Amerika yanıyorsa

GELİR DAĞILIMI BOZULDUĞUNDA…
ABD kentleri yangın yeri.
Trump ateşe benzin döküyor.
Yağmacılık ve şiddet patlak verdi.
Gelir dağılımındaki bozulma ırkçılığı körükledi.
Açlar ve toklar savaşı başlayabilir.

ABD’nin Minnesota eyaletinde polisin öldürdüğü George Floyd için ülke çapında düzenlenen protestolar ülkeyi ateş yerine çevirdi. Görünen; ırkçılığı karşı isyan. Ancak sadece bu değil. Ülke alev alev yanıyor. İç savaş çıkma ihtimali var.

Bilinir ki ateş için 3 temel bileşen gerekir. 1-Yanıcı madde, 2-yakıcı oksijen ve 3-ortam ısısı.

2008’deki Küresel Krizde görüldü ki ülkedeki gelir dağılımı felaket boyutlara çıkmış. Wall Street İşgalcileri hareketi, ‘%99 hakkını istiyor’ sloganıyla başlamış, diğer ülkelere de yayılmıştı.

Şimdi daha da sıkıntılı günlerdeyiz. Korona yüzünden ülke ekonomileri zorda. Yanıcı madde; yaygın ekonomik kriz, yakıcı madde; yoksullar, ortam sıcaklığı; gelir dağılımındaki dev bozulma…

Ateşi söndürmenin bildik yolu; oksijenle ilişkisini kesmek. Bu da ancak yoksulluğu ortadan kaldırmakla mümkün. Ya da ortam ısısını soğutmak ki bunun anlamı gelir dağılımını daha iyi duruma getirmek…

Trump, protestoculara ateş açılması emrini vererek, yangına benzinle gitmeyi seçti. Sorun bu…

       BİZ BU YANGINDAN NE DERS ÇIKARABİLİRİZ?

DEVAMINI OKU

Halkı aşağılamayın

NORMALE DÖNME HEYECANINI KÜÇÜMSEME
Bugünden itibaren normalleşme hızlanıyor.
Maske, hijyen, mesafe kuralına uyarak;
çocuklar, yaşlılar normalleşemez mi?
Onların hayata dönme heyecanlarını
küçümsemek kötücül tutumdur.

Korona salgını etkisi zayıflarken hayat, normale dönmeye başladı. Bu süreçte en fazla kısıtlamaya tabi olan 20 yaş altı ve 65 yaş üstü insanlarımızın hayata dönme heyecanını küçümseyenler de çoğaldı.

Oysa herkesin moral bulmaya ihtiyacı var. Korona kısıtlarının getirdiği psikolojik travma söz konusu iken bir de normal hayat taleplerini aşağılamak, son derece kötü bir tutum.

Sosyal medya, TV’ler, böylesi sorumsuzların ürettikleriyle dolup taşıyor. Verilen izin süresince kendisini sokağa atan yaşlılar, küçümseniyor. İzin süresini sokakta değerlendiren gençlerin normal hayata dönme arzusuyla alay ediliyor.

Şüphesiz fiziksel mesafe kuralına uymamız şart. Covid-19’un kötücül etkisiyle başka türlü baş edilemeyeceğini artık öğrendik. Yine de maske kuralına, sosyal, fiziksel mesafeye uymayanların sorumsuz davranışları söz konusudur.

Bunlara yönelik yaptırımları destekliyoruz. Bugünden itibaren normalleşme adımlarına çocuklar ve yaşlıların katılmasını küçümsemek köhneliktir.

        ÇOCUKLAR VE YAŞLILAR NORMALLEŞEMEZ Mİ?

DEVAMINI OKU

En büyük azınlık: engelliler

SOSYAL MESAFE MI SOSYAL DIŞLANMIŞLIK MI?
#Korona ile her birimiz geçici süre seyahat engelli olduk.
#EvdeKal Türkiye derken, zaten sosyal dışlanmışlık yüzünden evde bırakılan engelli yurttaşlarımızın halini daha iyi anladık.

OECD-AB ve Türkiye verilerine göre, dünya nüfusunun yaklaşık %15’i engelli bireylerden oluşuyor. Yani dünyada 1 milyar engelli var. Bu yüzden, dünyadaki “en büyük azınlık” olarak nitelendiriliyorlar. Türkiye’de ise Ulusal Engelli Veri Tabanına göre engelli birey sayısı 1.559.222. (Ancak resmi olmayan verilere göre %13 düzeyinde, 9 milyon civarında.

Bunların %27’si 0-21 yaş, %36’sı 22-49 yaş, %37’siyse 50-64 yaş arasında… Yaşla birlikte engellilik oranı artıyor: OECD ülkelerinde 20-34 yaş arasındaki engelli birey oranı %6. Bu oran 35-49 yaş arasında iki katına çıkıyor. 50-64+ yaş arasında %24’ü buluyor. 4 engelliden ancak 1’i yardım alabiliyor.

AB ülkelerinde ilkokuldan sonra okulu bırakan engelli oranı %25. Bu oran İsveç’te %11’ken, Türkiye’de %60. AB’de %29,9’u yoksulluk/sosyal dışlanmışlık riski altında, Türkiye’de bu oran %77,1 gibi rekor düzeyde…

Son olarak; engellilerin %80’i gelişmekte olan ülkelerde… Korona, engellinin halinden anlamamıza yardım eder umarım.

           HER BİRİMİZ ENGELLİ ADAYI DEĞİL MİYİZ?

DEVAMINI OKU

Açılırken saçılmayalım

HERKES DÜŞTÜĞÜ YERDEN KALKACAK AMA…
Kapanan ekonomiler açılma sürecine giriyor.
Şirketler bunu iyi yönetmeli.
Aksi halde farklı riskler devreye girer.
Bilinmesi gereken, çıkışın, farklı bir gerçeğe olacağıdır.

Koronanın kapattığı ekonomiler, açılma sürecinde. Bizde de durum farklı değil. Her ne kadar ortalıkta normalleşme programları dolaşıyorsa da henüz Bilim Kurulu’ndan değiller.

Dünyaya paralel olarak ekonomik hayat canlanmaya başladı. Sorun, hayatın hangi normale döneceğidir. Uzun süredir iş dünyasıyla konuşuyorum, herkesin kendine has açılma niyeti var.

Kimi, ‘kaldığım yerden devam ederim’ sevdasında. Belli ki hiç ders almış görünmüyorlar. Kimi; ‘artık müşteri farklı ihtiyaçlarla gelecek, onlara odaklanmalıyım’ vizyonunda.

Bazısı, ihtirasından, iştahından  bir şey eksilmemişçesine ekonomi kapalı iken kazanamadığı her kuruşu, misliyle geri alma planı yapıyor.

Çoğunluğu gençlerden oluşan büyük bir kesim ise açılacak ekonomiden fazla umutlu değil. Özellikle işsizlerin hali böyle…

Dikkat çekmek istediğim; açılırken saçılmayın. Çıkış için krize girdiğin kapıya yönelme.

Zaten o kapının ardında seni kendi eksikliklerin, verimsizliklerin ve eski ezberlerin bekliyor olacak. Planını şimdiden yapmalısın.

     AÇILMA SÜRECİNDE EYLEM PLANIN HAZIR MI?

DEVAMINI OKU

Diploma fabrikası mı Meslek Okulları mı?

GENÇLERİN ÖMRÜNÜ HARCAMAYALIM
Çocukların ömründen kesip diplomaya harcamak, mantıklı mı?
Eğer işe yaramıyorsa diploma için onca zaman ve kaynağı neden feda ediyoruz?
Mesleksiz nesiller ile nereye kadar?

Korona gelip geçer de işsizlik daha uzun süre kalıcı gibi…

Ortalığı diploma fabrikalarıyla doldurduk. 209 üniversite, binlerce normal lise aracılığıyla ha bire diploma üretiyoruz.

Çocuklarımızın hayatını çalıyor, ellerine tutuşturduğumuz diplomaya; tonla para harcamamız da cabası… Peki, çözüm?

Biliyoruz ki meslek liseleri, beceri kazandırıyor. 40 ziraat fakültemiz binlerce işsiz üretiyor, KPSS kuyruğuna sokuyor

Fakat bitkiyi bilen bahçıvanımız yok. Ortalık mühendis dolu ama beceri sahibi olanlar nadir. Ülkeler bunu meslek okulu ile çözmüş. Bizde meslek liselerine itibar edilmiyor. Veliler çocuklarını mesleğe değil, diplomaya yönlendiriyor. İşsizlik 10 milyona koşarken işveren nitelikli çalışanı zor buluyor.

Korona yüzünden duran ekonomiler yavaş yavaş açılır ancak işsizlik daha uzun süre kalıcı gibi görünüyor. Çözümü biliyor ancak uygulamıyorsak, samimiyetimizi sorgulasak iyi olur.

ÜNİVERSİTELERİ MESLEK OKULUNA DÖNÜŞTÜRSEK?

DEVAMINI OKU

Koronadan ne öğrendin?

AYNAYI TUTTUM YÜZÜME
NELER GÖRÜNDÜ GÖZÜME
Salgın, hayatımızı gözden geçirmemizi sağladı.
Hatalarımız, noksanlarımızı daha net gördük.
Şimdi etkisi geçiyor, ekonomiler açılıyor.
Peki; hayatımızda neleri değiştirdik?

Salgının kapattığı ekonomiler yavaş yavaş açılıyor. Korona etkisini kaybederken hayat yeniden, normale(!) dönüyor.

Fakat bu; yeni normal. Koronanın bize tuttuğu ayna ile bazı kusurlarımızı gördük, eksiklerimizin farkına vardık.

Hayata yeni gözlüklerle bakar olduk. İhtiyacından fazlası peşinde koşma, aşırıya kaçma, ellerini daha sık yıka, fiziki mesafe kuralına uy, evde hayat var ve evinden de çalışabilirsin.

İhtiyaçların sınırlı ama seni zora sokan, sonsuz isteklerin

Rahat bırakırsan, tabiat düzeliyormuş, daha az tüketerek daha mutlu gezegen mümkün. Bilim olmadan yapamayız.

Dışarıda çalışmak zorunda olanlara saygı duymak gerekir.

Daha fazla hastane, daha çok silahtan daha önemli imiş.

Düşmanlıklar unutulabilirmiş. Başkasına yardım, kendimize yardımın en etkin yolu imiş. İnsan, lüks ve aşırı tüketmeden de hayatta kalabilirmiş. Komşu açken uyumak iyi değilmiş.

Virüs zengin-fakir, yaşlı-genç, sağcı-solcu ayırt etmezmiş.

Çare; politikacıdan şöhretten değil, bilimden gelebilirmiş.

      SALGINDAN SENİN ÇIKARDIĞIN DERS NEDİR?

DEVAMINI OKU

Yoksula da bayram

BAYRAM, YOKSULA DA GELİR
Karşılığını veremeyecek birine; bir iyilik yapmadıkça, mükemmel bir gün yaşamış sayılmazsın.
“Yardım edilmiş yoksullar” yerine; giderilmiş yoksulluk” ayırtına varanlara selam olsun.

Yoksulluk; “bir şeylerden yoksun olmak” haline denir.

Kimine göre bu günlük bir “kalori” hesabıdır. Kimine göre de hane halkının, bilmem kaç bin liralık kazancı olamaması.

Kimisi de bilgisizliğiilgisizliği yoksulluk olarak tanımlıyor.
İnsanın ihtiyaçları sınırlı fakat istekleri sonsuz. Kaynakları kısıtlı fakat iştahı sınırsız… Kısıtlı kaynaklarla sonsuz istekleri arasındaki “temel ihtiyaçlarını” karşılayamama hali de yoksulu şekillendiriyor. Bunu Korona bize gösterdi.
Yükselen değerleri topluma dayatıp, bir şekilde kendi içinde dengeye gelmiş ihtiyaç tatminini bozduk. Sonsuz istekleri “ihtiyaçmış gibi” gösterip, buna ulaşamayanları zaten “yoksullaştırdık.

Hâlbuki inancımız, “komşusu aç iken uyuyan, bizden değildir” diyordu. Onlar için zekat kurumumuz var oysa… Şükür ki yoksulu gözeten zekâtını fazlasıyla veren, binlerce hayırseverimiz var. İyi ki de varlar…

Ama yoksula sırt çevirmeyi marifet sayan da çok. Bayram; yoksula da gelir. Onlara bayram bizim elimizde…

    BU BAYRAM YOKSULLARA YARDIM EDER MİSİN?

DEVAMINI OKU

Gölgelerin gücü adına

BIRAK GÜNEŞ İÇERİ GİRSİN
Daha şeffaf yapılar,
hesap verebilirlik,
kurumsal yönetişim…
İhtiyacımız bunlaradır.
Belalar, gölge karanlığını sever.
Gerçeğin ışığına yol aç ki gölgeler yeşermesin.
#korona kötülükleri sana ulaşamasın.

Dostoyevski’nin ilginç bir duası vardır; “Allah’ım bana baş edemeyeceğim bir şey vermeyeceğini biliyorum. Sadece bana bu kadar güvenmeseydin diyorum.”

Baş edip edememe gücüne dair kaygı değil de maliyetine, ancak böylesi güzel vurgu yapılırdı. Kurumun ilk yıllarında baş edebildiğiniz dertler, büyüme sürecinde dönüşecek, belalar da ölçek değiştirecektir.

Bu dertlerin terazisi, diğer kefedeki talip olduğunuz güçle eşleniktir. Yolsuzluk, rüşvet, irtikâp ve benzeri belalar, her iklimde, her inanç sisteminde, her coğrafya ve gücün geliştiği her yapıda var olagelmiştir.

Tedbiri alınmadıkça büyümüş, ülkeleri, kurumları helak etmiştir. Bunların özrü olmaz. Risk gerçekleşir, tedbir devreye girer ve bir sonraki aşamada bu kirlenme, daha yüksek standartlı düzenlemeleri mutlaka davet eder.

Kayıp yılları hatırlıyorum; 1990’larda bu gerçeği en uzun yoldan öğrendik. Maliyetini 2001 kriziyle herkes ve her kesim ödedi. Şimdi korona var ve gölgelerin gücü devrede…

  KENDİ GÖLGELERİNDE YAŞAMAK ZORUNDA MISIN?

DEVAMINI OKU

Durma, dağı taşı ek…

TARIMDA TÜRKİYE ŞANSLI ÜLKE AMA
Ülkemizde 4 mevsim, 7 iklim, hava, su, fauna, flora, endemik, biyo çeşitlilik var fakat tarım aklımız eksik.
Dünya koronada gıdanın önemini anladı.
Biz ise henüz slogan düzeyinden öteye geçemedik.

Korona bize, tarımın önemini bir kez daha hatırlattı. Gıda ihtiyacının önemi ortada ve Türkiye tarımdaki avantajlarını henüz kullanabilmiş değil. Bakanlık, ‘dağı taşı ekelim’ diyor ama henüz düz ovaları ekemedik. Bize gereken akıllı tarım ancak bizim yapabildiğimiz geçimlik tarım. Henüz tarlalara bile ne ekeceğimiz konusunu çözemedik. Oysa bilim bize ne yapacağımızı söylüyor.

1-Önce bilime kulak verip ülkenin tarım arazilerinde hangi ürünlerin ekileceğine, piyasa talep şartlarına göre karar verilmeli,

2-araziler bütünleştirilmeli,

3-miras hukuku değiştirilip, miras ürünü bölüştürmeli ama tarım arazisinin bütünlüğü korunmalı.

4-Üreticilerin birlikte hareket etmesi sağlanmalı, örgütlenmeli.

5– Perakende yasası çıkartılarak kârın %80’inin marketlere ve aracılara gitmesi önlenmeli.

6-toprağa tohum yanı sıra bilgi ekilmeli.

7-atama bekleyen binlerce ziraat mühendisi, tarım alanında kullanılmalı.

8-tarladan mutfağa giden yolda lojistik ağı iyileştirilmeli,

9– Haller, aracılar yeniden düzenlenmeli.

       DARI AMBARI ÜZERİNDE AÇLIK ÇEKİLİR Mİ?

DEVAMINI OKU

Normalleşiyor muyuz?

ONCA KORONA EZİYETİNİ BOŞUNA MI ÇEKTİK?
Ekonomiler giderek açılıyor ancak çoğumuz salgından gram akıllanmadan geçmişiz gibi görünüyor.
Eski ihtiraslar, birbirini yemeler, aşırılıklara kaldığı yerden devam.

Koronanın afrası tafrası geçiyor gibi… Bu da tüm ülkeleri, kapanan ekonomileri açma, hayatı normalleştirme sürecine soktu. Şimdi sorun, hangi normale dönüleceği. Sorun zaten normalin kendisiydi. Yeniden sorunlu normale mi dönüyoruz?

Çok ciddi çatışma ile başladık yeni hayata… Trafikten tut işyerindeki işleyişe dek… İşler kapalı iken bu kadar rekabet yoktu. Gördüğüm; pek çoğumuzun birbirini yeme gayreti…

Evde kaldığımız sürede kafalarımız hangi yönde değişti ki? Oysa korona ile hayatın işleyişinde köklü değişiklikler var. Görünen o ki uyum sürecinde  herkesin rehabilitasyondan geçmesi gerekecek.

Çoğu kişi, kurum, şirket, kaldığı yerden devam iddiasında. Eskisi gibi sürdürmek, ötekinin hakkına tecavüz, rakibini yok etme, yandaşını kayırma ve hayatını bıraktığı yerden devam ettirebileceği inadında, iddiasında…

Oysa olağanüstü bir dönemden geçtik ve akıllanmalıydık.

Sanki kapalı kaldığı sürece kaçırdığı tüm imkanları yeniden ve tümünü birden yakalama paniği, kaotik yarışı başlamış…

     NORMALLEŞME; BİRBİRİMİZİ HARCAMAK MIDIR?

DEVAMINI OKU