Daha iyi bir yarın uğruna dünü geride bırakabilmeli

GELECEK ENSTİTÜLERİ KURALIM
Bu öneriyi getirdiğimde; ‘bugünü hallettik de derdimiz yarın mı oldu?’ cevabı aldım hep…
Oysa kurumunun, şirketinin geleceğini tasarlamayanın bir geleceği olmaz ki…

Dönüşüme ben; “daha iyi bir yarın uğruna, dünü geride bırakmak” diyorum. Dünü inkâr etmeden yarını tasarlamak.

Geleceği tahmin etmenin en verimli yolu, onu inşa etmektir. Yarını dert etmeyenin yarını olmaz. Falcısından fütüristine, vizyonerinden liderine dek pek çok insan kurum, bir sonraki adımın nerede olacağını düşlüyor, araştırıyor, planlıyor.

Gelecek, arabanın ön camı gibidir. Gideceğiniz yerin adresi orasıdır. Gözü sürekli dikiz aynasında olan, ya otoparktadır veya geriye gidiyor demektir. Geçmişi bu yüzden inkâr edemeyiz. Arabasında dikiz aynası olmayan sürücü kendini tedirgin hisseder. Ardında bıraktığı yolu da bilmek ister.

Dilinden ‘sürdürülebilirlik’ kelimesini düşürmeyenlere bakın;

Eylemlerinden çok azı sürdürülebilirliğe hizmet ediyordur.

Önerim daha iyi bir yarın tasarlamaktır. Dünün zihin yapısı ve bugünün verisiyle değil, yarının nerede şekilleneceğini araştırarak…

ŞİRKETİN YARIN NEREDE OLACAK?

DEVAMINI OKU

Adil rekabet şart

EKONOMİNİN GELECEĞİ HUKUK REFORMUNA BAĞLI
Hukukun üstünlüğü yoksa piyasa adil olamaz.
Hak edilmemiş kazançların faturası kriz olarak ödenir.
Adil rekabet şartlarını sağlamadan da piyasa gelişmez.

Piyasa ekonomisi aktörlerinin, kendi çıkarlarını koruyabilmek için kabullenmek ve uygulamak zorunda oldukları davranışlar manzumesine rekabet diyoruz.

Kendi başına “ahlaki” kaygı taşımasa da yıkıcı rekabetin önüne geçmek ve herkes için “en iyi” olanı sağlayabilmek için, piyasalarda; etik değerlere ihtiyaç duyulur.

240 yıl önce Adam Smith’in piyasayı tanımlarken sözünü ettiği “görünmez el”, rekabet de dâhil her şeyi düzenleme mucizesine sahip olduğu farz edilirdi. Peki ya gerçekte?

Fakat hayatın pratiği farklı gelişti ve “görünmeyen el”in; kimin sırtını sıvazlayacağı kimin de suratına yumruk indireceğini kestiremediğimizi acı tecrübelerle anlayabildik.

Tam rekabet şartlarını oluşturma yönündeki düzenlemelerin görünen bir “ahlâkî” kodu yoksa da “etik iş yapma” kurallarının varlığı, girişimcilerin hakları kadar kamu yararını da gözeten “faydalı yapılar” sunar. Bize gereken, adil rekabet şartlarını sağlayacak olan hukuk reformudur.

            ADİL REKABETE KİM İHTİYAÇ DUYMAZ Kİ?

DEVAMINI OKU

Niceliksel Dönüşüm

ZİHİN REFORMU ŞART
Türkiye epeydir niteliğin farkında.
Pek çoğumuz bunun için zihinsel dönüşüm gayretinde.
NİCE 200 üniversitemiz var ancak eğitimin NİTELİĞİ için YÖK’ten fazlası gerekiyor bize.

Nicelik; nispeten kolaydır. Bütçenin gücüyle üstesinden gelirsin. Yetmediği yerde borçlanır nicelik dertlerini halledersin. Ancak nitelik, zihinsel zıplama gerektirir. Niceliği derdi “kaynak” iken niteliğin derdi, “idrak”tir.

Nicelik, ihracatın cirosunu, nitelik ihraç malının kilogram fiyatını tanımlar. Nicelik turist sayısı ise nicelik; turist başına harcama kabiliyetidir. Nicelik tarım arazisi ise nicelik organik tarımdır. Nicelik okul sayısı ise nitelik; insan kalitesidir. Nicelik diploma sahipliği ise nitelik; beceridir.

Nicelik havalimanı sayısı olsa da nitelik; hava ulaşımının ülkeler kavşağı olmaktır. Nicelik ciro ise nitelik kârdır. Nicelik binanın kat sayısı, nitelik; yaşam kalitesi yüceliğidir.

Nicelik ömür ise nitelik hayata kattığın değerdir.

İnsanlar, şirketler, kurumlar, niteliği arttırmanın ihtiyacı içinde olurlar. Nicelik (çokluk) yetmeyiverir, daha nitelikli olmanın ihtiyacı belirginleşir. Türkiye, ekonominin geçmekte olduğu dar koridorda neredeyse her alanda nitelik ihtiyacını fark etti şükür:

NİTELİĞİMİZİ SORGULASAK?

DEVAMINI OKU

Testiyi kıranla suyu getiren bir tutulmaz

DAHA NİTELİKLİ KAMU HİZMETİ MÜMKÜN
Çalışkan memur da yan gelip yatanından şikayetçi.
Kamu çarkını yavaşlatan devleti itibarsızlaştırır.
Memurların performans sistemi daha etkin işletilmeli.

Kamuda performans sistemi yeterince çalışıyor mu?

Daha önemli soru; çalışmalı mı? Bence evet; yıllar boyu getirilen değişikliklerden gördüğüm; her 5 memurdan ancak 1’i bu performans sisteminden memnun. 5 maddelik öneri:

1- Performans ölçütleri mutlaka güncellensin. Mesleği için fedakârlık yapan ile yapmayan farkı; kesin ortaya çıksın.

2- Memur artık şu kravat-ceket-takım elbise kalıbından kurtarılsın. Boyun kartı sistemi gelsin. Örneğin Kırşehir gibi kışları soğuk yazları sıcak bir yerde görev yapan; kışın kazak, kadife pantolon giyemez, yazın tişörtle işe gidemez.

3- Eşit işe eşit maaş ilkesi kamuda mutlaka uygulansın.

4- Çalışma hayatında kadın–erkek eşitliği dikkate alınsın.

5- Liyakat sistemi, gerçek manada , her yerde çalıştırılsın.

Biliyoruz ki daha iyi hayat, daha nitelikli kamu hizmeti sunmaktan geçiyor. Bunun da yolu, memuru dönüştürmektir.

           YAN GELİP YATAN MEMURLARDAN MISINIZ?

DEVAMINI OKU

Savunma sanayimiz geleceği tasarlıyor

EKOSİSTEM mi EGOSİSTEM mi?
Kötü müttefik bizi sektör sahibi yaptı.
Savunma sanayi ekosistemi şahlanma eşiğinde.
Bu da ancak aktörlerinin egolarını terk edip işbirliğiyle çalışmalarına bağlı.

Savunma ve Havacılık Sanayiinde Küresel Stratejiler Konferansı’ndayız. İhracat artışımız %37’yi, kilogram fiyatı 46 $’ı aştı. Savunma Başkanı İsmail Demir 1.7 trilyon $’lık küresel pazarda 2023 hedefimiz 10.2 milyar $ diyor.

İhracatçılar Birliği Başkanı Lâtif Aral Aliş, 2,7 milyar $’lık ihracat başarısının artarak süreceğini söylüyor. Bu toplantı sektörün tüm aktörlerini, ortak geleceği tartışmak için buluşturması açısından son derece gerekliydi, yapıldı. Ancak daha verimli olabilmesi için sonuç odaklı zihin yapısı gereği ortaya çıkıyor. Sektörün aktörleri arasında işbirliği ve işbölümü, savunma ekosistemi kurulabilmesi için zorunluluk.

Fakat ekosistem kurabilmek için ‘egosistem’ tutumunu terk etmek gerekiyor. ‘Ne çok çalışıyorum, ne kadar önemliyim’ yaklaşımını terk etmeli savunma gibi hayati bir sektörde

          olduklarını unutmamalı…

SAVUNDUĞUMUZ NEDİR?

DEVAMINI OKU

Çalışanı yaşat ki kurumun yaşasın

ÇALIŞANI MUTSUZ FAKAT ŞİRKETİ MUTLU
PATRON GÖRMEDİM HENÜZ
‘Müşteri patrondur’ sloganı çalışmıyor.
Asıl patron, müşteriye iyi davranacak olan çalışandır.
Eğer o mutsuz ise kurumunuz hastadır.

Şeyh Edebâli; “insanı yaşat ki devlet yaşasın” der…

İş dünyasında durum farklı değildir; “çalışanı yaşat ki kurum yaşasın.” Müşterinin velinimet olduğu o eski çağlar geride kaldı. Nimetimizin velisi, bize nimet sağlayan idi.

Lonca sisteminin düsturu bugün ortada yok. Yeni müşteri tanımı; “paramızı cebinde taşıyan insan” oldu.

CRM (Müşteri İlişkileri Yönetimi) gibi soğuk yöntemlerle bugünkü iddiamız şudur ki; müşteri patrondur. Bu düstur çalışmıyor ne yazık ki. Çok az şirket, müşterisine saygılı ve ondan yana… Gerisi? sms, kafa karıştıran kampanyalarla müşterisine pusu kurma derdinde… İnanmayan, telefonuna gelen anlamsız sms mesajlarını okusun. Peki, müşteri gerçekten patron mu? Buna yürekten inananlar var ve onlara bir çift sözüm var… Müşteri patron olabilir ama çalışanınız o patronun da üzerindedir.

MUTLU MUSUN?

DEVAMINI OKU

Kazıklanıyor muyuz?

SAĞLIK OLSUN!
Sağlık hizmetinde ödediğimizin tam karşılığını aldığımızdan nasıl emin olacağız?
Bize dayatılan fahiş faturaların dilsiz kurbanları olmak zorunda mıyız?
Acaba hakkaniyet sağlanamaz mı?

Azımsanmayacak derecede yüksek ücret karşılığında aldığımız sağlık hizmeti, fiyatının tam karşılığı mıdır? Ya da soruyu şöyle soralım; sağlıkta kazıklanıyor muyuz?

10 yıldan beri gelişen sağlık hizmetleri, bu performansını “tedaviye yönelik kalitede” gösterebiliyor mu? Görünen; sağlık gibi harcaması pek de sorgulanmayan alanda, yığınca düzenlemeye rağmen, çok pahalı hizmet aldığımızdır.

Öyle uygulamalar var ki alınan hizmetin “pahalılığını” değil, bu hizmetin sağlıkla doğrudan ilgisini sorgulatıyor.

Genel kanı; 5 yıldızlı otel tarifesinden az yıldızlı sağlık hizmeti… Gerekliliği tartışılan testlerle hastanelere gelir sağlarken sunulan şifanın, bu paraya değip değmediği

Doktorlar neden bu kadar test ister? Bunun bir ayarı yok mudur? Fazla test daha doğru tanı mı sağlamaktadır?

Bu kadar fazla ilacı almak, hapı yutmak zorunda mıyız?

Aynı MR’ı, 90 liradan çeken ile 2,200 liradan çeken arasında ne fark vardır ve bu teknolojik utancın sorumlusu kimdir?

        TÜRKİYE’DE SAĞLIK SEKTÖRÜ SAĞLIKLI MIDIR?

DEVAMINI OKU

Turizmde nicelik tamam Şimdi sıra niteliğe geldi

TURİST BAŞINA DAHA ÇOK HARCAMA
Turizm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gelişen bir sektör.
Tarihi doğası kültürü tesisleriyle ülke turizmde nicelik sahibi.
Ancak bu yetmiyor, nitelik kazanmalıyız.

Akdeniz Turistik oteller ve İşletmeciler Birliği AKTOB’un geleneksel Resort Turizm Kongresi’nin 8’incisindeyiz. Başkan Erkan Yağcı; ‘turist başına daha fazla gelir için gayret ediyoruz’ diyor. Ülkeye döviz kazandırıcı sektörün büyümeye verdiği katkı hesaba katılırsa bu, hayati bir konu.

Bundan 20 yıl önceyi hatırlıyorum. ‘10 milyona doğru Antalya’ konulu konferansta tüm eski turizm bakanları ile kente daha fazla turist nasıl çekebiliriz diyorduk. Şimdi 20 milyona doğru Antalya söz konusu. Ancak biliyoruz ki sayı kadar turist başına harcamayı daha da artırmak gerekiyor.

Nicelik sorununu çözebilmiş olmanın verdiği özgüven ile bu kongrede, nitelikli turizmin çareleri aranacak. Marka konaklama tesisleri yanı sıra daha fazla kazandıran turizm çeşitliliği ve kalite boyutu masaya yatırılacak. İhracatta olduğu gibi turizmde de kârlılık konuşabiliyoruz artık.

                 TURİZMİN HAMALI MI EFENDİSİ MİYİZ?

DEVAMINI OKU

İstanbul Markası

KITALAR KAVŞAĞINDA KADİM KENT
İstanbul, en güçlü markamız.
Tarihi, coğrafyası, yerel kabiliyetleriyle dünyanın ilk 10 kentinden biri.
Ancak onu markalaştırmak için daha fazlasını yapmamız gerek.

Şu anda yeryüzünde 1 milyon yerleşke var. 18 bini turizm varış noktası… 1000 kentin 100 yıldan daha uzun tarihi var.

1000 yıldan eski kent sayısı ise 100. İstanbul bu 100 kent arasında ve konumu giderek yükseliyor. Bir kenti tarih sahnesinde var eden 3 temel dinamik görürüz. 1-doğal kaynaklar, 2-tarihi kültürel miras ve 3– yerel kabiliyet…

İstanbul’da 3’ü de var ve bu yüzden kadim kent. Ancak henüz hak ettiği marka değerine sahip değil. Tam da bu amaçla Marka Konferansı, 20’nci yılında İstanbul’u markalaştırmayı seçti. Başkan Ayşegül Yürekli Şengör; ‘5 yıl boyunca İstanbul’u markalaştırmaya odaklandık’ diyor.

3 temel nokta işlenecek: 1-Kültür Sanat, 2-Dijital Dönüşüm, 3– Çevre…  Konferans heyeti bu yıl ilk kez bir İstanbul şarkısı da besteletti. Yabancı sürpriz sanatçı ve Yalın’ın seslendireceği şarkı; kavuşturan, birleştiren temada olacak.

Tıpkı kıtalar kavşağındaki İstanbul gibi… Başka İstanbul yok ve bu marka bizim.  SİZ İSTANBULLU MUSUNUZ?

DEVAMINI OKU

Girişim Şirket geliyor

TERS HUNİ YERİNE DÜZ HUNİ
Girişimci, huninin dar ağzından girmek zorundaydı.
Şimdi huninin kolay tarafından işe başlatılacak
Mevzuat, vergi, izinlerden muaf olacak

Tıpkı ‘anonim’ veya ‘limitet’ gibi yeni bir şirket türü için hazırlıklar başladı. Girişim Şirket modeliyle start-up’lar desteklenecek. Girişim Şirket türü, vergi, mevzuat yanı sıra faaliyet, açılış gibi zorunlu izinlerden muaf tutulacak.

Bu tür şirket kurma imkânı, TÜBİTAK, KOSGEB veya TEKNOPARK gibi filtrelerden geçmiş olanlara tanınacak.

Girişimcilerin ekonomiye katkı süresini hızlandırmak için son derece etkin olacak bu modelin, 2020 bahar aylarında devreye alınması bekleniyor. Çalışmalar tam gaz sürüyor.

Türkiye’de START çok ama UP pek yok.. Şimdiye dek İTÜ; 320, Boğaziçi; 293, ODTÜ; 292, Bilkent: 173, İstanbul;  170, Anadolu; 152 Yıldız Teknik; 145, Koç; 143, Marmara: 118 ve Sabancı Üniversitesi; 69 start-up çıkarabilmiş. Ancak bizim ihtiyacımız; en az 1 milyar $’lık UNICORN türü dev start-up şirketlerde. Bunu sağlamanın yolu, girişim şirketi modeliyle start-up’lara yapısal destek sunmaktır.

Bu destek belli bir süre, belli bir ciro ve belli bir çalışan düzeyine gelene dek sürecek.

PROJE FİKRİN HAZIR MI?

DEVAMINI OKU