Antivirüsün var mı?

ACABA KAÇ VİRÜS BARINDIRIYORUM?
Dünya #korona antivirüsü peşinde.
Firmanda işletme virüslerin var mı?
Değer üretmeyen süreçler; senin ölümcül virüslerin aslında. Önce envanter çıkar sonra antivirüsünü geliştir. Yoksa?

Koronavirüs, gezegenin ortak tehdidi… Küreselleşmeyi tersine çevirecek derecede etkili olacağını gördük. Virüs tehdidi geçse dahi pek çok şirket, sektör, ülke ve kurum, Koronavirüs uyarısıyla kendi süreçlerini gözden geçirmek zorunda kalacak. Bize düşen ev ödevlerinden bazıları şöyle;

1– Bütün yumurtaları aynı sepete koyma. Dünya üretiminin %28’i Çin’de…

2-Kaynak sağlama güvenliği ilk sorun.

3-Kritik stok önem kazanıyor. Elinin altında olmayan girdi, iflasına yol açabilir.

4-Tedarikçilerinin başı dertte ise sen de güvende değilsin.

5– Ucuz emek diye ülkeni terk edersen, kendi ülkenin sosyal güvenlik ayarlarını bozarsın, gittiğin ülke çökünce sen de batarsın.

6– İş, ilişki, iletişim ve bilgi süreçlerinin verimliliğini sorgulamak için mükemmel fırsat sunuyor Koronavirüs.

Şimdiden kendi verimsizlik virüslerin için antivirüs üretmeye başlasan iyi olacak. Ekonomiler açılma sürecinde iken acaba senin işletmende kaç ölümcül virüs, pusuda bekliyor? Virüs envanterini çıkarabildin mi?

 FİRMANDA NE ZAMAN VİRÜS TARAMASI YAPTIN?

DEVAMINI OKU

Mikro Kredi zamanı

KADIN GİRİŞİMİ YOKSULLUĞU BİTİRİR
Mikro Kredi sayesinde özellikle yoksul kadınlara zenginlik koridoru açılabiliyor.
Dünyada örnekleri çok.
Bizde de var ama cılız.
Ortalığa kredi saça dururken mikro krediyi unutmasak?

Düşük faizli kredilerle doludizgin borçlanma, geleceğimizi ipotek altına alıyor. İhtiyacı olsun olmasın herkes, krediye girme telaşında… Oysa kaynakların üretime yönlendirilmesi gerekir ki ekonomi; içine düştüğü çıkmazdan kurtulabilsin.

Mikro Kredi, üretime ve iş kurmaya yönelik çalışan yöntem. Yoksul kesimlere, bir iş kurarak gelir elde etmeleri amacı güder. Düşük miktarda verilen başlangıç sermayesidir. İlk olarak Muhammed Yusuf tarafından önerilmiş, bugüne dek milyonlarca insanı ekonomiye kazandırmıştır.

Türkiye, uzun yıllardır bu krediyi kullanıyor. Ancak mikro kredi sağlayan kurum sayısını ve kamu desteğini arttırmak gerekiyor.

Mikro krediye nasıl başvurulacağı, şartlarına dair bilgiler internette mevcut. Ben bu spotu; kamuya hatırlatma için yazdım.

Nasıl ki tüm kaynaklar şu anda tüketimin emrine verildiyse, yoksulluğu ortadan kaldıracak ve üretime katkı sunacak mikro krediye kamu desteği arttırılamaz mı? Bu sayede özellikle kadın girişimcilerimizin sayısı artabilecek.

YOKSULU DIŞARIDA BIRAKAN SİSTEM ÇALIŞIR MI?

DEVAMINI OKU

Doludizgin borçlanma

DÜN KONUT İÇİN KREDİ ALINIRDI
BUGÜN KREDİ İÇİN KONUT ALINIYOR
Ucuz krediye hücum var.
Herkes ihtiyacı olsun olmasın borçlanma yarışında…
“Akarken doldur” fırsatçılığı bu…
Ama bu borçları kim nasıl ödeyecek?

Düşük faiz ve normalleşme sürecinde hükümetin kredileri özendirmesiyle borçlanma yarışı başladı. Yarış diyorum zira ihtiyacı olsun, olmasın herkes; ‘bu fırsat kaçmaz’ kabilinden kredi almaya koşuyor. Özellikle konut kredisine hücum var.

Eskiden ev almak için kredi çekilirdi şimdi kredi çekmek için ev alınıyor. Peki, ne var bunda? Şu var ki kredi, borç demek ve vadesi geldiğinde ödenmesi gerekecek. Krediye koşanlar ihtiyaçtan ziyade yatırım amaçlı davranıyor.

Çektiği kredi ile altına koşan var. Aldığı ucuz faizli krediyi dövize yatıran var. Hatta kredi alıp Borsa’ya girenlerin kazanma/kaybetme öyküleri gelmeye başladı bile…

Ekonomi canlansın diye kredi pastasını büyütme yöntemiyle yol alıyoruz fakat bu yol bizi nereye götürecek? Benim uyarım; tatlı tatlı kredilenmenin acı acı ödemesine dairdir.

2000 yılında bizler benzer bir tutum sergilemiş ve adeta balo havasında har vurup harman savurmuştuk. 2001 krizinde ise balonun faturasını ödemek için evdeki gümüşleri satmak zorunda kalmıştık. Hatırlayın!

  BORÇ YİĞİDİN KAMÇISI DA KAMÇI ÖLDÜRMEZ Mİ?

DEVAMINI OKU

Değer üreten kazanır

ŞEYTAN; KAYBETMEYE MAHKÛM OYUNUN KURUCUSUDUR
Bu yüzden kaybetmek, şeytanın tanımında vardır.
Temel prensip, fırsatları şeytanca tutumlarla heba etmek yerine, etik prensiplerle değer üreterek kazanan olmaktır.

Akıllı olmak yerine kurnazlığı tercih eder, ürettiğinden fazlasını tüketmeyi seçer, kazandığından fazlasını harcama yoluna saparsan, nimeti alır külfeti ötelersen ne olur? Çok basit; şeytan olursun ve bedelini ödersin.

Örnek mi? Kayıp Yıllar 1990’lar ve sonucunda gelen 2001 krizi… Kazandıran tutum; şeytan olmamayı gerektiriyor. Zira etik dışı tutum kısa süreliğine kazandırıyor olsa da er veya geç, şeytanlık faturasını birine ödettiriyor. Genelde bu bizzat şeytanlık yapan oluyor.

Halka açılırken Sergey ve Larry, Google için bütün paydaşlara yönelik strateji geliştirmişlerdi; ‘şeytanlık Yapma!’ Yani; ne vaat ettiysen onu ver. Microsoft; ‘anlaşma yaparken adil ol’ ilkesiyle yol aldı. Pek çok Türk şirketinde benzer tutumu gördüm ve bu sayede değerli firma oldular.

Müşterisini dolandırmanın ayıp, ortağını kazıklamanın ‘geri zekalıca’ olduğu prensibiyle hareket edenler, daima kazanır.

Değer üreten işletme, krizde dahi ayakta kalmanın yolunu bulur. Şeytanlık peşinde koşan; kendi krizini inşa edecektir.

         SÜREKLİ KAZANAN ŞEYTAN GÖRDÜN MÜ HİÇ?

DEVAMINI OKU

Serveti sermaye yapsak?

FAKİR ŞİRKETLERİN ZENGİN PATRONLARI
Kriz sürecinde gelirler azalınca şirketlerin dayanma gücü azaldı.
Oysa servetini sermayesine katanlar #Korona süreciyle daha kolay baş edebildi.

Türkiye fakir şirketlerin zengin patronlarıyla dolu. Korona sürecinden bu zaafımız, belirginleşti. Sermayeleri yeterince güçlü olmayınca ekonomideki sıkıntılardan hastalanıyor, zor duruma düşebiliyorlar. Bu; servet sahibi ama geliri düşük yapıyı dönüştürmek için şimdiden uygun zaman olabilir mi?

Covid19 salgınıyla kapadığı ekonomi yeni yeni açılıyorken bu dönüşümü sağlamak gerekmez mi? Biliyoruz ki sahibi zengin olup kendisi fakir olan şirketin nefesi çabuk tükenebiliyor.

Sermayesini servet yapan patron, soba ateşine çıra oluyor. 2001 krizini hatırlıyorum; Bir ilimizin ticaret/sanayi odasına ‘şirketlerin krizden çıkış yolları’ konulu konferans vermek için gitmiştim. Kente biraz geç kalınca salona en geç giren olmuştum. Konuşmam çok  kısa sürmüştü; ‘hanımlar beyler, bina bahçesi lüks otolarla dolu. Oysa siz ilk iş; işçileri eve göndermeyi seçmiş ve işsizliği şişirip krizi tetiklemişsiniz.’

Her biri servet değerindeki otomobillerini gelire katmak yerine çalışanlarından kurtulmuşlardı. Kriz, aslında buydu.

   KORONA SÜRECİNDE SERVETİ ERİMEYEN VAR MI?

DEVAMINI OKU

Matematikte yoksan ilk 10’da da yoksun

İYİ MATEMATİK BİLMEYEN TOPLUMLARDA ADALET YOKTUR
Akıl Oyunları filmine konu olan Oyun Teorisi kurucusu John Nash diyor ki;
Matematik hayatın pratiğinin belirleyicisi.
İyi matematik bilmeyen toplumlarda adalet yoktur.

Matematikten yoksun ülkelerin teknoloji ve nitelikli üretim yapması, söz konusu olamaz. Mantığın dili matematik, insana gerçeği ve doğruyu bulmada kılavuzluk yapar. PISA raporu uyarıyor bizi; Türkiye’de alt yeterlilik düzeyindeki öğrenci oranı tavan yapmış durumda..

Bu çocuklar matematikte %37 fende %25 ve okumada %26 başarılı. Matematikte ezber rutinlerle çok basit işlemler yapılabilir ancak. Hayatı hesap dilinde çözümlemeyi başaramazlar ise bu büyük sorun olur.

Soru şudur; OECD ülkeleri arasında matematikte, fende ve okuduğunu anlamakta son sıralardaki Türkiye, milli gelirde dünyanın ilk 10’unda olabilir mi? Olamaz.

Çocuklarımıza matematiği sevdirmenin bir yolunu bulmalıyız. Çocuk 5’i tanıyor, seslendiriyor hatta onu bazı rutin ezberiyle çarpıp bölüyor ama hayattaki karşılığını bilemiyor. Böylesi bir nesille gel dünyada ilk 10 ekonomi arasına gir. Mümkün mü?

4       DÜNYAMIZI KAVRAMAYA 4 İŞLEM YETER Mİ?

DEVAMINI OKU

Tarlaya dönüş yolunda

EKMEDEN BİÇEMEZSİN
Tarım, #korona sürecinde önemini gösterdi.
Geçimlik tarım yerine bilgi yoğun tarım gelişiyor.
Bitler baytlar iyi de onları yiyemiyoruz.
Ekmeden biçilmiyor ve tarımsal üretim şart.

Artık yayladayım. Kaçkarlar’ın tepelerindeki kulübemdeyim.

Korona sürecinde uzaktan çalışma hayatımıza girdiğinden beri, koca ofis binalarının, otoparkların, asansör, toplantı odaları, kafeterya ve ofislerin, evdeki bir yemek masasına sığabildiğini fark ettik… Ben de şimdi internet erişimi olan her yerin, ofis olabileceği kolaylığıyla yayla kulübemdeyim.

7 iklim, 4 mevsim, faunası, florası, suyu, havasıyla Cennet Vatanın her yanında hayat var. Ancak çalışmak, üretmek şartıyla…

Pek çok insan, tarıma yönelmeye başladı. Parasını değerlendirmek isteyenlere, döviz, altın, borsa, konut, oto seçenekleri dışına taşmalarını, tarıma uygun arazilere yönelmelerini tavsiye edip duruyorum.

Gördüğüm, tarlaya dönüş yolunda pek çok insanın arayışta olduğudur. Tarım, daha da önem kazandı ve geleneksel geçimlik tarım yerine bilgi odaklı tarımın özellikle genç kuşaklar tarafından ilgi görmesi, Türkiye’nin şansı

Daha şimdiden arazi arayanlar, arazisine müşteri arayanlar çoğalmaya başladı. Bu bir şans.

    TARIMSAL ÜRETİM OLMADAN DOYABİLİR MİYİZ?

DEVAMINI OKU

Borca sadakat azalıyor

ALACAĞINA ŞAHİN BORCUNA KARGA
Piyasalar Korona etkisinde.
Herkes zaten burnundan soluyor.
Ödeme imkanı olduğu halde borcuna sadık olmayanlar yüzünden kriz, derinleşiyor.
Yasa var ama çare iş etiğinde…

Tehlikeli bir gelişmeye dikkat çekmek istiyorum; Borçlular sayısı arttıkça borca sadakat düşüyor. Ekonomik krizlerden dolayı sıkıntıya düşenleri anlamak mümkün ancak ödeyecek durumu varken, ‘nasılsa başkası da ödemiyor’ diye süreci uzatanlar var.

Zaten piyasa korona sürecinde toparlanma gayretinde iken alacak peşinde koşmak, en fazla zaman alan uğraş haline geldi. Borca sadakatsizlik, kurnaz toplumların en belirgin özelliklerinden biri…

Nimet kovalarken külfetten sıyrılma gayreti içine girer kurnaz bireyler. Ancak bunların topluma yüklediği külfet; krizin ömrünü hayli uzatmasıdır.

Yasalar vardır fakat borca sadakatsizlik tutumu, baş edilesi değildir. Krizler; krizzede kadar ahlaksız krizzade türetir.

Bu kurnaz ve ahlaksız krizzadeler yüzünden alacağı vaktinde tahsil edemeyen dürüst işadamları da firmasını kurtarma şansını kaybediyor dibe vuruyor, batabiliyor.

Oysa iş ahlakı borca sadakati gerektirir. Yasa bunu emreder. Alacaklın devlet ise kaçamazsın ama başkasını kolay dolandırabilirsin.

  İŞ AHLAKI ÇÖKERSE SEN SIYRIRABİLECEK MİSİN?

DEVAMINI OKU

Dürüstlük haram mıdır?

YEMEK YERKEN MÜSLÜMAN
TİCARET YAPARKEN FARKLI?
Dünya’da ‘Helâl Pazarı’ giderek büyüyor.
Büyüten bizler miyiz dersiniz? Ne gezer!
İslâm âlemi; 4 trilyon $’lık Dünya Helâl pazarının;
ancak 5’te 1’inde var, gerisinde yok.

Böyle saçma soru olur mu demeyin. Korona sürecinde öylesi garip şeyler gördük ki, sormadan edemedim: Yemek yerken Müslüman, ticaret yaparken farklı olmak nasıl mümkün?

Olabiliyormuş… Oysa ‘helâl’ kavramı, sadece gıdayı değil ticaretten iş hayatına, sosyal ilişkilerden yaşam tarzına dek her alanı kapsıyor. Adına helâl demeden toplumlar, dürüst, hakkaniyet, adalet peşinde koşuyor.

İnanç sistemimizde yer alan ‘helâl’ kavramının, toplumun bütün kademelerinde iyice benimsenmesinde her kurumun sorumluluk taşıması gerekir.

Benim tezim şu; inancımız bize helâl ilkesine dair muhteşem tanım sunarken, inanç coğrafyamız, bunu hayata geçirmede eksikliklerle dolu. Misal Müslüman için en önemli konulardan olan ‘Helâl Gıda’ konusunda bizi utandıracak rakamlar söz konusu…

Dünya Helâl Pazarı büyük ölçüde gayrimüslimler elinde. 2 milyar İslâm âlemi, 4 trilyon $’lık pazarın sadece %20’sinde varlık gösterebiliyor. Tuhaf olan şu; Helâl finans alanında varlık göstermekte İslâm dünyası hayli zorlanıyor.

         DÜRÜSTLÜK; ELE HELÂL DE BİZE HARAM MI?

DEVAMINI OKU

Kim, neyi tamamlıyor?

TAMAMLAYICI EMEKLİLİK KİME YARAYACAK?
İşçi istemiyor, işveren istemiyor, emekli istemiyor.
Kıdem tazminatına el konulacağı kaygısı var.
Durduk yerde gündem haline geldi.
Faydası muğlak proje; kimin yararına?

Durduk yerde gündem, tamamlayıcı emekliliğe kilitlendi.

Kıdem tazminatlarına el koymak isteniyor kaygısı yayıldı. Gerekçesi; emekliye fazladan gelir, kıdem tazminatı fonu kurmak… İlginç olan; bu düzenlemenin muhataplarının buna rıza göstermemesi…

Çalışan istemiyor; sendikalar karşı. Kıdeme dokunma diye feryat ediyorlar. İşveren istemiyor; prim ödemesinin %2’den %6’ya çıkacağının farkında. Ayrıca

Kıdem üzerinden çalışanın kuruma sadakati de yok ediliyor.

Emekli istemiyor zira onun aleyhine olacağından adeta emin.

Peki; o halde kim istiyor? Bu cin fikir kimden çıktı ve amacı nedir? Dere geçerken at değiştirme niye? Koronadan çıkış sürecinden neden gündem bu tuhaf teklifle doluverdi?

1991’de sigorta prim affı çıkmış, oy uğruna erken emeklilik getirilmişti. O dönemden bu yana sistem hala düzeltilemedi.

Hal böyle iken ‘emekliyi tamamlıyoruz’ diye sistemi yeniden bozmanın gerekçesini anlamış değiliz. İşe başlarken girilen sistemle emekli olamadık, sürgit değiştirip durduk. Neden?

    İŞÇİ, İŞVEREN İSTEMİYORSA; GERÇEK AMAÇ NE?

DEVAMINI OKU