Zemini çekme altından

NEYİN ÜZERİNDE OTURUYORSUN?

1-Uygun zemin yoksa bina yıkılacaktır.

2-Malzeme, statik, mühendislik tam olsa da…

3-Zemini güçlendirmeden inşaat olmaz.

4-Olursa da depreme kadar ayakta kalır.

5-Dayandığın zemine dikkat et.

Zemini çekilen ayakta kalır Zemin; taban, yer, döşeme…

Dayanak, temel, ortam, yeryüzü

Zeminden beklenen, istikrar ise istikrarsızlığı, deprem olgusunu tanımlar.

Tanımlamakla kalmaz; tetikler

Altından zemin kaymıştır ve binanın dayanacak yeri kararsızlaşmıştır.

Zemin; daima bir temele dayanır.

Üzerinde karar kılacağı zemin olmadığında, coğrafya dahi değişir.

Zemin mekaniği, bu değişimin nicelik ve niteliğini araştırır.

İnşaatta zemin, binanın temelinin bastığı yerdir.

Altından zemin çekilmiş her yapı, yıkılmaya mahkûmdur.

Çoğu yıkım, zeminsizliktendir.

1999 Marmara Depremi öncesi; imar iskân izni alırken zemin etüdü, sadece bir formaliteydi.

Evrakın arasına sıkıştırılan birkaç banknot ile imzalanıverirdi o ruhsat.

Sonra 17 Ağustos sabaha karşı tabiattan mesaj geldi: Zemin önemlidir

Binlerce canımızdan olduk.

Zemine dikkat etmemenin bedelini çok ağır ödedik.

Ekonomimiz ödedi, büyüme rakamlarımız ödedi.

Hatta 2001 krizi depremle inşa edildi denilebilir.

Yetmedi; siyasi cephe de bugünkü iktidarı var etti.

Bugün daha ağır deprem ile karşı karşıyayız.

Hangi toplumsal değişimleri ortaya çıkaracak, belli değil.

Ama bir kez daha öğrendik ki zemini önemsenmemiş her yapı, deprem kurbanı olur.

BİNANIN DAYANACAK ZEMİNİ VAR MI?

DEVAMINI OKU

Depremin acı gerçekleri

KRİZİ FIRSATA ÇEVİRENLERE DİKKAT

1-Krizden fırsat çıkarmak övülür.

2-Ama başkasının krizinden fırsat çıkarılmaz.

3-Deprem içimizdeki iyiliği görünür kıldı.

4-Ancak kötülerimizi de açığa çıkardı

5-İyilik kazanacak.

Kamunun yaptırdığı binalar en fazla çökenler oldu.

Bunları yapanın denetleyenin aynı kişiler imiş meğer.

Deprem ile 00 liralık battaniyeyi 250 liraya çıkardık.

Krizi fırsata çeviren alçaklar,  mallara %300 zam yaptı.

Yağmacı anında işbaşı yaptı enkaz soygunu başladı.

‘O komşumla aram açık başka enkazı kurtaralım dendi.

Deprem mesajı üzerinden kendini görünür kılanlarımız

Acıları dahi siyasi ikbaline alet eden siyasetçilerimiz.

Ekranlar bir anda deprem uzmanlarıyla doldu taştı.

Gayretli kurtarma ekiplerini karalayanlar peyda oldu.

Depremle dikkat çekmeye çalışan STK soytarılarımız.

Yardım malzemelerini talan etmeye çalışan namussuzlar.

AFAD üyesiyim evi boşalt diyen aşağılık soyguncular.

Sosyal medyada ortalığı ayağa kaldıran şarlatanlar.

Kirli bilgi yayarak kendi ideolojisini savunan faşistler.

Yapılan yardımları küçümseyip hiçbir şey yapmayanlar.

Tüm çabasıyla bölgeye ulaşmaya çalışanı eleştirenler.

Elinden geldiğince malzeme göndereni küçümseyenler.

Olan biteni dinden çıkmanın neticesi sanan güruhlar.

Binlerce insanımızın can kaybına rağmen eğlenebilenler.

İletişim ağlarını boş yere meşgul eden gafillerimiz.

Yardım malzemesinden haksız pay peşinde olanlar.

Bunlara rağmen canını dişine takarak yardıma koşanlar.

İYİ GÜN DOSTLARI, DAR GÜNDE HANİ?

DEVAMINI OKU

Yıkıcı rekabete dikkat

YIKICI REKABETİN 5 TETİKÇİSİ

1-Taklit kolaycılığı.

2-“Ben de isterem” kurnazlığı.

3-Mevcudu çoğaltmak.

4-Fiyat kırmak.

5-Müşteri çalmak.

Rakip seni geliştirir ancak yıkıcı rekabet

rakipten önce seni yıkacaktır.

Sanayi daima yeniliklere açık durur.

Zira arkasından yıkıcı rekabet koşmaktadır. 

İnovasyonu eksik sanayi, çok çabuk fersude (solmak) olmakta ve silinip gidebilmektedir.

Sanayinin en büyük yetersizliği, kabiliyet havuzları kuramamasıdır. 

İnsan kaynaklarının sıkça çuvalladığı alandır sanayi…

Zira mühendis takıntılı yaklaşımıyla kadroları; diploma avcılığı yapmakta, kabiliyetten anlayacak düzeyde üstün kabiliyetlileri olmayınca, geçmişi satın almakta, kullanılmış geleceğe doğru koşmaktadırlar. 

Bir sanayiciyi zayıflatan, “ben de isterim” yaklaşımıdır. 

Taklitçiliktir, sektöre sonradan girip mevcudu çoğaltmaktır.

Bu da yıkıcı rekabeti tetikleyecek, daha yüksek ölçekli sanayicinin lokması haline getirecektir kendisini…

Rekabetin anahtarı, rakibin varlığı ve onunla paylaşmak olmalıdır.

Ancak bu sayede uzak olanı yakınyakın olanı uzak tutabilirsin.

Sanayi, bir şeyden çok üretmek ise rekabet bu çok şeyi üretirken rakibi de var etmek, yönetebilmektir.

RAKİBİNİ YIKMAK YERİNE İŞBİRLİĞİ YAPSAN?

DEVAMINI OKU

Dünyaya insan ekmek

BEYİN GÖÇÜ MÜ BEYİN GÜCÜ MÜ?

1-Yurtdışına göçen beyinlerimizi;

2-Geri getirmek için çırpınıyoruz.

3-Oysa dönenleri;

4-Mobbing, cahil yöneticiyle bin pişman ediyoruz.

5-Bırakalım beyinler yeşereceği yerde kalsın…

Nitelikli beyinlerimizin yurt dışına gidişi hızlandı.

Acaba neden?

Beyin göçüyle gidenlerin ortak dili; ‘liyakatinin işe yaramaması…’ 

İster üniversitelerde ister işyerlerinde veya kamuda olsun, nitelikli beyinleri tutamıyoruz.

Fırsatı bulan derhal yurtdışına gidiyor.

Biz ise kök sebepleri araştırmak yerine neticeye odaklanıyor ve ‘tersine beyin göçü’ gibi projelere sarılıyoruz.

Bu projelerin neticesinde tersine beyin göçü ile ülkemize geri gelenlerin çoğu bin pişman

Ya niteliksiz bir yöneticinin altında aşağılanıyor veya yetersiz bir rektör/dekan/bölüm başkanı tarafından akademik mobbinge maruz bırakılıyor.

Mademki beyinleri burada muhafaza edemiyoruz; o halde bırakalım da  beyin, nerede yeşerecekse oraya gitsin.

Dünyaya insan ekmiş oluruz, Nobelli Aziz Sancar göçmeseydi o beyni biz çoktan kovmuştuk.

Aşıyı bulan Özlem Türeci ve Uğur Şahin çifti, bunu Türkiye’de başarabilir miydi?

Bilim, özgürlüğe akar ve ona saygı duyacak, onu geliştirecek iklime doğru yol alır.

YOK SAYDIĞIN BEYİN, GÖÇMESİN DE NE YAPSIN?

DEVAMINI OKU

Güncelle ya da yükselt

İYİLEŞTİREMİYORSAN YENİDEN TASARLA

1-Mevcut yapı, gün gelir işlemez olur.

2-Çünkü güncelleme ile yapılacakların bitmiştir.

3-O halde sistemi yükseltmek gerekecektir.

4-Krizler bu fırsatı sunar.

5-Yükseltmeyi denesen?

Korona, ekonomileri kapatmakla kalmadı, mevcut yapıları da yeniden düşünmemizi sağladı. 

Neremiz çürük, hangi alanlar iyi ve neyi güncellemeliyiz neyi de yeniden tasarlamalıyız?

Bilgisayarı olanlar bilir.

Zamanla sizin yazılımınız güncelleme (update) gerektirir, yaparsınız.

Ancak bilgisayarınız yazılımı kaldırmadığı zaman, donanımınızı yükseltmeniz (upgrage) gerekecektir.

Salgın sürecinde pek çok güncelleme ihtiyacı doğdu…

İsteklerimiz ile ihtiyaçlarımızı gözden geçirmemizi sağladı.

Gördük ki bazı isteklerimiz abartı, bazı ihtiyaçlar ise sandığımızdan da önemliymiş.

İşletmelerimizde değer üretmeyen süreçleri fark ettik.

Giderebildiklerimizi vardı fakat bazıları ancak yeniden yapılanmayla çözülebilecekti.

Güncelle derken kriz restorasyonunu, yükselt derken ise sil baştan tasarımı kastediyorum.

Günlük hayata dokunan kavramlar içinde dört dörtlük strateji önerim şudur; 1-korunasılar 2-güncellenesiler 3-yeniden tasarlanasılar ve 4-terkedilesiler.

Aklın ve yüreğin birlikte karar verecektir.

SENİ YAŞATAN SİSTEMİN GÜNCEL Mİ?

DEVAMINI OKU

Özgürlük mü güvenlik mi?

YAPISAL REFORMLARI KİM YAPACAK?

1-Reform; formu deforme olmuşu;

2-Yeniden şekillendirmek,

3-Forma sokmaktır.

4-Ekonomi hukuk demokrasi deforme oldu.

5-Bunlara yeni formunu hangi anlayış kazandıracak?

Güvenliği için özgürlüğünden vazgeçenler, gün gelir her ikisinden de olurlar

Hukuk reformu ihtiyacı belirginleşti…

Yediden yetmişe, herkesin ihtiyacı…

Sözü verilen reformlar içinden hayata en çok dokunanı da bu…

Ancak reform diye vatandaşın, ekonominin, piyasanınyabancı yatırımcının talep ettiği özgürlükler ve hukuki güvenceler getirilmedi.

Gelen sadece güvenlikçi politikalar, daraltıcı tedbirler ve Cumhurbaşkanının yeni anayasa talebi

Aynı sorun, demokrasi için geçerli. Halkın idaresi anlamındaki demokrasiyi, reforma tabi tutarken, hangi yeniliklerden söz ediyoruz?

Benim’ için talep ettiğimi ‘öteki’ için istemeyen bir zihin yapısı varsa, demokrasiden söz etmek mümkün olamaz.

Ekonomik reformlar da hangi anlayışın şekillendireceğine bağlı olarak inşa edilecektir.

Eğer piyasa dostuiş yapmayı kolaylaştıran, vatandaşı paydaş kılan, karar süreçlerine geniş katılım sağlayan bir reform anlayışı varsa; Türkiye’nin ihtiyacı tam da budur.

Ekonomik güvence diye yola çıkıp özgürlükler kısıtlanmamalı.

  REFORMLARDA HALKIN FİKRİ ÖNEMSİZ Mİ?

DEVAMINI OKU

Elaman ararken abartma

UMUT SÖMÜRÜSÜ ELEMAN İLANLARI

1-İş ve kariyer peşindeki gençleri aşağılayan,

2-Umutlarını sömüren, alay eden,

3-Cesaretlerini kıran züppelikler…

4-Eleman aramak asla bu değil. 5-İtibar açlığını bu yoldan giderme.

Eleman ararken talep edilen nitelikleri abartanlar; amacınız nedir?

İş ilanı üzerinden itibar açlığınızı gidermek mi?

Şayet aradığın eleman ise bunu yapma.

Ancak bunu deneyenler var.

İş ilanlarına bakın; çok sayıda gereksiz nitelik sıralayan var.

İngilizceden bihaber misiniz?

İş ilanında “ileri derecece” bilenini arayınız.

Pozisyon ambar sayımı olsa bile. S

ebep? “Herkes bilenini arıyor, biz de yazalım dedik.”

Peki, işe yarıyor mu bu ilanlar?

Bir eczane ilanı dolanıyor internette; “ECZANEDEN ÇALIŞACAK  15-16 yaşlarında, tercihen bayan, 4 yıllık kimya, biyoloji veya sağlık bölümünden mezun bayan eleman alınacaktır. Mür; … Eczanesi…

Bu 11 yaşında üniversiteye girmiş olması gereken bayan elemana, asgari ücret önerecektir üstelik…

Peki ya özgeçmiş kuyusu kariyer sitelerine ne demeli?

Yeni mezunlara iş ilanları üzerinden uygulanan zulme bakın; “en az 5 yıl iş tecrübesi…”

İyi de ilk işvereni sen olmaz isen bu genç nasıl “tecrübe” sahibi olacak?

Kanaat budur ki böylesi sapkın iş ilanlarını, eleman arayanlardan ziyade, itibar açlığı çekenler veriyor.

SİZİN İK’NIZ BÖYLE İLAN VERİYOR MU?

DEVAMINI OKU

Ufkumuz seçime kadar…

ŞAPKADAN TAVŞAN ÇIKMAYACAK

1-Seçim ekonomisi ha bire yağdırıyor.

2-Seçime kadar balo havası.

3-Sonrasında balonun faturası var.

4-Evdeki gümüşleri satıp ödeyeceğiz.

5-Tıpkı Kayıp Yıllar 90’larda defalarca yaptığımız gibi…

Seçim; kendilerine memuriyet, temsil yetkisi veya bir vekalet verilecek, kanuni şartlara uygun kişilerin, bir kısım veya bütün vatandaşlar tarafından tercih ve tespit edilmesi işlemi…

Toplu bir iradenin birden fazla aday arasında tercihte bulunması.

Tayin etme, atama işleminin zıddı. Demokrasilerin vazgeçilmezi

Biz de seçime gidiyoruz.

Bu da içinde bulunduğumuz sürecin anlayış iklimini değiştiriyor.

İktidar partisi  seçim ekonomisi uyguluyor. Seçime kadar ne olur?

Kesenin ağzı açılır, ücretliye, çiftçiye, emekliye para aktarılır.

Sorunları sorun(!) sorun olmaktan çıkartılır.

Seçim adeta sihir gibidir. Sihirli değnek ile paranın akışını değiştirebilirsin.

Sanal zenginlikler yaratır, kitlelerin peşinizden koşmasını sağlayabilirsin.

Seçime kadar yaşıyoruz.

Seçime kadar projeler yapıyoruz.

Seçimin yükselen değerlerini soluyoruz.

Seçime kadar tüm kapılar açık.

İktidarın saçtığı nimetleri alıyor, külfetleri seçim sonrasına atıyoruz.

Seçim biter ve bu ekonomide yaratılan sahte refah sonra erince ne yaparız?

Bunu düşünmüyoruz zira ufkumuz seçime kadar.

Sonrasında olacakları bilmek istemiyoruz.

Seçime dek her şey yolunda gibi ama…

  PEKİ, YA SEÇİMDEN SONRA?

DEVAMINI OKU

Enflasyondan kaçan lira borsa sığınmacısı

GELENLERİ NEDEN SİLKELİYORSUNUZ?

1-Borsada 1,5 milyonu yeni 4 milyon yatırımcı var.

2-Sert hareketler yaşanıyor.

3-Seçime doğru daha da artacak.

4-Sistem küçükleri korumalı.

5-Oysa gelen silkeleniyor, kamu seyrediyor.

  • SPK’ya soruyorum; halka arz olan şirketlerin denetimi tam yapıyor musun?
  • Maaşını çekip halka arzlara koşanlara soruyorum; şirketleri ölçüp biçerken hassas davranıyor musun?
  • Şirketlere soruyorum; yatırımcı masalarınız çalışıyor mu?
  • Firmalara soruyorum; yeni gelen yatırımcılar panikleyip size başvurduklarında cevap alıyor mu?
  • Aracı kurumlar size soruyorum; yatırımcı alıyor, satıyor ve siz kazanıyorsunuz. Yatırımcıları eğiten, onlara bilgilenmelerini sağlayacak hizmet sunuyor musunuz?
  • Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği size soruyorum; elinizi taşın altına koyup yatırımcıya sesleniyor musunuz?
  • Türkiye Kurumsal Yatırımcılar Derneği size soruyorum; portföy değerleriniz zirve yaptı. Paydaşlarınıza imkân sağlıyor musunuz? Yatırımcının yeni enstrümanları keşfetmeleri için seferberliğiniz var mı?
  • Yatırımcılar size soruyorum; satın aldığınız şirketin kasasında ne kadar para var? Borcu ne kadar biliyor musunuz? Sizi büyüten şirketlerin en ufak bir likidite krizinde başına neler gelebileceğini araştırıyor musunuz?
  • Yüzde 10 aşıklarına soruyorum; borsada her gün %10 getiri peşinde koşan; %10 aşkına kapılanlara soruyorum: Ayrılıklar da aşka dair değil mi?
  • Risk kavramını gözetmeyenlere soruyorum; yüksek kazanç, yüksek risk demektir. Yüksek kazanç peşinde koşarken yüklendiğiniz riski hesaba katıyor musunuz?
  • Borsanın değerine inananlara soruyorum; sizce yatırımcı borsaya sürülürken, onların soyulmasına nasıl bakıyorsunuz?
  • Keriz silkeleyenlere soruyorum; utanmıyor musunuz? Cezalandırılmadığınız ortada… Kişisel çıkarlarınız için ekonominin köküne kibrit suyu dökmekten hicap duyuyor musunuz?

  KERİZ SİLKELEMEYE UTANMIYOR MUSUNUZ?

DEVAMINI OKU

Paylaşanlar kazanıyor

SÜREKLİ ALAMAZSIN, VERMEN DE GEREKİR

1-İnsan; biriktirdiklerine değil;

2-Paylaştıklarına sahiptir.

3-Salgın bize paylaşmanın hayati önemini gösterdi.

4-Olan; olmayana,

5-Bilen; bilmeyene borçludur.

Salgın ve kriz; ihtiyaçlarımız ile isteklerimiz arasındaki farkın kavramamızı sağladı.

Gördük ki isteklerimiz aşırıya kaçmış ve ihtiyaçlarımız sandığımızdan da az sayıda imiş.

Salgın sürecinde fark ettiğimiz bir husus da paylaşmak

Charles Eisenstein; ‘Kutsal Ekonomi’ kitabıyla 8 milyar insanın paylaştığı gezegen için, vahşi kapitalist olmadanüzmedenkirlenmedenbaşka bir varoluş mümkün diyor.

Daima almaya ve yolsuzluğa yönelik tavırları terk ederek…

Sürekli alamazsın; çoğu kez vermen de gerekiyor.

İnsan, biriktirdikleriyle değil, paylaştıklarıyla zengindir…

Bu yüzden alış-verişin ötesinde, ‘armağan’ etmek şart.

Ekonominin neyini kutsuyor Charles?

Diyor ki; bakmayın şu anda dünyanın içindeki bu ‘güçler çağı’ afrasına tafrasına.

Herkesin daha mutlu ve daha zengin olduğu bir dünya pekala mümkün.

Yeter ki uydurduğumuz ve kendimizi inandırdığımız yalanların efsunundan kurtulalım.

Kirlilikten, yolsuzluktan arınalım, gerçeğin bize düşen ödevini bilelim.

 MEZARA İYİLİKTEN BAŞKA NE GÖTÜREBİLİRSİN?

DEVAMINI OKU