Yarınını merak et

YARIN HİÇ KİMSEYE VAAT EDİLMEMİŞTİR
Ancak onu hak edene ikbal sunar.
Çünkü kendini yarınında şekillendirmiştir.
Yarını merak eden, kendi yarınını inşa ederse, yanılmaz.
Değilse, fal sana ne yapsın?

Vizyon, yarına dair bir öyküdür. Yarın kaygısı, gelişme sancısı çekmektir. Tomurcuk derdi olmayana “odun” deriz.

Bir sonraki adım, insanın merak repertuarında daima başyapıttır. Yarın, bilinmezdir. Ama kestirilebilir. Yarını kestirmenin en güvenilir yöntemi ise onu inşa etmektir.

Peki, firmalar ve bireyler, gelecek öngörüsü yaratmaya nereden başlamalı?  “İşe, yarını düşünmekten başlamalı.”

Yarını düşünme noktası, sanıldığı kadar da kolay bir şey değil. Öncelikle bugünü yarına uzatırken kullandığımız paradigma, genelde bize “kullanılmış bir gelecek” sunuyor.

Oysa yarın, başka bir düzlemde oluşuyor. Attila İlhan’ın “ben sana mecburum” derken mırıldandığı gibi; “sana kullanılmamış bir gök getirsem…” Birçoğunun daha önceden tükettiği düşünceleri ve imajları kullanıyor olmak, acaba bir “yarın” mıdır? Değildir. Yarını tahmin ederken bugünü “dönüştürmeden” geleceğe taşıma gafleti vardır.

Yarını düşünmeyen ulusların, kurumların bireylerin yarını olamaz.

KENDİ YARININI DÜŞÜNÜYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Kurallı serbest piyasa

UYULMAYA KURAL PİYASAYA YÜKTÜR
Türkiye’de piyasalara dair yeterince kural var.
Sorun bu kurallara uyulmaması…
Denetim yetersiz olunca kurala uyan enayi oluyor.
Kuralsızlar ise kral oluyor.

Temel sorun şu; ekonomi politikte serbest piyasa, çözdüğünden daha fazla sorun çıkarabiliyor ve “kontrol” kaçınılmaz olabiliyor. Hele ki küresel krizle sonuçlanan kontrolsüz serbest piyasa güçlerinin ulaştığı tahrip gücü, nükleer savaşa eşdeğer yıkımlarla boy ölçüşebilir.

2015 Nobelini kazanan Jean Tirole, birkaç güçlü şirketin bulunduğu endüstrilerin nasıl anlaşılabileceğini açıklığa kavuşturma üzerine çalışmış bir iktisatçı. Tezi; serbest piyasa ama o kadar da serbest değil. Düzenleme şart.

Peki, düzenlemeler (regülâsyonlar) neden bu kadar önemli? Serbest piyasanın kuramcıları bize “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” diyordu. Sonra yeni teorisyenler geldi ve bize “her şeyi yoluna koyan görünmez elden” söz etti.

Ancak son çeyrek yüzyılda görünmez elin davranışlarını sorgulayan gelişmeler yaşadık. Üzerimize gelen bu görünmez elin, kimin sırtını sıvazlayacağı, kimin suratına yumruk indireceğini kestiremez olduk. Ülkemize gelirsek;

           PİYASANIN KURALLARINA SAYGI VAR MI?

DEVAMINI OKU

Doğuşum veya çöküşüm

DEĞİŞİM DE DÖNÜŞÜM DE YETMEZ OLDU
Daha iyi bir yarın uğruna dünü geride bırakıyor, değişip dönüşüyorduk.
Dijital çağın farklı dinamikleri bizi doğuşa ya da çöküşe zorlayacak.

Kurulduğundan beri dünya değişim yaşıyor. Jeolojisinden iklimine, sosyolojisine, ekonomisine demografisine dek…

Bu değişimin hızı bazen yavaş oluyor, bazen hızlanıyordu.

Düne kadar DEĞİŞİMİ yöneterek idare ediyorduk. Ancak bu yetmez oldu; DÖNÜŞÜM demeye başladık. Artan hız yanı sıra dönüşme zarureti doğdu. Dönüşümü ben; ‘daha iyi bir yarın uğruna, dünü geride bırakmak’ diye tanımlarım.

Fakat 2020’li yıllar çok daha farklı dinamiklerle geliyor.

Dünün değişimi, bugünün dönüşümü bizlere yetmeyecek. Teknolojideki kırılmalar, toplumlardaki gerilimler ve insani gelişimler gösteriyor ki gelecek için yol ayırımına geldik.

Ya her şeyi sil baştan tasarlayıp DOĞUŞUM yaşayacağız.

Ya da bu baş döndürücü hıza yetişemeyecek ÇÖKÜŞÜM içine gireceğiz. Dijital çağın oluşturduğu cesur yeni dünya kişileri, kurumları şirketleri derinden, kökten etkileyecek.

Bizlere düşen, dünün alışkanlıkları ve bugünün gerçekleriyle yarını oluşturma uğraşını terk edip, geleceğe odaklanmak.

         DOĞACAK MISIN YOKSA ÇÖKECEK MİSİN?

DEVAMINI OKU

İş kazası kimin işi?

YASA YETMEZ İNSAN ŞART
Günde 172 iş kazasında 4 işçi ölüyor 6’sı iş görmez hale geliyor.
Yasa kadar bizlerin kendi güvenlik hakkımızı savunmamız, bunu sağlamayan patronları buna zorlamamız şart.

Her cinayetin failleri ve maktulleri olur.

İş kazalarını kurbanlara ağıt üzerinden götürme kolaycılığındaki bizler, işyeri güvenliğinde çalışanların payı olması gerçeğini ne yazık ki bilmiyor, dile getiremiyoruz.

Bu cinayetlerden yalnızca yasaları ve denetimsizliği sorumlu tutarak 85 yıl geçirdik ve acı sonuçlar ortada;

İş kazlarında Avrupa birincisi, dünya üçüncüsü bir ülke…

Eğer siz işyerlerini patronların “mini krallığı” gibi tarifleyip, riskleri bile bile madene, işyerine giriyor iseniz, en güçlü iş güvenliği yasası dahi, kapıda kalır, işe yaramaz.

Eğer siz biat kültüründe, üstelik hayatı risk altında olan siz iken, güvenlik açıklarını görerek bile bile o işyerinde çalışıyorsanız, bilinçsiz patronun suç ortağı değil misiniz?

Eğer çalışan bu “cesareti” gösteremiyorsa, sendika, eğitmiyorsa, devlet yetkin denetim yapamıyorsa, mühendisinden işçisine kadar herkes (Bana bir şey olmaz) mantığı ile çalışıyorsa daha çok görürüz iş cinayetlerini…

         İŞYERİNDEKİ RİSKLERİ GÖREBİLİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Bambu gibi büyümek

ZAFER; SABREDEBİLENİNDİR
Pek çok projemiz, sabırsızlık yüzünden yarım kalıyor.
Oysa başarı, yılların gerisinden gelebilir.
Fikir fidanı kök salmadan onu budayanlar başaramıyor. Sabreden ise ödülünü alıyor.

Bambu bitkisi, sabırla büyür. 5 yıl boyunca en ideal şartlarda dahi gelişme göstermez. Ardından sihirli bir el dokunmuş gibi birden bire günde 40-45 santim hızla büyümeye başlar ve 6 haftada 27 metreye ulaşabilir.

Yaşanan sihir değil, bambunun sabırla saldığı kökleri olduğu üzerinedir. Eğer sabır ve istikrarla bir alanda kök salar iseniz, başarı; kaçınılmazdır. Bizde bambu bitkisi yok ama kültürümüzde bunu karşılayacak türkülerimiz dahi vardır:

kuşburnu dikeniyim, dibine dökeniyim…’ Yıllarca durur ve dibine döker meyvesini… Buradan hayata dair çıkarabildim dersler vardır. Misal inovasyon… Bu alanda gayretimiz var fakat sabrımız eksiktir. Türk gibi işe başlıyor daha sonra bambu sabrı göstermeden netice bekliyoruz; Netice yok.

Söz bambudan açılmışken; kökler önemlidir ama senin de gayret göstermen gerekir. İnovasyondan medet uman bu alanda uygun iklimi de oluşturmalı ki bambu büyüyebilsin.

Nice şirket bilirim ki bambu ekmiş ve ertesi yıl netice alamadı diye vazgeçmiştir.

SABREDEMEZ MİSİNİZ?

DEVAMINI OKU

Helva için ateş şart

ATEŞ YOKSA HELVA DA YOK
Helva için un, şeker, yağ yetmez.
Sorun ateşin olmamasında…
2020’de ekonomi büyüyecek.
Ancak bu büyüme, unu şekeri yağı olana değil;
ateşle bunları helva yapabilene yarayacak.

Yeni yılın eşiğindeyiz. Biliyoruz ki ekonomideki durağan 2019 ardından büyümenin hızlanacağı bir 2020 gelecek.

Ancak sorun şu ki büyüme, herkese eşit dağıtılmayacak.

Daha hazırlıklı olan bundan daha fazla nasiplenecek.

Bildik deyimdir; un var yağ var şeker var, öyleyse helva yapalım… Fakat genelde helva yapılamayan durumlarda söylenir. Gereken unsurlar sağlanmış iken “gayreti körüklemek” için sarf edilir. Netice; una, yağa, şekere sahip olmana rağmen, helva yine de yapılmamıştır.

Neden? Çünkü bütün imkânları helvaya evirecek “ateş” yoktur. Ateş; yâni niyet, yâni kararlılık, yâni dinamizm… Bugün pek çok projemiz, bu durumdadır. Hele ki sosyal fayda üretecek adımlarımız, tarafları, unsurları tam olmasına rağmen, neticelenmiyor. Özel sektör bir yandan durağanlıktan şikayet ederken diğer yanıyla kıpırdamıyor.

Pek çok başarı hikayesinin ana fikri; kriz zamanlarında yatırımdır. Herkes un, yağ, şekeriyle öylece beklerken başarı ateşten gelmiştir.   

İÇİNİZDE ATEŞ VAR MI?

DEVAMINI OKU

Borca sadakat şart

NİMETİ ALIP KÜLFETİ ÖTELEMEK
Birine borcunu ödedi diye madalya takılmaz.
Ancak borcunu ödemeyenin hayatını zorlaştırmayınca da kendiliğinden ödemez.
Çalışan adalet tam da bu yüzden şart

Kurnaz toplumların en belirgin özelliklerinden biri, nimetleri kovalarken külfetlerinden sıyrılma gayretidir.

Krizlerde, toplumun kurnaz kesiminin davranışları daha da belirgin hale geliyor. Kriz geldiğinde, kimi iyi durumdadır, kimi değildir. Borçla yakalananların bazısı vadesi gelmiş 10 bin doları ödeyemediğinden diğeri de 10 milyon doları denkleştiremediğinden batmıştır. Bu, krizin doğasıdır.

Fakat krizin belki de sebebini oluşturan başka bir tutum vardır. O da krizi bahane edip “nasılsa kimse ödemiyor” deyip, durumu uygun iken kendi borcunu ödememektir.

Her kriz, krizzede kadar ahlaksız krizzade de türetir.

Bu kurnaz ve ahlaksız krizzedeler yüzünden alacağını tahsil edemeyen dürüst işadamları da, firmasını kurtarma ihtimali olmasına rağmen dibe vurup batmıştır.

Yasalar, borçluyu, borcuna sadık kalmaya zorlar. Hele ki alacaklın devlet ise borcundan kaçmanın imkanı yoktur.

Ancak iyi bir hukuk bizi böylesi bir açmazdan çıkarabilir.

         ALACAĞINA ŞAHİN BORCUNA KARGA MISIN?

DEVAMINI OKU

İş ahlâkının 10 ilkesi

HER YASAL HAK HELAL Mİ?
Yasalar ve piyasa şartları ne olursa olsun gayriahlaki iş ve uygulamalar kabul edilemez.
Helalleşmek dava kazanmaktan daha üstündür;
Çünkü her yasal hak helal değil.

1– İş, ahlakıyla yapılırsa meşrudur.

2– Helal kazancın adil  paylaşımı esastır.

3– İş hayatı hak ve adalet ekseninde şekillenir.

4– Birliktelik dayanışmayla yeniden inşa edilir.

5-Tecrübe yeni girişimcilere aktarıldıkça çoğalır.

6– Kanaat eden bereket bulur.

7– Servet mülkiyet değil emanettir.

8– Kazancın niceliği değil niteliği esastır.

9– İşveren ve işgören ilişkisi hak adalet merhamet üzeredir.

10– Rekabet iyilik ve güzellikte yarışmaktır.

Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği İGİAD’ın belirlediği iş hayatımızın sınır taşlarına dair 10 ilke bunlar.

Ciroya, kâra, ihracata, inovasyona ödül verenlerimiz var ama ahlaka ödül veren tek sivil toplum örgütümüz bu… Başkan Ayhan Karahan, ‘iş dünyasında ahlaki uygulamalarda hukuk eksikliği giderilmeli’ görüşünde… Doğrudur; işi ahlakla yapmak, bir maliyet gibi görünse de aslında sürdürülebilir iş yapmanın dinamiğidir.

AHLAK YOKSA ADALET OLUR MU?

DEVAMINI OKU

İri olmak diri olmak

AKILLI İLE KURNAZ FARKI
Ortaklıkların %15’i 5 yıl sürüyor
Daha uzun süreli ortaklıkların oranı %5
Akıllıların ortaklığı sürüyor da;
kurnazların ortaklığı, hasılatı paylaşana dek.

Küresel riskler katar katar üzerimize gelirken kaçınılmaz bir şekilde işbirliği-güç birliği de gündemimize oturuyor. KOBİ cenneti Türkiye’de ne yazık ki ölçek ekonomisiyle başımız hoş değil. Azıcık aşım, Kaygusuz başım deriz ancak her biri kendi ölçeğindeki 1,3 milyon şirketin ancak binde düzeyindekileri büyüktür. ama ekseriyeti küçüktür.

Güç birliği, değişen rekabet şartlarında hayatta kalmanın yoludur ancak diğerine güvensizlik yüzünden yetersizdir. Oysaki Anadolu Kaplanlarını bölgesel güce dönüştürmek için buna ihtiyacımız çok yüksek. Biliyoruz ki yörede nitelikli KOBİ, bölgesel güç ve küresel marka olmak için ortaklık şart. Fakat ortağını dolandırmamak da şart… İnanç iklimimiz ortaklığa uygun aslında… Mesaj gayet net; “Allah buyuruyor ki: biri diğerine ihanet etmediği müddetçe, iki ortağın üçüncüsü ben olurum. Biri arkadaşına ihanet etti mi ben aralarından çekilirim.” Bu coğrafyada işbirliği yapmayana yer bırakmıyor küresel haydutlar…

    İNSAN ORTAĞINDAN NEDEN KURTULMAK İSTER?

DEVAMINI OKU

Gölgelerin gücü

BELÂ, GÖLGEYE AŞIKTIR
Gölge, ışıktan nasibini almama halidir.
Şeffaflık ışığı gölgeye mahal vermez.
Kurumlarımızı hesap verebilir kılarsak kötülüğün yeşereceği gölge kalmaz.

Dostoyevski’nin ilginç bir duası vardır; “Allah’ım bana baş edemeyeceğim bir şey vermeyeceğini biliyorum. Sadece bana bu kadar güvenmeseydin diyorum.” İlginç bir dua…

Gücü bir üst siklete taşıyınca rekabet ikliminin değişmesi, sürecin tanımından gelir. Düşük gelir grubunda baş edebildiğiniz dertler, üst ligde dönüşmüş, belalar da ölçek değiştirmiştir. Yolsuzluk, rüşvet, irtikâp benzeri belalar, her iklimde, her inanç sisteminde, her coğrafya ve gücün geliştiği her yapıda ola gelmiştir. Tedbiri alınmadıkça büyümüş, ülkeleri, kurumları helak etmiştir. Bunların özrü olmaz. Risk gerçekleşir, tedbir devreye girer ve kirlenme, daha yüksek standartlı düzenlemeleri davet eder.

Kayıp yılları hatırlıyorum; 1990’larda bu gerçeği en uzun yoldan öğrendik. Maliyetini 2001 kriziyle herkes ve her kesim ödedi. Ancak antikorlarını da geliştirdik. Daha şeffaf yapılar, hesap verebilirlik, kurumsal yönetişim ilkeleri gibi modern kavramlar oluşturduk. Yine yapmalıyız.

SÜREKLİ GÖLGEDE YAŞAMAK İSTER MİSİNİZ?

DEVAMINI OKU