Amerika yanıyorsa

GELİR DAĞILIMI BOZULDUĞUNDA…
ABD kentleri yangın yeri.
Trump ateşe benzin döküyor.
Yağmacılık ve şiddet patlak verdi.
Gelir dağılımındaki bozulma ırkçılığı körükledi.
Açlar ve toklar savaşı başlayabilir.

ABD’nin Minnesota eyaletinde polisin öldürdüğü George Floyd için ülke çapında düzenlenen protestolar ülkeyi ateş yerine çevirdi. Görünen; ırkçılığı karşı isyan. Ancak sadece bu değil. Ülke alev alev yanıyor. İç savaş çıkma ihtimali var.

Bilinir ki ateş için 3 temel bileşen gerekir. 1-Yanıcı madde, 2-yakıcı oksijen ve 3-ortam ısısı.

2008’deki Küresel Krizde görüldü ki ülkedeki gelir dağılımı felaket boyutlara çıkmış. Wall Street İşgalcileri hareketi, ‘%99 hakkını istiyor’ sloganıyla başlamış, diğer ülkelere de yayılmıştı.

Şimdi daha da sıkıntılı günlerdeyiz. Korona yüzünden ülke ekonomileri zorda. Yanıcı madde; yaygın ekonomik kriz, yakıcı madde; yoksullar, ortam sıcaklığı; gelir dağılımındaki dev bozulma…

Ateşi söndürmenin bildik yolu; oksijenle ilişkisini kesmek. Bu da ancak yoksulluğu ortadan kaldırmakla mümkün. Ya da ortam ısısını soğutmak ki bunun anlamı gelir dağılımını daha iyi duruma getirmek…

Trump, protestoculara ateş açılması emrini vererek, yangına benzinle gitmeyi seçti. Sorun bu…

       BİZ BU YANGINDAN NE DERS ÇIKARABİLİRİZ?

DEVAMINI OKU

1,8 milyar $’lık oyun

YÖRÜNGEDE BİR TÜRK ŞİRKETİ
Peak 100 gencimizin oyun ürettiği şirketimiz.
İlk Türk unicornu olmakla kalmamış;
oyun sektöründe rekor satışa imza atmış.
Daha nice farkında olmadığımız;
başarılara koşan gençlerimiz var.

Bizim çocuklar, geliştirdikleri Toy Blast ve Toon Blast ile uzun süredir cep telefonum, tabletimde ilgi odağım oldular. Derken, dünya oyun devi Zynga, 100 gencimizin kurduğu Peak şirketini 1.8 milyar dolara satın aldı.

Böylece Unicorn evreninde bir Türk şirketi var artık. Unicorn, tek boynuzlu demek. Bu mitolojik yaratık, yeni girişimciliğin sembolü… 1 milyar $’ı aşan girişimler, yörüngeye çıkan Unicorn olarak adlandırılıyor. Peak; bu başarısı ile hepimizi gururlandırdı.

Bu gençler, başarana dek ortalıkta yoktuk. Dikkatlerimizi ancak küresel başarılarıyla çekebildiler. Şimdi herkes bu başarıya yapışma yarışında. Oyun diye küçümsenen sektör, ülkenin en büyük ticari başarısı. İçimizde henüz yörüngeye çıkmamış nice Unicorn adayları var.

Misal uzay alanında çalışan, tarımda benzer gayretleri olan, savunma sanayiinde parlak sonuçlar alan gençlerimiz var. Bırakın onlara destek olmayı, köstek olmasak yeter. Ama öncelikle içimizdeki bu zenginliğin farkına varalım. Onlara engel değil destek olalım.

      CEBİNDEKİ OYUNU YAPAN KİM BİLİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Halkı aşağılamayın

NORMALE DÖNME HEYECANINI KÜÇÜMSEME
Bugünden itibaren normalleşme hızlanıyor.
Maske, hijyen, mesafe kuralına uyarak;
çocuklar, yaşlılar normalleşemez mi?
Onların hayata dönme heyecanlarını
küçümsemek kötücül tutumdur.

Korona salgını etkisi zayıflarken hayat, normale dönmeye başladı. Bu süreçte en fazla kısıtlamaya tabi olan 20 yaş altı ve 65 yaş üstü insanlarımızın hayata dönme heyecanını küçümseyenler de çoğaldı.

Oysa herkesin moral bulmaya ihtiyacı var. Korona kısıtlarının getirdiği psikolojik travma söz konusu iken bir de normal hayat taleplerini aşağılamak, son derece kötü bir tutum.

Sosyal medya, TV’ler, böylesi sorumsuzların ürettikleriyle dolup taşıyor. Verilen izin süresince kendisini sokağa atan yaşlılar, küçümseniyor. İzin süresini sokakta değerlendiren gençlerin normal hayata dönme arzusuyla alay ediliyor.

Şüphesiz fiziksel mesafe kuralına uymamız şart. Covid-19’un kötücül etkisiyle başka türlü baş edilemeyeceğini artık öğrendik. Yine de maske kuralına, sosyal, fiziksel mesafeye uymayanların sorumsuz davranışları söz konusudur.

Bunlara yönelik yaptırımları destekliyoruz. Bugünden itibaren normalleşme adımlarına çocuklar ve yaşlıların katılmasını küçümsemek köhneliktir.

        ÇOCUKLAR VE YAŞLILAR NORMALLEŞEMEZ Mİ?

DEVAMINI OKU

Neden eller aya biz yaya?

BİZİM ANALARIMIZ GÖKMEN DOĞURAMAZ MI?
Uzay artık dolmuş mesafesinde.
Girişimci Elon Musk, uzayı devlet tekelinden çıkardı.
Astronotları uzay dolmuşuyla götürdü, döndü.
Bizler gökmen neslimizi yetiştiremez miyiz?

Elon Musk’un Falcon 9’u astronotları bıraktı, dünyaya döndü.

Bir girişimcinin devletlerüstü olabileceğini gösterip tarihe geçti. Uzay dolmuşu artık hayal değil ve bir sonrasında ay var mars ve diğerleri var. Peki, bu bizi neden ilgilendirsin?

Çünkü, uzay yarışında eller aya giderken biz yaya kalıyoruz.

Türkiye Uzay Ajansı’nın kuruluş kararnamesi iptali için Anayasa Mahkemesi’ne gidecek kadar olan bitenin farkında değiliz.

Çünkü kendi kısır gündemimizle öylesine mest olmuş durumdayız ki kafamızı kaldırıp yukarıda neler olup bittiğine bakmıyoruz.

Çünkü uzayın parsellendiği günümüzde bunu dert edinenlerimizin sayısı son derece az.

Çünkü geleceğin zenginlik alanı uzayda olmayı, fantezi sayan yığınca okumuş okumamış cahilimiz var.

Çünkü 209 üniversitemizi bilimin ürediği yer değil, diploma fabrikasına çevirdik. Çünkü merak etmiyoruz.

Çünkü merak edenimizi sindiriyoruz.

Çünkü biat batağına zihnimizi gömdük.

Çünkü matematik sevmiyoruz.

Çünkü içimizdeki Elon Musk’ları daha doğmadan boğuyoruz.

Çünkü farklı düşünenden korkuyor, ona mobbing yapıyoruz.

         ASTRONOT KELİMESİ YERİNE GÖKMEN DESEK?

DEVAMINI OKU

Kötülere birkaç sözüm var

ŞEYTANIN AVUKATI OLMAK MI
ŞEYTANA AVUKAT KESİLMEK Mİ?
Sosyal medyada ne zaman kötüleri eleştiren şeyler paylaşsam; onları koruyanlar türeyiveriyor.
Kötüyü, yanlışı, çirkini savunanların sayısı
sandığınızdan fazla…

Hayvanın alacası dışında, insanın alacası içindedir derler.

Sosyal medya; insanın içindeki kötülükleri görünür kılıyor..

Korona sürecinde bizler maske takınca bazılarının maskesi düşüyor demiştim. Bu; sosyal medya üzerinden yaptığım paylaşımlarda kendini gösteriyor. Ne zaman iyiliğe örnek paylaşsam altında çapanoğlu arayanlar sıraya giriyor adeta.

Ancak daha da beteri ne zaman kötüye, çirkine, yanlışa dair bir olay veya görsel paylaşsam, onları savunanlar bir anda ortaya çıkıyor. Savunmalara bakıyorum; vicdansızlık kadar akılsızlık örnekleriyle dolu cümleler ve çok kez hakaretler söz konusu oluyor.

Kimi, ‘ben buradayım, beni fark et’ gibi güdülerle, kimi de sırf kendini fenomen yapma gayretiyle tuhaf eleştiriler hatta hakaretler yapıyor. İsimsiz trolleri anlarım da işi gücü mesleği ortada iken kötüleri savunanları anlamak mümkün değil.

Üstelik bunu yaparken, kendilerini gerçeğin peşinde koşan, zehir hafiye  gibi gözünden hiçbir şey kaçmayan tutumları…

Komikten öte düşündürücü olan budur. Güya gerçeği arıyor ama iblisten yana saf tutuyor.

      SÜREKLİ KÖTÜLERİ TUTMAK ZORUNDA MISIN?

DEVAMINI OKU

Önce ateş edip sonra nişan almak

AKIL AKILDAN ÜSTÜNDÜR AMA
AKLI TUTULMUŞA ÇARE YOKTUR
Ekonomide alınan pek çok karar;
katılımcılıktan uzak, tek beynin ürünü…
Oysa sağlık Bilim Kurulu;
bilim insanlarının katılımcı aklıyla başarı getirdi.

Batı dillerinde hatır, gönül, vefa kelimeleri yoktur. Zira bu dili var eden sosyolojide bunların karşılığı yoktur.

Bizim dilimizde de ‘plan, vizyon, misyon, strateji’ kelimelerinin tam karşılığı yoktur. Çünkü bizde kervan yolda düzülür, gözümüzle düşünür, Önce ateş eder; sonra nişan alırız.

Korona sürecinde alınan kararlara bakıyorum. Çok azı derin düşüncenin eseridir. Çoğu panik atak psikolojisiyle, acele alınmış kararlardır.

Hal böyle olunca tedbir diye getirilen pek çok uygulama, yarattığı sonuçlar itibariyle yeni tedbir gerektiriyordur.

Kamuda durum böyle iken özel sektörde durum farklı değildir. Ben bunu, karar süreçlerindeki kibre bağlıyorum. Masanın en güçlü sesi, diğer görüşlere sesini duyurma imkanı vermezse, katılımcılık sağlanamaz.

Bu da kararın kalitesizliğini belirler. Bir delinin kuyuya attığı taşı  çıkarmak için kaç akıllı gerekecektir?

YAZIK DEĞİL Mİ?

DEVAMINI OKU

En büyük azınlık: engelliler

SOSYAL MESAFE MI SOSYAL DIŞLANMIŞLIK MI?
#Korona ile her birimiz geçici süre seyahat engelli olduk.
#EvdeKal Türkiye derken, zaten sosyal dışlanmışlık yüzünden evde bırakılan engelli yurttaşlarımızın halini daha iyi anladık.

OECD-AB ve Türkiye verilerine göre, dünya nüfusunun yaklaşık %15’i engelli bireylerden oluşuyor. Yani dünyada 1 milyar engelli var. Bu yüzden, dünyadaki “en büyük azınlık” olarak nitelendiriliyorlar. Türkiye’de ise Ulusal Engelli Veri Tabanına göre engelli birey sayısı 1.559.222. (Ancak resmi olmayan verilere göre %13 düzeyinde, 9 milyon civarında.

Bunların %27’si 0-21 yaş, %36’sı 22-49 yaş, %37’siyse 50-64 yaş arasında… Yaşla birlikte engellilik oranı artıyor: OECD ülkelerinde 20-34 yaş arasındaki engelli birey oranı %6. Bu oran 35-49 yaş arasında iki katına çıkıyor. 50-64+ yaş arasında %24’ü buluyor. 4 engelliden ancak 1’i yardım alabiliyor.

AB ülkelerinde ilkokuldan sonra okulu bırakan engelli oranı %25. Bu oran İsveç’te %11’ken, Türkiye’de %60. AB’de %29,9’u yoksulluk/sosyal dışlanmışlık riski altında, Türkiye’de bu oran %77,1 gibi rekor düzeyde…

Son olarak; engellilerin %80’i gelişmekte olan ülkelerde… Korona, engellinin halinden anlamamıza yardım eder umarım.

           HER BİRİMİZ ENGELLİ ADAYI DEĞİL MİYİZ?

DEVAMINI OKU

Açılırken saçılmayalım

HERKES DÜŞTÜĞÜ YERDEN KALKACAK AMA…
Kapanan ekonomiler açılma sürecine giriyor.
Şirketler bunu iyi yönetmeli.
Aksi halde farklı riskler devreye girer.
Bilinmesi gereken, çıkışın, farklı bir gerçeğe olacağıdır.

Koronanın kapattığı ekonomiler, açılma sürecinde. Bizde de durum farklı değil. Her ne kadar ortalıkta normalleşme programları dolaşıyorsa da henüz Bilim Kurulu’ndan değiller.

Dünyaya paralel olarak ekonomik hayat canlanmaya başladı. Sorun, hayatın hangi normale döneceğidir. Uzun süredir iş dünyasıyla konuşuyorum, herkesin kendine has açılma niyeti var.

Kimi, ‘kaldığım yerden devam ederim’ sevdasında. Belli ki hiç ders almış görünmüyorlar. Kimi; ‘artık müşteri farklı ihtiyaçlarla gelecek, onlara odaklanmalıyım’ vizyonunda.

Bazısı, ihtirasından, iştahından  bir şey eksilmemişçesine ekonomi kapalı iken kazanamadığı her kuruşu, misliyle geri alma planı yapıyor.

Çoğunluğu gençlerden oluşan büyük bir kesim ise açılacak ekonomiden fazla umutlu değil. Özellikle işsizlerin hali böyle…

Dikkat çekmek istediğim; açılırken saçılmayın. Çıkış için krize girdiğin kapıya yönelme.

Zaten o kapının ardında seni kendi eksikliklerin, verimsizliklerin ve eski ezberlerin bekliyor olacak. Planını şimdiden yapmalısın.

     AÇILMA SÜRECİNDE EYLEM PLANIN HAZIR MI?

DEVAMINI OKU

Diploma fabrikası mı Meslek Okulları mı?

GENÇLERİN ÖMRÜNÜ HARCAMAYALIM
Çocukların ömründen kesip diplomaya harcamak, mantıklı mı?
Eğer işe yaramıyorsa diploma için onca zaman ve kaynağı neden feda ediyoruz?
Mesleksiz nesiller ile nereye kadar?

Korona gelip geçer de işsizlik daha uzun süre kalıcı gibi…

Ortalığı diploma fabrikalarıyla doldurduk. 209 üniversite, binlerce normal lise aracılığıyla ha bire diploma üretiyoruz.

Çocuklarımızın hayatını çalıyor, ellerine tutuşturduğumuz diplomaya; tonla para harcamamız da cabası… Peki, çözüm?

Biliyoruz ki meslek liseleri, beceri kazandırıyor. 40 ziraat fakültemiz binlerce işsiz üretiyor, KPSS kuyruğuna sokuyor

Fakat bitkiyi bilen bahçıvanımız yok. Ortalık mühendis dolu ama beceri sahibi olanlar nadir. Ülkeler bunu meslek okulu ile çözmüş. Bizde meslek liselerine itibar edilmiyor. Veliler çocuklarını mesleğe değil, diplomaya yönlendiriyor. İşsizlik 10 milyona koşarken işveren nitelikli çalışanı zor buluyor.

Korona yüzünden duran ekonomiler yavaş yavaş açılır ancak işsizlik daha uzun süre kalıcı gibi görünüyor. Çözümü biliyor ancak uygulamıyorsak, samimiyetimizi sorgulasak iyi olur.

ÜNİVERSİTELERİ MESLEK OKULUNA DÖNÜŞTÜRSEK?

DEVAMINI OKU

Koronadan ne öğrendin?

AYNAYI TUTTUM YÜZÜME
NELER GÖRÜNDÜ GÖZÜME
Salgın, hayatımızı gözden geçirmemizi sağladı.
Hatalarımız, noksanlarımızı daha net gördük.
Şimdi etkisi geçiyor, ekonomiler açılıyor.
Peki; hayatımızda neleri değiştirdik?

Salgının kapattığı ekonomiler yavaş yavaş açılıyor. Korona etkisini kaybederken hayat yeniden, normale(!) dönüyor.

Fakat bu; yeni normal. Koronanın bize tuttuğu ayna ile bazı kusurlarımızı gördük, eksiklerimizin farkına vardık.

Hayata yeni gözlüklerle bakar olduk. İhtiyacından fazlası peşinde koşma, aşırıya kaçma, ellerini daha sık yıka, fiziki mesafe kuralına uy, evde hayat var ve evinden de çalışabilirsin.

İhtiyaçların sınırlı ama seni zora sokan, sonsuz isteklerin

Rahat bırakırsan, tabiat düzeliyormuş, daha az tüketerek daha mutlu gezegen mümkün. Bilim olmadan yapamayız.

Dışarıda çalışmak zorunda olanlara saygı duymak gerekir.

Daha fazla hastane, daha çok silahtan daha önemli imiş.

Düşmanlıklar unutulabilirmiş. Başkasına yardım, kendimize yardımın en etkin yolu imiş. İnsan, lüks ve aşırı tüketmeden de hayatta kalabilirmiş. Komşu açken uyumak iyi değilmiş.

Virüs zengin-fakir, yaşlı-genç, sağcı-solcu ayırt etmezmiş.

Çare; politikacıdan şöhretten değil, bilimden gelebilirmiş.

      SALGINDAN SENİN ÇIKARDIĞIN DERS NEDİR?

DEVAMINI OKU