Tünelin ucundaki ışık

KORONADAN SONRASINA

KİM NE KADAR HAZIR?

Aşı müjdeleri arttı.

Bilim, salgını yenecek.

İnsanlar yeniden serbestçe dolaşabilecek.

Ekonomiler açılacak.

Büyüme hızlanacak.

Ama yeni normale hazır olmayanlar ne olacak?

Görünen ki insanlık, bilim sayesinde korona ile başa çıkıyor.

Her yerden aşı haberleri yağıyor. Belli ki salgın aylar sonra kontrol altına alınacak. Etkileri azalarak sürse de insanlar korona sonrasında yeni normal ile yaşamaya başlayacak.

Yeni normal nedir? İş, ilişki, iletişim ve bilgi süreçlerinin salgın ile dönüşmesidir. Kapanan ekonomilerin yeniden açılması ile değişen satınalma davranışları, üretim becerisi ve mülkiyet kavramıdır.

Tüketim yerine yakın yerde üret, değer zincirinin boyunu kısalt, yumurtalarını tek sepete koyma, paylaşımcı ol, işbirliğine git, daha büyük değil daha çevik işletmeler kur. Çalışanına sahip çık, müşterini paydaş kabul et, üretimin çevreci, teknolojili, ölçek, verimli olsun.

Tünelin ucunda ışık göründü mü? Evet… Korona sonrası için bu, sıkıntıdan çıkışın müjdecisi olsa da yeni normale hazır olmayan için, üzerine hızla gelen trenin far ışığı olacaktır.

Eski anormali özleyenlere kötü haberim odur ki korona sonrası dünya hızla büyümeye geçerken; onlar yok olacak.

  KENDİNİ KORONA SONRASINA HAZIRLADIN MI?

DEVAMINI OKU

Aynayı tuttum yüzüme

SAHİ, GERÇEK VİRÜS KİMMİŞ?

Aynayı tuttum yüzüme. Kendim göründüm gözüme…

Gördüm ki Korona işin bahanesiymiş;

Ben halimizi düzeltmedikçe dünya düzelemiyormuş.

Dünyayı tüketirken aslında kendimizi tüketiyormuşuz.

Korona, artık kullanışsız hale gelen ezberlerimizi bozdu.

İnancımız bize; ‘aşırıya kaçma’ dedi, kaçtık.

İhtiyacından fazlasına talip olma dedi, olduk.

Eline, diline, beline sahip çık dedi, aldırmadık.

Bencil olma, ötekine saygı duy dedi, tınmadık.

Bir sabah Korona kapıya dayandı, tüm benliğimiz tehdit altındayken, kendimize çekidüzen verme gereğini anladık.

Covid-19; bize haddimizi bildirdi, gerçekleri görebildik:

Gördük ki haddimizi bilince, gezegen daha yaşanılırmış.

Gördük ki silahtan çok sağlık için para harcamalıymışız.

Gördük ki ötekine düşmanlık beslemek gerekmiyormuş.

Gördük ki uğruna onca insanın öldüğü petrol, içilmezmiş.

Gördük ki rahat bırakırsak tabiat düzelebiliyormuş.

Gördük ki şahla geda, başkanla yurttaş, fakirle zengin bir.

Gördük ki hatada ısrar edince ikinci dalga gelebiliyormuş.

Gördük ki yıldızlar yerde yürekler gökte hüzünler serde…

Gördük ki aynada gördüğümüzün halimizi düzeltmeliymişiz.

 SALGIN SENİN HALİNİ NE KADAR DÜZELTEBİLDİ?

DEVAMINI OKU

Ölmüşe acı ilaç mı?

ACI İLACI KİM İÇSİN?

Ekonomi, krizin ve salgının çapraz ateşinde…

Şimdi acı ilaçtan söz ediliyor.

Ancak acı ilacı önce kim içmeli?

Elbette bu ilacı hazırlayanlar…

Halkın acı ilaç içecek hali kalmadı.

Ekonomide yönetim değişikliğinin getirdiği olumlu hava devam ediyor. Faiz kararı ardından Merkez Bankası’na güven arttı. Şimdi sıra sözü verilen ekonomik reformlarda.

Cumhurbaşkanı, reform yanı sıra acı reçeteden söz etti.

Acı reçete; acı ilaçları kapsar. Önceki krizlerde öylesine çok içtik ki yeni acı ilaçları halkın midesi kaldıramayacak.

İnsansız ekonomi isteyen IMF’nin reçetelerindeki ilaçlar belli idi; zam, kemer sıkma, düşük maaş, bastırılmış ücret

Salgın yüzünden işini kaybetmiş, krizde aşını yitirmiş, milyonlarca insanlara acı ilaçları içirmeye kalkamazsınız.

Eğer acı ilaç kaçınılmaz ise buna en fazla ihtiyacı olan, kamunun bizzat kendisidir. Savurganlığı, bitmez tükenmez israfı, gereksiz yatırımlara milyarlık harcamaları vs…

Önceliği olmayan alanlara kaynakları gömme yerine bunları üretken alanlara harcamayı düşünmeli kamu… Kepçeyle saçtığı kredileri kaşıkla toplama sürecinde zaten ölmüş olan aile bütçelerine yeni yükler getirmek, düşünülmemeli bile…

        SEVGİLİ KAMU, ACI İLACI ÖNCE SEN İÇSEN?

DEVAMINI OKU

Savaş Afet Kıtlık Salgın

MAHŞERİN 4 ATLISI

Batı dinlerinde kıyamet alameti bunlar

Genelde savaş, kıtlık, afet ve salgın ile temsil edilir.

Şu anda hepsi aynı anda mevcut.

Savaş çok yerde

Kıtlık; ekonomik kriz

Deprem afeti

ve Korona.

Bu dörtlü, eğer aynı anda dünyada bulunuyor ise insanlık zor zamanlar geçiriyor olduğu varsayılır. Batı dinlerinde kıyamet alameti (zor zamanlar) olarak gösterilirler ve adına Mahşerin 4 Atlısı denir; Savaş, Afet, Kıtlık, Salgın

Savaş; dünyanın farklı bölgelerinde çatışmalar sürüyor. Kur savaşları, ticaret savaşları, jeopolitik riskler de cabası…

Afet; Deprem, yangın, sel, indifa… En son İzmir’de içimizi yakan deprem ve hala enkaz altında kalan insanlarımız…

Kıtlık; Afrika’da her zaman var. Ekonomik kriz her yerde…

Salgın ise Korona kılığında tüm dünyayı tehdit ediyor. Ne zaman kontrol altına alınacağını ise tahmin etmek çok zor.

Tüm bu tehditlerle dünya aynı anda baş edebilmek için yoğun çaba içinde… Türkiye’nin etrafındaki savaşlar, İzmir depremiyle afet belası, ekonomik krizle dövizin kıtlık tehdidi ve ikinci dalganın korona vakalarını tırmandırması…

İnsanoğlu tarih boyunca bu 4 atlı ile mücadele etti, durdu.

Şimdi de mücadele ediyoruz. Başarı; birlikte davranmakta…

         FELAKETLERLE MÜCADELEDEN YILACAK MIYIZ?

DEVAMINI OKU

Bize yeni öykü gerek

3T ODAĞI: TARIM TEKNOLOJİ TURİZM

Türkiye, bu 3 alanda derinleşme imkanı bulabilir.

Bu da bizi orta gelir tuzağından kurtarabilir.

Üretimlerimizi; katma değer, ölçek, kalite, verimlilik esasına göre yapmalıyız.

Dünya, bir yandan küresel krizler, jeo-politik riskler ve Covid-19 salgınıyla zor günlerden geçiyor. Türkiye de bu güçlüklerle baş etme gayretinde…

Bildik dünya düzeninde köklü değişiklikler yolda. Bu süreçte bize yeni bir öykü gerekiyor. Zira mevcut yapılarla krizle baş edebilmek her gün daha da zorlaşıyor.

Yeni öykünün ben, kendi kabiliyet alanlarımızda odaklanma ile yazılabileceğine inanıyorum.

Eğer 3T’ye odaklanabilirsek orta gelir tuzağından çıkarız.

Tarım; henüz zıplama yapamadığımız kabiliyetimizdir. Hava su, fauna, flora, 7 iklim 4 mevsim bizde. Ama akıl da gerek.

Turizm; 100 milyar $ harcadık ve yılda 40 milyar $ üreten bir makine haline getirdik. Bu alanda derinleşmek gerekir.

Teknoloji; dünyanın gittiği yer burası. Gençlerimiz pek çok kabiliyet geliştirdi. Eğer ıskalarsak uygarlığı kaybederiz.

Ancak atacağımız her adımda, katma değeri, verimliliği, ölçek ekonomisini ve kaliteyi gözetmek zorundayız.

Bildik her ezber, hikaye oldu. Şimdi bize yeni öykü gerekiyor.

        SENİN KENDİNE AİT YENİ ÖYKÜN VAR MI?

DEVAMINI OKU

Paylaşanlar kazanıyor

SÜREKLİ ALAMAZSIN VERMEN DE GEREKİR

İnsan; biriktirdiklerine değil, paylaştıklarına sahiptir.

Salgın bize paylaşmanın hayati önemini gösterdi.

Olan; olmayana, bilen; bilmeyene borçludur.

Covid-19 salgını; ihtiyaçlarımız ile isteklerimiz arasındaki farkın kavramamızı sağladı. Gördük ki isteklerimiz aşırıya kaçmış ve ihtiyaçlarımız sandığımızdan da az sayıda imiş.

Salgın sürecinde fark ettiğimiz bir husus da paylaşmak

Charles Eisenstein; ‘Kutsal Ekonomi’ kitabıyla 7,5 milyar insanın paylaştığı gezegen için, vahşi kapitalist olmadan, üzmeden, kirlenmeden, başka bir varoluş mümkün diyor.

Daima almaya ve yolsuzluğa yönelik tavırları terk ederek…

Sürekli alamazsın; çoğu kez vermen de gerekiyor.

İnsan, biriktirdikleriyle değil, paylaştıklarıyla zengindir…

Bu yüzden alış-verişin ötesinde, ‘armağan’ etmek şart.

Ekonominin neyini kutsuyor Charles? Diyor ki; bakmayın şu anda dünyanın içindeki bu ‘güçler çağı’ afrasına tafrasına. Herkesin daha mutlu ve daha zengin olduğu bir dünya pekala mümkün.

Yeter ki uydurduğumuz ve kendimizi inandırdığımız yalanların efsunundan kurtulalım. Kirlilikten, yolsuzluktan arınalım, gerçeğin bize düşen ödevini bilelim.

   MEZARA İYİLİKTEN BAŞKA NE GÖTÜREBİLİRSİN?

DEVAMINI OKU

Bezdiri yaygınlaşmasın

EN İYİ KIRBAÇLAYANI TERFİ ETTİRME

Salgın sebebiyle dayanışma artacaktı dedik,

neredeyse aksi oldu, mobbing (BEZDİRİ) artıverdi.

Patronlar; çalışanları disiplinde tuttuğunu sandığınız kamçılılardan işletmenizi koruyun.

Korona bize ayna tuttu ve pek çok hatamızı yüzümüze vurdu. Bencilliğin zararlarını gösterdi, dayanışmanın bize sağlayacağı faydalara işaret etti. Kimimiz bundan ders çıkardır ama kimileri de zora girince, zulmünü artırmayı seçti.

Bunlardan biri de işyerlerindeki korona atamaları

En iyi kırbaçlayanı terfi ettirmek gibi…

Hal böyle olunca kırbaçlı yöneticiler yüzünden insan kaynakları eriyor, zaten çalışma hayatının krizde olduğu süreçte işyeri gerilim alanı haline geliyor.

Liyakati; kırbaçlı sadakatin emrine verirsen; eninden sonunda batarsın. Mobbing ya da bezdiri, bir grup insanın bir kimseye, bir başka gruba sosyal kabadayılık yapması anlamını taşır.

Bugün mobbing işyerinin baş belası olmaya başladı. Patronların yanılgısı, çalışanı disiplinde tutan kırbaçlı yöneticileri atadıklarında, kendileri için tehdit oluşturan liyakati, hedef almaları…

İlk iş olarak şirketin en kabiliyetlilerini bezdirmeleri

Kurumda; ‘gücü güce yetene’ ortamı oluşturma: batarsın!

       NEDEN MOBBİNGCİYE YÖNETTİRİYORSUN?

DEVAMINI OKU

Sürekli alkışla olmaz

EKONOMİK PAKETİN BAŞARI SACAYAĞI

Yıllardır açılıp işe yaramayan onlarca paket gördüm.

İşe yarayanları da vardı ve 3 temel ilkeye dayanıyorlardı:

1-Gerçekçi tedbir

2-Kapsayıcı çözüm

3-Güvenilir uygulayıcı

Peki ya bu?

Ekonomimizin müzmin sorunları üzerine Korona belasının ilave dertleri girince, faiz-döviz-enflasyon üçgeni içinde debelenip duruyoruz.

Bugün yeni ekonomik program açıklanıyor. Hangi tedbirlerin alındığını birlikte göreceğiz.  İnsan; kendini, kurumu veya ülkesini değerlendirirken alkış ile kargış arasındaki ifrat-tefrit salıncağında sallanmak zorunda değil ki.

Sadece alkışla olmaz. Tıpkı sürekli kargış (beddua) ile olmayacağı gibi. Ekonomi, yığınca sorun içinde ve korona ile bu sorunlar katmerleşti. Sürgit müjde verip bunları çözemeyiz.

Ortada bir külfet vardır ve ekonomik program, ‘işe yaramaz müjdeler’ ile zihinleri uyuşturmak için değil; külfeti adil dağıtan tedbirler içermelidir. Ona buna kredi saçarak geldiğimiz nokta, enflasyonu şişirmek oldu. Konutu, otoyu, dövizi, altını zıplattık ve işe yaramadı.

Şimdi diyoruz ki sürekli alkışla olmaz. Gerçekçi, kapsayıcı ve güven veren tedbirler ile düzlüğe çıkabiliriz. Ekonomik paket, umut sunabilir. Umut iyidir ama bir yöntem değildir.

        YENİ EKONOMİK PAKETTEN NE BEKLİYORSUN?

DEVAMINI OKU

Covid-19 Maratonu

EĞİTİME HAYIR MARATONA EVET

Salgınla mücadelede ikircil tutum:

Tedbir için okulları kapalı tutuyoruz.

Ancak maratonsuz yapamıyoruz.

İstanbul Maratonunda binlerce kişi koşuyor.

Ama milyonlara; ‘evde kal’ diyoruz.

Salgın ile mücadelede ne kadar tutarlıyız? Bir yandan okulları açmayacak kadar tedbirli davranırken diğer yanda İstanbul’da maraton düzenliyoruz

Bu tutarsızlığı anlamak mümkün değil. 2 bin 500 kişi, sosyal mesafeli mi maraton koşacak? Maske tak, mesafe koy derken bu maraton da neyin nesiydi?

Spor, elbette teşvik edilesi bir etkinliktir. Son derece önemlidir de… Eğitim, maratondan daha mı az önemli?

Cadde ve sokaklarda maske takmayan, sosyal mesafeyi korumayanları uyaran yönetim, ‘önlemleri daha da arttıracağız’ derken, Yarı Maratondan mı söz ediyordu?

Bunun bir izahı var mı? Yoksa ‘maraton salgına iyi geliyor’ diye sağlık bilim kurulu görüş mü beyan etti?

Bir yandan binlercesiyle maraton koşusu düzenleyeceksin, diğer yanda ‘salgın tedbiri’ diyerek bayram etkinliklerini iptal edeceksin.

Bunu anlamak mümkün değil. Anlamadığım bir şey de şu; salgın yüzünden okulsuz kalabiliyoruz ancak maratonsuz kalamıyoruz. Anlayan beri gelsin lütfen…

   VİRÜSLE AYNI KULVARDA MI KOŞTURULUYORUZ?

DEVAMINI OKU