Beyinler yağmalanıyor

EN DEĞERLİ SERMAYEMİZ GÖÇ EDİYOR
Bugün nitelikli gençlerimiz, beyin gücümüz bulduğu ilk fırsatta başka diyarlara göç ediyor.
Sebep, vasat bedenlerin üstün beyinlere tahammülsüzlüğü, liyakatı dışlamamız.

Bedende liyakat olmayınca beyne yük olur. Liyakat sahibi beyinler göç eder, başka coğrafyaların üreticisi olurlar.

Bugün Türkiye, beyin göçü veriyor. 60 yıl önce pazularımız iş imkanı bulamadığından Batı’ya göç etmişti. Bugün aynı şeyi beyinlerimiz yapıyor. Çünkü onlara itibar etmiyoruz.

Almanya’nın bugün eski şanlı sanayi günlerine dönebilmek için pazu yerine beyin talebi; son derece akıllı bir vizyonun eseridir. Zordaki ülkeler, Yunanistan, İrlanda, Portekiz ve İspanya’ya öncelik vermesi; bu ülkelerdeki beyin gücünün görece ucuzluğu ve göç ihtimalinin artmasından ibarettir.

Özdemir Asaf; “bir insan treni kaçırırsa, başka bir tren gelir onu alır. Bir ulus treni kaçırırsa, başka bir ulus gelir onu alır” der. Treni kaçırmak, günümüzde beyinleri kaçırmak ile eşdeğer. Bedenin beynine itibar etmez ise ayaklar baş olur niteliksiz vasatlık, işletmende iktidar olur.

Tersine beyin göçü? Denedik olmadı. Zira geri getirdiğimiz beyinlere; burada vasat yöneticiler tarafından mobbing uyguladık.

BEYNİMİZE SAHİP ÇIKSAK OLMAZ MI?

DEVAMINI OKU

Raf terörüne çare!

YA RAF DIŞISIN YA DA SAF DIŞI
Kârın %70’i markete gidiyorsa üretici nasıl yaşayacak?
Raf parasını tarla parasına dek yükseltmeyin.
Tarladan mutfağa değer zincirini koparmayın.
Raflar enflasyonu beslemesin.

Bir soru; raf, bir gıda maddesi midir? Yada giyilebilir mi? Tavuk; süpermarket rafında mı yetişir? Ne saçma soru böyle? Haklısınız; en az fahiş raf parası kadar saçma…

yük mağazaların bazıları, üretici ve tedarikçinin iliğini kurutma düzeyine dek, raf ücretlerini abartmış durumda.

Tarladan mutfak tezgahına uzanan süreçte eskiden hal, kabzımal benzeri aracılardan yakınır, enflasyona ivme veren adımların buralardan geldiğine tanık olurduk. Bugün üretici ile tüketici arasındaki köprü olan büyük marketlerin değer zincirinden aldıkları pay, fiyatlar genel seviyesi, enflasyon üzerinde “belirgin”  baskı kuracak düzeye erişti.

Aracılar, gereklidir. Her birimiz Antalya’daki seraya gidip domatesi elimizle koparıp eve taşıyacak değiliz. Ya da eti, sütü; merada koyun otlatan mandıracıdan alacak halimiz yok. Modern hayatın agoraları olan AVM’ler, süpermarket, bu eksiği tamamlar. Fakat bunu yaparken tedarikçinin, kanını emme, tüketiciyi “yok etme” hakları yoktur.

  ÜRETİCİ YAŞAMAZSA MARKET VAR OLABİLİR Mİ?

DEVAMINI OKU

Otel resepsiyonu mu Mülteci masası mı?

OTELİNİZDE KALMAYA GELDİM, SİZİ SOYMAYA DEĞİL
Çoğu otel resepsiyonu, mülteci kabul masası gibi size öylesine şüpheli muamelesi çeker ki, şaşarsınız.
Başlarına ne gelmiş olmalı ki müşteriye böyle davranıyorlar?

Mesleğim gereği seyahatim çoktur, hayatımın önemli kısmı otellerde geçiyor. Bu yüzden ülkemde ve dünyadaki otelleri birbiriyle kıyaslama, hizmet kalitesini ölçme imkanım var.

Gördüğüm şudur ki otelin müşteri üzerinde bıraktığı en temel kanaat, resepsiyon görevlisinin misafirine nasıl davrandığıdır. İyileri özenle ayrı tutarak diyebilirim ki çoğu resepsiyon görevlisi size; ‘olağan şüpheli’ imişsiniz gibi davranır. Oteli soymaya gelmiş muamelesi içindeler.

Daha da vahimi, oraya paranızla kalmaya değil de sığınma kampına başvuran mülteci gibi sorgulanıp, tepeden tırnağa incelenirsiniz. Oysa sözüm ona otelde kalmaya gelmişsiniz.

Hafızam, kara listeye alınmış otel isimleriyle dolu. Pek çok resepsiyon öyküm var. Onlarca otelden sırf misafir kabul kabalıkları yüzünden ayrılıp başka otel aramışımdır.

Sorun; otel sahibinin, resepsiyondakinin onu temsil ettiğini kavrayamamasıdır.

MİSAFİR MİYİM MÜLTECİ Mİ?

DEVAMINI OKU

Kaybeden kurnazlık

KRAL MI EŞEK Mİ?
Müşterinin “velinimet” olduğu çağlar çoktan tarih oldu.
Şimdi “müşteri kraldır” sloganı moda.
Ama buradaki “kral” kelimesine takılmayın zira kurnazlığı maharet zanneden için “eşek muamelesi” görüyoruz.

Bildik öyküdür; Nasreddin Hocamızın kıt kanaat geçindiği yılın kara kışında bakmış ki arpa saman yazı getirmeyecek. Eşeğin arpasını her gün biraz biraz kısmaya başlamış.

Kısa kısa hayvancağızın yemi günlük bir avuç arpa olmuş. Bir gün ahıra girdiğinde eşeğin öldüğünü gören Hoca; “yazık oldu” demiş, “tam açlığa alışacakken ömrü bitti.”

Evime yakın diye neredeyse mutfağım olarak kullandığım bir zincir restoran vardı. Sevdiğim ana yemeğin fiyatını neredeyse her ay arttırdı, durdu. Bir gün de tabağın içindeki patatesi çıkardı, “ilave ücret” ile satmaya başladı.

Sordum; “neden?” diye… “Bu bizim şirket politikamız” cevabını aldım. Tepkimi; “benim de müşteri politikam bana tuzak kuran restoranlarda yemek yemeyi reddetmektir” diyerek bir daha gitmedim.

Önceki ay o adreste başka bir restoranın açıldığını gördüm. Kapanmış ve küstürdüğü müşterileri, teker teker ayağını kesmiş… Her gün arpası kısılan eşeğin “açlığa alışması” bu kadar oluyor işte. 

KURNAZLIK SÜRGİT KAZANDIRIR MI?

DEVAMINI OKU

Kahvaltını serpme!

AÇIK BÜFE AÇGÖZLÜLERİ
Tabağına yiyeceğin kadarını koyman gerekir.
Yemeklerde açık büfe yerine alakart sistemine geçelim.
Tabağında gıda bırakana bedelini ödetelim.
İsrafı büyütmek; dünyayı tüketmektir.

Genelde hafta sonu; eş dost aileyle kahvaltı yapmak, insana mutluluk verir. Masa donatılır, mideden ziyade göz doysun diye neredeyse kuş sütüne dek onlarca tabak masaya gelir.

Buna SERPME KAHVALTI diyoruz. Sırf gözümüz doysun diye serpme kahvaltı yüzünden çöpe giden gıda miktarını merak ediyor muyuz? Birilerim oturmuş hesap etmiş; Türkiye İsrafı Önleme Vakfı ve İstanbul Borsası, yılda yaklaşık 100 milyar liranın serpme kahvaltı yüzünden çöpü boyladığını bulmuş.

Masaya serpilen her 10 tabaktan 4’ü çöpe giderken en büyük israf; zeytin, peynir, domates, tereyağı, reçel, yumurta, ekmek üzerinden gerçekleşiyor.

Özellikle hafta sonu gidilen kahvaltı mekanlarında, cazip kampanyalarla hazırlanan serpme kahvaltı menülerine dikkat edin; kahvaltı serpme olunca israf doruğa çıkıyor ve bunun 2 türlü zararı var; birincisi gıda israfı ki her gün yüzbinlerce çocuk, yatağa aç girerken bu israf niye? İkincisi de sizin ödediğiniz kahvaltı faturası? Yemediğiniz gıdaya para ödüyorsun.

İSRAFINI NASIL ÖNLERSİN?

DEVAMINI OKU

Cin şişeden çıktı

SAYILMAYIZ PARMAK İLE
TÜKENMEYİZ KIRMAK İLE
Araştırma geliştirmede zincirleme tepkime başladı.
Tıpkı savunma sanayimizde olduğu gibi…
Yenileşim üzerinden yükselmek artık engellenemeyecek.

Bizler neden yeterince yenileşim (inovasyon) yapamıyoruz?

Son 10 yıldır cevabını aradığım soru bu ve cevabı, kültürel dirençler üzerinden bulduğumu sanıyorum.  ARGE’ye milli gelirin %1’ine yakıp kaynak ayırdığımız, yasa çıkardığımız halde, ARaştırıyor fakat GEliştiremiyorsak; sorun nedir?

Farklı olandan KORKU, bize benzemeyenden NEFRET, rakiple düello yerine PUSU, akıl yerine KURNAZLIK, sabır yerine TELÂŞ, merak yerine BİAT, bilgi yerine KANAAT, ödül yerine CEZA ve özgün yerine TAKLİT… Sorun işte bu.

Bu yüzdendir ki eski köye yeni adet getireni “töre” yapıyor, icat çıkaranı yok ediyoruz. Ancak bu kültürel direncimiz şükür ki kırılıyor. Zira inovasyon neferlerimizi yavaşlattık ama kıra kıra bitiremeyecek kadar çoğalmayı da başardık.

Kimyada bir kural vardır; zincirleme tepkinin başlayabilmesi için, aktif madde miktarının kritik kütleye erişmesi gerekir. Şükür ki gördüğüm şudur; cin şişeden çıktı ve Türkiye’nin yenilikçi kadroları durdurulamayacak.

       YENİYİ VE LİYAKATI KİM DURDURABİLDİ Kİ?

DEVAMINI OKU

Şeffaflığın gücü

HESAP VEREBİLİR OLMAK ŞART
Şeffaflık; mülkiyetin devri, sırların ortalığa saçılması değildir.
Şeffaflık; hesap verebilir olmanın gereğidir.
Şeffaflık; güven duyulan şirketi var eder.
Paydaşlarına hesap verebilmelisin.

Halka açık şirketlerin yönetim kurullarında en az 2 bağımsız üye bulundurma prensibi var. Şartları uygun yaklaşık 500 şirket için, 500’ü kadın, toplam 1000 yabancı üye, şirketin tepe yönetim katında olması demek.

Buna itiraz edenlerin gerekçelerini hatırlıyorum; “sırlarım ortalığa dökülecek” diyeninden; “şirketim yabancıların eline geçecek” paranoyasına dek kaygılar manzumesi…

Bu itirazları dinledikçe akla takılan soru şu oluyordu; Şeffaflıktan kime ne zarar gelir? Sır dediğin bilgiye, küçük ortaklar adına vakıf olacak bağımsız üyelerden neden korkuluyor? Bu durum aslında Yeni Ticaret Kanunu’ndaki, “ortaklar cari hesabına itiraz” argümanıyla aynı yerde buluşuyor; “hesap vermekten hoşlanmıyorum.”

İster büyük ortağın ister hissedarın, küçük ortağın olsun; hesap vermeye yanaşmamak, artık kabul edilemezdir.

Halka açık olmasan da şeffaf ve hesap verebilir olmalısın.

      PAYDAŞLARINDAN SAKLADIĞIN SIRRIN NEDİR?

DEVAMINI OKU

Açlar toklar savaşı

EN BÜYÜK KİTLE İMHA SİLAHI: FAKİRLİK
Eğer fakirliği ortadan kaldıracak adımlar atmaz isek, gettoların ardında, ileri teknoloji ve silahlarla korunmak para etmeyecek, aç olanlar gelip tokların elinden alacaktır.

Dünya hiç bu kadar zengin ve böylesine fakir olmamıştı. Birleşmiş Milletler Mülteciler Komiserliği, 60 milyondan fazla insanın gezegende kendine karnını doyuracak vatan arayışında olduğunu rapor ediyor. Dünya servetinin yarısı %1’in eline geçmiş durumda…  Gezegenin fakir nüfusunun yarısının geliri, dünyanın 85 en zengininin elinde toplanmış.

Son 5 yılda her ne olduysa, eşitsizlik adeta patladı ve fakirler %90 daha da fakirleşti. Oysa internetin çeyrek asır önce bize vaat ettiği, bilginin eşitsizliği gidereceğiydi. Ancak tecelli; açlar-toklar arası dünya çatışmaları oldu.

Düne kadar fakirliğin coğrafyası vardı. Misal Londra’da zengin, Somali’de fakir olabiliyordunuz. Ancak şimdi ihtişam ve sefalet; bir kıvılcım mesafesinde duruyor bir diğerine…

60 milyon kıtlık, açlık, fakirlik ve bunların tetiklediği terör yüzünden bir kez göç etmeye başlamışsa, komşusu aç iken tok uyumak mümkün olmayacaktır. Tarih; kavimler göçünün nelere yol açabileceğinin müzesi gibi… İnanmayan okusun…

     KOMŞUN AÇKEN HUZURLA UYUYABİLİR MİSİN?

DEVAMINI OKU

Kopyala yapıştır kültürü

HAZIRA KONUCULUK FİKRİ TEMBELLİK MODASI
Bize ait olanı keşfetmek yerine başarılı olanı taklit eğilimindeyiz
Oysa nimeti (orijinal) alıp külfeti (geliştirme) öteleyenin sürdürülebilir başarısı olmamıştır

Bozkırın Tezenesi rahmetli Neşet Ertaş; ‘biz çekmediğimiz acının türküsünü yakmadık’ der. Anlatmak istediği, çilesi çekilmeden, içselleştirilmeden kopyala yapıştır olmayacağı.

Başkasının kendi kültürel ve fiziki şartları için geliştirdiği modeller, bize ne kadar uyar? Şüphesiz ilham alma noktasında faydalıdır da bire bir kopyalamak, doğru değildir. Zira kopya, aslına hizmet eder, bize değil…

Tabiat boşluktan, hayat kopyadan nefret eder. Birbirinin tıpatıp aynısı 2 kar tanesi dahi yoktur. Ancak her damla bir diğerinin ilhamı, her insan bir başkasına rol modeldir.

Kopyacılıktan söz ediyoruz. Üretimden yazılıma, yasalardan iş modellerine dek; başkasının başarısını tıpatıp kopyalama saplantısından… Saplantı diyorum zira kopya; üzerine değer koymadan var olanı çoğaltma kurnazlığıdır. Endüstri 4.0 mı moda? Kopyala- yapıştır. Uysun, uymasın.

Çevrecilik şimdilerde moda mı? kopyala yapıştır, senindir.

Aslında değildir, kopyaladığın asla senin olmamıştır. Kendi özgün çözümün şarttır.

 KOPYACILARDAN MISINIZ?

DEVAMINI OKU

Kayırmacılık belası

NEPOTİZM KURUM BATIRIR
Kayırmacılık yüzünden aile şirketlerinin 3’üncü kuşağa geçme şansı %20, ömürleri de en fazla 25 yıl sürüyor.
Hamili kart yakinimdir diyerek işe alıyorsan batarsın.

Nepotizm; yakınını, kan bağın olanı kayırmanın adı. Yönetim bilimi bu olguyu, kurumun ömrünü kısaltan bela kabul eder.

Kayırmacılık yüzünden şirket, ihtiyaç duyduğu nitelikleri bünyesinde tutamaz. Şirket nepotizm tutumu yüzünden ailenin oyun bahçesi haline gelir. Kabiliyetler dışarıda kalırken , dost, akraba işletme kadrolarını doldurur.

Sürdürülebilirlik kaygısında olan şirketlerimizde patron, kendi ailesini dahi yönetim kademesine tepeden koymaz.

Liyakat, aile bireyi olmanın çok daha üstünde kabul edilir.

En iyi tahsili dahi yapsa, kurum değerleri ve süreçleri sahada öğrenmeden yönetim kademelerinde ilerleyemez.

Olsa olsa, eşitler arasında birinci yapılır. Mirasta hakkı olması, yönetimde pozisyon avantajı olacağını sağlayamaz.

Hamili kart yakınımdır diye kartvizitle kuruma dayatılan niteliksizlerin, bir süre sonra o kurumu zarar soktuğunu biliyoruz. Gerek devlet yönetimi gerek şirket kademeleri kayırmacılık belası yüzünden zaafa düşer ve o kurumun batması mukadderdir.

YAKININI KAYIRIYOR MUSUN?

DEVAMINI OKU