMINI OKU

İşte büyümenin gerçek formülü

ORTAKLIK KÜLTÜRÜ KAZANDIRIYOR

1-Bölgesel güç, küresel marka olmak için;

2-Güç birliği, ortaklık şart.

3-Üstelik birleşerek büyümek,

4-Büyüyünce ittifak kurmaktan,

5-Çok daha fazlasını sağlıyor bizlere.

Aslında formül sade; Birleşip büyümek, büyüyüp birleşmekten çok daha iyidir.

2 ile 5 hacmindeki iki şirket, ayrı ayrı 3’e katlanıp birleşirlerse, ulaşacağı değer 133 birim ise…

Bu iki şirket önce birleşip 7 hacmine ulaştıktan sonra 3’e katlandığında ulaşacağı değer; 343 birim olur.

İlkokul matematiği kadar basit bu.

Mademki dünya bizi yenilenmeye zorluyor, bu yeni yolda yeni ayakkabılarla yürümek daha akıllıca olmaz mı?

Zihin yapımızı “azıcık aşım, kaygusuz başım” ölçeğinden taşısak?

Misal; daha fazla işbirliği ve işbölümüne gitsek?

Birlikte iş yapma becerisi, bir yandan ölçek ekonomisini oluştururken diğer yanda kabiliyet havuzunu geliştiriyor.

Pazar risklerini azaltıyor ve rakiplere karşı üstünlük sağlıyor.

Sorun; iyiler ittifakı olmayışında…

Ortaklık KOBİ dolu ama işbirliği yapanlar çabucak BOBİ (büyük ve orta boy işletme) olabiliyor.

Gelişiyor, serpiliyor ve hızla büyüyor.

Ortaklık kültürünü benimsesek diyorum.

BÜYÜMEK İSTEMİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Çalıştayıp durma çalışmaya çalış

LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜMEZ

1-Şu çalıştaylar bir tür pagan ayin gibi

2-Birileri çıkıyor sözüm ona bilimsel vaaz veriyor

3-Birileri de ellerini çırpıyor, plaketliyor.

4-Netice? Ortada bir şey yok.

5-Çalıştaylamasak da çalışsak?

Bir modadır gidiyor; falanca Arama Konferansı, Filanca Çalıştayı, Ortak Akıl Toplantısı…

Hele şu çalıştaylar…

Yabancının Workshop dediği, bireylerin ortak bir konu üzerine çalışmalarını, düşünmelerini ve öğrenmelerini sağlayan uygulamalı bilimsel öğretim tekniğinin adı bu.

Katılımcılar konuya göre seçilir, problem tanımlanır ve bulunan çarelerin uygulanmasına yönelik sonuç raporlanır.

İyi de yüzlercesine katılan biri olarak ne sonuç gördüm ne de uygulamaya geçen çözüme tanık oldum. 

Arama konferansı, ortak akıl toplantılarına ne demeli?

Günün sonunda neyi aradığını unutuyor, ortak akıl denilen vasat, çalışmaz bazı fikirler ile kala kalıyorsun.

Zamanımıza yazık değil mi? 

Kitlesel kaytarmanın en maliyetli yöntemi.

İş yapar gibi görünüyorsunuz ama eylem filan yok. Niye?

  ÇALIŞTAMAK YERİNE ÇALIŞMAYI DENESEK?

DEVAMINI OKU

Kovmak mı veda mı?

HOŞÇA KAL DEMENİN DE BİR ADABI OLMALI

1-İşe alırken adeta iğne deliğinden geçir.

2-İşten çıkarırken edebiyle değil, adeta kovala…

3-Bu tutum kovulanı üzer.

4-Kalanı da tedirgin eder…

5-Veda ederken onur kırmak niye?

Ekonomik kriz yüzünden kapanan, geliri düşen  işletmeler çok sayıda insanı evine gönderdi.

Her ne kadar işçi bulunamıyorsa da çalışanı işsiz bırakma yaygın.

İşe alım kadar işten çıkarma da o kurumun kalibresini belirler.

İnsan Kaynakların (İK) kalitesi de bu süreçte ortaya çıkar. 

Çalışanından korkan, onunla gönül bağı kurmamış işletmeler, işten çıkarmayı; ‘pusu kültürüne’ indirger. 

Tuzak kurar, habersiz giriş kartını iptal eder.  

Evine tebligat gönderir, süt izninde kovar.

Böylesi şirket çalışanı da kurumuna sadakat beslemez; ‘ben zamanınım şu kadarını bunlara kiralıyorum. Bunlar da bana genişletilmiş alım gücü sağlıyor.’

 İşinin hakkını veren İK’cılar ise işten çıkarmayı, yasaya, edebe göre yapar, yüz yüze konuşur. 

Sebep bildirir, el sıkışır.

Yönetim danışmanı Hülya Mutlu ‘hoşça kal demenin de bir adabı olmalı’ diyor.

Zaten işsiz bıraktığın insanın özgüvenini sarsmaya, utanca boğmaya, onun ruhunda yara açmaya ne gerek var ki? 

En edep, sen ne güzel şeysin… Edep Ya Hû…

BÖYLESİ PATRON BİR GÜN  İŞİNDEN OLMAZ MI?

DEVAMINI OKU

Çok yerine verimli

SÜREÇLERİ SORGULAMALI

1-Değer yaratmayan her şeyi sorgula.

2-İş, iletişim, ilişki ve bilgi süreçlerini yenile.

3-Bu sayede ‘daha çok çalışma’ yerine;

4-Daha verimli çalışmaya geçersin.

5-Nicelik yetmez, nitelik gerek.

Türkiye nihayet dikkatini nicelikten niteliğe kaydırmaya başladı.

Şükür ki bugün ihracatın ciro hedefi yanı sıra katma değeri konuşabiliyoruz.

Turist sayısından, turist başına geliri arttırmayı düşünebiliyoruz.

Şimdi paralel adımın; istihdamda atılması gerekiyor. 

Nicelik odağından bakınca görebildiğimiz; işgücüne katılma, istihdamın cinsiyet ayrımı veya işsizin genç olup olmadığı…

Oysa nitelik odağı bize; işçi sayısı, çalışma saati kadar, işgücü verimini sorgulatıyor. Sorguluyoruz…

Gördüğümüz; iç açıcı değil. En azından şimdilik…

Kendimize sürekli 2023 yılı hedefleri koyuyoruz ama çalışan başına verim artışı henüz ajandamıza girmiş değil.

Misal Almanya. Verimlilikte en tepelerde…

Peki, bunu nasıl başarmışlar?

Eğitim diyenlere şunu hatırlatalım. Sistem ve süreçler eğitimden daha önemli…

Zira siz değer yaratmayan iş süreçlerine sahipseniz, emeğin bu süreçteki verimi, eğitimi ne olursa olsun, sınırlı gelişebilecektir.

Türkiye, ‘çok’ yerine ‘verimli’ olmayı başarmalı.

               SİZ, VERİMLİ BİRİ MİSİNİZ?

DEVAMINI OKU

Helva için ateş şart

ATEŞ YOKSA HELVA DA YOK
1- Helva için un, şeker, yağ yetmez.
2- Sorun; ateşin olmamasında…
3-Kriz bize fırsat ve tehdit sunuyor
3-Ancak fırsat,
4-Unu şekeri yağı olana değil;
5-Ateşiyle bunları helva yapabilene yarayacak.

Krizin içinden geçerken çok derin bir değişim süreci içindeyiz.

Biliyoruz ki fırsatlar ve tehditler havada uçuşuyor.

Ancak sorun şu ki değişimin sunacağı fırsatlar herkese eşit dağıtılmayacak.

Daha hazırlıklı olan bundan daha fazla nasiplenecek.

Bildik deyimdir; un var yağ var şeker var, öyleyse helva yapalım…

Fakat genelde helva yapılamayan durumlarda söylenir.

Gereken unsurlar sağlanmış iken “gayreti körüklemek” için sarf edilir.

Netice; una, yağa, şekere sahip olmana rağmen, helva yine de yapılmamıştır.

Neden? Çünkü bütün imkânları helvaya evirecek “ateş” yoktur.

Ateş; yâni niyet, yâni kararlılık, yâni dinamizm…

Bugün pek çok projemiz, bu durumdadır.

Hele ki sosyal fayda üretecek adımlarımız, tarafları, unsurları tam olmasına rağmen, neticelenmiyor.

Özel sektör bir yandan durağanlıktan şikayet ederken diğer yanıyla kıpırdamıyor.

Pek çok başarı hikayesinin ana fikri; kriz zamanlarında yatırımdır.

Herkes un, yağ, şekeriyle beklerken başarı ateşten gelmiştir.   

                       İÇİNİZDE ATEŞ VAR MI?

DEVAMINI OKU

Kopyalayıp yapıştırma

CEHALETİ ÜRETME, ÇOĞALTMA!

1-Ortada bilgiden çok bilgisizlik varsa

2-İnternet sayesinde bilgisizliği örgütlersin

3-Teknolojiyi cehaletin emrine verirsen

4-Daha donanımlı ilkelliklerin olur

5-Cehaleti kopyalamasan?

Nitelikli bilgi, asla ortalıkta değil. Sıradan değersiz bilgi ise hemen her yerde bizimle. 

Misal Internet’te, birbirinin neredeyse kopyası fikirler, bilgiler, düşünceler, uçuşup duruyor.

Eğer daha önce o konuda siz de bir şeyler üretmişseniz, bunları da aynı yerlerde buluyorsunuz.

Peki işe yarıyor mu? Pek sanmıyorum.

Neticede ortada çok fazla bilgi dolaşsa da “nitelikli bilgi” son derece az.

Bir başka sıkıntı, işe yarayacak bilgi arayışındaki süreçlerin tuzaklarla dolu olmasında yatıyor.

Kendiniz dâhi üretmiş olsanız, karışınıza çıkan bilginin referanssızlığı yüzünden kafanız karışabiliyor.

Eskilerin bir sözü vardır; “köyün girişinde uydurduğun yalana, köyün çıkışında seni de inandırırlar”.

Sizin “yeterince referansı olmayan” ham bilginiz, bir süre sonra, diğerleri tarafında da kullanılınca, siz de bu “ham bilgiyi”, eskisinden daha “nitelikli (!)” sanıyorsunuz.

Oysa başkaları tarafından kopyalanmış olması bilginize nitelik kazandırmıyor sadece “daha yaygın” hâle getiriyor..

Cehalet ömre zararlıdır, unutma.

       NİTELİKSİZ BİLGİ İŞİNE YARIYOR MU?

DEVAMINI OKU

Şeffaflığın gücü

HESAP VEREBİLİR OLMAK ŞART

1-Şeffaflık; gereklidir

2-Sırların ortalığa saçılması değildir

3-Şeffaflık; hesap verebilir olmanın gereğidir

4-Şeffaflık; güven duyulan şirketi var eder

5-Paydaşlarına hesap verebilmelisin

#KamuSpotu #SerefOguz_KamuSpotu

#şeffaflık #hesap @serefoguz

Halka açık şirketlerin yönetim kurullarında en az 2 bağımsız üye bulundurma prensibi var.

Şartları uygun yaklaşık 500 şirket için, 500’ü kadın, toplam 1000 yabancı üye, şirketin tepe yönetim katında olması demek.

Buna itiraz edenlerin gerekçelerini hatırlıyorum; “sırlarım ortalığa dökülecek” diyeninden; “şirketim yabancıların eline geçecek” paranoyasına dek kaygılar manzumesi…

Bu itirazları dinledikçe akla takılan soru şu oluyordu; Şeffaflıktan kime ne zarar gelir?

Sır dediğin bilgiye, küçük ortaklar adına vakıf olacak bağımsız üyelerden neden korkuluyor?

Bu durum aslında Yeni Ticaret Kanunu’ndaki, “ortaklar cari hesabına itiraz” argümanıyla aynı yerde buluşuyor; “hesap vermekten hoşlanmıyorum.

İster büyük ortağın ister hissedarın, küçük ortağın olsun; hesap vermeye yanaşmamak, artık kabul edilemezdir. Halka açık olmasan da ve hesap verebilir olmalısın.

  PAYDAŞINDAN SAKLADIĞIN SIRRIN NEDİR?

DEVAMINI OKU

Marka intiharı

ENFLASYON MARKA ÇÜRÜTÜR

1-Şişen maliyetle kârı koruma adına,

2-Değerinden, lezzetinden taviz verme

3-Köklü markan, sana sigorta olamaz

4-İster su böreği sat ister başka şey; 5-Sürdürülebilir değilsen, markan zedelenir

Marka; intihar eder mi? Evet… Ancak bunu çoğu kez bilerek yapmaz…

Yaşamak adına yapar bunu.

Her ne değer üretiyorsa, değişen koşulları bahane ederek bu değerden geri düşer.

Misal su böreğinde kentin en iyisidir.

Öyle ki sabah saatlerinde tükeniyordur ürettikleri…

Zaten insanlar kuyrukta ise ne gibi bir sorun olabilir ki?

Şu olabilir ve nitekim oluyor da…

Enflasyonu bahane edip kâr marjını korumak adına fiyatı tavan yapmakla yetinmez, o su böreğinin ana bileşenlerinden çalmaya başlarsın.

Misal yağını daha ucuz, peynirini daha düşük kalite, ununu daha hesaplı koyarsın.

Zaten marka değeri tavanken, bu enflasyon modelin yürür gibi durur.

Fakat intiharın sinsisi tam da bu noktada gerçekleşir.

O lezzet için gelen müşteri, önceki hakiki lezzetin ile enflasyonu bahane ederek bozduğun lezzet arasındaki farkı anlayabilir.

Bunu anladığında, su böreği evreninde artık sen de herkes gibisindir.

Saraylara layık tat yerine enflasyon tadında börek sunarsan markan, itibar kaybından dolayı zarar görür, küçülürsün.

SENİ VAR EDEN LEZZETİNE SADIK KALSAN?

DEVAMINI OKU