Rekabet kültürü

RAKİBİNE PUSU KURMA; MERT OL!

1-Yapıcı rekabet; mert işidir

2 Bizi de rakibi de geliştirir

2-Yıkıcı rekabet; pusu işidir

4-Bizi de rakibi de mahveder

3-Rakibinle anlaşıp kartelleşmek ise toplumu zedeler.

Rekabeti, küresel ve centilmenlik boyutunda tanımlarsanız, ülkenizi, kurumunuzu ya da şirketinizi birinci lig ikliminde var edersiniz.

Ancak rekabeti yıkıcı ve pusu üzerine kurarsanız, ülkeniz orta gelir tuzağına, kurumunuz ve şirketiniz de itibarsızlaşma sürecine girmiş demektir.

Pusu, akıldan ziyade kurnazlığı çağrıştırır. Mertlikten uzaktır. İstismar içerir. Karaborsacılıktan fırsatçılığa, koltuk istismarından rüşvet, irtikâp gibi bütün sosyal kirleticilere yataklık eder pusu…

Birinci sınıf Gelişmiş ekonomilerde rekabet algısının, kabile toplum düzeyinde olmaması gerekir. Bizde rekabet denince “ezeli rekabet” anlaşılır ve “en büyük filanca, başka büyük yok” klişesidir.

Rekabeti kim sevmez? Düelloya gücü ve yüreği yetmeyen sevmez. Bir de etik dışı kalmayı marifet sayan “imtiyaz obur” yapılar sevmez.

Rekabet; rakibi pusu kurup yok etmek veya rakiple anlaşıp halkı dolandırmak ikilemine saplanıp kalmış ise rekabet algımızı temelden sorgulamak

     gerekir. SİZCE GÜNÜMÜZDE MERTLİK ÖLDÜ MÜ?

DEVAMINI OKU

Organizasyon dehşet

DEĞER ÜRETMEYENLERDEN KURTUL

1-Ortalık, güya mükemmel ama değer üretmeyen, sistemlerle dolu

2-Onları hayatımızdan uzaklaştıralım

3-İnsan, zaman, kaynak israfı

4-Orta gelir tuzağı bu demek

5-Ömrünü harcatma

Adamın biri arkadaşıyla yolda giderken elindeki çakısıyla parmağını keser. Biraz ötede bir özel sağlı kurumu vardır.

Adam; ‘ben şurada pansuman yaptırayım’ der.

İçeri girince, karşısına iki kapı çıkar.

Birinde; ‘HASTALAR’, ötekinde ‘YARALILAR’ yazılıdır.

Yaralılar kapısından içeri girer.

Yine iki kapı vardır. Birinde ‘ET’, ötekinden ‘ KEMİK’ yazar.

Et kapısından girer. Yine iki kapı… Birinde ‘ÖNEMLİ’ ötekinde ise ‘ÖNEMSİZ’ yazıları vardır.

Önemsiz yazandan girince bir anda kendini sokakta bulur.

Arkadaşı sorar; ‘Nasıl, sana iyi baktılar mı?’

Adam cevap verir; ‘Hayır ama organizasyon dehşet’’

Türkiye; ‘dehşet organizasyonlar’ cenneti(!) durumundadır.

Değer üretmeyen sistemleri ayıklamadıkça organizasyonel ‘dehşetler’ bizi orta gelir tuzağına mahkûm edecektir.

Sorun; yeterince üretememektir ve ortada üretilen değer yoksa, organizasyonel mükemmelliğin hiçbir anlamı yoktur.

          MÜKEMMELSİNİZ AMA NE İŞE YARARSINIZ?

DEVAMINI OKU

Kıyası bırak vizyonuna yürü

KIYAS KULLANMA KILAVUZU

1-Kendini dününle kıyasla, el ile değil

2-Kıstasına dikkat et, ona dönüşürsün

3-Vizyonu olan, kıyasa gerek duymaz

4-İyi doğru güzel; kime göre?

5-İkinciyi geçmen yetmez, birinciyi geç

Hakk’ı biz bulduk deyu zannetmesin ashâb-ı kâl / Cûylar çün erdiler deryâya hâmûş oldular.” diyor Hayali; ‘yaradanı bulma yolunda bilim ehli diye geçinenler kendilerini bizimle kıyaslamasınlar… Coşkulu nehirler, denize ulaşınca suskunlaşırlar.”

Kıyas, en az iki elemana ihtiyaç duyar: 1-kıyaslanan, 2-kıstas… Kıstas, kıyaslarken esas alınan değerdir.

Ancak “oldum” diyenler, kıyası bırakır. Kıyas, coşkulu akan nehrin tavrıdır. Başını taştan taşa vurur, engellerle gücünü kıyaslar. Kaynağından nihai hedefine ulaşınca, denizle buluşur, sesi kesilir. Çünkü kıyaslanacağı ne bir dağ ne bir dere, taş, kaya veya toprak kalmamıştır.

Kendini sürekli başkasıyla kıyaslayan, kıstasına imrenendir ve asla kendini kıyasladığını aşamayacaktır.

Onu geçse bile… Zira kendini ikinci gibi pozisyonlamıştır ve ikinciyi geçen, yeni ikinci olur, birinci değil. Birinciyi geçmek, kıyastan ziyade kendi vizyonunun, kendi rüyanın peşinden gitmek olacaktır.

Vizyonuna bak!

     KENDİNİ DÜNÜNLE KIYASLAMAYI DÜŞÜNSEN?

DEVAMINI OKU

Marketten korkuyorum

ENFLASYONUN 5 SEBEBİ

1-Üretim yetersizliği, verimsizlik

2-Girdi maliyetlerindeki artış

3-Fiyatlar daha da artacak düşüncesi

4-Sattığını yerine koyamama kaygısı

5-Ekonominin kötü yönetimi, kamunun israfı

Bu dönemin sloganı haline gelen “markete gitmeye korkuyorum” enflasyonu ve fahiş fiyatları anlatıyor.

Aldığın hiçbir şeyi aynı fiyata alamamak… Bir yanda ekonominin çok iyi olduğunu, şahlandığımızı söyleyen bir kitle… Bir yanda “markete gitmeye korkuyorum” diyen bir kesim.

Bir hafta alışverişe gitmeyip de uğrayayım diyen; kasiyeri dürtüklüyor acaba fiyatlarda bir yanlışlık mı var diye.

Çok bir değişiklik yok aslında. Maaşlar yılda bir kere zamlanırken market fiyatlarının neredeyse her hafta değişmesinin yarattığı bir illüzyon var sadece.

Daha önce 1 kilo olan pazar ürünlerinin yarım kiloya düşmesi pazarcının fiyatı küçük gösterme gayreti.

Peki, fiyatlar yükselirken kalite artıyor mu? Aranan lezzet ürünlerin içerisinde var mı?

Doğallıktan uzak, yapay gelmiyor mu? Fiyatları artıran nedir?

Denetimsizlik mi? Satıcıların aç gözlülüğü mü? Artan gübre fiyatları, mazot fiyatları, yem fiyatları bu girdilerde yaşanan fiyat artışlarının hiç mi suçu yok?

       SİZCE ENFLASYON NEDEN YÜKSELİYOR?

DEVAMINI OKU

Yarınını sahiplen

SAHİPLENMENİN 5 GETİRİSİ

1-Sahiplendiğini korursun

2-Sahiplenmek aidiyettir

3-Güç duygusudur

4-Sanatını, kültürünü sürdürürsün

5-Değerler toplumu haline gelirsin

Sahiplenmek, ülkenin yarınını inşa eder.

Sahiplenmek; bir şeye sahip çıkmak. Korumak, arka çıkmak, gözetmektir.

Sahiplenmek aidiyettir. Toplumsal değerlerin olmazsa olmazlarındandır.

Birliktelik hamurunun mayasıdır. Sahiplenmeyen kişi, toplum bencilleşir, ötekileştirir, vurdumduymazlaşır, görür ama görmezden gelir. İşitir ama katı bir sağırlığı vardır.

Farkındalığını kaybeder. Gözünün önünde yağmalar olur; bakar, geçer. Fakirleşir; cebindeki parayı saymayı unutur.

Onu var edenler ölür; anlayamaz bile. Sahiplenmek; güç duygusudur. İnsanın kendini en kurak toprakta bile serada görmesidir.

Sahiplendiğini büyütürsün. Gençlerini sahiplenirsin yarınını inşa edersin. Girişimcileri sahiplenirsin ülkene kulvar atlatırsın.

Çerçöpe meyleder çöplükleri sahiplenirsin; çöpler içinde kaybolmaya yol alırsın.

Zeki ve yetenekli insanlarını sahiplenirsin, ufukların efendisi olursun.

Sanatını, kültürünü sahiplenirsin toplumuna çimento olursun.

Mitlerine hikayene sahip çık.

Bir toplum; ancak değerlerine sahip çıkarak onu var eder.

      SEN BU HAYATTA NEYİ SAHİPLENİYORSUN?

DEVAMINI OKU

Bir hikayen var mı?

HİKAYENİN 5 GETİRİSİ

1-Bireylere ortak ufuk oluşturur

2-Yarına dair fikirler üretir

3-Uygarlık talebi netleşir

4-Kürede kendine yer edinirsin

5-Değerler toplumu olursun

Sözü dinlenen ulusların kendi hikayeleri var.

Hikaye yazamayan, başkasının hikayesini yaşar.

Hayat hikayeler üzerinden yürür. Hikâye yazan, hikayesini değerler zinciri üzerine kuran; geleceği inşa eder. Hikâyesi olmayan başkasının yazdıklarını yaşar.

Bir ülke kendi hikâyesini yazarak yol alır. Onu anlatarak dilden dile dolaşır.

Gençliğini, insanlarını, yarınını güçlü argümanları ile besler. Olaylarını bilim üzerine inşa eder. Toprakları toprak olmaktan çıkar birer zenginlik abidesi haline gelir.

Küresel mecrada söyleyecek sözü olur, dinlenir, değerlenir, yükselir, taş üstüne taş koyar. Milli değerlerini yüceltir, taşeronluğa değil, üretime odaklanır.

Her alanda üretimi birincil kılar. Başkasının hikâyesini yaşayanlar; ellerindekileri birer birer kaybeder. Kaybettiklerinin farkına varamaz.

Değer erozyonuna uğrar. Sürekli önüne havuç konulur.

Havucu kemirirken yarınını kemirir.

Ülke hikayesiz kalınca, ortak ufka bakamaz, gelecek inşasında zorlanır, yarına dair tereddütleri oluşur, zemin kaybeder.

     HİKÂYE YAZMAYI BIRAKANLARDAN MISIN?  

DEVAMINI OKU

Acısını anısını yaşatmak yerine ömürlerini uzatsak?

BİZE GEREKEN 5 ERDEM

1-Öldürmeyelim, yaşatmaya çalışalım

2-Muktediri değil mazlumu tutalım

3-Kibri terk edip mütevazı olalım

4-Utancı mahcubiyeti hatırlayalım

5-Şiddeti dilden, hayattan atalım

Bu dünyada bir nesneye / Yanar içim, göynür özüm /
Yiğit iken ölenlere / Gök ekini biçmiş gibi…’

Yunus Emre böyle sesleniyor yüzyıllar öncesinden ve sanki bugünümüzü anlatır gibi.

Gencecik insanlar, kadınlarımız, acılarıyla yürek dağlayanlar…

Kadına şiddete verdiğimiz canlar… Gencecik insanların ‘acısını’ ve ‘anısını’ yaşatmak yerine ömürlerini uzatsak?

Cenazelerde ‘ölmez’, ‘ölmez’ naraları atmak, gözyaşı dökmek tamam da…

Öldükten sonra değil, hayattayken yaşatmak için… 

Dağda, şehirde, sınırda, kışlada, madende ölenin annesinin kederini anlamak, babasının acısını paylaşmak için… Nasırlarından ellerini göremediğimiz yalınayak çocuklar için…

Yokluğun acısını, yoksulun cefasını anlamak için..

Tecavüze uğrayana eteği boyunu, sokağa çıktığı saati sormamak için…

Zulme seyirci kalmadan, ortak olmadan yaşamak için…

Güçlüyü değil, ezileni görmek için…

Gelin; ömürleri uzatmayı düşünelim.

        AĞITLARDA ÇOK İYİYİZ DE YA YAŞATMAKTA?

DEVAMINI OKU

Kriz amortisörleri

TOPLUMSAL DAYANIŞMANIN 5 FAYDASI

1-Krizlere karşı durabilme yetisi

2-Dış şoklara direnç

3-Hasarı hafifletme

4-Krizden daha çabuk çıkma

5-Kriz çıkaranları defetme

Krizle gelenler krizle giderler.

Türkiye’yi krizlere ve doğal afetlere karşı koruyan dört önemli amortisör var. Bunlar;

1-rıza ve kadercilik duygusu,

2-aile içi yardımlaşma,

3-coğrafi zenginlikler ve

4– sosyal devlet çalışmaları.

Kriz amortisörleri kavganın döğüşün içinde kaldığında, ülke gündemi birlik ve beraberlikten uzaklaştığında devreye girer.

Ancak bu dönemlerde bağrış çağrış sırasında amortisörlerimizi unutabiliyoruz. Oysa süreçler, tepeden tabana, leviathan (kadiri mutlak) bir anlayışla yürümüyor.

Birbirinden farklı ve çelişen milyonlarca bilgiyi yönetmek için hiyerarşik bir bilgi katmanı değil, network içinde rütbesiz bilgi yönetimi gerekiyor.

Yangınlar, sel felaketleri, musilajlar, salgın hastalıklar, ekonomik krizler, depremler sürdükçe doğa; daha fazla isyanla geliyor.

Belli ki gelmeye devam edecek. Biz doğayı çoraklaştırdıkça, doğa bozulan iklim dengesiyle, sarsıntıları ile bizleri uyaracak, daha fazla sıcak olacak, daha fazla kuraklık hissedilecek.

Kriz amortisörlerimizi bu gibi zamanlarda hatırlarsak toplumsal barışı koruyabiliriz.

         SENİN KRİZ AMORTİSÖRLERİN NELERDİR?

DEVAMINI OKU

Duyarlılık zamanı

HASSASİYETİN 5 ÖDÜLÜ

1-Daha sağlıklı bir toplum oluşur

2-Bencillik gider dayanışma gelir

3-İşbirliği iş bölümü gelişir

4-Büyük başarılar zemin bulur

5-Toplumsal barış sağlanır

Ben yerine biz oluruz.

Ülkene, topluma, çevrene, havaya, suya, canlıya… İnsanları hassasiyetleri bir arada tutar, onları diğer canlılardan ayırır.

Çevrene hassasiyet gösterirsen yaşanılır bir yer haline getirirsin.

Eğitimine hassasiyet gösterirsen; yarınını inşa edersin.

Sanayie hassasiyet gösterirsen gelişmişliğini artırırsın.

Duyarlılıkları azalan bir toplum yalnızlaşır, taşralaşır, çoraklaşır.

Gelecek yılların önde koşan ülkeleri toplumsal duyarlılıkları yüksek olanlar olacak.

Yaşadığı coğrafyayı koruyan, kollayanlar… Olsun, bitsin, o da olur şu da olur diyenler gerileyecek hatta taşeron haline gelecek.

Toplumda; ‘ben ve öteki’ farkındalığıyla, ben’i geri çekip, öteki’ni öncelersen, başkasının derdiyle dertlenirsin. Bu da iki şeyi gerçekleştirir. 1-Toplumun dayanışma katsayısı artar, 2-Ben kavramı yerini biz kavramına dönüştürür.

Böylece işbirliği ve iş bölümü gelişir, bireysel başarıları, toplumsal başarılar izler.

Komşusu aç iken uymaz, gelir dağılımı düzelmeye başlar. Duyarlılık yüce bir duygudur.

        BAŞKASININ DERDİYLE DERTLENİR MİSİN?

DEVAMINI OKU

Milli servet erirken

SERVET ERİMESİNİN 5 TEHDİDİ

1-Ülke doğal kaynaksız kalır

2-Nitelikli insanlar göç eder

3-Afetleri önleyemezsin

4-Giderek daha kötü yönetilirsin

5-Fakirleşirsin

Türkiye şu anda tüm tehditleri aynı anda yaşıyor.

Servet: sahip olunan mal mülk, zenginlik varlıktır. Ülkelerin serveti sahip oldukları doğal güzellikler, kaynakları, insanları, kültürel değerlerdir.

Bunları zenginleştirdiğin ölçüde yükselirsin. Servet öyle bir günde oluşmaz. Yılların birikimi ile oluşur. Nesilden nesile aktarılarak büyür.

Milli servet ekonomik krizlerle birlikte erir. Kriz, beraberinde çürümüşlüğü getirir.

Dolandırırsın, soyarsın, hırsızlık yaparsın, yangın çıkartırsın, talan edersin. Milli servet nasıl erir? 

Meslekleri itibarsızlaştırırsın; gençlerin, beyin takımın yabancı ellere gider. Paranı olur olmaz her şeye harcarsın, gerektiği yerde harcayacak paran olmaz.

Salgın çıkar yardım edemezsin yılların birikimi  şirketlerin batar. Tedbir geliştirmezsin sele, yangına, depreme yüzyıllarını bırakırsın.

Eğitimden, bilimden gelişimden tasarruf edenler betondan tasarruf etmez. Zira beyinler betonlaşmıştır.

Hal böyle olunca başta en değerli servetin olan yetişmiş insan gücünü yabancılar yağmalar, sen fakirleşir, çökersin.

      SERVET YAĞMALANIYOR, FARKINDA MISIN?

DEVAMINI OKU