Niteliksiz girişimci

NE İŞ OLSA YAPARIMCI PATRONLAR

“Ne iş olsa yaparımcı eleman” ile

“ne iş olsa girişirim” diyen patronlar arasında sıkıştık.

Nitelik sadece iş gücünde mi aranmalı?

Patronların da nitelik sorunu yok mudur?

Eskimeye yüz tutan bir ezberimiz var; nitelikli işgücü ihtiyacı… Sanki bu nitelik, sadece çalışanda eksikmiş gibi davranıyor, girişimcinin niteliğini nedense sorgulamıyoruz.

Katma değeri düşük işler kuran girişimcinin, katma değeri düşük çalışandan şikayet hakkı yoktur. Değer üretmeyen iş süreçlerinde nitelikli işgücü çalıştırmak ne derece anlamlı?

Ara eleman aranan eleman sloganı, özünde doğru olmakla birlikte niteliksiz patronların elinde bu ara elemanlar, arada derede kalıyor. Ne iş gelişiyor ne de işçi niteliği… Sen patron olarak kendini geliştirmez isen kullandığın işgücünde nitelik artışı olur mu?

Ara eleman yetiştirmek için yoğun gayret başladı şükür. Milli Eğitim Bakanlığı ile sanayi ticaret odaları elbirliği yapıyor, meslek liseleri gibi çözümleri yaygınlaştırıp aranan eleman dediğimiz kabiliyet havuzunu genişletmeye çalışıyorlar.

Ancak bu yetmez. Bize nitelikli girişimci gerekiyor. Ne iş olsa yaparımcı eleman kadar ne iş olsa girişirim patronların varlığın da bir sorun.

NİTELİK ARAYAN PATRON; SEN NİTELİKLİ MİSİN?

DEVAMINI OKU

İnsana yatırım

ÇALIŞANI MUTSUZ FAKAT PATRONU
MUTLU ŞİRKET GÖRMEDİM HENÜZ
Müşterinden önce çalışanını mutlu et.
Ancak bu sayede müşterin velinimetin olur.
Değilse, bugün sana sadık olan;
yarın bir başkasına sadık olur, ona kazandırır.

Şeyh Edebâli; “insanı yaşat ki devlet yaşasın” der…

İş dünyasında durum farklı değildir; “çalışanı yaşat ki kurum yaşasın.” Müşterinin velinimet olduğu o eski çağlar geride kaldı. Nimetimizin velisi, bize nimet sağlayan idi. Lonca sisteminin o faydalı düsturu bugün ortada yok.

Yeni müşteri tanımı; “paramızı cebinde taşıyan insan.

CRM (Müşteri İlişkileri Yönetimi) gibi soğuk yöntemlerle bugünkü cılız iddiamız şudur ki; müşteri patrondur.

Peki, müşteri gerçekten patron mu? Buna yürekten inananlar var ise onlara bir çift sözüm var… Müşteri patron olabilir ama çalışanınız o patronun da üzerindedir.

Çalışanı mutsuz fakat şirketi mutlu patron görmedim henüz. Çalışanlarına kârdan pay vermek; insana yatırımın çalışan bir yöntemidir ve müşteriyi elde tutmada  çok işe yarar. Zira işyerine aidiyeti artmış çalışan, müşteriye de patronuymuş gibi davranır. Çünkü müşteri sayesinde o da kazanabilmektedir.

  ÇALIŞANINI SEVİYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU

Çalışanı yaşat ki kurumun yaşasın

ÇALIŞANI MUTSUZ FAKAT ŞİRKETİ MUTLU
PATRON GÖRMEDİM HENÜZ
‘Müşteri patrondur’ sloganı çalışmıyor.
Asıl patron, müşteriye iyi davranacak olan çalışandır.
Eğer o mutsuz ise kurumunuz hastadır.

Şeyh Edebâli; “insanı yaşat ki devlet yaşasın” der…

İş dünyasında durum farklı değildir; “çalışanı yaşat ki kurum yaşasın.” Müşterinin velinimet olduğu o eski çağlar geride kaldı. Nimetimizin velisi, bize nimet sağlayan idi.

Lonca sisteminin düsturu bugün ortada yok. Yeni müşteri tanımı; “paramızı cebinde taşıyan insan” oldu.

CRM (Müşteri İlişkileri Yönetimi) gibi soğuk yöntemlerle bugünkü iddiamız şudur ki; müşteri patrondur. Bu düstur çalışmıyor ne yazık ki. Çok az şirket, müşterisine saygılı ve ondan yana… Gerisi? sms, kafa karıştıran kampanyalarla müşterisine pusu kurma derdinde… İnanmayan, telefonuna gelen anlamsız sms mesajlarını okusun. Peki, müşteri gerçekten patron mu? Buna yürekten inananlar var ve onlara bir çift sözüm var… Müşteri patron olabilir ama çalışanınız o patronun da üzerindedir.

MUTLU MUSUN?

DEVAMINI OKU

İşe alırken kandır Çıkarırken pusu kur

HOŞÇA KAL DEMENİN DE ADABI OLMALI
Çalışanına değer vermeyen, işten insan çıkarırken;
Teknolojiye başvurur, iletişim araçlarını kullanır.
Mertlik, ilkeli olmak yoktur hanelerinde…

İşe alım kadar işten çıkarma da o kurumun kalibresini belirler. İnsan kaynaklarının (İK) kalitesi de bu süreçte ortaya çıkar… Çalışanından korkan, onunla gönül bağı kurmamış işletmeler, işten çıkarmayı; “pusu” kültürüne indirger. Tuzak kurar, habersiz giriş kartını iptal eder. Evine tebligat gönderir, süt izninde kovar. Böylesi şirket çalışanı da kuruma sadakat beslemez; ”ben zamanımın şu kadarını bunlara kiralıyorum. Bunlar da bana ‘genişletilmiş alım gücü’ sağlıyor.” İşinin hakkını veren İK’cılar ise işten çıkarmayı yasaya, edebe göre yapar, yüz yüze konuşur. Sebebini bildirir, el sıkışır. Yönetim danışmanı Hülya Mutlu; ‘hoşça kal demenin de bir adabı olmalı’ diyor.

Zaten işsiz bıraktığın insanın özgüvenini sarsmaya, utanca boğmaya, onun ruhunda yar açmaya ne gerek vardı?

Bu tutum çalışan sadakati geliştirmez, kalan personeli de

        tedirgin eder sadece… PATRONLUK BU MUDUR?

DEVAMINI OKU