Şişik ego oyun bozar

EKOSİSTEM Mİ? EGOSİSTEM Mİ?

1-Biri sıkça ekosistem diyorsa diyenin egosuna bak

2-Üretimi artırmak mı istiyor?

3-Egosuna meze mi arıyor?

4-Bizdeki ekosistem denemeleri çok

5-Başarısızlığı altında dev egolar yatıyor

Fikri; çilesini çekip üretmeyip, ondan bundan kopyalayan; sloganlara meraklı olur.

Her moda kavramı alıverir ve içini boşaltıverir. Tıpkı ekosistem kelimesi gibi…

‘Batılı sözünü çok ediyor, başarıların altında bu kavram var. O halde biz de dilimize sakız edersek, bu iş tamamdır.’

Aslında değil. Ekosistem; bir bölgede bulunan, canlı, cansız varlıkların karşılıklı oluşturdukları sistemin adı….

Etkileşimle gelişen olgular sayesinde birlikte iş yapma, daha çok üretim, katma değer üretme.

Eğer sistemin unsurları aynı yönde hareket etmez, bu birliktelikten bazıları bireysel kazanç sağlama kurnazlığını seçerse, en iyi tasarlanmış ekosistem dahi egosistem halini alır.

Nedir bu EGOSİSTEM? Nimeti alıp külfeti öteleme kurnazlığı

Sorunu kendi sorumluluk alanı dışına itme kolaycılığı

Ekosistemin değer üreten parçası olmak yerine kendi egosunu besleme aracı haline getirme ahmaklığı

Şişirilmiş egolarla ekosistem kuramazsın.

Biri ekosistemden söz ediyorsa, egosuna meze arıyor olabilir.

  EKOSİSTEME GİRERKEN EGONU TERKEDER MİSİN?

DEVAMINI OKU

Üretmeyen teknoloji

KLAVYE Mİ MOUSE MU?

Soru: “en fazla mouse’u mu yoksa klavyeyi mi kullanıyorsun?”

Cevapların dağılımı ilginç; %80 mouse, %20 klavye.

Klavye; genelde ÜRETİMİ, mouse ise TÜKETİMİ temsil ediyor.

Neredeyse bütün dünya; kimi yoğun kimi kısmen teknoloji kullanıyor. Ama teknolojiyi üretmiyorsanız büyük ihtimalle tüketicisi olmuşsunuz demektir.

Bizde; üretim süreçlerinde akıllı ve gereği kadar teknoloji kullananlarımız çoğunlukta. Sorun, üretmeyen teknolojinin tüketicisi olanlarımızda…

Çeyrek asır önce bilişim konferanslarında sıkça uyguladığım test şuydu; ‘Bilgisayarı olan el kaldırsın.’

Önceleri  tek tük ama sonraları, salonun neredeyse tamamı el kaldırır oldu. Bilgisayarı olanlara şunu sorardım; ‘En fazla mouse’u mu yoksa klavyeyi mi kullanıyorsunuz?’ 

Gelen cevapların genel dağılımı ilginçti; %80 mouse, %20 klavye. Benim bu duruma yaptığım yorum klavyenin üretimi mouse’un tüketimi temsil ettiğiydi.

Gerçi mouse ile üretim yapan tasarımcı benzeri işler de söz konusu ama geneli fazlaca etkilemez.

Bugün cep telefonları bilgisayarlaştıkça mouse’un yerini parmak aldı.

Şimdi soru şu; o parmaklar ile katma değeri olan ne gibi üretim yapıyoruz? Üretmeyen teknoloji bizi tüketiyordur.

     TEKNOLOJİ İLE ÜRETİCİ MİSİN TÜKETİCİ Mİ?

DEVAMINI OKU

Seni uyandırmayacaksa alarmı neden kurarsın?

ALARM KÖRLÜĞÜ ÖLÜM RİSKİDİR

1-Alarm, tehlikeyi bildirmek için işarettir

2-Riski görür alarmı kurarsın ve ona uyarsın

3-Ancak alarmı ciddiye almaz,

4-tedbiri ertelersen risk gerçekleşir

5-Teyakkuzda yaşamak ne zordur oysa

Siz de her sabah alarmı ikinci kez erteleyenlerden misiniz? İnsanların yarıdan fazlası böyle yapıyor ve uzmanlar, eğer uyanmayacaksan alarmı ikinci kez ertelemek zarar diyor.

Alarm, sadece sabah bizi uyandırmak için değildir. Alarm, dışarıdan gelecek tehlikeye karşı uyarı demektir. Sorunu gelmeden fark edebilmenin pratiğidir.

Ancak uyandırmayan alarmı kurup yaşamak, bizim gibi ülkelerin kaderi gibidir.

Tehlikeyi görmek için alarm kurmak yetmez, gereğini de yapmak gerekir.

Kötü yönetilen bütçede bilanço bir alarm işlevi görür; iflasa giden yolun habercisidir.

Ama aldırmaz isen işe yaramaz ve iflas edersin.

Enflasyon bir alarmdır ve ekonomide kötü yönetimi haber verir. Gereğini yapmazsan kriz gelir çatar.

Alarmı duyar fakat eyleme geçmez ve onu kapatırsan, ikinci kez çaldığında, riskler gerçeklemiş olur.

Alarm, gereklidir ancak alarmı ciddiye almak, hayatidir.

        SENİN EN BARİZ HAYATİ ALARMIN NEDİR?

DEVAMINI OKU

Dinlemeyi biliyor musun?

DİNLEMENİN 5 FAYDASI

1-Ötekini anlarsın

2-Öğrenirsin

3-Tanış, biliş olursun

4-Diyalog kurarsın

5-Çatışmayı önlersin

Konuşan bildiğini yineler.

Dinleyen yeni şeyler öğrenir.

Dinlemek erdemdir

Konuşuyoruz ama birbirimizi anlamıyoruz. Sorduğumuz sorular bazen karşımızdakinin yüzünde soru işareti olarak kalıyor.

Gözlerimiz mekanlarda, beynimiz binlerce mesajın içerisinde dolaşıyor. Odaklanamıyor, kanalize olamıyoruz. Verimliliğimiz düşüyor.

Evde, işte, sokakta, kamusal alanda, özelde… Birbirini dinlemeyen insanların eserleri ile her an karşılaşabiliriz.

Merdiven yapar; adım aralığı yoktur, söz söyler; anlamı yoktur. Hayata akar duruşu yoktur. Yönetir ama yönettiğinin ihtiyacını bilmez, çünkü onu dinlemez.

Diyaloglarımıza bakın; biri konuşurken onu dinlemiyor, sıra bize geldiğinde ne konuşacağımızı düşünüyoruz. M

onolog, dinlemeden konuşmaktır ve iki monolog, bir diyalog etmez.

Dinlemek, konuşmaktan daha büyük erdemdir. 2 kulağımız var ama 1 ağzımız var. 2 dinle 1 konuş sözü boş değildir.

Üstelik konuşan, bildiğini tekrarlar da dinleyen, yeni şeyler öğrenir. Bireylerin birbirini dinlemediği toplumlarda daima çatışma alanları olacaktır.

Gelin biliş olalım / Zoru kolay kılalım’ der Yunus Emre. Sözünü dinlesek, fena mı olur?

         DİNLEMEME KUSURUNUN FARKINDA MISIN?

DEVAMINI OKU

Yavaş yavaş acele et

ACELENİN 5 ECELİ

1-Bazı şeyler aceleye gelmez

2-Acele verilen söz; külfet getirir

3-Acele; ecele doğru hızlanmaktır

4-Kendine geç kalma, yeter

5-Hataya düşmeyecek kadar acele et

Acele ağacın meyvesi pişmanlık olur.

Çabucak, hiç zaman geçirmeden… İvedilikle, bir an önce, hemen olmasa bile öncelikle

Hızlı davranma… Sabra yer bırakmamak… Acele; zamana dairdir. Arapça acil kökünden sıfat; muaccel (acil hale getirilmiş) acil (öncelikli, hemen) anlamı taşır.

Zaman özürlü her eylem, aceledir. Zaman yoktur ya da olanı yetersizdir. İster istemez işin hakkı verilmeyecek, geçiştirilmese bile çar çabuk halledilmeye çalışılacaktır.

Ya da birini sıkıştırmak için acele ettirmek… İ

ki ayağı bir pabuca sığdırmak, telaşeye verip hatayı olası kılmak…

Acele işe şeytan karışır. Şeytan, burada zaman baskısıyla unutulan detaylar veya atlanılan ara süreçlerdir.

İster istemez yanlış türeyecek, hata oluşacak ve süreç çabuk bitse bile üzerinde çalışılan iş; çırak çıkacaktır.

Aheste giden varır menzili maksuda / Tizi reftar olanın pa’yine damen dolaşır.

Ziya Paşa diyor ki; kararında giden hedefine varır da acele edenin eteği, ayağına dolaşacaktır.

Acele ile mesafe alınır da menzil alınmaz, rota şaşabilir.

        ACELE KARARINDAN PİŞMANLIĞIN OLDU MU?

DEVAMINI OKU

Tamahkârlık tehlikesi

AÇ GÖZLÜLÜĞÜN 5 TEHLİKESİ

1-İtibar yitirirsin

2-Elindekinin kıymetini bilmezsin

3-Değer vereni değersizleştirirsin

4-Aza tamah çok zarar verir

5-Hırs gözü kör eder vicdanı dışlar

Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur

Tamahkârlık; Güç arzusunun zirve yaptığı noktadır. Bencilliğin tırmandığı, mal edinme tutkusunun yükselme arenası.

Bencilce para edinme hırsı; körlüğü beraberinde getirir. Vicdanı terk etmesi gerekir, gözü hırs ele geçirir.

Aşırı hırs, arzu, çarpık büyümedir. Tamahkâr istediğini elde etmek için ahlakını ve değerlerini tehlikeye atar.

Güveni bir kenara koyar. Hayatın her alanına sızmaya çalışır. Kontrol etme güdüsü had safhadadır.

Tamahın tamamlayıcıları; Kaygı, güvensizlik, belirsizlik, inançsızlık, kuşku, yıkıcı rekabet, güçlü olma arzusu

Her şeye hakkı olduğunu düşünme…

Bildik düstur şudur; aza tamah, çok zarar verir. Deveyi yardan uçuran, bir tutam ottur, muhterise aklını yitirten, aç gözlülüğü, aza tamahıdır.

Tamahkârın en büyük riski, kolayca tuzaklanabilmesidir. Maymunu, fıstığa tamahı ile avlarlar. Ağzı dar bir küpe elini daldırır, birkaç fıstık ile yetinmez, tümüne tamah eder ve elini kurtaramaz, avlanır.

     ELİNDE ÇOK VARKEN AZA TAMAH EDER MİSİN?

DEVAMINI OKU

Zamanın tık tık’ları

ZAMAN BİRAZ GERİ ALINSA

1-Bakmayacağımız ne çok yüz,

2-Anmayacağımız ne çok ad,

3-İnanmayacağımız ne çok yalan var.

4-Eğer yaşıyorsan, yaşlanmıyor yaş alıyorsun

5-Zamana bakışın seni evreden ayrıştırır

Zamana bakışın, seni evrende ayrıştırır. Zaman, olayların geçmişten geleceğe doğru ilerlemesidir ve sadece bir yönde hareket eder.

Zamanın tık tık’larıGüden; yaratıkları…” Ne dışındayız zamanın, ne de büsbütün dışında… Akıp giden bu nehirde iki kere yıkanamamaktır.

Zaman, her zihin için farklı akar; 10 yılın değerini, yeni boşanmış çifte sor, 3 yılın değerini ayrılmış aşıklara sor, 1 yılın değerini sınavı başaramamışa sor, 9 ayın değerini hamile kadına, 1 günün değerini hasta yatağındakine, 1 dakikanın değerini uçağı kaçırana 1 saniyenin değerini olimpiyattaki gümüş madalyalıya sor…

İşi akışına bırakırsın çözümü zamana bırakmış olursun. Ve usulca fısıldadı zaman; “bana bırak…”

Neticede; zaman bir ölçüdür, uzaklık, yakınlık, geçmiş ve gelecek adreslemesidir. Takvim ve saat, zamanı ölçmenin bulabildiğimiz yöntemi…

Zamanı yöneten; dünyayı yönetir.

Ömrünü, doldurman gereken muazzam bir zaman boşluğu gibi düşünüyor isen bil ki büyük ziyandasın.

     ZAMAN MI SENİ YÖNETİYOR, SEN Mİ ZAMANI?

DEVAMINI OKU

Yine dertli dertli iniliyorsun

BOZUK DÜZENİN 5 SONUCU

1-Hukukun gücü gider

2-Güçlünün hukuku gelir

3-Adil olana zulmedilir

4-İktidar yakını yüceltilir

5-Liyakat dışlanır

Hayat; düzen içre yürür. Her düzen bozulasıdır. Her karmaşa düzene varılası enerji taşır.

Düzen; yerleştirmedir, tertiptir. Yerleştiren düzenin insanları, tertip; bu insanların çıkarlarıdır. Komplo, bizim dışımızda ve bize hizmet etmeyen düzenin adıdır.

Akordunu bizim yapmadığımız sazın müziğine muhatap olmaktır.

Kuralını bizim koymadığımız oyunun içine düşmek, bizim üretmediğimiz planın figüranı olmaktır.

Karacoğlan; Turna Semahında, yâd düzenden söz eder. Yâd; tuzak demektir ve turnayı, tuzak düzeneğine dair uyarır;

Yine dertli dertli iniliyorsun / Sarı turnam sinen yaralandı mı / Hiç el değmeden de iniliyorsun / Sarı turnam sinen yaralandı mı

Yoksa ciğerlerin parelendi mi/ Yoksa sana yâd düzen mi düzdüler / Perdelerin tel tel edip üzdüler / Tellerini sırmadan mı süzdüler.”

Düzeni kim ister? Ondan fayda uman elbette…

Peki kim bozmak ister? Ondan zarar gören, yarar sağlayamayan…

Demokratik sol söylem; “bu düzen değişmelidir” sloganıyla iktidara gelmişti.

Garip olan onları iktidardan indiren merkez sağın da söylemi, yine bozuk düzen olacaktır.

        SENCE BU BOZUK DÜZEN DEĞİŞEBİLİR Mİ?

DEVAMINI OKU

Sen niye dürüstsün?

SİLGİ DİYARINDA KALEM OLMAK

1-İş etiğine uyan kurnazlığa sapmayan

2-Yasal davranınca enayi yerine konulmayan

3-Dürüstlerini hırpalamayan toplum olmalı

4-Dürüstlük olması gerekendir

5-Yanlış olan dürüstü enayi zannetmektir

Şener Şen; ‘Namuslu’ filminde, söyleniyor; ‘En namuslu sözler, en namussuzların dilinde…’

Biz namusu, dürüstlük olarak alıp günümüzde olan bitene göz gezdirelim;

Acaba dürüstlük niçin bu kadar değerli hale geldi?

Zaten normal olan dürüstlük değil midir? Madalya mı takmalı dürüste?

Sorun, etik olmanın, namuslu tutumun, dürüstlüğün rekabet zaafı gibi algılanmasında…

Vergisini zamanında ödeyeni, aflarla enayi yerine koyar, hazine arazisini işgal etmeyip yasal davrananı ahmak sayarsan, borcuna sadık olanı; işini bilmez kabul edersen, çalıp çırpmayana değersizleştirirsen dürüst nadir olur.

Şener Şen filmde parasını soyguncuya kaptıran bir mutemedi canlandırır. Çevresi, ailesi dahi onun dürüst olabileceğini düşünmez. Parayı zimmetine geçirdiğini savunurlar. Üstelik bu inançla ona olan itibarları artıverir.

Namussuz diye bilinmek bir anda tüm ilgiyi üzerine toplar.

Yıllardır onu hakir görüp alay edenler saygıda kusur etmez. Gerçeğine kimseyi inandıramaz parayı çalmış gibi davranır.

   SENCE DÜRÜSTLÜK NEDEN ENAYİLİK OLUVERDİ?

DEVAMINI OKU

Övme övülme şehveti

ŞEHVETİN 3 TÜRLÜSÜ

1-Cinsel şehvet; eline diline beline dikkat!

2-Yeme içme şehveti; sağlığına dikkat!

3-Övme övülme şehveti; Nice imparatorlukları yıkmıştır.

Haddi aşan övgü tahrip eder.

Övgüyü abartma ki yalakalığa dönüşmesin.

Methetmek (övmek) bir insanı, başarıyı; güzel sıfatlarla kuşatmak demektir.

Eğer methedilen bu sıfatları taşıyor ve buna layık ise sorun yoktur. Hatta “hakkını vermek” güzel bir tutumdur, iyi sıfatları teşvik gücü vardır.

Ancak layık olmadığı halde methedilmeyi istemek, kişiyi içten içe zehirleyen bir hastalığa dönüşüverir.

Methedilme illetine kapılanın sonu; peşi sıra kuyruğa giren, olası başarısızlıkları ve hatalarıdır.

Kendisini dev aynasında görür, iltifat bağımlısı olur ve bunu görenler onu övgü kurşunuyla vuracaktır.

Övülme kadar, övme arzusu da abartıldığında hastalığa dönüşür.

Buna riya (yaranma) denir ve övülen kişiyi de yoldan çıkaran neticeler doğurur.

Dikkat edin; övülme kadar övme de bir tür ruhsal şehvettir. Birbirinizi överken abartmayın.

Övmek, bir diğerini boğazlamaktır. Haddini aşan övgü, hataları görünmez kılar, düşmanı sinsileştirir, bedeni çürütür.

Daha fazla övgüye bağımlılık geliştirir. Erdemi yok etmek istiyorsan, sahibini, sürekli öv.

       ABARTIRSAN; ÖVGÜ MÜ OLUR RİYAKÂRLIK MI?

DEVAMINI OKU