İş ahlâkının 10 ilkesi

HER YASAL HAK HELAL Mİ?
Yasalar ve piyasa şartları ne olursa olsun gayriahlaki iş ve uygulamalar kabul edilemez.
Helalleşmek dava kazanmaktan daha üstündür;
Çünkü her yasal hak helal değil.

1– İş, ahlakıyla yapılırsa meşrudur.

2– Helal kazancın adil  paylaşımı esastır.

3– İş hayatı hak ve adalet ekseninde şekillenir.

4– Birliktelik dayanışmayla yeniden inşa edilir.

5-Tecrübe yeni girişimcilere aktarıldıkça çoğalır.

6– Kanaat eden bereket bulur.

7– Servet mülkiyet değil emanettir.

8– Kazancın niceliği değil niteliği esastır.

9– İşveren ve işgören ilişkisi hak adalet merhamet üzeredir.

10– Rekabet iyilik ve güzellikte yarışmaktır.

Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği İGİAD’ın belirlediği iş hayatımızın sınır taşlarına dair 10 ilke bunlar.

Ciroya, kâra, ihracata, inovasyona ödül verenlerimiz var ama ahlaka ödül veren tek sivil toplum örgütümüz bu… Başkan Ayhan Karahan, ‘iş dünyasında ahlaki uygulamalarda hukuk eksikliği giderilmeli’ görüşünde… Doğrudur; işi ahlakla yapmak, bir maliyet gibi görünse de aslında sürdürülebilir iş yapmanın dinamiğidir.

AHLAK YOKSA ADALET OLUR MU?

DEVAMINI OKU

İri olmak diri olmak

AKILLI İLE KURNAZ FARKI
Ortaklıkların %15’i 5 yıl sürüyor
Daha uzun süreli ortaklıkların oranı %5
Akıllıların ortaklığı sürüyor da;
kurnazların ortaklığı, hasılatı paylaşana dek.

Küresel riskler katar katar üzerimize gelirken kaçınılmaz bir şekilde işbirliği-güç birliği de gündemimize oturuyor. KOBİ cenneti Türkiye’de ne yazık ki ölçek ekonomisiyle başımız hoş değil. Azıcık aşım, Kaygusuz başım deriz ancak her biri kendi ölçeğindeki 1,3 milyon şirketin ancak binde düzeyindekileri büyüktür. ama ekseriyeti küçüktür.

Güç birliği, değişen rekabet şartlarında hayatta kalmanın yoludur ancak diğerine güvensizlik yüzünden yetersizdir. Oysaki Anadolu Kaplanlarını bölgesel güce dönüştürmek için buna ihtiyacımız çok yüksek. Biliyoruz ki yörede nitelikli KOBİ, bölgesel güç ve küresel marka olmak için ortaklık şart. Fakat ortağını dolandırmamak da şart… İnanç iklimimiz ortaklığa uygun aslında… Mesaj gayet net; “Allah buyuruyor ki: biri diğerine ihanet etmediği müddetçe, iki ortağın üçüncüsü ben olurum. Biri arkadaşına ihanet etti mi ben aralarından çekilirim.” Bu coğrafyada işbirliği yapmayana yer bırakmıyor küresel haydutlar…

    İNSAN ORTAĞINDAN NEDEN KURTULMAK İSTER?

DEVAMINI OKU

Gölgelerin gücü

BELÂ, GÖLGEYE AŞIKTIR
Gölge, ışıktan nasibini almama halidir.
Şeffaflık ışığı gölgeye mahal vermez.
Kurumlarımızı hesap verebilir kılarsak kötülüğün yeşereceği gölge kalmaz.

Dostoyevski’nin ilginç bir duası vardır; “Allah’ım bana baş edemeyeceğim bir şey vermeyeceğini biliyorum. Sadece bana bu kadar güvenmeseydin diyorum.” İlginç bir dua…

Gücü bir üst siklete taşıyınca rekabet ikliminin değişmesi, sürecin tanımından gelir. Düşük gelir grubunda baş edebildiğiniz dertler, üst ligde dönüşmüş, belalar da ölçek değiştirmiştir. Yolsuzluk, rüşvet, irtikâp benzeri belalar, her iklimde, her inanç sisteminde, her coğrafya ve gücün geliştiği her yapıda ola gelmiştir. Tedbiri alınmadıkça büyümüş, ülkeleri, kurumları helak etmiştir. Bunların özrü olmaz. Risk gerçekleşir, tedbir devreye girer ve kirlenme, daha yüksek standartlı düzenlemeleri davet eder.

Kayıp yılları hatırlıyorum; 1990’larda bu gerçeği en uzun yoldan öğrendik. Maliyetini 2001 kriziyle herkes ve her kesim ödedi. Ancak antikorlarını da geliştirdik. Daha şeffaf yapılar, hesap verebilirlik, kurumsal yönetişim ilkeleri gibi modern kavramlar oluşturduk. Yine yapmalıyız.

SÜREKLİ GÖLGEDE YAŞAMAK İSTER MİSİNİZ?

DEVAMINI OKU

Tarımdan vazgeçilmez

BİZ YAPMAZSAK KİM YAPACAK?
Etlerin market raflarında yetiştiğini sanan nesil geldi.
Sanayi sektörü iyidir
Hizmet sektörü gereklidir
Ama tarım sektörü, vazgeçilmezdir.

Bilişim teknolojilerinde üretici olmak; iyi fikirdir ancak bitleri baytları yiyemezsiniz. Sanayi, bir şeyden çok üretmektir ve bir ülkede sanayi varsa, kalkınma sürdürülebilir olur fakat makineler ile sofra donatılmaz.

Kendi ürettiğiniz silah ile vatanı savunursunuz fakat içecek suya, beslenecek gıdaya ihtiyaç duyarsınız.

Tarım, bu anlamda en temel ihtiyaç olan beslenmenin karşılığı, endüstriyel tarım ise kalkınmanın bir diğer motorudur. Kendine yeten ülke olmakla övündüğümüz yıllar eskide kaldı. Bugün Türk tarımı, potansiyellerine erişememiş, iyileştirme alanlarıyla dolu bir sektör.

Sorun şudur? Eğer biz üretmez isek, besinler nereden gelecek? Eğer biz çocuklarımıza tarımın önemini anlatmaz isek, etlerin süpermarket raflarında yetiştiğini sanan yeni nesiller oluşacak. Eğer biz üretmediğimiz gıdayı ithal kolaylığını seçersek, yeni bir dışa bağımlılık üreteceğiz ki bu hayati olacak. Şükür ki tarım bilinci yeniden gelişiyor ancak hızlanmamız gerek. 

GIDASIZ YAŞANIR MI?

DEVAMINI OKU

Google’da Turkey ara ilk 30’da hindi geliyor

TÜRKİYE Mİ TURKEY Mİ?
Google’a “Turkey” yazınca ilk 30’da ülkemiz değil;
hayvan görselleri geliyor.
Bu derece beceriksiz bir marka yönetimi var ülkemin.
Hindi yaygınsa kullanalım mı?

Her gün milyon kere girip çıktığımız internet kapısı Google arama motoruna ‘Turkey’ diye yazınca gelen fotoğraflara bakın; ilk 30’darkiye değil hindi görselleri gelecektir.

Peki, neden sizce? Çünkü ülkemizin tanıtımında aczimiz söz konusudur. İtibar yönetiminde beceriksizliğimizin ilanıdır.

Bu arada Turkey (hindi) yerine Türkiye kelimesi kullanılsın gayreti var. Gördüğüm şudur; şayet ülkemizi küresel arenada tanıtmakta beceriksizliğimiz ortada ise mevcut durumdan yararlanabilir miyiz? Birleşmiş Milletler’de 196 ülke var ve İngilizce’de hayvan odaklı yalnızca Türkiye.

Hindi aslında Amerikan yerlisi bir hayvan. Hatta sembol olarak almak isteyince ‘Türkiye ile karışır’ diyerek kartal kullandılar. Acaba biz hindiden utanmak yerine onun yaygın kullanımından yararlanıp ülke tanıtımında daha akıllı adımlar atamaz mıyız?

TURKEY KELİMESİ ARAYINCA HİNDİ YERİNE TÜRKİYE GÖRÜNEBİLİR Mİ?

DEVAMINI OKU

Çalıştayıp durma Çalışmaya çalış!

LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜMEZ
Şu çalıştaylar bir tür pagan ayin gibi…
Birileri çıkıyor sözüm ona bilimsel vaaz veriyor,
Birileri de ellerini çırpıyor, plaketliyor. Netice?

Bir modadır gidiyor; falanca Arama Konferansı, Filanca Çalıştayı, Ortak Akıl Toplantısı… Hele şu çalıştaylar…

Yabancının Workshop dediği, bireylerin ortak bir konu üzerine çalışmalarını, düşünmelerini ve öğrenmelerini sağlayan uygulamalı bilimsel öğretim tekniğinin adı bu.

Katılımcıları konuya göre seçilir, problem tanımlanır ve bulunan çarelerin uygulanmasına yönelik sonuç raporlanır.

İyi de yüzlercesine katılan biri olarak ne sonuç gördüm ne de uygulamaya geçen çözüme tanık oldum. Arama konferansı, ortak akıl toplantılarına ne demeli? Günün sonunda neyi aradığını unutuyor, ortak akıl denilen vasat, çalışmaz bazı fikirler ile kala kalıyorsun. Zamanımıza yazık değil mi? Kitlesel kaytarmanın en maliyetli yöntemi.

İş yapar gibi görünüyorsunuz ama eylem filan yok. Niye?

       ÇALIŞTAMAK YERİNE ÇALIŞMAYI DENESEK?

DEVAMINI OKU

Yeni nesil teknokent

UYGARLIK YÖRÜNGESİNE ÇIKMAK
Start-up dediğimiz erken aşama girişimci fikrini moda haline getirdik.
Ancak henüz bunları milyarlık yörüngeye çıkaramadık.
Yeni nesil teknokentler ile bunu başarabiliriz.

Yıllardır bıkmadan usanmadan araştırmaya geliştirmeye para harcarsanız ne olur? Uzun süre hiçbir şey olmamış gibi görünür ama vazgeçmediğinizde, meyvelerini görürsünüz. 5-6 yıl sonra zeytinin dibine dökmesi gibi…

Teknokentlere bu açıdan bakınca 60 fidan içinde meyve vermeye başlayanlardan umutlanıyor, buradan çıkacak yeni girişimciler ile yarının Türkiye’si için ümit var oluyoruz.

Mesela İTÜ Arı Teknokent gibi… 4 yıl önce girişimcilik merkezini ziyaret ettiğimde “gelişmeleri izleyecek, bina ve masalara değil çıktılara bakacağım”  demiştim.

İş Geliştirme Direktörü Arzu Eryılmaz davet ettiğinde, gördüğüm,  uzay merkezi görünümlü ofisten fazlası oldu.

Yöneticileri; “burası mimari şaheseri olsa da başarı kriterimiz, kaç tane milyarlık girişimciyi ekosisteme kazandırdığımızdır” görüşünde… Arı Teknokent, İTÜ’yü de değiştiriyor. Dünün mezun olma derdindeki öğrenci burada diploma değil “acaba buradan şirketimle mezun olabilir miyim?” motivasyonuna erişmiş.

SİZ DE DENESENİZ?

DEVAMINI OKU

Türkiye’de gıdaların yarısını çöpe atıyoruz

GIDA İSRAFININ SORUMLUSU KİM?
Evlerde meydana gelen israf: %42
Gıda üreticilerinde: %39
Perakendecilerde: %5
Catering sektörü: %14
Ambalajlı gıda bilinciyle israfın %60’ı önlenebilir.

Dünya nüfusu hızla artarken; 2,1 milyar insan açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Buna rağmen dünyada üretilen gıdanın üçte biri sofraya gelmeden çöpe gidiyor.

Her yıl zengin ülkelerdeki tüketiciler 222 milyon ton gıdayı tüketmiyor, çöpe atıyor. Bizim gıda israfımız %50.

Çöpe giden gıda kaynak israfını da beraberinde getiriyor.

Su, tarım arazisi, enerji, iş gücü ve sermaye boşa gidiyor, gereksiz sera gazı salınımı oluyor. Küresel ısınma cabası…

Sağlıklı beslenmeyi sağlama ve kaynakları verimli kullanıp israfı önleme noktasında ambalajlar önemli rol üstleniyor.

Gıda ambalajları sayesinde; Türkiye’de her yıl israf edilen 1,5 milyar ₺ ekmeği, 16 milyar yaş sebze ve meyveyi çöpten kurtarmak mümkün. Avrupa Plastik Üreticileri Birliği EUPC İcra Kurulu Üyesi Yavuz Eroğlu; gıdayı doğru ambalajlayarak israfı kökten önleyebileceğimizi savunuyor.

         DİNİMİZ İSRAFI HARAM SAYMIYOR MUYDU?

DEVAMINI OKU

Çok yerine verimli

SÜREÇLERİ SORGULAMALI
Değer yaratmayan iş, iletişim, ilişki ve bilgi süreçlerini yeniden düzenlemek şart.
Ancak bu sayede “daha çok çalışma” odağından, “daha verimli çalışma” kalitesine çıkabileceğiz.

Türkiye nihayet dikkatini nicelikten niteliğe kaydırmaya başladı. Şükür ki bugün ihracatın ciro hedefi yanı sıra katma değeri konuşabiliyoruz. Turist sayısından, turist başına geliri arttırmayı düşünebiliyoruz. Şimdi paralel adımın; istihdamda atılması gerekiyor. Nicelik odağından bakınca görebildiğimiz; işgücüne katılma, istihdamın cinsiyet ayrımı veya işsizin genç olup olmadığı yalnızca… Oysa nitelik odağı bize; işçi sayısı, çalışma saati kadar, işgücü verimini sorgulatıyor. Sorguluyoruz… Gördüğümüz; iç açıcı değil. En azından şimdilik… Kendimize sürekli 2023 yılı hedefleri koyuyoruz ama çalışan başına verim artışı henüz ajandamıza girmiş değil. Misal Almanya. Verimlilikte en tepelerde… Peki, bunu nasıl başarmışlar? Eğitim diyenlere şunu hatırlatalım. Sistem ve süreçler eğitimden daha önemli… Zira siz değer yaratmayan iş süreçlerine sahipseniz, emeğin bu süreçteki verimi, eğitimi ne olursa olsun, sınırlı gelişebilecektir. Türkiye, çok yerine verimli olmayı başarmalı.

SİZ, VERİMLİ BİRİ MİSİNİZ?

DEVAMINI OKU

‘Bizi eğitin, sayımızı arttırın, denetleyin’

400 YAMYAM TAKSİCİ
İSTANBUL’U ESİR ALDI
Taksici esnafı; “içimizdeki çürükler yüzünden hem İstanbullu hem de taksiciler mağdur.”
Belediye yerli uber’e izin vermiyor.

İstanbul’da yasal 17 bin 395 taksi var. Günde 1.3 milyon yolculuk taksiyle yapılıyor ve İstanbullu taksiciden bezdi.

Sebep? Bunu anlatmak için İstanbul Taksiciler Esnaf Odası Başkanı Eyüp Aksu ile Vekili Veli Yurt beni ziyaret etti.

Sayıları 400 civarındaki ‘yamyam’ taksiciler yüzünden tüm esnafın zan altında kaldığını iddia ettiler. Talepleri var;

1- Sayımız yetersiz, daha fazla taksici gerek; arttırılsın.

2- Denetim yapılsın. Bu da belediyenin işi ama yapmıyor.

3-Taksi şoförleri eğitilsin, müşteriyle iletişim öğretilsin.

4-Odamızın yetkisi yok. Çürükleri atabilme yetkisi verilsin.

5- Belediyenin i-Taksi sistemi çalışmıyor, rekabete açılsın.

Uber’i kovduk ama yerine yerli ve millisini koyamıyoruz. Zira Hüseyin Tanrıverdi’nin oğlu, bakan Nihat Ergün’un damadı ile bir ortaklarının kurduğu i-taksi belediye tekeli doğurdu fakat çalışmıyor. BiTaksi’ye de izin verilmiyor. Yarın devam edeceğim:

YAMYAMLARI KİM KORUYOR?

DEVAMINI OKU