Liyakatte yarışalım

ÇOKLUKLA BÖBÜRLENME KALİTEYLE ÖVÜN
Nerede çokluk varsa orada aslında yokluk olabilir.
Nicelik yerine niteliğe odaklanan kaliteyi yüceltir.
#Korona süreci bize niteliğe, kaliteye ne çok ihtiyaç olduğunu öğretti.

Neyi beslersen onu büyütürsün. Bilgiyi büyüteceksen, onu üreteni beslemelisin… 90’larda, teknolojiyi eğitimde yaygın hale getirmek, kara tahtayı internet ile değiştirmek amacıyla bilgisayar derslikleri açtık.

Bilgisayarı “demirbaş” olmaktan çıkaramayınca, yeni cihazlar, el dahi değmeden eskimeye terk edilirdi. Cemil Meriç’in “katedrali kazlar, manastırı kızlar bekler” cümlesindeki gibi okul yönetimleri, demirbaş bilgisayarı hasardan korumak için kilit altında tutardı. lması gereken; bilgisayarı “sarf malzemesi” haline getirmekti.

Bugün değil her okul, neredeyse her öğrencide bilgisayar var ve Fatih Projesi ile çocuklarımızın her birinin elinde tablet var olsun istedik. Ancak benzer yatırımı öğretmenlere yapmadığımızdan fayda oluşmadı. Zira Fatih projesi aslında Molla Gürani, Akşemseddin projesiydi.

Türkiye’de üniversite sayısı 200’ü aştı. Nicelik sorununu çözdük nitelikte yaya kaldık. Korona sürecinde bize bilim ve liyakatin gerektiğini gördük. Liyakat olmadan asla ve asla…

         NİCELİKLİ MİSİNİZ, NİTELİKLİ MİSİNİZ?

DEVAMINI OKU

Cebime para koyamıyorsan cebimden daha az para al

ELLERE VAR BİZE YOK MU?
Elin adamı kendi yurttaşına mağduriyet yaşatmamak için cebine trilyon dolarlar koyuyor.
Oysa biz 19 paket açtık ama para yok.
Cebe para koyamıyorsan bari cebimizden daha az para al.

Korona sürecinde G20 ülkeleri, vatandaşlarını virüsün ekonomik yıkımından korumak için şimdiye de 20 trilyon $  kaynak ayırdı. Yalnızca ABD 2 trilyon dolara ilave olarak vatandaşın cebine 1000$ para koyuyor.

Avrupa ülkeleri de işsiz kalanlar başta olmak üzere işyeri kapananlara, esnaf ve küçük işletmelere kaynak aktarmaya başladı. Maksat, halkın bu süreçte hayatta kalması, mağduriyet yaşamaması.

Peki, biz ne yapıyoruz? 1000’er lira para dağıtmaktan dem vuruyor, ücretsiz izinle eve gönderilenlere 1,177 Tl ödeme yapmaktan söz ediyoruz. Şimdiye de 19 paket açıldı. Kamu kükrediği kadar yağamıyor zira paket çok ama para yok.

Sürekli krediden, ertelemeden söz ediliyor. Oysa cebimize para koyamıyorsanız, bari cebimizden daha az para alın.

Eve gelen faturaları indirin, korona fırsatçılığıyla elektrik zammı yapmayın, hiç değilse asgari ücretten vergi almayın.

   TÜRK İNSANI YABANCIDAN DAHA MI DEĞERSİZ?

DEVAMINI OKU

Mahrumiyet ve tecrit

SAHİP OLDUKLARIN;
ASLINDA SANA SAHİPMİŞ
Varlık içinde yokluk çekiyor olmayasın?
Kalabalıkta yalnızlık çekmenin sebebi ne?
#Korona MAHRUMİYET ile hiçleşebilmeyi
TECRİT ile tekleşebilmeyi fark etmemizi sağladı.

Korona ile farkına vardığımız iki kavram. Her ikisi de bizim baş etmemiz gereken hal. Mahrumiyet, yoksunluk demek… Var iken ondan yoksun kalma hali…

Yoksulluktan farkı, elde var iken kullanmamak, ondan mahrum olmaktır…

Tecrit ise izolasyon veya hiçleşme demektir. Bir insanın dış dünyadan koparılarak kendi haline bırakılmasıdır. İlişkiden bulunduğu topluluktan çıkarmak, sosyal, ekonomik ve kültürel olarak yalnızlığa terk edilmektir.

Bunun yanı sıra kendisine veya çevresine  zarar verme ihtimali gösterenlerin ayrı bölüm içinde muhafaza edilmesini anlatır. Bu salgın sürecinde fiziksel mesafeyle tecridi, eve kapatılmakla pek çok haktan mahrumiyeti tattık.

Gördük ki arada ruhsal ve bedensel arınma gerekiyormuş. Her hak mahrumiyetiyle hayatımızdan olmuyor her tecritte ölmüyormuşuz.

Hatta bu durum ruha iyi geliyor, aslında ne az şeye ihtiyacımız olduğunu fark edebiliyormuşuz. Uzun sokağa çıkma yasağında belki de en güzeli, içimize doğru seyahati denemek olacaktır.

         KENDİ İÇİNE SEYAHAT ETMEK İSTER MİSİN?

DEVAMINI OKU

Belediyeler tarımsal üretime başlayabilir

İNSANI YAŞAT Kİ DEVLET YAŞASIN
Şeyh Edebali böyle sesleniyor bize.
#korona yüzünden tarımsal üretim hayati önem kazandı.
Başkan, hemşehrisini yaşatmalı ki beldesi devleti yaşasın.
Şimdi üretimde yarış zamanı…

Korona çoğu ezberimizi bozdu. Salgın sürecinde tarımın önemini bir kez daha anladık. Zira bitleri baytları, petrolü veya doları yiyemiyoruz ve bize gıda gerekiyor.

Peki, bunu kim üretecek? Tarım bakanlığının sorumluluğundaki sektör dışa bağımlılıktan bizi kurtaramadı. Nüfusun %80’inin artık şehirlerde yaşadığı günümüzde belediyeler, hemşehrisini beslemek için tarımsal üretime pekala el atabilir.

Nitekim Ankara Büyükşehir Belediyesi, belediyeye ait tarım arazilerinde üretim yapılması için harekete geçti. Gölbaşı ilçesindeki 2 bin 350 dönüm alanda ekim yapıldı bile.

Zaten Tunceli Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu; önceleri Ovacık’ta şimdi de şehrinde tarımsal üretime başlamıştı.

Salgın bitse dahi, belediyelerin ellerindeki arazi, mera ve benzeri varlıklarıyla tarımsal üretim projeleri üretmeliler.

         BELEDİYE, HEMŞEHRİSİNİ DOYURAMAZ MI?

DEVAMINI OKU

Güzel şeyler de oluyor

AKLIMIZI KARARTMAYALIM
Her büyük kriz, beraberinde büyük değişimleri getirir.
Zihin neye hazırsa, başa o geliyor.
Sağlıktan ekonomiye hayatta yenilikçi adımlar atacağız.
Yeter ki #korona ufkumuzu karartmasın.

Her ne kadar da sıkıntılı günler geçirsek de iyi haberler var.  Salgında; kendi projelerinden vazgeçmemelerinin sonuçlarını görüyorum. Zaman zaman dumur olsak da vazgeçmemenin önemini anlıyorum.

Bazen enerjimiz tükeniyor. Üst üste gelen olumsuz haberler, artık ‘hiçbir şey olmaz’ açmazına götürüyor insanı. En dip noktalara geliyoruz. Ama sonra bir güneş doğuyor ve o güneşin altında ışıkla yıkanıyorsunuz.

İşte bu nedenle algımızı; var olan sıkıntılara değil, attığımız küçük ama başarılı adımlara açmalıyız. Bizler minik de olsa kendi adımlarımızla yürürken hayat olmadık mucizelerini saçacaktır.

Hayatlarına çiçekler ekenlerin; o çiçeklerin kokularıyla sabahlarını aydınlattığını izliyorum. Ülkemiz sıkıntılı bir süreçten geçebilir. Bir süre bizler de evlerden çıkamayabiliriz. Ben akıbetin aydınlık olacağını düşünüyorum.

Her büyük sıkıntı, aşılacak büyük problemlerin yıkılarak çözülmesini de sağlar. Türkiye’nin Koronavirüs krizinden en az etkilenerek çıkacak ülkelerden olacağını düşünüyorum.

          SENİN HAYATINDAKİ GÜZEL ŞEYLER NELER?

DEVAMINI OKU

Evde zaman yönetimi

ZAMANIN TIK TIK’LARI
GÜDEN, YARATIKLARI…
Korona sürecinde günler mi uzadı?
Yoksa bize kalan zaman, fark edilir mi oldu?
Sokağa çıkma yasağında;
Boş zamanı yönetmeyi öğrenmek gerekiyor.

Korona bizim zaman algımızı farklılaştırdı. Sokağa çıkma yasağı, ‘bana kalan zaman’ ile ne yapacağımı sorgulatıyor.

Zamana hakim olanın kural koyduğu bir zamanda yaşıyoruz. Pek çok zengin insanın “zaman fukarası” olması, boşuna değil. Hayatın kalitesi üretimin verimliliği bu kavrama bağlı.

Tarım toplumunda zaman, “mevsim” en fazla “gün” demekti. Eski saatlerin yalnızca akrebe sahip olması boşuna değil. Daha sonra yelkovanı, 130 yıl önce de saniyeyi işin içine kattık. Zira zaman, giderek değerli hale gelmeye başladı.

Zamanı, farklı kültürler, farklı algılar. Örneğin İsviçre‘de bir toplantı, akreple yelkovanın belli bir rakam üzerine gelince başlar, başka bir rakama gelince biter. Oysa Orta Doğu‘da, randevulaştığınız gün bile buluşamayabilirsiniz de.

Türkiye, zaman yönetiminde ciddi sorunları olan bir ülke.

Hele ki salgın şartlarında, yönetmemiz gereken ne çok boş zamanımız olduğunu fark ettik. Öncesinde işe, okula gidiş, trafik vs. zamanımızı alıyordu. O da bize kaldı. Şimdi bize düşen boş zamanı yönetmek…

BOŞ ZAMANIN VAR MI?

DEVAMINI OKU

Hepimiz aynı gemideyiz ama…

FEDAKÂRLIK PAYLAŞIMI;
FEDA sana KÂR bana olmasın.
Fırtına tekneyi salladığında;
1’nci sınıftaki yolcuların söylemidir;
‘Hepimiz aynı gemideyiz.’
Aynı gemideyiz de güverte yüzü göremeyen ne yapsın?

Bu kelimelerle başlayan cümleyi genelde kaptan köşkündeki yöneticilerden duyarız. Genelde 1’inci sınıf yolcularının batmaya yakın yaptığı çağrıdır.

Cümle böyle başlıyorsa bil ki senden FEDAKAR olman istenecektir. Şüphesiz hepimiz aynı gemideyiz ama… Devamı gemideki yolculardan gelsin;

Hepimiz aynı gemideyiz ama siz sürekli güvertedesiniz.

Hepimiz aynı gemideyiz ama siz farklı göğe bakıyorsunuz.

Hepimiz aynı gemideyiz ama servis edilen yemekler farklı.

Hepimiz aynı gemideyiz ama kürek çeken hep biz oluyoruz.

Hepimiz aynı gemideyiz ama tekne batınca aynı denizdeyiz.

Hepimiz aynı gemideyiz ama seni filikan bekler bizi simit.

Hepimiz aynı gemideyiz ama sizin masanızda olamıyoruz.

Hepimiz aynı gemideyiz ama buzdağını göremeyen sizsiniz.

Tamam haklısınız anladık; hepimiz aynı gemideyiz ancak;

     NEDEN BİZLER GÜVERTE YÜZÜ GÖREMiYORUZ?

DEVAMINI OKU

Bizler maske takıverdik Kötünün maskesi düştü

KORONA MASKELERİ İNDİRİYOR
İnsan neden maske takar?
1- #Korona salgını için.
2-Gerçek yüzünü saklamak için.
Şimdi yüzler maskeli ama niyetler maskesiz.
Kim gerçek kim sahte ortaya çıkıyor.
Şeffaf maskeli balo…

Korona her birimize maske taktı. Virüs bulaşmasın, yayılmasın diye. Biz maske taktıkça, bazılarının maskesi de düşüverdi. Kimi kötü ve bencil yapıların gerçek yüzünü, ancak maske takınca fark edebildik.

Kim fedakâr kim değil, kim bencil kim diğerkâm. Kimler sosyal paydaşının yanında kim kendi teknesini kurtarma telâşında… Maske, koronayı engelleyebiliyor ama içimizdeki kötücüllüğü saklayamıyor.

Maske yüzün stepnesidir. Ar damarı çatladığında devreye giren yedek yüzümüzdür.  Maskeyi indirme gayretindekiler, ardındaki gerçek yüze tahammül sermayelerini gözden geçirmelidir. Çoğu kez maske, gerçekten daha gerçekçidir.

Bana göre her birey her STK, kurum veya şirket; korona sürecinde maskesinin ardındaki gerçek yüzünü sergiledi.

Testiyi kıranla suyu getireni ancak maskeleri taktığımızda ayırt edebildik Kötünün gerçek yüzü, maskesinin ardından daha net görünüyor.

SENİN MASKEN ŞEFFAF MI?

DEVAMINI OKU

Korona terbiye ediyor

SALGIN EN PAHALI EĞİTİM
#Korona her birimize özel eğitim programı uyguluyor gibi.
Aşırılıklarımızı törpülüyor.
Hatalarımızı gösteriyor.
Ders üstüne ders veriyor.
Ancak bize en pahalı faturayı ödeterek…

Korona salgını yaşam tarzımızı derinden etkilemeye başladı.

Artık evde kalmak yadırganmıyor. Maskeli dolaşmaya alıştık ve daha az şeye ihtiyaç duyduğumuzun farkına vardık. Bize haddimizi bildiren korona, eğitim maliyetini aldığı canlarla ödetiyor.

Fiziksel mesafeye ihtiyacımız vardı, öğrendik. Ellerimizi yıkamamız zaten gerekliydi, öğrendik. Çok fazla şeyi aynı anda istemenin gereksizliğinin farkına vardık. Ev bize yuva imiş; anladık. Ailemize zaman ayırmak gerektiğini kavradık.

şırıya kaçmanın maliyetini hatırladık. Tasarruf bilincinin hayati önemini hissettik. Futbolcuya azamı ücret öderken sağlıkçıya asgari ücret lâyık görme hatasını bildik.

Daha fazla hastane, daha fazla silahtan daha hayatiymiş. Sürekli bizden vergi tahsil eden, bize ceza kesen kamunun; halka destek olması gereğini dünya örneklerinden gördük.

Fakirin yanında malından söz etmemeyi, hastanın yanında sağlığına övünmemeyi, dertlinin yanında ne kadar çok mutlu olduğunu haykırmamanın edep olduğunu gördük. İsrafın haram olduğunu anladık.

SEN NE DERSLER ÇIKARDIN?

DEVAMINI OKU