Korona yakar top gibi

ÇALIŞANINI İŞTEN ÇIKARMA
Biliyoruz işler durma noktasında.
Korona külfetini ortak omuzlayacağız.
Çalışan çıkarmayı düşünenlerimiz var.
Zor zamanlarda külfeti ötekine yıkmak insanlığa ihanettir.

Salgın, hayatı durdurdu. Dünya genelinde 1.5 milyar insan evlere kapandı. Ekonomi durunca ortaya korkunç bir virüs maliyeti çıktı. Şirketlerin toplam kaybı ise daha şimdiden 23 trilyon $ düzeyinde.

Şimdi sorun, külfetin faturasını kimin ödeyeceğidir. Akıllı uluslar, külfeti eşit pay etmek için tedbir arayışında… Kurnaz uluslar ise faturadan kaçma yollarını arıyor. Devletler halklarını virüse karşı korumak için olağanüstü tedbirler geliştiriyor.

Bizde ise durum pek farklı değil. Ancak gördüğüm şudur; bazıları külfeti kendi dışına öteleme kurnazlığında… Bazı şirketler çalışanına sahip çıkarken bazıları daha şimdiden işten çıkarma planı yapmaya başladı.

Ünlü bir restoran zinciri Midpoint, 3,100 çalışanına; ‘15 gün ücretsiz izin’ dilekçesini zorla dayattı. Bazıları da ‘satışlar durdu, tensikat kaçınılmaz’ demeye başladı.

Oysa virüs patrona da çalışana da eşitlikçi zulüm uyguluyor. Bu süreçte işçi çıkaranın ben insanlığa ihanet ettiğini düşünürüm. Külfeti yakar top gibi başkasına atma.

         KÜLFETTEN KAÇMAK SENİ KURTARACAK MI?

DEVAMINI OKU

Evde kal hayatta kal

ÖLÜM SAĞLIĞA ZARARLIDIR
Evde kalmak, karantinada kalmaktan iyidir.
Bakanlık 14 kural yayınladı.
TV’lerdeki cahilleri izlemek yerine bunları ezberle.
En hayati kuralın; ’14 KURALA UY’ olduğunu unutma.

Tedbirlilerin yaşama şansının daha yüksek olduğu bir salgın sürecinden geçiyoruz. Evde kalmak, koronaya karşı alınacak en büyük tedbir. Ancak sorumsuzlar yüzünden ne yazık ki sağlık personeli ve kurala uyanlar da risk altına sokuluyor.

Salgının ciddiyetini kavramayanlarımız son derece fazla.

Yaşlılara getirilen sokağa çıkma yasağı, herkese uygulansın.

Sağlık sistemi hızla yayılan virüs karşısında yetersiz kalır.

Tıpkı herkesin parasını çekmeye çalışması halinde en güçlü bankanın dahi dayanamayacağı gibi… Bu yüzden virüsten yana çıkmayalım, ona karşı çıkalım ve evde vakit geçirelim.

Dışarı çıkmak zorunda olanlarımızın değerini bilelim. Onlar sayesinde bu salgının toplumsal maliyeti azalabilecektir.

Bu bir meydan savaşı. Gözle dahi görülemeyen ama dehşet güçlü bir düşman var karşımızda… Devletimizi yönetenler bütçe nakit dengesi gözetmeden, evde gelirsiz kalanlara kaynak sağlamalı, bu süreçte şirketlerin iflası önlenmeli. Zaman; maaş kira elektrik su gaz gıda masraflarını ortak karşılama zamanıdır.

EVDE KALSAN ÖLÜR MÜSÜN?

DEVAMINI OKU

Korona Fonu kurulsun

KORONOYAK OLMAYALIM
Salgını yavaşlatmak için evde kalmaktan fazlası gerekiyor.
Virüs paranoyası yerine, panikten uzak tedbirler geliştirmeli.
Korona Fonu ile halkın cebine para koyalım ki hayat sürsün.

Bugün Nevruz. Gece ile gündüzü eşitledik. Korona günleri sürüyor ve tüm dünya olağanüstü tedbirler geliştiriyor.

Biz ne yapıyoruz? Sağlık bakanı hayati adımlar atıyor ama buna paralel eylemler şart. Koronaya karşı alınan 21 tedbir virüse panzehir olmak yerine pansuman güdüklüğünde kaldı.

Salgının pençesindeki diğer uluslar, halkını Koronaya karşı korumak için sağlık tedbirleri yanı sıra trilyon dolarlardan söz ederken 100 milyarlık paket; uçak KDV’si, konaklama vergi ertelemesi, konut peşinatıyla bela savuşturulamaz.

Bize gereken, acilen Korona Paketidir. Kiraları dondurmak veya bölüşmek, ücretsiz izinler yarı ücretliye çevirmek, ödeme gücü olmayanların cebine para koymak, elektrik, su, gaz paralarından vaz geçmek, aidat, mutfak harcamalarına dair fon oluşturmak

Finansal olmayan bir sorunu finansal paketlerle çözemezsin. Bu bir insanlık sorunu, var kalma mücadelesi. Acaba kaç ölümden sonra korona fonu devreye girer? Bütçe dengesi gözetecek durumda değiliz artık…

      İŞSİZLİK FONU BU GÜNLER İÇİN DEĞİL MİYDİ?

DEVAMINI OKU

Kurnazlık virüsü

NİMETİ ALIP KÜLFETİ ÖTELEMEK
#Korona sürecinde akıllı ile kurnazı ayırt edelim.
Virüs krizini fırsata çevirme gayretindeki alçakları fark edelim.
Toplum olarak kurnazlığı terk edip akıllı olmalıyız.

Korona virüsü, bizleri fabrika ayarlarımıza geri döndürme sürecine sokuverdi. Akıl yerine kurnazlığı seçenlerin bunu sürdürme imkanı olmadığını görüyoruz.

Gün geçmiyor ki  yasal çerçeve içinde kurnazlık örneği haber olmasın. En güçlü yasa dahi, ona uymak yerine onu delmek için kafa yoran kurnazlar yüzünden ortalığı şeytani inovasyon örnekleriyle dolduruyor.

Karantina arabasından indirilen imtiyazlılar, ortağını dolandıran, şirketinin için boşaltan, devletine vergi takan, müşterisine kazık atan ve bunu yaparken kendini akıllı sanan andavallılar…

Toplumu çürüten bu tutumlar korona sürecinde daha belirginleşiyor. Türkiye, vasatlık tuzağından kurtulacaksa, iş yapma kültürünü de “kurnazlık” ekseninden uzaklaştırıp “akıl odağına” yaklaştırmak zorunda…

Akıllı ile kurnaz, aynı kıyafetle karşımızda duran ikiz kardeşlere benzer ama hayat, onların ayırt edilmesini zorunlu kılar. Olağanüstü süreçten geçen ülkemizde kurnazları teşhis ve tecrit edelim. Virüsten de beterler zira…

KURNAZ MISIN AKILLI MISIN?

DEVAMINI OKU

Ücretsiz izinli mi?

İZİN ÜCRETSİZ ama KİRA ÇALIŞIYOR
Salgın; ücretsiz izin dönemini başlattı.
Evden çalışma imkanı olmayan hallerde geliri olmayanlar;
kirayı, yakıtı, aidatı, elektriği suyu, gıdayı ilacı nasıl karşılayacak?

Korona virüsü ülkemizde ilk canımızı aldı. Pek çok şirket evden çalışma sürecini başlattı, bazıları da ücretsiz izin uygulamasına gitti. Salgın şartlarında işçi işveren ilişkileri yasa ile tanımlanmış olsa da koronanın külfetini nasıl pay edeceğimiz konusu karışık…

Çalışan virüse yakalanmış ise SGK ve anlaşmalı sağlık kuruluşlarında muayene sonrası tedavi süreci başlatılır. İstirahat sürecinde geçici iş görmezlik ödeneği söz konusu.

Salgın sebebiyle duran ekonomik aktivite yüzünden patronlar, ‘ücretsiz izin’ ile kendilerinin kayıplarını telafi gayretinde. Ancak evine kapanan çalışanın KİRASI, İLACI, GIDASI ve zorunlu harcamaları, kaynak gerektiriyor.

Ev sahibi salgın var diye kirayı dondurmuyor. Bakkal, market korona yüzünden para talebinden vazgeçmiyor. Uzaktan çalışma imkanı olmayan hallerde ücretsiz izne çıkarılanlar, salgın yüzünden para kazanamayan işveren kadar ekonomik kayıp içerisindedir.

Bana göre korona külfetinin adil paylaşımı düzenlenmelidir.

              KORONA İŞSİZLİĞİNİN MALİYETİ KİME?

DEVAMINI OKU

Kişisel karantina zamanı

SENİ UZAKTAN SEVMEK
AŞKLARIN EN GÜZELİ
En azından Korona günlerinde…
Zira salgına hız kazandıran, serbest gezen insanlar…
Salgının hızını kesecek olan;
sosyal izolasyona riayet, uzaktan sevmektir.

Korona virüsü dünyanın en büyük tehdidi… Salgına karşı en büyük tedbiri ise kişisel karantina uygulamak, izolasyon şartlarını yerine getirmek… Virüsün de bir matematiği var. Şartları sağlandığında yayılma hızı kontrol altına giriyor.

Ancak bunun için bireysel sorumluluklar söz konusu. Virüs yayılmasına dair yapılan bilgisayar modellemelerini internet üzerinden izleyebilirsiniz.

Görülen şudur; Eğer hiçbir izole söz konusu değilse, serbest gezen insan modelinde salgın, dehşet hızda ortalığa yayılıyor. (İtalya örneği)

Eğer sınırlı kontrol söz konusu ise yayılma yavaş seyrediyor (sınırları kapayan ülkeler)

Eğer insanların hareket etmesi kısıtlanıp onlara evlerinde sosyal izolasyon uygularsanız, çok kısa bir sürede salgın sönüyor, tehlike geçiyor. (Çin örneği)

Burada bize düşen, riskleri bilip buna göre davranmaktır. En büyük tehlike ise ‘bana bir şey olmaz’ boş güvenidir. Virüs, zulüm konusunda son derece adil(!) davranıyor ve sizi de buluyor.

Kişisel karantina, Koronaya karşı alınacak en büyük önlem.

         KORONA’NIN UBER’İ OLMAK ZORUNDA MISIN

DEVAMINI OKU

Dünya iyilik testinde

İYİ GÜNÜN DOSTU DAR GÜNDE HANİ
Dünya ve ülkemiz zor zamanlardan geçiyor.
Korona, deprem, kıtlık, afet, ekonomik krizler, savaşlar.
Şimdi dostlukları dar günde test etme zamanı.
İyi günde herkes dost zira…

Liverpool’un Senegalli oyuncusu Sadio mane, camı kırık bir telefon kullanıyor diye alay konusu olunca şu cevabı vermiş:

‘Neden 10 Ferrari, 20 elmas saat ve 2 jet uçağı isteyeyim? Bu dünya için ne işe yarar? Açlıktan öldüm, tarlalarda çalıştım, yalın ayak oynadım ve okula gitmedim. Artık insanlara yardım edebilirim.

Okullar kurup fakirlere yiyecek veya giysi vermeyi tercih ederim. Okullar ve stadyum yaptım; insanlara kıyafet, ayakkabı ve yiyecek sağlıyoruz. Ayrıca aile ekonomisine katkı sağlamak için çok fakir bir Senegal bölgesinden tüm insanlara aylık 70 euro veriyorum.

Lüks arabalar, lüks evler, geziler ve hatta uçaklar sergilememe gerek yok. Halkım; iyi hayatın bana verdiklerinden birazını dar günde alsın bu daha önemli.’

Başka bir örnek; Microsoft’un sahibi Bill Gates; servetini dünyanın bozulan sağlığını düzeltmek için harcıyor. Bizde böylesi iyilik yapanlarımız var şükür. Sorun, fabrika ayarlarına dönme gayretindeki dünyada bunların azlığı…

    BUGÜN İYİ İNSAN OLMAK İÇİN SEN NE YAPTIN?

DEVAMINI OKU

Nasıl olmuyor?

DEĞİŞİMİN HIZ TÜMSEĞİ: BÜROKRASİ
En akla yakın ve kamu yararı taşıyan projeyi dahi yavaşlatabilir, engelleyebilir.
Kendini barındırmayan hiç bir geleceğe izin vermez.
Farklı olanı yok etme becerileri inanılmazdır.

Eğer akla yakın bir proje; ‘nasıl oluyor da olmuyor?’ diye merak ediyorsanız, bürokratik oligarşiye hoş geldiniz.

Bürokrasi, devletin omurgasında var. Değişimin en büyük tehdidi, var olanı korumanın da bilinen en kullanışlı aracı…

Talat Sait Halman’ın “Eski Mısır’dan Şiirler” kitabında da bürokrasiden şikâyet vardı. Hatta 3800 yıl önce kralı olduğu Babil’de, işleri ağırdan alan kendi bürokratından yakınan Hammurabi’yi biliyoruz. Özal’ın “bürokrasiden şikâyeti”  hala kulaklarımda…

Her devirde kendini gerekli kılacak tedbirleri, “yasa üzerinden” var eden bürokrasi, hız tümseği gibi işleviyle, “işi ağırdan” almasıyla eleştirilir ama var olanı koruma becerisiyle de hayatımızdadır.

Pet şişe gibidir, doğa yok edemez kendisi de yok olmaz. Azaltabilirsiniz ama asla ortadan kaldıramazsınız.

Oligarşi gibi dar zümrenin yönetimi zaten kendi başına “sorun” iken, bunu bürokrasiyle harmanlayınca ülke yerinde sayar.

BÜROKRATİK OLİGARŞİ YOK EDİLEMEZ Mİ?

DEVAMINI OKU

Beyinler yağmalanıyor

AKLIMI YAĞMAYA VERDİM FİKRİMİ ŞAŞTIM
Beyin gücüne randevu dahi vermiyoruz.
Sonra da beyin göçüne şaşırıyoruz.
Nitelikli beyinlerimizi dünya yağmalıyor.
Bu yüzden vasat beyinlere mahkûm oluyoruz.

Bildik bir öyküdür; Hattatın biri, pirinç tanesine Kur’an-ı Kerim’i yazar ve padişaha hediye eder. Padişah hattata böylesi bir beceri sahibi olduğu için 30 altın verir. Ancak boş işlerle uğraştığı için de 30 kırbaç ile cezalandırır.

Pirinç tanesine Kur’an’ı yazmak, o devrin nanoteknoloji idi. Eğer padişah, bunu yapana 30 kırbaç yerine 30 alkış ve 30 akçe yerine 30 dönümlük medrese verseydi ne olurdu?

Olimpiyatlarda başarılı olanlara, halter kaldırıp altın madalya kazananlara 2 bin Cumhuriyet Altını veriyoruz. Matematik, fizik olimpiyatlarında başarılı olanlara randevu bile vermiyoruz. Ancak liyakate değer veren ülkeler, beyin peşinde koşuyor, dine, dile, ırka, renge bakmaksızın onları kendi ülkelerine davet ediyor.

Son 5 yılda ülkeyi terk eden nitelikli beyinlerimiz on binleri aştı. Ben bu beyin yağmasına ses çıkarmayışımızı anlamıyorum. Nitelikli beyinleri içeride vasat yöneticiler mobbing (bezdirim) ile kaçıra dursun, elin oğlu onları baş tacı ediyor, kapılarda karşılıyor, yüceltiyor.

        BEYİNSİZ TOPLUMLARIN AKİBETİ N’İCOLUR?

DEVAMINI OKU

Çok bilen çok yanılır

BİNDİĞİM AT BENDEN AKILLI OLMASIN
Hayat bir yarış ve akılsız atlarla yarış kazanılmaz.
Akılsız at seçme çabasını, kendinden akıllıları keşfetmekte gösteren yönetici için başarı; kader olur.

Hele ki yarım yamalak bilen herkesten daha da çok yanılır. Çünkü bildiğini sanır ve böyle birine öğretmek imkansızdır.

Yöneticilerde gördüğüm şudur; liyakat sahibi ve gerçekten bilen insanları nedense kendilerinden uzak tutar, onlarla aralarına mesafe koyarlar. Onun yerine kendilerinden daha az bilenleri tercih ederler. Zira ancak bu sayede kendini daha değerli, akıllı, zeki ve vazgeçilmez biri zannederler.

Gözlemim şudur; işletmelerde ikinci sınıf yönetici, etrafına üçüncü sınıf kadro edinir. İtibarını bu sayede koruduğunu sanır. Oysa birinci sınıf yönetici, etrafında bilen çalışan bulundurmak ister.

Önerim; kendinden daha zeki ve akıllı insanları bulup, onların hizmetine girmektir. ‘Hükmetmek’ değil, onların hizmetine girmek… Bu, zor bir zenaattir zira özgüven gerektirir, erdem gerektirir, basiret gerektirir.

Çalıştığı kişileri liyakat havuzundan seçenlerin başarısı ortadadır ve bilen adam yerine bizden adam seçenlerin hüsranı; daha da ortadadır. Çok bilen çok yanılır zira…

       ÖNCELİĞİN BİZDEN ADAM MI BİLEN ADAM MI?

DEVAMINI OKU