Kurtulanları hayatta tut!

ŞİMDİ İŞBİRLİĞİ ZAMANI

1-Enkazda hala canlarımız var.

2-Kurtarabildiklerimizi hayata tutmalı.

3-Yardım seli yüreğimize su serpti.

4-İhtiyaçla kaynağı buluşturmada zayıfız.

5-Daha fazla işbirliği şart.

Bugün depremin 7. Günü.

Ülkede hasarı tespit etmeye kayıpları değerlendirmeye çalıştığımız bir süreç.

Acımız ise büyük.

Yardım ve kurtarma çalışmaları devam ediyor.

İlaç, barınma, gıda gibi ihtiyaçları karşılamaya çalışıyoruz.

Bu dönemden sonra özel sektör, sivil toplum kuruluşları koordinasyonu çok önemli.

Ancak bir taraftan yağma, istismar ve tacizlerle uğraşıyoruz.

Ülkenin dört bir yanından seferberiz; fakat içimizdeki kötüleri ve açığa çıkan yağmacıları engellemede eksik kalıyoruz.

Yüzyılın felaketini koordinasyonsuzluğumuz ile çözmeye çalışıyoruz.

El yordamıyla mücadele ediyoruz. Deprem travmatik bir durum ve en önemli konulardan biri sağlık…

Deprem sonrası sağlık sorunlarının önlenmesi için hükümetlerin ve sivil toplum kuruluşlarının daha fazla işbirliği yapması, sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi ve sağlık malzemelerinin sağlanması gerekiyor.

Herkes gece gündüz deprem bölgesinde…

Sorunların çözümü için tüm tarafların işbirliği yapması şart.

Yabancıların yardım önerilerine seviniyoruz.

Elimizdeki yardım gücünü, daha fazla can kurtarmaya yönlendiremediğimiz için üzülüyor ve kahrediyoruz.

Kurtulanları hayatta tutmak şimdi en önemli uğraşımızdır.

Gayretlilerden Allah razı olsun.

ENKAZDAN YENİ MUCİZELER BEKLER MİYİZ?

.

DEVAMINI OKU

Depremden sonra 6. gün

İSTİSMARCILARA DİKKAT ZAMANI

1-Canlarımız hala enkaz altında

2-Çocuk istismarcıları türedi

3-Yağmacılar fırsat kolluyor.

4-Kurtarıcılarımız canla başla çalışıyor.

5-Depremzedeyi siyasi malzeme yapmayın.

Bölgede hâlâ kurtarma çalışmaları var.

Hâlâ yıkıntılar arasından canların kurtulma ihtimalinin olduğu mucize zamanlar…

Seslerin cılızlaştığı ama sığınacak bir liman aradığı zamanlar…

Bölgeye yardımın maddi, manevi, fiziksel yapıldığı dönemler…

Duyarlılıkların en üst düzeyde tutulması gereken dönemler.

Sağlık hizmetlerinin en üst düzeyde çalıştığı dönemler…

Bu süreç hemen her kesimin; halkın, deprem mühendislerinin inceleme yaptığı dönemler olmalıdır.

Zira çıkarılacak dersleri gözlemlediğimiz dönemlerdir.

Depremin altıncı günü bölgeden ayrılan depremzedeler AFAD ile irtibatta olmalıdır.

Zira haklarını öğrenmeleri için kanaldır.

Birlikte olunması gereken bu süreçte depremzedelerin yaşadığı zorluklar ve kargaşa, yağmacıların işine yarayabilecek fırsatlar sunabilir.

Çocuk tacirleri, depremzede çocukları kendilerine veya diğerlerine satmak için kaçırabilir veya istismar edebilir.

Güvenlik güçleri ve güvenlik tedbirleri daha da artırılmalı.

Bu dönem; güvenliğin sağlanması gereken, deprem lojistiğinin çözülmesi gereken bir dönem.

Bölge hala ihtiyaçlar ile kaynakları kavuşturabilmiş değil.

Bu süreçte canla başla çalışan kurtarıcılara minnetimiz var.

Artçıları devam ettiği süreçte dikkatimiz dağılmamalı.

DEPREMZEDE İÇİN BUGÜN SEN NE YAPTIN?

DEVAMINI OKU

Biz büyük bir milletiz

YÜREĞİMİZ ENKAZ ALTINDA

1-Deprem bizi bir kez daha birleştirdi.

2-Fırsatçı, ayrılıkçıları da açığa çıkardı.

3-Enkazdakilerde aklımız…

4-Varımızı yoğumuzu paylaşmaya başladık.

5-Bu; büyük millet olma vasfıdır…

Felaketler, gerçek karakteri ortaya çıkarır derler.

Doğrudur; deprem içimizdeki fay hatlarını kırınca ne olduğumuzu daha iyi anladık.

Öncelikle kötülerimizi açığa çıkardı bu deprem; fırsatçı, yağmacı, kötüleri…

Ancak onların sayısı iyilerimizin yanında devde kulak.

Gördük ki felaketler bizi birleştirebiliyor.

Elinde fazla yokken dahi yardıma koşabiliyoruz.

Kendisi muhtaç iken zordaki komşusuna el uzatabiliyor.

Tanımadığı insan enkaz altında iken rahat uyuyamıyor, atlayıp gidiyor. Ekmeğini bölüşüyor, parasını aktarıyor.

‘Yemek, yatak, uyku beni utandırıyor’ diyebiliyor.

Yüreğine işleyen deprem acısı, onu yüzlerce kilometrelik zorlu yollara koşabiliyor.

Bugün bedeni başka yerde olsa da yüreği depremde, enkaz altındaki canlarda olan milyonlarımız var.

Bu haslet sahibi millet, tereddüt dönemleri olsa bile felaketlerde büyüklüğünü gösterir.

Nitekim bu kez gösterdi ve kötülere rağmen iyilik kazandı.

Yardım elini uzattı. 

Mağduriyetleri gidermek için varını yoğunu ortaya koydu.

Pek çoğumuz, öksüz yetim çocuklar için koruyucu aile olmaya hazır.

Pek çoğumuz, evini barkını depremzedeye açmaya hazır.

Hal böyle olunca aramızda bulunan fırsatçılara, borsa farelerine izin vermiyoruz.

DEPREMDE HEPİMİZ TEK YÜREK OLMADIK MI?

DEVAMINI OKU

Önce yaraları saralım sonra hesabını soralım

İÇİMİZDE KIRILAN FAY HATLARI

1-Sistemi el birliğiyle çürüttük.

2-Deprem, çürük fay hatlarımızı kırdı.

3-Hatalarımız, ihmalimiz açığa çıkıverdi.

4-Şimdi yaraları sarma zamanı

5-Sonra sistemi yeniden inşa şart

Bu felâket, sistemin çürümüşlüğünü ortaya çıkardı.

Boş vermişliğimiz, konfor alanlarımız, aldırmayışımız, adam sendeciliğimiz, bize dokunmayan yılan bin yıl yaşasın aymazlığımız, kaçma-karışma-çalışma gibi pek çok ahlaki zaafımız bir anda gözümüzün önüne serildi.

Bu sistemden beslenenler sanıyor ki birkaç gün sonra bu acılar unutulur, eski çürümüşlüğümüze geri döneriz.

Hayır… Asla…

Önce yaralarımızı saralım.

Enkaz altında kurtarılmayı bekleyenlerimizi çıkaralım.

Yaralılarımızı iyileştirelim.

Açlarımızı doyuralım.

Öksüzlerimize yuva, yetimlerimize aile bulalım.

Ama tüm bunları yaptıktan sonra, hesap soralım; neden bu kadar canımız gitti?

Ne yapmalıydık ve yapmadık?

Deprem öncesi hangi hataları yaptık?

Deprem sırası neden bu kadar zayiat verdik?

Deprem sonrası niçin binlerce canımızı donmadan önce kurtaramadık?

Yığınca sorular…

Hiç kimse sınanmadığı günahın masumu değildir.

Her birimizi sınadı bu afet.

Herkes eline kağıt kalem alsın ve bu felaketten kendi payına düşen sorumlulukları, gafleti, ihmalkârlığı, suçu, nasihati yazsın.

Göreceğiz ki her birimiz sorumluyuz.

BU DEPREMDE BEN NELERDEN SORUMLUYUM?

DEVAMINI OKU

İyi mi mükemmel mi?

MÜKEMMELLİĞİN 5 ŞARTI

1- Önce iyi olmayı dene

2- Mükemmellik kriterlerini öğren

3-İleri iyileştirme alanlarını keşfet

4-Sırasıyla her birinden kurtul

5-Mükemmellik gayretini sürdür.

Başaramasan da iyiler safında olursun.

İyi; nitelik beğenilecek düzeyde olan, uygun ve istenilen nitelikleri taşıyan, yarar sağlayan, kazançlı, bol olan…

Mükemmel ise hiçbir kesiği kusuru bulunmayan, çok yetkin demek. 

Voltaire, Felsefe Sözlüğünde; ‘mükemmel iyinin düşmanıdır’ der.

Anlatmak istediği; mükemmel olmasını beklersen hiçbir hedefe tam olarak ulaşamayacağındır.

İyi ile başla, zamanla kusurları ayıklar; mükemmelleşirsin.

Mükemmel kişiliklere bak; bu hale önce iyi olmayı deneyip geldiler.

Mükemmel şirketlere bak; iyi işler çıkardılar, iyi değerler ürettiler ve sürdürülebilir iyileşme gayretiyle başardılar mükemmel olmayı…

İyi olmak, mükemmel olmaya engel değil, aksine onun mayasıdır.

Kaldı ki mükemmellik, hiçbir kusuru olmamak değil, kusurlarını görüp, cesurca onları ayıklama gayretidir.

İleri iyileştirme alanlarını bul ve onları iyileştir; varacağın yer; mükemmellik olacaktır.

Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır.

Mükemmellik arayan iyilerden de mahrum olur.

Sen iyilikler biriktirmeye bak.

MÜKEMMELLİK PEŞİNDEYKEN İYİ OLSAN?

DEVAMINI OKU

Görgü eğitimi şart

GÖRGÜ KURALLARI DERSİ ŞART OLDU

1-Kuralsız toplum;

2-Çürümeye mahkûmdur.

3-Ortalık kaba, hoyrat davranışlarla dolu.

4-Okullarımıza görgü kuralları dersi konulsun.

5-Bu sayede ötekine saygılı bireyler yetiştirebiliriz.

Hoyratlık, her yeri kaplamış durumda… 

Sokakta, iş yerinde, evde, her yerde, görgü kurallarına duyulan ihtiyaç artıyor.

Okullarımızda şiir, musiki, estetik, resim, felsefe, beden terbiyesi ve güzel sanatları çıkardı.

Böylece bugünkü hoyratlığımızı inşa ettik.

Medeniyet talebinden vazgeçtik.

Zarafeti kovduk, sanatı harcadık.

Musikiye sağırlaştık.

Estetiği katlettik.

Görgü kurallarını unuttuk.

BENcilleştik. ÖTEKİne yabancılaştık,

Nihayet Recep İvedik 6’ya vardık.

Oysa eskiden okullarda görgü kuralları öğretilirdi.

İşte birkaç örnek; 

Ayakta bir şeyler yiyip içilmez. 

Başkasının kusuru ile alay edilmez.

Emanet eşyalar geciktirilmez.

Pazarlık yaparken mal kötülenmez.

Telefon eden önce kendini tanıtır.

Hiçbir yere ağızda sigara ile girilmez.

Alay ve kötüleme ima ile bile yapılmaz. 

Toplu yerlerde yüksek sesle konuşulmaz.

 Başkasının lafı kesilmez.

Aksırırken ağız elle kapatılır. 

Yere tükürülmez.

Araba kullanırken sinyal verilir.

Çekirdek kabuğu yere atılmaz. 

Hoyratlık, toplumsal çürümedir.

MUTLU MUYUZ BU HOYRATLIKLARIMIZDAN?

DEVAMINI OKU

Paylaşanlar kazanıyor

SÜREKLİ ALAMAZSIN, VERMEN DE GEREKİR

1-İnsan; biriktirdiklerine değil;

2-Paylaştıklarına sahiptir.

3-Salgın bize paylaşmanın hayati önemini gösterdi.

4-Olan; olmayana,

5-Bilen; bilmeyene borçludur.

Salgın ve kriz; ihtiyaçlarımız ile isteklerimiz arasındaki farkın kavramamızı sağladı.

Gördük ki isteklerimiz aşırıya kaçmış ve ihtiyaçlarımız sandığımızdan da az sayıda imiş.

Salgın sürecinde fark ettiğimiz bir husus da paylaşmak…

Charles Eisenstein; ‘Kutsal Ekonomi’ kitabıyla 8 milyar insanın paylaştığı gezegen için, vahşi kapitalist olmadan, üzmeden, kirlenmeden, başka bir varoluş mümkün diyor.

Daima almaya ve yolsuzluğa yönelik tavırları terk ederek…

Sürekli alamazsın; çoğu kez vermen de gerekiyor.

İnsan, biriktirdikleriyle değil, paylaştıklarıyla zengindir…

Bu yüzden alış-verişin ötesinde, ‘armağan’ etmek şart.

Ekonominin neyini kutsuyor Charles?

Diyor ki; bakmayın şu anda dünyanın içindeki bu ‘güçler çağı’ afrasına tafrasına.

Herkesin daha mutlu ve daha zengin olduğu bir dünya pekala mümkün.

Yeter ki uydurduğumuz ve kendimizi inandırdığımız yalanların efsunundan kurtulalım.

Kirlilikten, yolsuzluktan arınalım, gerçeğin bize düşen ödevini bilelim.

 MEZARA İYİLİKTEN BAŞKA NE GÖTÜREBİLİRSİN?

DEVAMINI OKU

Sevelim, sevilelim

SEVGİNİN 5 MUCİZESİ

1-Evren sevgiden yaratılmıştır

2-En katı kalbi dahi yumuşatır

3-Çatışmayı bitirir, barışı getirir

4-Ötekini var eder

5-Hayata anlam katar

Seviyorsan bugün sor bugün ara;

Yarına kim öle kim kala…

Sevgi ve güvenden sızmayan ışık; karanlıkları inşa eder.

Sabahları uykudan uyandıran sevgi ve güvendir.

İnsanı yaşama katan, günü tiril tiril yaşatan…

Zorlukları aştıran…

İmkansızlığa karşı dirençli hale getiren… Görünmez fakat hissedilir.

Elinle tutamazsın ancak tebessümüne dağılır.

Dokunamazsın ancak duruşuna yansır.

Bir ülke sevgi ve güveni inşa ediyorsa geleceğinin temellerini güçlü kılar. 

Haksızlıklarla mücadele eder.

Kültürel değerlerini korur, kendine ve halkına sahip çıkar.

Bir çocuğun sofrasında güven ve sevgi varsa; şiddeti, bağımlılıkları, hayatın tadını köreltenleri uzak tutar yaşamından…

Yaratır, hayata katkı sağlar. 

Güveni ve sevgisi elinden alınan her kim ve her ne olursa olsun; yaratıcılığını, hayata katkısını, yaşamla uyumunu kaybeder.

Günleri zindan olur.

Şems’ten; ‘En çok kimi seviyorsan, seni en çok o yorar ki bu tuhaftır. Seni en çok kim yoruyorsa en çok onunla huzur bulursun ki bu daha  tuhaftır.’

Evren, sevgiden yaratılmışsa bu sevgisizlik niye?

SEVGİSİNİ GÖSTEREN MİSİN SAKLAYAN MI?

DEVAMINI OKU

Küçük büyük şeyler

KÜÇÜK ŞEYLERİN BÜYÜK ÖDÜLÜ

1-Tebessüm; kana en hızlı karışan ilaçtır

2-Günaydın demek; bedavadır

3-Ötekine yardım; kendine yardımdır

4-Zihnini kıymık dertlerden korur 5-Hayat bir gündür o da bugündür

İnsana insan olduğunu hatırlatan yaşamanın soluk almak  dışında bir şey olduğunu hissettiren küçük şeyler vardır.

Bir teşekkür etmek, hal hatır sormak, selam vermek, sohbet etmek…

Oysaki bizim gündemimizde; ‘ay sonunu nasıl getireceğim, pazara kaçta gidersem daha ucuza bir şeyler alabilirim, hangi mağaza bu hafta bir üründe indirim yapar, kredi taksitlerimi nasıl yeniden yapılandırabilirim’ gibi küçük ama zihinde büyük yer kaplayan dertlerimiz var.

Hayatın hay huyu içinde ihmal ettiğimiz tebessüm, hatır sorma, selamlaşma; hem bedava hem de günümüzü kolay kılan unsurlar…

Zihnini ne ile meşgul ettiğine dikkat et.

Zira zihin bedeni yönetir ve gününü şekillendirir.

Etrafta olup bitenlerin %80’i bizim dışımızda gelişir.

Bizim kontrol edebildiğimiz, ancak olan bitenin %20’sidir. Fakat kontrol dışındaki %80’e karşı takınacağımız tutum, şartlara rağmen bizi günün sahibi yapacaktır.

Küçük fakat değerli şeyleri ihmal edersen, aslında küçük olan dertlerinle boğuşursun.

BUNCA KÜÇÜK ŞEYİ DERT ETMEYE DEĞER Mİ?

DEVAMINI OKU

Hakikati karartma

BİLMESİNLERCİLİK

1-İnsanlar bilgiyle aydınlandıkça;

2-Yönetenlerin keyfi davranışları kısıtlanır.

3-Bilen, sorgular, hesap sorar.

4-Bu yüzden muktedir; bilgiyi tekelinde tutar;

5-Gerçeği karartır, yasaklar.

Bilgiyi tekelinde tutanların bu gücü ellerinden kaçırmamak için geri kalanların bilgiye erişimini zorlaştırmak, imkansız kılma çabalarına BİLMESİNLERCİLİK deniyor.

Orta Çağ Avrupa’sında üretildi; dini ve entelektüel sahada ölü bir dil olan Latincenin kullanılması, böylece eski Yunan ve Roma’dan  miras kalan bilgi, Rönesans’a kadar kilisenin tekelinde saklandı.

Bilmesinlercilik, Obskürantizm veya Obskürasyonizm, gerçeğin; toplumun bazı sınıf kesimlerce bilinmesinin kasıtlı olarak önlenmesi.

Genelde gücü elinde tutanlar, bazı kanaat önderleri ve politikacıların silahıdır.

Bilmesinlerci tavrın temelinde yönetenlerin kullandıkları öğretilerin hakikatle tutarsızlıklarının olması ve bilginin yayılmasıyla yıpranacaklarına ilişkin kaygı yatar.

Kısacası “bizden başka kimse bilmesin” diyenler için üretilmiş bir terim.

‘Sadece biz biliriz’ ifadesi yasakçılar dışında gerçeği geveleyen, saptıran, saklayan, böylece kendine sınıf imtiyazı sağlayanların cehaleti yayma tutumudur.

 BİLENİ SEVMEYEN AYDIN DESPOTİST MİSİN?

DEVAMINI OKU